Bölüm anahatları
-
Osmanlı İmparatorluğu Zimmîler arasındaki evlenme ve boşanmaya hemen hemen hiç karışmamış, bunu tamamen kendi din adamlarının yetkisine bırakmıştır. Evlenme ve boşanma konusundaki geniş yetki yanında, kilise yasalarına aykırı bir şekilde papaz ve rahiplerin nikâh kıymalarına da izin verilmemiştir. Kendi âyinlerine göre deyimi, Gayrimüslimlerin kendi dinsel inançlarına göre eklenecek olan kadın ve erkekte aranan şartlar anlamına gelmektedir. Bu koşullar belli başlıları şöyledir: Evlenecek kadın ve erkek mutlaka Hıristiyan olmalıdır. Ortodoks, Katolik, Protestan gibi mezhep ayrılıkları bile evlenmeye engel oluşturmaktadır. Bir erkek bir kadınla evlenebilir. Nikâh mutlaka kilisede ve bir dinî yetkilinin gözetimi altında olmalıdır. Evlenme töreni için belli dualar okunduktan sonra töreni yürüten din adamı tarafından kutsanmalıdır.
Eşlerin boşanması için İslâmiyet’teki talak gibi kolay usullere karşın Hıristiyanlıkta zorlaştırıcı şartlar vardı. Hıristiyan bir koca karısını kendi kendine boşayamazdı. Boşanma işlemini de kilisede yapılırdı. Boşanmak kolay olmazdı. Hem kilisenin şartlarına uymayan hem de devletin yasak etmiş olmasına rağmen meşru olmayan nikâhların kıyıldığına da şahit olunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu evlenme ve boşanma işinde olduğu gibi, miras konusunda da Müslüman olmayan halkı serbest bırakmıştır. Eğer ölenle ilgili veraset davası yoksa kadı bütün malları koruma altına alarak beytü’l-mal emini de dâhil olmak üzere hiç kimse buna müdahale edemezdi. Ölenin kim olduğu ve verasetle ilgili ülkesinden aldığı belgeler kontrol edilir. Sonradan durum payitahta bildirilirdi. Padişah tarafından soruşturma yaptırılır ve doğru olduğu anlaşılırsa ölenin mallarının hepsi gelene iade edilerek gönderilir. Kadılar mal taksimi sırasında herhangi bir para alması da yasaklanmıştır.
Gayrimüslimin mirasçıları vasiyetnameye itiraz ederlerse buna dair işlemlerde gerekli soruşturmalar yapıldıktan sonra uygulanırdı. Genellikle ruhban sınıfından olanlar mallarını kiliseye bağışlamış oluyorlardı. Bu durumda akrabaları vasiyetnameyi dinlemeyerek ölenin malına el koyma yoluna gitmişlerdir.
Patrikhane ve hamamhanelerin mirasla ilgili sorunları çözmeleri yanında-özellikle ruhban sınıfına ait kişilerin mirasla ilgili sorunları mirasları buralarda görülürdü. Osmanlılar’da bazen Müslüman olmayan halka ait miras sorunlarını da çözmüştü. İster Müslüman, ister Gayrimüslim olsun varisler istemedikleri sürece devlet memuru olan kassamlar mirasa karışamazlardı.
İslâm hukukunda Müslümanların nasıl ve ne şekilde vakıf kurabilecekleri uzun uzun anlatılmıştır. Türkler İslâm dünyasına girdikten sonra çeşitli sebeplerden dolayı vakıf konusunda çok cömert davranmışlar ve pek çok vakıf kurmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunda da bu iş ancak bir nezaretle idare edilecek kadar çok ve genişti.
İslam hukukunda Müslüman olmayan halkın da hangi şartlarla vakıf kurabilecekleri belirtilmiştir. Buna göre, bir Zimmî ancak kendi dinsel kurumlarına ve kendi toplumuna ait vakıf kurabilirdi. Bir Müslüman, Zimmî için vakıf kuramayacağı gibi, bir Zimmî de Müslüman için vakıf kuramazdı.
Osmanlı İmparatorluğunda, tebaadan olmayan yabancıların, yani harbîlerin ne amaçla olursa olsun vakıf kurmaları yasaklanmıştır. Tebaadan olan Gayrimüslimler ise kendi inançlarına göre vakıf kurabilirlerdi. Mirî toprak üzerinde çiftlik sahibi Zimmînin, bu toprağı vakfetmesi söz konusu değildir. Vakıf ancak mülkiyet üzere mutasarrıf oldukları şeyler üzerinde olabilirdi.
(Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)
