Bölüm anahatları
-
Osmanlı İmparatorluğunda Müslüman olamayan halkın mülkiyet ve tasarruf hukuku sınırlıdır. Ancak bu sınırlama yalnız Zimmîler için değildir. Müslüman halkın da mülkiyet ve tasarruf hakları sınırlıdır. Daha doğrusu Fıkıh hükümlerine göre düzenlenen mülkiyet ve tasarruf konusunda teb’a bu günkü anlamda tam olarak bağımsız değildir. Osmanlı İmparatorluğunda da durum aynıdır. Devletin toprakları İslâm hukuku hükümlerine göre bir takım kısımlara ayrılmıştır. Bu kısımlar içinde Gayr-i müsilmleri en çok ilgilendiren “arazi-i haraciyye”dir. Böyle topraklarda bağ, bahçe ve diğer toprak çeşitleri halkın mülkü olup diledikleri gibi tasarruf hakkına sahiplerdir. Bu topraklarda tam mülkiyet bağımsızlığı vadır ve tasarrufun sınırı yoktur.
Daha Selçuklu döneminde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Zimmîler arasında ve Zimmî ile Müslüman arasında sözleşme ve anlaşmalar yapılmıştır. Bu sözleşme ve anlaşmaların büyük bir kısmı borç alıp verme veya kefil olma konularında olmuştur. Diğer yandan kira ve icare ile ilgili sözleşmeler de olmuştur. Bu sözleşmeler bazen kefillerin veya borçluların sözlerini tutmamaları nedeniyle bozulmuştur. Devletin müdahale etmediği bu gibi sözleşmelerde suistimaller olmuş ve yalancı tanıklarla, kimseye borcu ve kefaleti olmayan kimselerden para koparmak yoluna gidilmiştir.
Müslüman olmayan halk yalnız Osmanlı İmparatorluğu zamanında değil, daha önceki dönemlerde de ticaret hayatına hâkim olmuşlardır. Zaten Gayr-i müslimlerin ticaret yetenekleri ve gelenekleri yanında devlet ve Müslüman halk, ticareti de sanat gibi makbul bir iş saymadığından, doğal olarak ticaret hayatı Müslüman olmayan halkın tekeline girmiştir. Müslüman olmayan halk içinde Yahudilerin ticaretteki önemi herkesce bilinen bir gerçektir. Yahudilerin ticaret geleneği çok eskilere dayanmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi yalnız Osmanlı döneminde değil, eski çağlardan beri gittikleri her ülkede ve her dönemde Yahudiler ticaret hayatına hakim olmuşlardır. Yahudilerdeki bu ticaret yeteneği ve geleneğini esas olarak “Babil sürgünlüğü” ne kadar çıkarmak mümkündür. Bu tarihlerde Musevîlik kesin şeklini almıştır. Musa dini ile çiftçiliği bir arada yürütmek çok zordur. Mesela, Sabbat günü Musevî inançlarına göre, kimse kimseye, özellikle hayvanlara, dokunamaz, ateş yakamaz, kısaca hiç bir iş yapamazdı. Oysa bir çiftçinin gerektiği zaman bahçesini ve her gün hayvanlarını sulaması gerekirdi. Bunun yanında Yahudilerin ana yurtlarından uzakta bulunmaları toprak sahibi olmalarına engel olmuştur. Bu nedenden Yahudiler Babil sürgünlüğünden itibaren gittikleri ülkelerde tarım yerine sanat ve ticaretle uğraşmışlardır.
Yurtdışı ticarette de Gayr-i müslimler içinde Yahudiler başta gelmektedir. Yurtdışı ticarette devletin en çok önem verdiği noktalar, Osmanlı topraklarında bulunmayan şeylerden az gümrük alınması, dışarıya çıkarılması yasak olan şeylerin çıkarılmaması ve gümrük vergisinin normal bir şekilde ödenmesidir.
Dışarıya çıkarılması yasak olan şeyler genellikle zahire, at, savaş aletleri, deri, altın ve gümüş gibi değerli madenlerdir. Bu maddelerin dışarıya çıkarılması yasaklanırken, ya yurt içindeki mal darlığı veya o maddenin stratejik önemi göz önüne alınmıştır. Mesala, buğday ihtiyacını mutlaka dışarıdan sağlamak durumunda bulunan Venedik’le Osmanlı İmparatorluğu arasında bir anlaşmazlık çıkınca, devlet Venedik’e buğday ihracını yasaklamıştır. Bu durumda buğday stratejik bir madde niteliğini kazanmıştır. Kuşkusuz bu yasaklar bütün teb’a içindir. Müslüman olmayan halk için bu konuda özel bir uygulama yapılmamıştır.
Yurt dışına çıkarılması yasak olan bu mallardan başka, yurt içinde satışı yasak olan mallar da vardı. Başta yine Müslümanlar için kutsal sayılan eşyanın Zimmîler tarafından alış verişi yasaktı. Ayrıcva Fıkıh hükümlerince de yasak olan Gayr-i müslimlere esir satılması, ahırlarında hayvan besleyenlerin gerektiğinde bunları Yahudilere satması da bu yasaklar arasında idi.
Şarap, meyhane ve tuz işleri ise bir tür tekel satışı durumundaydı. Dışarıdan gelen tuzlar ancak tuz âmilinin elinden geçtikten sonra satılabilirdi.
