Bölüm anahatları

  • Osmanlı İmparatorluğu, Müslüman olmayan halk için din ve mezhep farkı gözetmeden geniş bir eşitlik tanımıştır. Özellikle sosyal haklar açısından tam bir eşitliğin varlığı kabul edilebilir. Mesela şu veya bu dine veya mezhebe mensup olduğu için hiçbir Gayrimüslimin seyahat ve yerleşmeyle ilgili özgürlükleri sınırlı değildir.

    Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Müslüman olmayan halk seyahat veya yerleşme etmek bakımından, bir iki önemsiz durum dışında, hemen hemen Müslüman halka yakın durumdadırlar. Ancak Müslümanlar için kutsal sayılan Mekke ve Medine gibi şehirlerde cami, mescit ve ziyaret -yatır- gibi yerlere Gayrimüslimlerin girmesi yasaklanmıştır. İslâm hukukunda da özellikle belirtilen bu noktayı Osmanlı İmparatorluğu da aynen uygulamıştır. Buna paralel olarak Müslüman halkın, Gayrimüslimlere ait kilise, manastır, özellikle Kudüs’deki kutsal yerler ve havra gibi yerlere girmeleri de yasaklanmıştır. İslâm hukukunda Müslümanların, Gayrimüslimlere ait kutsal sayılan yerlere girmesini engelleyen hiçbir kayıt yoktur. Müslüman olmayan halka ait dini binalara sadece Müslüman olmayan halk değil, görevli olmadığı takdirde mîrimîran, mîriliva, sübaşı, işerleri girmesi de yasaktır. Osmanlı İmparatorluğunun tanımış olduğu bu eşitliğe rağmen bazen Müslüman halk veya devlet memurları, Gayrimüslim halkın seyahatine engel olmuş veya güçlük çıkarmışlardır. Yalnız bu müdahaleler sadece âyinlerini yapmak üzere gidenlere yapılmıştır. Devlet bu ve buna benzer olayların tekrar etmemesi için önlem almış, böyle kimselere elbise değiştirmek ve hatta silah taşımak hakkını tanımıştır.

    İkamet özgürlüğündeki eşitlik, seyahat özgürlüğündeki eşitliğe göre daha sınırlı tutulmuştur. Müslüman olmayan halkın Mekke ve Medine’de oturmaları yasak olduğu gibi, bu iki bölgeden başka yine Müslümanlar için kutsal sayılan yerlerde yerleşim de yasaklamış veya bazı özel şartlara tabi tutulmuştur. Genellikle büyük mescit ve camilerin civarında Müslüman olmayan halkın oturması sakıncalı görülmüştür.

    Yeni fethedilen yerlerde bulunan halkın bir kısmı, özellikle ihtiyaç duyulan meslek sahipleri, fetihten sonra mecburi iskâna tabi tutulmuşlardır. Bir yerin fethi sırasında oradaki halkın bir kısmının İstanbul’a veya başka bir Osmanlı şehrine nakledilmesinin diğer bir nedeni de güvenlik önlemidir.

    Anadolu Beylikleri döneminde Gayrimüslimlerin giyimlerine devlet veya sultanlar tarafından pek karışılmadığını ve İslâm egemenliğinde yaşayan Gayrimüslimlerin giyim, mesken yapma ve davranış özgürlüğü bakımından en çok bu dönemde hürriyete sahiplerdi Anadolu Beyliklerinden biri olan Osmanlı Devleti için de bu durum aynı idi. Ancak III. Murad’a ait bir fermanda giyim konusundaki kısıtlamanın Fatih zamanında da olduğu belirtilmektedir. Buna rağmen XV. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı İmparatorluğunda Müslüman olmayan halkın büyük ölçüde giyiniş, mesken yapma ve davranış özgürlüğü içinde olduğu ileri sürülebilir. Ancak bir tarihten sonra Osmanlı İmparatorluğunda da Zimmîlerin giyimine kayıtlar konulmaya başlanmış ve hatta buna uymayanlara ağır cezalar verilmiştir. Osmanlı tarihinde giyim, mesken yapma ve davranış kısıtlamasının en ağır olduğu dönem II. Murat zamanıdır.

    Osmanlı İmparatorluğunda mesken konusu Müslim ve Gayrimüslim açısından hemen hemen hiç bir dönemde büyük bir şikâyet konusu olmamıştır. İslam hukukuna göre Gayrimüslimler, Müslümanlardan daha büyük ve yüksek ev yaptıramazlarken, Osmanlı İmparatorluğunda böyle bir yasak hiçbir dönemde uygulamamıştır. Mesken konusuyla ilgili olarak kilise, manastır, havra gibi  ibadet yerlerinin yapımı ve onarımıyla ilgili bir takım yasak ve sınırlamalar ise sürdürülmüştür.

     

      (Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)