Bölüm anahatları

  • Osmanlı İmparatorluğunda cizye, Gayrimüslim halk içinde belli bir takım koşulları taşıyan kimselerden, kişi başına alınan bir vergiydi. Cizye vermek için Zimminin belli bir yaşta olması ki bu 14 ila 75 yaş arasıydı,  hasta, sakat ve işsiz olmamak, Ehli zimmet olmaktı. Bu nitelikleri üzerinde taşıyan her Zimmî cizye ödemekle yükümlü idi.

    Cizye temini daha çok İmparatorluğun resmî kayıtlarında kullanılıyordu. Halk arasında bu vergiye genellikle haraç denirdi. Resmî kayıtlarda da cizye yerine haraç kelimesinin kullanıldığı olmuştur. Haraç ve cizye terimlerinin gerek Devletin resmî kayıtlarında, gerekse halk arasında birbirine karıştırılması, Osmanlı İmparatorluğu dönemine özgü bir özellik değildir. Daha İslâmiyet’in ilk yıllarında Ehli zimmetten haraç ve cizye alındığı zaman, bu terimler birbirine karıştırılmış ve farklılığını göstermek için başka kelime ile tamlama yapılmıştı. Bu yüzden haraç vergisine cizyetü’l-arz, cizye vergisine de haracu’r-ru’us denilmiştir.

    Osmanlı İmparatorluğunda bir bölgeye veya kişiye cizye veya haraç konulacağı zaman verilen ferman, berat, hüküm, nişan ve benzeri gibi belgelerde meselenin aslının İslâm hukukundan geldiği ve İslâmiyet’in ilk yıllarında nasıl uygulandığı ve ne miktar vergi alındığı belirtilmek suretiyle cizye ve haracın dinî yönü ortaya konulmak istenmiştir. Bu dinî gerekçe İmparatorluğun Müslüman olmayan halktan aldığı cizye ve haraç vergisinde, Müslümanlara kıyasla bir zorlayıcı yanı yoktur. Zira Zimmîlere özgü olan bu vergilere karşılık, Müslümanlara özgü zekât vergisi bulunmaktadır. Cizyeyi zekât ve askerlikten muaf olmanın karşılığı olarak kabul etmek gerekir. Bu bakımdan haraç da Müslümanların ödediği çift resm-i ve resm-i dönüm de denilen toprak vergisinin karşılığı gibidir. Bunlara rağmen Müslümanın toprak vergisi ile Müslüman olmayanların ödediği haraç arasında Müslüman lehine bir farkın olduğu da inkâr edilemez. Osmanlı İmparatorluğunda zimmiler, her türlü tehlike ve gelir getirmeyen görevlerden uzak ticaret ve sanatla uğraşmış ve İmparatorluğun ekonomik yaşamına hemen hemen tamamen hâkim olmuşlardır.

    Osmanlı İmparatorluğunda toplanan cizyenin miktarı da Fıkıh’daki cizye hükümlerine uygun hale getirilmiştir. Ancak paranın değerinin değişmesi nedeniyle, benzerlik yalnız katsayı veya farklı gelir gruplarında kalmıştır. Yani cizye veren Zimmîler alâ, evsat, edna diye üç sınıfa ayrılmış ve genellikle alâdan 48, evsattan 24, ednadan 12 akçe cizye alınmıştır. İslâmiyetin ilk yıllarında alınan cizye de 12, 24, 48 dirhem idi.

    Cizye ve haraç dinî bir vergi sayıldığından toplanması ve harcanması için özel bir ilgi gösterilmiştir. Genel olarak devletin görevlendirdiği memurlar tarafından toplanırdı. Bu memurlar çoğu zaman, özel olarak cizye toplamakla görevli olan mültezimler idi ki bunlara cizyedar denirdi. Cizyedarlardan başka, silahdarlar, diğer cizye kalemi memurları, ummâl (âmiller), muhassıllar da cizye toplamayla görevlendirilebilirdi.

