Bölüm anahatları
-
Bilimsel araştırmaların aşamaları belirlidir. Bu aşamalar değiştirilmesi söz konusu olmayan sıralar halinde değildir. Aksine, bazen araştırmanın konusuna ve taşıdığı özelliklere göre yer değiştirmesi mümkündür. Bilimsel bir araştırman şu aşamalarından meydana gelmektedir.
1-Sorunu Belirleme
Araştırmanın temelinde cevaplanması istenen bir mesele vardır. Bu mesele, doğal ve sosyal çevreyi öğrenme isteğinden doğmuş olabilir. İnsanı rahatsız eden bir sorunun giderilmesi amacıyla da alakalı olabilir. Örneğin insanın denizlerin ötesini öğrenme ve tanıma merakı ve isteği denizcilik bilimini, denizde karşısına çıkan yön bulma güçlüğü de harita bilimi ve pusulanın icadını doğurmuştur.
Sorunu belirleme konusunda tarih için önemli olan, bir toplumun, tarihini öğrenmek yoluyla, geçmişin ışığını geleceğin bilinmeyen karanlığına tutarak öngörülerde ve tutarlı tahminlerde bulunmaya çalışmaktır. Geçmiş bir ölçüde ve bir yönüyle aydınlıktır. Geçmişten kalan elimizde ve çevremizde izler vardır. Dolayısıyla tarihçilerin aydınlatabildiği ölçüde en azından geçmişin bir kısım olayları bilinir. Oysa gelecek karanlıktır. Bu sebeple insanoğlu mantıklı bilgilere ve karinelere dayanmadıkları sürece gelecekte neler olacağını asla bilemezler. Bu bakımdan gelecek ilgili ileri sürülenlerin hepsi sadece bir tahmindir. Geçmişle gelecek arasında tarih biliminin yardımıyla bir köprü kurulabilir ve böylece gelecekteki olaylara dair öngörüde bulunulabilir. Geleceğin en sağlam, en tutarlı tahmini, geleceği bugüne ve düne, yani tarihe bağlamakla yapılabilir.
2-Gözlem
Bilimsel bir araştırmada mesele net bir biçimde ortaya konduktan sonra bu konudaki olaylar gözlenmeye ve ona dair kanıtlar toplanmaya başlanır. Olayların çeşitli yönleri, birbirleriyle karşılıklı bağlılıkları, değişme ve çelişkileri gerçek nitelikleriyle anlaşılmaya çalışılır. Bu manada tarih bilimi ile ilgili olarak şunları söylemek mümkündür. Tarihçi genellikle, bir fen bilimcisi veya bir doğa bilimcisi gibi gözlem yapamaz. Zira tarihsel olaylar geçmişte kalmıştır. Diğer bilimlere göre tarihçi için en büyük zorluklardan biri de incelenen olayların gözlemlenememesidir. Bu yüzden tarihçi, içinde yaşadığı olayları, geçmişte kalmış olan ve göremediği olaylarla çözmeye ve geleceğe dair öngörüde bulunmaya çalışır ve bunu yaparken çok zorlanır. Bunun için, tarihsel belgeler ve bu belgeler içinde saklı tarihsel olaylar üzerinde gözlem niteliğinde çalışmalar yapmaya girişir. Geçmişten kalan ve çoğunlukla müzelerde korunan malzemeler ile her türlü yapı yine tarihçinin gözlem yapabileceği malzemelerdir. Bir savaşın yapıldığı yere dair gözlem yaparak, o savaş hak kında bir takım sonuçlara varılabilir.
3-Hipotez
Bilimsel çalışmanın bu aşamasında yapılan çalışmalarda elde edilen bilgilerle olaylar arasında, akıl yürüterek ilişkiler kurulur ve geçici çözüm yolları önerilir. Çünkü hipotez, doğruluğu kesinleşmemiştir. Aksine araştırılan konuyla ilgili olarak öne sürülen, doğruluk veya yanlışlığı henüz kontrol edilmemiş, fakat doğruluğuna önceden güven duyulan bir çözümlemedir.
