Bölüm anahatları

  • İslâm Hukukuna göre dünyadaki insanlar iki kısımdır. Bunlar:

    1- Müslümanlar

    2- Gayrimüslimler

    Gayrimüslimler de ayrıca kendi aralarında iki gruba ayrılmıştır.

    a-Müşrikler (Putperestler)

    b-Ehl-i Kitaplar

    Ehl-i Kitaplara aynı zamanda Kitabî, Eğer İslâm egemenliğinde yaşıyorsa Ehl-i Zimmet veya Zimmî de denmiştir. İslâm Hukuku, imamların farklı gröüşleri olmakla birlikte, dört din mensubuhu genellikle Ehl-i Kitap saymıştır. Bunlar Hıristiyanlar, Musevîler, Mecusîler ve Sabiîler’dir. Yine İslâm Hukuku hükümlerine göre Ehl-i Kitap olanlar bir Müslüman ülkede yaşarlarsa varlıkları ve güvenlikleri İslâm devletinin sorumluluğu altında olacağından bunlara Ehl-i Zimmet veya kısaca Zimmî denir. İşte Osmanlı topraklarında yaşayan Gayrimüslimler bu statü içinde bulunanlardır. Bu dört grup din mensubundan Mecusîler hiç olmamış, Sabiîler ise yok denecek kadar az bulunmuştur. Geri kalan iki gruptan sayıca en kalabalık olanları Hıristiyanlardır. Musevîlersayıca Hıristiyanlardan az olmakla birlikte, ekonomik bakımdan ülke içindeki etkileri oldukça büyüktür.

    Osmanlı İmparatorluğunda yaşamış olan Gayrimüslimler için din-mezhep ve etnik durum bakımından şöyle bir tasnif yapılabilir:

    I-Din ve mezhep bakımından

       A-Hıristiyanlar

           1-Katolikler

              a-Lâtinler (âyin ve ibadetlerini Lâtince yapan gruplar)

              b-Katolik Ermeniler

              c-Katolik Gürcüler

              ç-Katolik Süryaniler

              d-Kildaniler

              e-Maruniler

              f-Kıptîler

              g-Katolik Rumlar


            2-Katolik Olmayanlar

                a-Ortodokslar (Pavlakî, Thondrakî, Selikian ve Bogomiller dahil)

                b-Gregoryenler

                c-Yakubî-Süryaniler

                ç-Yakubî-Süryaniler

                d-Melkitler

                e-Mandeîler

             3-Musevîler

                1-Rabbaniler

                2-Karaîler

                3-Samirîler

             C-Sabiîler

    II-Etnik Bakımdan

    A-Rumlar                     

    B-Yunanlılar                

    C-Bulgarlar                  

    Ç-Sırplar,                     

        Hırvatlar,                 

        Karadağlılar,            

        Bosnalılar                 

    D-Arnavutlar               

    E-Romenler                 

    F-Türkler (Gagauzlar)  

    G-Macarlar                              

    H-Polonyalılar

    İ-Çingeneler

    J-Ermeniler

    K-Gürcüler

    L-Süryaniler

    M-Kildaniler

    N-Araplar (Marunî, Melkit vd.)

    O-Yahudiler

    Ö-Kıptiler

    P-Habeşler

    Roma imparatorluğu ikiye ayrıldıktan sonra doğuda kalan parçasına (Doğu Roma İmparatorluğu) XVI. Yüzyıldan itibaren Avrupalılar “Bizans” adını verdiler. Ancak yüzyıllar boyunca, “Romalı” anlamına gelen “Rum” kelimesi gerek Türkçe’de, gerekse değişik biçimlerde diğer dillerde Bizans’ı, özellikle Anadolu’yu ifade etmek için kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında “Rum” deyimi daha yaygın hale gelmiş, bununla doğrudan doğruya Anadolu kastedilmiştir. Hatta Anadolu Selçuklu Devletini birçok kaynaklar “Rum Selçukluları” şeklinde adlandırmışlardı. “Rum” terimi Osmanlı İmparatorluğu döneminde de kullanılmış, fakat bir taraftan “Rum-ili” şeklinde Balkanlarda gittikçe genişleyen bir sahaya ad olurken, diğer taraftan Anadolu’da ifade ettiği alan, Selçuklu dönemine göre çok daralmıştır.

    Roma İmparatorluğu zamanında Latin kültürü Anadolu’da pek etkili olmamıştır. Çünkü genellikle yönetici sınıfı ve bir miktar da askerî sınıfı Romalılar teşkil etmiş, geniş ölçüde Latin halk toplulukları Anadolu’ya gelip yerleşmemiştir. Bu nedenle Latin kültürü Anadolu’nun yerli kültürü içinde zamanla erimiştir. İşte Rumları ne Romalılar ne Grekler, ne de diğer milletler içerisinde saymayıp ayrı bir topluluk olarak göstermemiz bu nedenledir.

    Anadolu’nun fethiyle birlikte Türklerle Rumlar birlikte yaşamaya başlamışlar ve zamanla Rum nüfus azalırken Türk nüfus çoğalmıştır. Rum nüfusunun azalması doğudan batıya doğru olmuştur. Rumlar daha çok, Ege kıyıları, İstanbul ve Trakya’da toplanmışlardır. Bir kısım ise Yunanistan ve Mora’ya göçmüş ve Yunanlaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Yunanistan’a göç devam ettiğinden Anadolu’daki Rum nüfus sürekli olarak azalmıştır. O kadar ki belli birkaç bölge dışında, Anadolu’da Rum nüfus hemen hemen yok denecek duruma gelmiştir.

     

     (Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)