    Osmanlı İmparatorluğunda cizye toplayacak memur özenle seçilirdi. Rüşvet, torpil veya başka bir yolla yeteneksiz kimselerin görevlendirilmesi önlenir ve bu iş emin ve güvenilir kimselere verilirdi.

    Cizye toplanacak bölgedeki vergi yükümlülerinin saptanması ve yazımı işine deyine cizye muhasebesinden bir memur bakardı. Memur, o yerdeki vergi verecek durumda olan Zimmileri belirler ve isimleri ile tek tek deftere yazardı. Daha sonra bu defter İstanbul’da bulunan bir önceki yıla ait defterle karşılaştırılarak aradaki farklar tespit edilir ve gerekirse bu farkların neden ortaya çıktığı araştırılırdı. Böylece tespit edilen vergi yükümlüsü, kayıt defteriyle gelen cizyedara emr-i şerîf ile belirlenen miktar cizyesini öderdi. Toplanan para torbalara doldurulup ağzı mühürlenir, ayrıca cizye verenler defterde işaretlenir ve defter cizyedar tarafından imzalanıp mühürlendikten sonra İstanbul’a gönderilirdi. Cizye toplandıktan sonra her mahalle veya köye cizyenin toplandığını gösteren bir belge verilirdi. Bu belgeye temessük veya tezkîre denirdi.

    Cizyenin götürü toplandığı da olmuştur. Buna maktu’a bağlanma denirdi. Ancak bu sistem çoğu zaman Zimmînin aleyhine olduğundan, yaygınlaşmamış ve maktu’ toplanan cizyeler Gayrimüslimlerin istekleri üzerine kaldırılmıştır.

    Cizye toplanması sırasında yolsuzluklar artınca devlet cizye kâğıtları düzenleyerek her cizye verenden vergisini alıp kâğıdını dağıtmaya başlamıştır. Bunun gerekçesi yolsuzluğun önüne geçmekti.

    Cizye kâğıtları yine alâ, evsat, edna olmak üzere üç sınıf üzerinden düzenlenmiştir. Cizye muhasebesi her yıl, hangi bölgeye ne kadar ve hangi sınıftan cizye kâğıdı yazılacaksa bunları hazırlar ve bu kâğıtlar paketler (bohça) içinde her bölgenin mültezimine verilerek dağıtılırdı. Her yükümlüden vergisi alınır ve kâğıdı verilirdi. Ödemede kolaylık sağlamak için taksitle cizye alındığı da olmuştur.

    İslâmiyet’in Arap egemenliği döneminde cizye toplanırken Zimmîye karşı yapılan küçültücü davranışlara vardı ve buna göre; vergi toplanırken mültezim oturur, Zimmî ayakta dururdu. Para alınırken Zimmînin eli altta, mülteziminki üstte dururdu. Mültezim parayı aldıktan sonra Zimmîye bir tokat veya yumruk vurur ve onu kaba bir şekilde kovardı. Osmanlı İmparatorluğu tarihinde, cizye toplanırken Gayrimüslimlere buna benzer davranışlar sergilenmemiştir.

    XVI. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğunda toprak üç ana bölüme ayrılmıştı.

    a-Arz-ı öşriyye. Müslümanlara ait olan öşür toprakları.

    b-Arz-ı haraciyye.

    c-Arz-ı memleket veya arz-ı mirî. Mülkiyeti Devlete ait olan topraklar.

    Osmanlı İmparatorluğunda zamanla toprak sistemi gelişerek aşağıdaki şekli almıştır:

    A- Arazi-i mevkufe. Vakıf arazidir. Bu topraklar da “evkaf-ı sahiha” ve “evkaf-ı gayr-ı sahiha” diye iki kısma ayrılırdı.

    B- Arazi-i mevat. Boş arazi. Kimsenin tasarrufunda olmayan ve kimseye terk ve tahsis edilmeyen, köy ve kasaba sınırlarının dışında bulunan taşlık, kıraç yerlerdir.

