Bölüm anahatları

  • İŞLETMELERIN ULUSLARARASILAŞMA SÜRECI TEORILERI

    İşletmelerin yabancı ülkelerin pazarlarına girerlerken hangi stratejinin seçileceğini

    açıklayan çeşitli teoriler geliştirilmiştir. İşletme yöneticileri, uluslararası pazarlara

    giriş stratejilerinden bazılarının neden diğerlerinden daha düşük maliyetli olduğu

    ve daha iyi olduğu konuları üzerinde durmuşlardır. 1970’lerde uluslararasılaşma

    yaklaşımında, lisanslama, franchising ve alt sözleşmeler tanımlanmış, 1980’lerde

    birleşme, satın alma ve ortak girişimler küreselleşmedeki yerlerini almışlardır.

    İşletmelerin uluslararasılaşma süreci ile ilgili çok sayıda açıklama bulunmakla

    birlikte, tam bir fi kir birliği yoktur. Yaklaşımlar genel olarak statik ve dinamik yaklaşımlar

    olarak iki gruba bölünmektedir.

    Statik yaklaşımlarda, çok uluslu işletmelerin nasıl ortaya çıktıkları açıklanırken

    dinamik yaklaşımlarda uluslararasılaşma, birbirini izleyen aşamalardan oluşan

    bir süreç olarak görülmektedir (Tablo 2). İşletmelerin uluslararası çevreyle bağları

    açıklanmaya ve tahmin edilmeye çalışılmıştır.Uluslararasılaşma Kavramı

    Welch ve Luostarinen (1988)’ın tanımına göre uluslararasılaşma; “Uluslararası

    faaliyetlere katılımı artırma sürecidir”. Başka bir ifadeyle, ülke sınırlarını

    aşan ekonomik faaliyetlerin yaygınlaşmasıdır. Uluslararası pazarlama literatüründe

    uluslararasılaşma aşamalı ve yenilikçi bir süreç olarak ele alınmakta,

    uluslararasılaşma sürecinin ilk aşamasının ihracat, son aşamasının ise, doğrudan

    yatırımlar olduğu kabul edilmektedir. Ulusal işletmeler önce uluslararası

    işletme, daha sonra çok uluslu işletme haline gelmektedirler. Uluslararasılaşma

    sürecine başlayan çok sayıda küçük ve orta büyüklükteki işletme, yetersiz

    kaynak ve uluslararası düzeyde gerekli özel yönetim modellerinin eksikliğinden

    dolayı bu süreci sonlandırmak zorunda kalmıştır. Geleneksel uluslararasılaşma görüşü ölçek ekonomisine ve büyük işletmelere dayalıdır. Küçük

    işletmelerin daha çok iç pazar odaklı çalıştıkları görülmektedir. Uluslararasılaşmada,

    bir işletmenin ana ülke dışındaki satış kazançları ya da faaliyetlerinin

    derecesi üzerinde durulmaktadır. Bir işletmenin ülke dışındaki satışlarının,

    toplam satışlarına oranı yüksek ise uluslararasılaşma derecesinin yüksek olduğu

    kabul edilebilmektedir. Diğer taraftan, işletmenin ülke dışındaki satışları

    dışında incelenmesi gereken bazı faktörler vardır. Bu faktörler; işletmenin fi -

    nans ve örgüt yapısı, ihracat bölümü, uluslararası becerilere sahip personeli,

    uluslararası bölümün olup olmaması, pazara sunduğu mal çeşidi, hedef pazar

    olarak seçtiği ülkeler, üst düzey yöneticilerin uluslararası pazarlamaya bakış

    açısı, dışa açılmada kullanılan stratejiler olarak sıralanabilir.30

    Uluslararasılaşma Teorilerinin Açıklanması

    Uluslararasılaşma teorileri, işletmelerin uluslararası faaliyetlere yönelme nedenlerini

    ve işletmelerin hangi stratejilerle uluslararası pazarlara girdiklerini açıklamaktadır.

    Uluslararasılaşma çeşitli aşamalardan oluşan bir süreç olmakla birlikte,

    her işletmenin bu süreçte aynı aşamalardan geçmesi beklenmemektedir. Her

    ülkedeki iş koşulları, her işletmenin organizasyon yapısı, politikası, fi nansman

    durumuna uygun olmayabilecektir.31 İşletmeler öncelikle kendilerine yakın buldukları,

    ana ülkeye benzer talep yapısı, gelir seviyesi olan ülke pazarlarını hedef

    pazar olarak seçmektedirler.32 Hedef pazarı belirledikten sonra kaynakların yöneltileceği

    pazar bölümü belirlenmektedir.33 Hangi pazar bölümüne girileceğine

    karar verildikten sonra, hangi strateji ile pazara girileceğine karar verilmektedir.

