Bölüm anahatları
-
Osmanlı İmparatorluğunda yönetim biçimi yönünden bölgeler arasında bazı farklar fark vardı. Bu bakımdan İmparatorluk topraklarını, merkeze bağlı topraklar ve bağlı beylikler diye iki kısma ayırmak gerekir. Bağlı beylikler Eflak ve Boğdan Voyvodalıkları, Erdel Kırallığı, Hicaz Emirliği ve Kırım Hanlığı idi. Bunlardan Eflak, Boğdan ve Erdel’de voyvodalar ve kıral istedikleri gibi kilise ve manastır yaptırıbiliyorlardı. Merkeze bağlı bölgelerin hiç birinde böyle bir özgürlük yoktu.
Merkeze bağlı bölgelerde cizye ve haraç vergisi cizyedarlar ve yerel kadılar tarafından toplandığı halde, Eflak cizyesinin toplanması işi Gayrimüslim voyvodaya bırakılmıştı. Yine Kırım Hanlığına ait cizye toplama işi de Kırım Hanına verilmiş, Devlet bu beyliklerin iç işlerine önemli ölçüde karışmamıştır.
Bağlı beylik ve devletlerin topraklarındaki asayişe de genelde devlet karışmamış, fakat gerektiği zaman müdahale etmiştir. Ancak Eflak, Boğdan voyvodaları ve Erdel kıralı, kendileri bizzat başvurarak ülkelerine ait padişahtan çözmesini istemişlerdir. Bağlı devletlerdeki Müslüman olmayan halk üzerinde Osmanlı İmparatorluğunun kontrolü azdı. Merkeze bağlı bölgelerde bu kontrol tamamiyle devletin elindeydi.
Osmanlı İmparatorluğu Hıristiyan topluluklar arasında, mezhep farkından dolayı bir ayırım yapmamıştır. Ancak bazı patrikhaneleri diğerlerine bağlamış ve bunda da çok dikkatli davranmıştır. Böyle bir davranış, bazı Hıristiyan toplumların ve patrikhanelerinin merkezden çok uzakta oluşundan doğmuştur. Mesela, meshep ve inanç bakımından aynı olan Süryanî, Kıptî ve Habeş kiliseleleri, Gregoryen Ermeni kilisesine bağlanmıştır. Buna karşılık din bakımından Yahudiler ve Hıristiyanlar arasında daha fazla ayrım yapılmıştır. Gayrimüslim, Zimmî ve Ehli zimmet deyimleri kullanılmamış bunların yerine Kefere ve Yahudi, Nasarâ ve Yahudi veya Yahudi taifesi gibi deyimler kullanılmıştır.
Yahudilerle Hıristiyanlar arasında en büyük fark vergi bakımından olmuştur. Yahudi toplumuna özgü olmak üzere bir rav akçesi toplanmıştır. Belgelerde bu rav akçesinin mirî için toplandığı kaydedilmektedir. Buna bakılırsa rav vergisi patrikhanelerin topladığı mirî rüsumla aynı nitelikte görülmektedir. Fakat mirî rüsum patrikhanece toplatıldığı halde, rav akçesi Müslüman mültezimler tarafından toplanmıştır.
Devlet, Yahudilerin Kudüs ve çevresinde kendileri için kutsal sayılan yerleri ziyaretlerine ve buralarda yerleşmelerine izin vermemiştir. Hatta II. Selim zamanında bir kısım Yahudiler veba salgını var diye bahane ederek Tur-i Sina’da toplanmaya başlamışlar fakat buradaki Hıristiyan rahiplerin şikâyetleri üzerine kendilerine engel olunmuştur. Ancak buralarda eskiden beri oturan Yahudiler varsa onlara dokunulmaması da ayrıca belirtilmiştir.
İmparatorluk sınırları içinde başka farklı Zimmî grupları da vardı. Bunlar özel hizmetler gören bir asker sınıfı niteliğinde idiler.
Eflaklar Balkanlarda yaşayan yarı göçebe Hıristiyan toplumları idiler. Bunlar katunalar şeklinde örgütlenmişlerdi. Eflaklar esas olarak orduda geri hizmet görürlerdi. Sefer sırasında her on evde silahıyla birlikte bir eşkinci çıkarırlardı. Orduda hizmet gören başka bir Hıristiyan grup da Voynuklardı. Voynuklar da sefer vonukları ve çayır voynukları diye iki kısımdı. Sefer voynukları orduya katılır, çayır voynukları ise hassa çayırları biçerlerdi. Bulunan voynukların başında Lagtor, Çeribaşı, Pirimkür gibi görevliler vardı. Eflak ve voynuklar için özel kanunnameler yapılmış ve bunlar esaslı bir teşkilata tabi tutulmuşlardır.
Askerî hizmetle görevli olan bir grup da Hıristiyan sipahilerdir. Devlet, bunlara timar tevcih ederken, Hıristiyan olduklarını göz önüne alarak, Müslüman sipahilerden farklı davranmamıştır. Daha çok Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da Hıristiyan sipahiler bulunuyordu. Ordunun içinde muharip sınıf olan lağımcılar ile ordunun geri hizmetlerinde çalışan cerehorlar da bulunmaktaydı. Bu iki sınıf içinde zaman zaman değişik sayıda çeşitli Gayrimüslimler bulunmuşlardır.
(Kaynak: Yavuz ERCAN-Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2001)