    C- Arazi-i metruke. Halkın toplu olarak yararlanması için ayrılmış topraklardır. Herkese açık yol, namazgah, meydan, pazar ve panayır yerleri ile bir veya bir kaç köy, kasaba ve şehir halkına ayrılan mera, kışlak ve bataklıklar bu kısım topraklardandır.

    Ç- Arazi-i miriyye. buna arz-ı memleket veya arazi-i havz da denirdi. mülkiyeti devlete ait olup kira yoluyla yine halka verilen topraklardı.

    D- Mülk arazi. toprağın hem tasarrufu, hem de mülkiyeti şahıslara ait olan topraklardır. mülk toprak da kendi arasında beş kısma ayrılırdı:

    1- Eskiden beri köy ve kasaba içinde ve çevresinde bulunan mülk topraklar.

    2- Arazi-i miriyyeden ayrılıp mülk olarak verilen topraklar.

    3-Arazi-i mevatdan ayrılıp mülk olarak verilen topraklar.

    4- Arazi-i öşriyye. Müslümanların mülkiyetinde olan topraklar.

    Bu da kendi arasında üç kısma ayrılırdı. Birincisi bir yerin fethinden önce isteyerek Müslüman olanların ellerinde bırakılan topraklar. İkincisi fetih sırasında, fethedenlere verilen topraklar. Üçüncüsü ise fetih sırasında, fethedenlerden başka Müslüman kimselere mülk olarak verilen topraklar.

    5- Arazi-i haraciyye. Gayrimüslimlerin mülkiyetinde olan topraklar. Arazi –i haraciyye de iki kısma ayrılırdı:

    a- Bir ülke zorla veya barış yoluyla fethedildikten sonra, Müslüman olmayan yerli halkın mülk olarak elinde bırakılan topraklar.

    b- Bir ülke fethedildikten sonra kaçan halkın yerine başka yerden Gayr-i müslim getirilip iskan edilen ve oraları kendilerine mülk olarak verilen topraklar.

    Harac-ı  muvazzafa, Harac-ı mukasseme ve Harac-ı mukataa adı altında üç tür haraç vardı.. Harac-ı muvazzafa Müslümanların çift akçesi yerine alınır. Hesabı toprağın genişliğine göre dönüm, cerib veya başka bir yüzey ölçüsü birimi üzerinden hesap edilir. Miktarı on dirhem-i şeri karşılığı olarak 100 akçedir. Bu miktar yere ve zamana göre değişebilir. Vergi vermekle yükümlü Zimmî toprağını yılda birkaç kez ekse de, hiç ekmese de aynı vergiyi verir. Ayrıca toprak Zimmînin mülkü olduğu zaman toprağını hiç ekmese bile elinden alınmaz.

    Harac-ı mukaseme, Müslümanların ödediği öşür karşılığı olarak mahsulden alınan hissedir. Zimmî toprağını yılda iki kere ekerse harac-ı mukaseme de iki kere alınır. Toprak ekilmediği zaman vergi de alınmaz. Mahsulden alınan bu pay onda birden, ikide bire kadar değişir. Fakat hiç bir zaman yarıyı geçmez. Bazen toprağın verim gücüne göre miktarı azaltılıp çoğaltılabilir. Harac-ı mukataa daha çok sınır bölgelerinde uygulanır ve belirli bir bölge üzerine maktu olarak konur.

    Öşür ve resm-i dönümün karşılığı olan harac-ı muvazzafa ve mukaseme İmparatorluğun birçok bölgelerinde Müslüman ve Zimmîden eşit miktarda alınmıştır. Ege adaları ve Rumeli dışında bulunan Osmanlı Avrupası’ndaki toprakların mülkiyet üzere arazi-i haraciyye olduğu düşünülürse, özellikle Zimmîlerin kalabalık bulunduğu bölgelerdeki vergi eşitliği açıkça görülür. Arazi kanunnamelerinin pek çoğunda haraç konusu üzerinde özellikle durulmuş, yasallık, miktar ve çeşitleri titizlikle belirlenmiştir.

     

      (Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)