    İşletmeler, uluslararası pazarlara ihracat, sözleşmeli anlaşmalar ya da doğrudan

    yatırım stratejileri ile girmektedirler. 34 Giriş stratejileri birbirini takip eden bir sırada

    ve zaman içinde kazanılan deneyimle, aşamalı olabilmekte ya da işletme, yapısına

    göre bu stratejilerden sadece birini seçerek uluslararası pazara girebilmektedir. Uluslarasılaşma sürecinde yönetimin bilgili ve tecrübeli olması durumunda,

    aşamalardan bazıları atlanabilmektedir.35

    Hymer Teorisi (1960)

    Doğrudan yabancı sermaye yatırımını açıklayan ilk çalışma 1960 yılında yazılıp,

    1976 yılında basılan Stephen Hymer’ın doktora tezidir. İşletmelerin uluslararası

    üretim yapma nedenleri; yatırımları üzerindeki riskleri minimize ve getirileri ise

    maksimize etmektir. Çok uluslu işletmelerin varoluş nedenleri monopolistik güçleridir.

    36 Hymer’ın “fi rma teorisi”, üreticilerin pazar güçlerinin boyutlarını artırmalarını

    açıklar. Pazar gücü, fi rmaların tek başlarına ya da bir arada hareket ederek,

    pazara hakim olmaları ve yüksek kar elde etmeleridir. Çok uluslu işletmelerin

    rekabeti azaltmak, kendi sanayilerine giriş engellerini ve monopol güçlerini uzun

    dönemde artırmak için yabancı ülkelerde yatırım faaliyeti gösterdiklerine inanılmaktadır.

    Çok uluslu işletmeler, ana ülkedeki piyasanın durgunluğu sonucu, ülke

    dışına hareket etmektedirler. Hymer’ın amacı; mevcut çok uluslu işletmelerin faaliyetlerini

    değerlendirmekten çok, ulusal fi rmaların neden ülke dışına gittiklerini

    araştırmak olmuştur.

    Hymer kendi tezinde, bilginin maliyetsiz ve serbestçe elde edilebileceği varsayımına

    karşı çıkmıştır. Hymer’a göre, ev sahibi ülkedeki yerel fi rmalar, yabancı

    fi rmalara göre ekonomik koşullar hakkında daha bilgili ve daha üstün konumdadırlar.

    Uluslararası yatırımlara girişen işletmeler ise, risk ve belirsizlik

    ile karşı karşıyadırlar. Bu nedenle yabancı pazarlarda doğrudan yatırımda bulunacak

    çok uluslu işletmelerin, yabancı pazarlarda başarılı olabilmeleri için,

    evsahibi ülke işletmeleri karşısında bazı üstünlüklere sahip olmaları ve aksak

    rekabet koşullarının olması gerekmektedir. Bir işletmenin başka bir ülke pazarında

    yatırım yapması için yabancı işletme olması dolayısıyla ortaya çıkan

    dezavantajları ortadan kaldıracak bir takım işletmeye özgü avantajlara sahip

    olması gerekmektedir. Yerli işletmeler kendi piyasalarında dil, kültür, yasal

    koşullar gibi alanlarda daha avantajlı durumdadırlar. Çok uluslu işletmeler ise,

    sermaye, yönetim, teknoloji, patent, pazarlama, hammaddelere erişim, ölçek

    ekonomileri, pazarlık gücü, dağıtım deneyimi, gibi üstünlüklere sahiptirler. Bu

    monopolistik avantajlar ise piyasa aksaklıklarından kaynaklanmaktadır. Kindleberger

    yatırımcı işletmelerin sahip oldukları üstünlükleri aşağıdaki gibi sıralamaktadır.Yatırım yapılan ülkenin mal piyasalarında tam rekabet şartlarını aksatan

    her türlü faaliyetler, yatırımcı işletmelere monopolistik üstünlük kazandıracaktır.

    Bu faaliyetlere; bilgi üstünlüğü, dağıtım ağları, ölçek ekonomileri,

    ürün ve fi yat farklılaştırması, özel pazarlama ve reklâm yöntemleri örnek

    olarak gösterilebilir. İşletmelerin sahip oldukları bazı üstünlükler, pazarda

    güçlerinin olması, monopolistik üstünlüklerdir.

    - Yatırımcı işletmelerin patent haklarına sahip oldukları yeni teknolojileri, kolay

    sermaye temin edebilme olanakları, yöneticilerin bilgi ve yetenekleri

    gibi gelişmeler faktör piyasalarında tam rekabetten uzaklaşılmasına neden

    olmaktadır.

    - Yatay ve dikey bütünleşmeler yolu ile dışsal ekonomiler sağlanması.