Osmanlı İmparatorluğunda şarap yapmak ve satmak, gerekli vergiler ödendikten sonra, serbestti. Ancak Müslümanlara şarap satılamazdı. Ayrıca Zimmîler kendileri içmek için yaptıkları şaraba da vergi ödemezlerdi. Bununla ilgili olarak yabancı elçilerin dışarıdan serbestçe şarap ithal etmelerine izin verilmişti. Vergi sadece satılacak olan şaraplardan alınırdı. Sokak aralarında açıkça şarap satmak da yasaklar arasında idi.
müslüman olmayan halk için domuz beslemek, alıp satmak ve yemek tamamen serbest bırakılmıştır. Yalnız, domuz besleyenlerden “resm-i hınzır” adı altında bir vergi, satışını yapanlardan ve gerek yemek ve gerekse satmak için kesenlerden de bac alınmıştır. Ancak bu vergilerin miktarı yere ve zamana göre değişik olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğunda el sanatları ve atölyeler şeklinde oluşan küçük endüstri hayatı da Müslüman olmayan halkın elinde bulunmuştur. Mesela, deri, kösele işleri, dokumacılık, matbaacılık, enfiye yapımı, kazan ve benzeri eşyaların yapımı daha çok Zimmîlere bırakılmıştır.
Faiz ve tefecilik İslâm hukukunca Müslümanlar için yasaklanmış fakat bu yasağa da şarap yasağı gibi Müslümanlar tarafından pek uyulmamıştır. Ancak şarap yasağı için hiç bir hie-i şer’iyye bulunamadığı halde faiz işlemi için, dolambaçlı yollardan da olsa, bir yol bulunmuştur.
Osmanlı İmparatorluğunda, özellikle Müslümanlar için makbul sayılmadığından, Zimmiler bol bol faiz ve tefecilik yapmışlardır. Özellikle Ermeni sarrafların ve banker Yahudilerin bu işte önemleri büyüktür.
Osmanlı İmparatorluğunda sanat ve ticaret Müslüman halk tarafından makbul işler sayılmadığından bu gibi işleri genellikle Gayr-i müslimler yapmışlardır.
Müslüman olmayan halk hemen hemen akla gelebilecek her türlü işi yapmışlardır. Ancak yalnız Müslümanlara özgü bazı iş ve görevler de vardır ki bunlar Gayr-i müslimlere verilmemiştir. Mesela, müftülük, kadılık, müderrislik gibi ilmiye mesleği Müslümanlara özgü olduğu gibi camilerle ilgili vakıfların mütevelliği, Kur’an ticareti ve benzeri işler de yine Müslüman olmayan halka kapalı idi.
Zimmîlerin en çok rağbet ettikleri meslekler hekimlik, sarraflık, kuyumculuk, mimarlık, tüccarlık ve diğer el sanatlarıyla ilgili mesleklerdir. Bunlardan hekimlik en çok Yahudiler elinde bulunmuştur. Gayr-i müslimlerin, hekimlik mesleğinde geniş iş alanı bulmalarının bir sebebi de Osmanlı İmparatorluğunda kadınların doktor olmamaları nedeniyle kadın hastayı muayene ve tedavi edecek doktorun erkek olması mecburiyetidir. Bu durumda kadın hastayı muayene ve tedavi edecek hekimin, Müslüman yerine Zimmîlerden olması tercih ediliyordu. Kuşkusuz bunun nedeni Müslüman kadınların Gayr-i müslim erkeklere haram olduğu inancıydı.
Osmanlı tarihinde yalnız Müslüman kadınlardan değil, Müslüman olmayan kadınlardan da hekim olamıyordu. O dönemin anlayışına göre, hekimlik mesleği yalnız erkeklere özgü idi. Ancak Zimmî kadınlardan, özellikle sarayda, hastabakıcı durumunda kimselerin bulunduğu da olmuştur.
Yahudiler gerek dinî gerekse siyasî nedenler yüzünden çiftçilikle uğraşamayınca, bunun dışında kalan meslek ve işlere el atmışlardır. Zaten Yahudiler arasındaki hekimlik geleneği oldukça eskilere dayanmaktadır. Musevîlikteki dört büyük melekten birisinin görevi hastaların iyileşmelerini sağlamak yani hekimliktir. Bu gelenek, bu gün de halâ inançlarına sıkı sıkıya bağlı bulunan Musevîlerin dinlerinden gelmekte ve bu din içinde önemli bir yer işgal etmektedir.
Osmanlı İmparatorluğunda, Müslüman olmayan halkın özellikle çalıştığı son büyük meslek grubu tüccarlık, gümrükçülük ve mültezimlikti ki bu konuyu daha önceki bölümde anlatmıştık. Ancak burada da konuyu ticaret özgürlüğü açısından değil fakat meslek açısından bir kez daha ele almamız gerekir. Ticaret, gümrük ve iltizam işlerinde çalışan Gayr-i müslimler arasında bir sınıflandırma yapacak olursak, diğerlerince göre Yahudilere öncelik tanımamız doğru alır.
Müslüman olmayan halkın, yukarıda sözü edilen hekimlik, mimarlık, kuyumculuk, sarraflık ve tüccarlık meslekleri dışında, diğer bütün mesleklerde de çalıştıkların söylemiştik. Bu meslekler, genellikle madencilik, meyhanecilik, duvarcılık, terzilik, çulhacılık, kürkçülük, arabacılık, balıkçılık, ırgatlık, rençberlik, çiftçilik hayvancılık kazancılık, celeplik, kasaplık, çöpçülük ve daha buna benzer günlük yaşamla ilgili işlerdir. Ancak bu sonuncu meslekler için hangi grup Zimmînin hangi meslekte daha çok çalıştığını tam anlamıyla saptamak şimdilik mümkün değildir.
(Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)
