Bölüm anahatları

  • Kuruluş dönemi Osmanlı ordusu başlangıçta, sınırlarda toplanan aşiret kuvvetleri ile cihad amacıyla yine buralara gelmiş gazilerden oluşuyordu. Kuşkusuz bunlar, sürekli ve örgütlü bir ordu değildi. Ancak, İslâm dininin verdiği heyecan ve uc bölgelerinin sosyo-ekonomik yapısından kaynaklanan savaşkan bir topluluktu. Hepsi atlı olup hafif silahlarla savaşırlardı.

    Osmanlı Beyliği yavaş yavaş genişlemeye başlayıp büyük kent ve kaleleri ele geçirdiği zaman, buraları koruyacak ve merkezi otoriteyi sağlayacak sürekli bir yaya ordusuna ihtiyaç duydu. Böylece bu atlı kuvvetlerin dışında Yaya ve Müsellem denilen teşkilat kuruldu. Aşiret kuvvetleri ve köylülerden toplanan bu kuvvete paralel olarak kent halkı arasından toplanan bir de Azap  askeri vardı.

    Yaya teşkilatının esasını ocaklar oluştururdu. Ocaktaki er sayısı değişkendi. Ocak grubunun içinden birisi baş seçilir ve buna Yayabaşı veya Başyaya denirdi. Bu yayalar bir takım vergiler vermekle yükümlüydü. Ancak yaya, at besler ve atlı olarak savaşa giderse bu vergilerden muaf ve müsellem tutulurdu. Onun için bunlara Müsellem denmiştir. Teşkilat olarak yayaların aynı idiler.

    Yaya ve Müsellemler, Kapıkulu teşkilatı kurulduktan sonra geri hizmete alınmamışlar, daha uzun süre savaşçı sınıf olarak görev yapmışlardır.

    Balkanlarda fetihler çoğalıp, sınırlar genişleyince Devletin askere olan ihtiyacı da o ölçüde arttı ve yeni yeni kaynaklar arandı. Bu arada, savaşlarda esir düşenlerin gençlerinden beşte biri devlet hesabına alındı ve bunlara kısa bir süre eğitim ve öğretim yaptırılarak yeni bir ocak oluşturuldu ki bu, Yeniçeri Ocağının başlangıcıdır. Bu tarihlerde henüz Devşirme söz konusu değildir ve tutsakların beşte biri alınarak oluşturulan bu sisteme pencik denmektedir.

    Acemi ocağı ile Yeniçeri ocağının başlangıcı I.Murat dönemine kadar çıkarılabilmektedir ve Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek üzere ilk Acemi ocağı Gelibolu’da kurulmuştur. İlk dönemlerde tutsaklar doğrudan doğruya bu ocağa alınarak bir kaç akçe gündelik ile Gelibolu, Çardak ve Lâpseki arasında işleyen ulaşım araçlarında hizmet görmüşler ve sonra Yeniçeri ocağına alınmışlardır. Tutsaklar fırsat buldukça kaçtıkları için bu yöntem bırakılmış ve savaşlarda tutsak olan Zimmilerin küçük yaşta olanlarının beşte biri alınmaya ve Anadolu'da Türk köylülerinin yanında Türk-İslâm eğitimi verildikten sonra Acemi ocağına kaydolunmaya başlanmıştır. Devletin fazla tutsağa ihtiyacı olmadığı zamanlar, tutsak bedelinin karşılığı olarak para alınmıştır.

    Zamanla, Pencik yöntemiyle toplanan askerler de ihtiyacı karşılamayınca, devlet yeni yollar ve kaynaklar aramaya başlamıştır. Özellikle Ankara Savaşından sonra, Osmanlı fetihlerinin yaklaşık elli yıl duraklamış olması, Pencik oğlanlarının sayısında büyük ölçüde azalmaya yol açmıştır. Asker yetiştirmek için yeni kaynaklar aranmasında en önemli etken bu olmalıdır.

    Böylece devletin, sınırları içinde bulunan Gayrimüslim çocuklarından Acemi oğlanı toplamak üzere uygulamaya girişmesi ile Devşirme yöntemi ortaya çıkmıştır. Devşirme’nin uygulamaya konulmasıyla Pencik yöntemi kalkmamış, ancak bir tür vergi olarak devam etmiştir.

    Devşirme yöntemi ancak XVI. Yüzyıl sonlarına kadar bozulmadan devam edebilmiş, bu tarihten itibaren kuloğlu veya ağaçırağı adı altında bir takım kimseler ocağa alınmak suretiyle sistem yavaş yavaş bozulmuştur. IV. Murat döneminde yapılan ıslahat arasında Devşirme sorunu da ele alınmış fakat yapılan düzenlemeler geçici olmuştur. Bu kez ocağa yalnız kuloğulları ve ağa çırakları değil ferzend-i bevvab ve ferzend-i çaşnigir adlarıyla kapıcı ve sofracıların çocukları da alınmaya başlamıştır. Giderek çok kısa bir sürede Devşirme yasası bütünüyle bırakılıp Hıristiyan çocukları yerine Müslüman çocukları devşirilmeye başlanmıştır. Demek oluyor ki Devşirme yoluyla Hıristiyan çocuklarının toplanması XV. yüzyıl ortalarından XVI. yüzyıl sonlarına kadar ancak yaklaşık 150 yıl sürebilmiştir.

    Osmanlı İmparatorluğu tarihi içinde kısa sayılabilecek bir süre içinde uygulanan bu işlemde dikkat edilmesi gereken bir husus da Devşirmenin her yıl yapılıp yapılmadığı, devşirilen çocukların sayısı, Devşirme toplanan bölgeler ve Devşirme çocuklarının hangi Gayrimüslim topluluklardan toplandığıdır.

    İslâm Hukukunda bu konuyla doğrudan ilgili açık ve kesin hükümler bulunmaması nedeniyle bizim de kesin bir sonuca varmamız söz konusu değildir. Fıkha uygun olup olmadığı konusunda hukukî yönden kuşkuda bulunduğumuz Devşirme yönteminin, Osmanlı İmparatorluğu içinde doğal bir davranış ve uygulama olduğunu daha açık bir biçimde söyleyebiliriz. Devşirme, İmparatorluğun ihtiyaçlarından doğan ve örf hukukuna dayanan bir uygulamadır. Bu uygulamanın Anadolu ve Balkanlardaki Türkleşme ve İslamlaşmaya etkisi çok sınırlı olmuştur. Devşirme;

    1-Zaman olarak sınırlıdır.

    2-Bölge olarak sınırlıdır.

    3-Etnik yapı olarak sınırlıdır.

    4-Din bakımından sınırlıdır.

    5-Her yıl toplanmaması bakımından sınırlıdır.

    6-Her seferinde toplanan Devşirme sayısı bakımından sınırlıdır.

    7-Toplanan çocukların yaş durumları bakımından sınırlıdır.

    8-Fizik yapıları bakımından sınırlıdır.

    9-Sosyal durumları bakımından sınırlıdır.

    10-Kültürel durumları bakımından sınırlıdır.

    11-Ailenin çocuk sayısı bakımından sınırlıdır.

     

     

     (Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)