    - Yabancı piyasalara girişte hükümet müdahelelerini en aza indiren ve işletmelerin

    elde ettikleri gelirlerin transferini kolaylaştıran ev sahibi ülkenin

    politikaları.

    Evsahibi ülke işletmeleri karşısında yukarıda sayılan üstünlüklere sahip olan yatırımcı

    işletmeler, bu üstünlüklerini doğrudan yatırımlar yoluyla değerlendireceklerdir.

    Yatırımcı işletmeler doğrudan yatırımları, teknik sırların korunması açısından

    lisans anlaşmalarına tercih etmektedirler.

    Hymer’ ın teorisine göre monopolistik üstünlüklerinden dolayı tam sahiplik en iyi

    alternatiftir. İşletmelerin uluslararası faaliyetlerinin pazar güçleri ve maliyet faktörlerine

    göre belirlendiği sonucuna varmıştır.37 Bu teori işletmelerin neden dışarıya

    yatırım yaptıklarını açıklamakla birlikte, A ülkesi yerine neden B ülkesine yatırım

    yapmayı tercih ettiklerini açıklamamaktadır. İşletmeler;

    1) Sahip oldukları özel varlıkların fi yatını belirlemede güçlük çektiklerinden,

    2) Lisans anlaşmalarının ortaya çıkaracağı tanımlama ve yönetim maliyetlerini

    ortadan kaldırmak için,

    3) Sahip oldukları gücü kaybetmemek için lisans anlaşması, ihracat yerine

    üretim tesisi açarak doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapmayı tercih

    etmektedirler. Böylece, yabancı ülkelerdeki işletmeleri kontrol edebileceklerdir.

    Hymer, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile portföy yatırımlarının farklılığını

    ortaya koyan ilk iktisatçıdır. Risk, belirsizlik, işlem maliyetleri durumlarında portföy

    yatırımı yerine doğrudan yabancı sermaye yatırımı tercih edilmelidir.İşlem Maliyeti Teorisi (Transaction Cost Theory- Williamson 1975,

    1985)

    İşlem maliyetleri, bir piyasa işlemiyle ortaya çıkan uygulama, izleme, araştırma

    ve aracılık maliyetlerinden oluşan iş ortaklığına ilişkin tüm maliyetlerdir. Bu yaklaşımda,

    işletme faaliyetlerini daha düşük maliyetlerle gerçekleştireceğini düşündüğü

    için, uluslararası pazarlara yönelir. Maliyetler; taşıma, hammadde, pazarlama

    maliyetleri gibi maliyetleri kapsamaktadır.

    Williamson’ a göre (1985) sınırlı rasyonellik, fırsatçılık, belirsizlik, ticaretin azlığı

    işlem maliyetlerini arttıran faktörlerdir.38 İşlem maliyetçileri, uluslararası giriş

    stratejilerinin maliyet yönünü dikkate almışlar ve giriş stratejilerinin işletmenin

    kazançları üzerindeki etkisi üzerinde durmamışlardır. Etkili yönetim yapılarından

    birisi, toplam üretim ve işlem maliyetlerinin minimum olduğu yapıdır. İktisatçılara

    göre, alıcı bulma ve alıcılarla iletişim kurma, farklı dillerde görüşme, ürünlerin

    transfer edilmesini ve ödemelerin yapılmasını izleme, farklı yasal ve kültürel sistemler

    içinde sözleşmeli anlamalar yapmanın maliyetleri işletmelerin uluslararası

    stratejilerini etkilemektedir. İşlem maliyetleri dikey entegrasyon ile azaltılabilir. Dikey

    entegrasyon ile çok uluslu işletme, üretimin birbirini izleyen her aşamasında

    kendisi faaliyet göstermektedir. Böylece bilgi teknolojisini korurken, koordinasyonu

    da artırmakta, üretimin her aşamasında elde edilen kâr işletmenin kendi

    bünyesinde kalmaktadır. Üretim maliyetleri, ürün imal etmede kullanılan işgücü,

    enerji, hammadde, parçalar, makina amortismanı, bakım onarım gibi doğrudan

    ve dolaylı maliyetleri içermektedir. İşlem maliyetleri ise tasarlama, izleme, uygulama

    kısaca sözleşme yapmak için ortak bulma ile ilgili sözleşmede ortaya

    çıkan maliyetlerdir. İşlem maliyetleri üç özellik ile tanımlanabilir. Buna göre optimal

    yönetim yapısı, belirli aktifl ere sahip olma, belirsizlik-karmaşıklık ve işlemin

    sürekli tekrarının yapılması özelliklerine göre belirlenebilir. Belirsizliğin artması,

    sözleşme yapılanlarla işlemi takip etmenin maliyetlerini artırmaktadır. Bu nedenle

    işletmeler belirli aktifl ere sahipse, belirsizlik yüksekse ve işlemin sürekli tekrarı

    yapılıyorsa kendi kuruluşlarına sahip olmayı isterler. Fırsatçı davranışların

    karşısında güvenilir yönetim yapısı olarak işletmenin kendi kuruluşuna sahip olması

    önerilebilir. Çalışanların fırsatçı yaklaşımları, hiyerarşi, otorite ve kurallarla

    engellenebilir. İşletmenin gerekli aktifl eri elde etmesi maliyetli olduğunda ve ara

    girdilere sahip olunmadığında etkili yönetim yapısı, ortak girişim olacaktır. İşlem

    maliyeti teorisine göre, ülke riski ve iş çevresinin belirsizliği, hedef ülkede yan

    kuruluş açarak faaliyette bulunmak isteyen çok uluslu işletmelerin bilgi gereksinimini

    ve yönetim maliyetlerini artırabilir. İşlem maliyetlerini ve riski minimize etmek

    için çok uluslu işletmelerin bu nedenle yerel işletmelerle ortak girişim oluştur.maları gerekmektedir. Yabancı işletmeler hedef ülke pazarlarında yayılma, yerel

    işgücünü yönetme, yerel kaynakları ve ara ürünleri organize etme konularında

    uzmandırlar. Hedef ülkede yatırım yapmak istediklerinde hedef ülkedeki yerel ortaklarla

    işbirliği yapmaları gereklidir.39 Örneğin, Çin’de bulunan çok sayıda ortak

    girişim, yerel işletmelerin kontrolünde olan kaynaklara ulaşmak amacıyla oluşturulmuştur.

    İşlem maliyeti teorisi, işletmelerin ortak girişim stratejisiyle mi yoksa

    tamamen kendilerine ait yan kuruluş açarak mı uluslararası pazara gireceklerini

    açıklamaktadır. Yatırım yapan işletmenin kaynaklarını tamamlama ihtiyacı varsa,

    bu kaynakları pazarda satın alması çok maliyetli olacaksa yan kuruluş açmak

    yerine ortak girişim stratejisini tercih etmektedirler.

    İçselleştirme Teorisi (Buckley ve Casson 1976; Rugman 1981)

    Bu teori, işlem maliyeti teorisine dayanmaktadır. Çok uluslu işletmelerin var oluş

    nedenlerinin uluslararası pazarlarda aksak rekabete ve eksik bilgiye dayandığını

    açıklayan geniş kabul görmüş teorilerden birisidir.40 Ülke dışındaki piyasaların

    risk içermesi (gecikme, hükümet düzenlemeleri, belirsizlik gibi) nedeniyle işletmeler

    doğrudan yabancı yatırım yaparak içselleştirmeye yönelirler. Yönetim, organizasyon,

    ar-ge, pazarlama, reklam, fi nansman gibi faaliyet alanları arasında

    koordinasyon ve işbirliğini sağlamak amacıyla, bu faaliyet alanlarını içeren piyasaları,

    dikey bütünleşmeye giderek işletme sistemi içinde toplarlar. İçselleştirme,

    işletmeye özgü avantajları başka işletmelere lisanslama, ortak girişim ile vermek

    yerine doğrudan yabancı sermaye yatırımı yaparak kendi organizasyonu içinde

    kullanmaktır. İşletmeler monopolcü güçlerini ellerinde tutmak isterler. Patent ve

    know-how’un fi yatlandırılması zor olduğu için ve kaynakları uzun vadede kontrol

    edebilmek için, teknoloji, ar-ge sonucu oluşan know-how, marka gibi maddi olmayan

    varlıklarını kendilerine bağlı şube açarak transfer etmek istemektedirler.

    İçselleşme teorisine göre, çok uluslu işletmeler, lisanslama yerine doğrudan yatırımı

    tercih etmektedirler. Bunun nedenleri olarak bilgiyi kaybetmenin maliyetli

    olması, fırsatçılığın olması ve çok uluslu işletmelerin belirli aktifl ere sahip olmaları

    verilebilir. Teknolojik bilgi ve pazarlama bilgisi iç pazarda korunabilir. Lisanslama

    stratejisi kullanıldığında ise, işletmenin teknolojisini ve know-how’unu kaybetme

    riski vardır. Doğrudan yabancı yatırım yapmak isteyen işletme için ilk adım ihracat

    yapmak olabilir. Diğer işletmelere göre üstünlüğe sahip olan işletmeler doğrudan

    yatırım yaparak yayılmaya çalışmaktadırlar.Teori kısaca iki varsayıma dayanmaktadır.

    1) Firmalar her faaliyetlerini başarıyla sürdürecekleri en düşük maliyetli yeri

    seçerler.

    2) Firmalar faydalarının, maliyetlerinden daha önemli olduğu piyasalarda büyürler.

    İçselleşme teorisine göre çok uluslu girişimciler, kazançlarını maksimize

    edebilecekleri kendi yan kuruluşlarını açabiliyorlarsa, ortak girişim

    oluşturmaktan kaçınırlar. Ortak girişimler ve diğer işbirliği türleri çok uluslu

    girişimciler için tehlike oluşturmakta, çok uluslu işletmelerin belirli üstünlüklerini

    olumsuz etkilemektedir. İşbirliğinin faydaları, stratejik risk ve işlem

    maliyetlerini hiç bir zaman önleyememektedir. Buckley, Davis ve Rugman’ın

    görüşlerine göre ortak girişim ve lisanslama gibi işbirliğinin farklı türlerinin

    artması, çok uluslu işletmelerin belirli üstünlüklere sahip olmadıklarında

    riski dağıtmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. İçselleşme teorisi ortak

    girişim oluşturulmasının nedenini açıklayamamaktadır. Bununla birlikte,

    Beamish ve Banks, uzun süreli başarı elde etmek için birbirine karşılıklı

    güven ve taahhüdün yerine getirilmesi çabası olduğunda, belirsizlikle ilgili

    problemlerin ve fırsatların olduğu durumlarda ortak girişim oluşturulabilceğini

    ileri sürmüşlerdir.42 Özelikle, Kuzey Amerikan işletmeleri özsermaye

    ortaklığına girmekte daha isteksizdirler. Belirli üstünlükleri olan çok uluslu

    işletmeler kendi yan kuruluşlarını açmayı tercih etmekte ve bilgiyi başkalarıyla

    paylaşmayı istememektedirler. 43

    Eklektik Teori (John H. Dunning 1981, 1988) (OLI Paradigması)

    Bu teori çok farklı teorileri bir araya getirerek (ownership, location ve internationalization

    teorileri) doğrudan yabancı sermaye yaklaşımını açıklamaya çalıştığından

    dolayı “Eklektik” adı verilmektedir. Teori, ülke dışına giden fi rmaların dokunulmaz

    ve teknoloji, marka adı gibi transfer edilebilen belirli avantajları üzerine

    odaklanmakta ve Hymer teorisi ile içselleştirme yaklaşımlarına dayanmaktadır.

    Yabancı bir ülkede faaliyet gösteren işletmeler, yerel rakipleri karşısında yerel

    pazar koşullarını az bilme, yasal, kurumsal, kültürel, dil farklılıkları, uzak bir ülkede

    faaliyet gösterme ve iletişim maliyetleri ile karşı karşıyadırlar. Sonuçta yabancı

    bir işletme, diğer bir ülkede başarılı olacak ise bazı özel avantajlara sahip

    olmalıdır ve yüksek kazançlar elde etmelidir. Teori; işletmelerin mülkiyet, yer ve

    içselleştirme avantajlarının bileşimiyle ülke dışında üretim tesisi kurma kararını

    açıklamaktadır. Bu üç avantaja OLI avantajları adı verilmektedir.İşletmelerin mülkiyet avantajı: İşletmelerin mülkiyet ya da sahiplik avantajı, yabancı

    ülkelerde diğer yerel işletmelerle rekabet edebilmek için sahip olduğu maddi

    ve maddi olmayan avantajlarıdır. Bunlar; doğal kaynaklar, ürün yenilikleri, patent

    hakları, ticari marka adı, teknoloji, organizasyon ve pazarlama, dağıtım sistemi,

    tecrübeli satış gücü, reklam yetenekleri, pazarlama araştırması, iş organizasyonu,

    fi nansman, benzersiz kaynaklardan doğan monopol avantajıdır.

    Yer avantajı: Yatırımın hangi ülkede yapılacağını belirleyen avantajlardır. Yatırımın

    yapılacağı ülkedeki üretim şeklinin üstünlüğü, ev sahibi ülkenin bir bölgesel

    entegrasyona üye olması, pazar büyüklüğü, yatırım teşviki, girdi fi yatları, ucuz

    işgücü, taşıma, iletişim maliyetleri, altyapı, müşteriye yakınlık, vergi, ticaret uygulamaları

    gibi etkenlerden doğan bölgesel avantajlardır. Yabancı ülkedeki yer, işletmenin

    kendi ülkesindeki yerden daha avantajlı olmak veya daha fazla çekici olmak

    durumundadır.44 Örneğin Caterpillar, düşük gücü maliyetleri ve Amerika’daki

    fabrikalardan ihraç edilen mallarda yüksek tarifelerden kaçmak için buldozerleri

    Brezilya’da üretmektedir. Ülkenin belirli avantajları ekonomik, politik ve sosyal

    (kültürel) olmak üzere üç sınıfta toplanabilir.

    1) Ekonomik avantajları: Üretim faktörlerinin miktarı ve niteliği, taşımacılık,

    iletişim maliyetleri ve pazar büyüklüğünden oluşmaktadır.

    2) Politik avantajlar: Doğrudan yabancı yatırımları, işletmeler arası ticareti ve

    uluslararası üretimi etkileyen belirli hükümet politikalarını kapsamaktadır.

    3) Kültürel veya sosyal avantajlar: Yatırımcı ve ev sahibi ülke arasındaki dil,

    kültür, yabancılara davranış şekli gibi ilişkileri kapsamaktadır.

    İçselleştirme: İşletmeler yeni faaliyetlerini dikey bütünleşmeyle bir araya getirirler.

    İşletmelerin ar-ge, teknoloji sonucu oluşan bilgi, marka gibi maddi olmayan kaynaklarını

    lisans anlaşması, ortak girişim gibi yollarla başka işletmelere vermek

    yerine kendilerine bağlı şube kurarak kendi organizasyonları içinde içselleştirerek

    kullanmalarıdır. Bunun nedenleri; uyuşmazlık olduğunda lisans alanın taklit

    etmesini önlemek, araştırma ve görüşme maliyetlerinden, belirsizlikten, kaliteyi

    korumaya çalışmaktan kaçınmaktır (Tablo 3).45

    Şartlar sürekli değiştiğinden bir bölge için önemli olan faktörler zaman içinde değişebilir.

    Örneğin, ucuz işgücü önemli bir bölgesel avantaj iken günümüzde teknolojik

    yeniliklerle birlikte nitelikli işgücü önem kazanmıştır. Uzak olduğu için tercih

    edilmeyen birçok bölge, iletişim teknolojisinin gelişmesi ile birlikte günümüzde

    tercih edilir duruma gelmiştir.Kaynak Temelli Yaklaşım (Resource-Based Theory)

    Kaynak temelli yaklaşım, 1930’larda ortaya çıkmıştır ancak, yakın zamanda

    önem kazanmıştır. İşletmelerin başarı ve başarısızlıklarının nedenleri, belirli kaynakların

    farklı yapısı, benzersizliği üzerinde durularak açıklanmaya çalışılmıştır.

    İşletmelerin maddi ve maddi olmayan kaynakları vardır. Maddi kaynaklara örnek

    olarak arazi, makinalar, üretim faaliyetleri; maddi olmayan kaynaklara ise örnek

    olarak teknolojik know-how, yönetim bilgisi, fi nansal bilgi, organizasyonun iş yöntemleri,

    marka adı verilebilir.

    Artan rekabet çevresi içinde işletmenin başarısı için gereken, rekabetçi üstünlüğü

    nasıl sürdürebileceğini tanımlayabilmesidir. Porter’a göre (1999) rekabet üstünlüğü,

    sanayide yapılan yatırımlarda tutarlı bir şekilde ortalamanın üstünde kazanç

    elde edebilme yeteneğidir. Barney’e göre bir işletme mevcut ya da potansiyel

    rakiplerinin benzer olarak uygulamadıkları değer yaratan bir stratejiyi uygularsarekabetçi üstünlüğe sahiptir. Benzersiz kaynaklar ve yapabilirliklere, literatürde

    “esas yetenekler”, “görünmeyen aktifl er”, “şirket kültürü”, “esas yapabilirlikler” gibi

    çeşitli isimler verilmektedir. Kaynaklar; değerli, nadir, taklit edilemeyen ve ikame

    edilemeyen özelliklere sahiptir.46 Değerli olması işletmenin fırsatlardan yararlanabilmesi

    ve çevresindeki olumsuzlukları etkisiz kılmasına, işletmenin etkinlik ve etkililiğini

    artırabileceği stratejiyi uygulamasına imkan vermesidir. Nadir olması ise

    diğer işletmeler tarafından kullanılmaması anlamına gelmektedir. Barney (1991)

    kaynakları fi nansal kaynaklar, fi ziksel kaynaklar, insan kaynakları ve organizasyon

    kaynakları olmak üzere dört kategoride sınıfl andırmaktadır. Finansal kaynaklar;

    yabancı sermaye ve öz sermaye ile dağıtılmayan karları, fi ziksel kaynaklar;

    işletme tarafından kullanılan teknoloji, fabrikalar, teçhizat, hammaddeyi, insan

    kaynakları; tecrübe, bilgi, risk alma eğilimi, bilgelik, zeka gibi özellikleri içerir. İşletme

    kaynakları maddi (fi ziksel, fi nansal) ve maddi olmayan kaynaklar (teknoloji,

    ün, kültür) ve beşeri kaynaklar (özel yetenekler ve bilgi, iletişim yetenekleri, motivasyon)

    şeklinde de sınıfl andırılabilir.47 Teori, işletmelerin benzersiz, değerli ve

    taklit edilemeyen kaynaklarının (yenilik kapasitesi, ar-ge yeteneği, patentler gibi)

    uluslararası pazarlara büyük karlılıklarla transferi ile ilgilidir. Bu benzersiz kaynaklar,

    kolaylıkla kopya edilemez ve yalnızca ülke dışında bağlı şubelere transfer

    edilebilir.48 Bu teoriye göre işletmelerin çok uluslu hale gelmesi için aynı zamanda

    aşağıdaki koşullar uygulanmaktadır;

    1) İşletmelerin benzersiz ve değerli üretim kaynaklarında kapasite fazlasının olması,

    2) Bu kaynaklar için piyasanın aksak rekabet piyasası olması,

    3) Hükümet kısıtlamaları, düşük faktör maliyetleri, taşıma maliyetleri ve ürünlerin

    kolay bozulabilirliğinden dolayı ana ülkeden dışarıya ihracatın doğrudan

    yatırıma göre daha az verimli olması,

    4) Benzersiz ve değerli kaynaklara sahip olmanın ev sahibi (yatırım yapılan)

    ülkede fi rmaya belirli bir üstünlük vermesi,

    5) İşletmelerin yönetsel hizmetlerinde kapasite fazlasının olması ve böylece

    yabancı kuruluşunu yönetebilmesi,

    6) Yabancı ülkeden elde edilecek kazançların, iç pazardan elde edilebilecek

    kazançlardan daha fazla olması,

    7) Fazladan bir şubeyi yönetmenin bürokratik maliyetlerinin potansiyel kazançlara

    engel olmamaması gereklidir.Yabancı Pazara Giriş Stratejisi Tercihinde Eklektik Teori

    Hill, Hwang ve Kim (1990) literatürde varolan teorilerin üzerine, bu teoriyi geliştirmişlerdir.

    Araştırmacılara göre, yabancı pazarlara girebilmek için üç özellik önemlidir.

    Bunlar; işletmenin kontrol seviyesi, kaynak taahhüdü ve risk yayma isteğidir.

    Kontrol seviyesi, faaliyetler ve stratejik kararlar üzerindeki özerklik miktarıyla ilgidir.

    Belirli giriş stratejileri, ana işletmeye daha fazla kontrol imkanı vermektedir.

    Örneğin, işletme yan kuruluş açtığında, lisans anlaşması ve ortak girişime göre

    kararlar üzerinde daha fazla kontrole sahiptir. Hill, Hwang ve Kim’e göre giriş

    stratejisi kararını etkileyen değişkenler: stratejik, çevreyle ilgili ve işlemle ilgili belirli

    değişkenlerdir. Stratejik değişkenler; strateji türü ve küresel sanayi içinde yoğunlaşma

    isteği giriş stratejisi kararını etkilemektedir, Çevreyle ilgili değişkenler;

    ana ülke riski, hedef ülkenin ana ülkeye benzer olması, talep koşulları ve yerel

    rekabetdir. Bu değişkenler işletmenin kaynak taahhüdü ile yakından ilişkilidir. İşlemle

    ilgili belirli değişkenler ise işletmenin sahip olduğu know-how’un değeri,

    risk yayma ve kontrol seviyesine verilen önem derecesi uluslararası pazara giriş

    stratejisini etkilemektedir. Çok uluslu girişimciler için optimal karar, tüm faktörleri

    göz önünde bulundurarak uzun dönemde işletmenin değerini maksimum

    yapacak giriş stratejisini seçmektir. Küresel stratejinin izlendiği, küresel stratejik

    koordinasyonun gerektiği, çok uluslu girişimcilerin özel know-how’a sahip oldukları

    durumlarda yan kuruluş açma stratejisi tercih edilmektedir. Hedef ülkede risk

    yüksekse, hedef ülke ana ülkeden uzaksa, talep belirsizse ve rekabet istikrarsız

    ise ortak girişim giriş stratejisi tercih edilmektedir.

    Ürün Yaşam Eğrisi Teorisi (Vernon 1966)

    Yeni bir ürünün önce gelişmiş ülkede piyasaya çıkacağı, sonra ihraç edileceği,

    olgunlaştığı zaman başka bir ülkede üretileceği, en son aşamada ise, üretimin az

    gelişmiş ülkeye kayacağı ve ilk üreten ülkenin ithalatçı konuma geleceği üzerinde

    durulmaktadır. Vernon’un 1966 yılında yazdığı “International Investment and International

    Trade in the Product Cycle” makalesi ile önem kazanmıştır. Vernon’a

    göre uluslararası ürün yaşamı yeni ürün, olgun ürün ve standardize ürün olmak

    üzere üç aşamayı içermektedir.

    Yeni Ürün Aşaması: Ürün başlangıçta araştırma ve geliştirmenin yapıldığı Japonya,

    Almanya, Amerika gibi gelişmiş bir ülkede üretilmektedir. İleri teknolojinin, kişi

    başı gelirin, alım gücünün yüksek olduğu pazarlarda yer alan monopol güce sahip

    öncü işletme, yüksek gelir grubundaki tüketicilere yönelik olarak yerel pazar için

    ürün üretmektedir. Pazarlama yöneticileri, yeni ürünün müşterilerin beklentilerini

    karşılayıp karşılamadığını takip etmektedir. Pazardan hızla geribildirim sağlanması

    önemlidir. Kullandığı teknolojinin diğer işletmeler tarafından bilinmemesi ve

    yeni ürüne karşı yüksek gelir gruplarında talebin fi yat esnekliğinin az olmasından dolayı işletme monopol güce sahiptir. İşletmenin üretim maliyeti yüksektir. Pazar

    büyüklüğü belirsiz olduğundan, işletmede genellikle üretim kapasitesine yapılan

    yatırım minimize edilmeye çalışılmaktadır. Bütün yeni teknoloji sonucu ortaya çıkan

    yeni ürünler, rekabet, talep, bilim adamları, mühendisler, yüksek gelir grupları

    gibi faktörler nedeniyle öncelikle sanayileşmiş ülkelerde üretilmektedir. Kısaca

    başlangıçta üretim yenilikçi olan bir ülkede, ana ülke pazarı için yapılmaktadır.

    Ürünler ülke içinde satılmaya çalışılır ve ihracat satışları sınırlıdır. Kişisel bilgisayar,

    fotokopi makinası örnek verilebilir. Apple bilgisayar 1976 yılında bir garajda

    kurulmuştur, ilk büyük siparişler kişisel bilgisayarlar içindir. Apple gerekli araştırmaları

    yapmış, Hewlett Packard, Intel gibi önemli elektronik fi rmaları ve Silikon

    vadisindeki elektrik mühendisleri tasarımcıları ile çalışmış ve sonuçta satışları

    hızla artmıştır.49 Bir Amerikan işletmesi ya da Fransız işletmesi öncelikle kendi

    ülke pazarlarındaki istek ve ihtiyaçları dikkate almaktadır. Ürün yaşam eğrisi teorisinde

    doğrudan yabancı sermaye yatırımı bir ürünün yaşam eğrisinde aşamalı

    olarak izleyen basamaklar olarak ele alınmıştır.

    Olgunlaşmış ürün aşaması: İkinci aşamada ürün tanınır hale geldiğinden talep artmaktadır.

    Teknoloji geliştiğinden üretim maliyetleri düşmektedir. Ürüne talep arttığı

    ve rekabet yoğunlaştığı için gelişmekte olan ülkede üretim tesisi kurulur. Ürünü ilk

    üreten, çok uluslu işletme haline gelir. Yenilikçi işletme kapasitesini büyütmek için

    yeni fabrikalar kurarak ülke içi ve ülke dışındaki talebi karşılar. Teknolojinin diğer

    yerel üreticiler tarafından öğrenilmesi ile diğer işletmeler de benzer ürünler üretmeye

    başlar, öncü işletme monopol gücünü kaybetmeye başlar ve rekabet artmaktadır.

    Ürünü ilk üreten işletme, önce gelişmiş sonra gelişmekte olan ülkelere ihracat

    yapar. İşletme gerekli değişiklikler ve düzeltmeleri yaptıktan sonra ürünleri, ana

    ülkeye benzer talep yapısı, gelir seviyesi, tercihi olan pazarlara ihraç eder.50 Apple

    ikinci olarak 1977’de montaj versiyonunu tanıtmış, California ve Texas’da üretim

    yapılarak Amerika ve Hollanda’daki depolara dağıtım yapılmıştır.

    Standardize Ürün Aşaması: Ürün için pazar istikrarlı hale gelmiştir. Üçüncü ve

    son aşamada üretim süreci standart hale gelmekte ve düşük maliyetli az gelişmiş

    ülkelere üretim kaydırılmaktadır. Sonuçta ürün, yenilikçi işletmenin ülkesine ithal

    edilmeye başlanmaktadır. Amerika’da milyonlarca kişisel bilgisayar yabancı işletmeler

    tarafından sözleşmeli üretim ile üretilmektedir. Teori, teknolojiye dayalı, gelişmiş

    ülkeler arasındaki doğrudan yabancı yatırımları açıklamakta yetersiz kalmakta,

    gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki DYSY’nı açıklamaktadır.