Bu çözümleme, araştırmanın ilerideki aşamalarında yeniden olaylara dönülerek değerlendirilecek, eğer gerçekler tarafından doğrulanıyorsa bilimsel bir bilgi niteliğini kazanacak, aksi durumda değiştirilecek veya bütünüyle bırakılacaktır. Bu nedenle hipotez, araştırmayı sonuca götüren önemli bir yol göstericidir. Bütün bilimler için geçerli olan bu genel önerme, tarih bilimi için de aynıdır.
İleri sürülen hipotezin kontrolü ise ancak belgelerin analiz ve sentezinin yapılması ile mümkündür. Belgenin dış eleştirisi ile gerçek bir belge olup olmadığı, iç eleştiri ile de olayların nasıl ve hangi koşullarda yansıtıldığı analiz edilir ve buradan bir senteze varılır. Yani, tarihsel belgelerden tarih- sel olaylara, tarihsel olaylardan da tarihsel gerçeklere gidildiğinde ortaya çıkan sonucun hipoteze uyması gere- kir. Uyuyorsa hipotez doğrudur ve o artık bilimsel bir bilgidir. Uymuyorsa hipotez değiştirilir.
Bilimsel Araştırmanın Özellikleri
Araştırmanın amaçlarından biri bilimsel bilgi üretmek olduğuna göre, bilimin ne gibi özelliklere sahip olduğunun araştırmacı tarafından bilinmesi gerekir. Tarih araştırmalarından da olumlu sonuç alabilmek için tarih bili- minin özelliklerini bilmek ve bunlara uymak gerekir. Bilimsel araştırmanın genel özelliklerden bir kaçı şunlardır
1-Doğruluk
Bilim, gerçeği öğrenme yöntemidir. Bu, tarafsız bir gerçek olmak zorundadır. Bilimsel araştırma- da doğruyu bulmak esastır. Bilimde, hiçbir öneri olaylar tarafından desteklenmedikçe doğru ve gerçek olarak kabul edilemez. Her bilim doğruyu bulabilmek için değişik yöntemler kullanır. Tarihin de kendine özgü doğruyu bulma yöntemi vardır. Bir tarihsel olay, diğer tarihsel olaylar ve bütün bu tarihsel olaylar tarihsel belgelerle desteklenmedikçe doğru olarak kabul edilmez. Araştırmacının görüşü olarak kalır ve sadece sahibini bağlar.
Atatürk’ün, “tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” sözü bunu açıklamak için oldukça önemlidir.
2-Yansızlık
Doğruyu bulma çabasında olması gereken araştırmacı olayları, kişisel eğilim ve önyargılarının etkisi altında kalmadan, olduğu gibi yansıtmalıdır. Elde edilen bilgiler inanç ve ideolojilere ters düşse bile, doğruluktan ve yansızlıktan uzaklaşılmamalıdır. Buna aynı zamanda bilim ahlakı da denir.
Bu durum genellikle sosyal bilimlerde, özellikle tarihte uygulanmadığı takdirde, aynı olay hakkında birbirine zıt sonuçlar ortaya çıkabilir. Ancak özellikle ve önemle belirtilmesi gereken nokta tarih araştırmalarında, olayların bugünün mantığı, tekniği, teknolojisi fakat o günün koşulları göz önüne alınarak değerlendirilmesidir. Geçmişin koşulları, bugünün gerçekleriyle değerlendirilmeye kalkılırsa yanlış sonuçlara varmak kaçınılmazdır. Ayrıca, her toplumun değer ölçüsünün birbirine uymadığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
3-Eleştiri
Bilimin en önemli özelliği eleştiriye açık olmasıdır. Eleştiri, bilime kendi kendisini yenileme ve geliştirme olanağı verir. Bilimsel araştırma dogmanın karşıtı olduğuna göre eleştirisiz bilim düşünülemez. Dogmatizmde yanılmaz ve değişmez doğrular ve yanlışlar vardır. Bu doğrular ve yanlışlar hiçbir şekilde eleştirilemez ve tartışılamaz. Doğru veya yanlış oldukları düşünülmeden ve tartışılmadan sadece kabul edilir. Oysa bilimin ortaya koyduğu sonuçlar değişmez ve tartışılmaz değildir. Aksine her zaman için en iyinin daha iyisi, en doğrunun daha doğrusu bulunabileceği kabul edilir, araştırılır, eleştirilir ve tartışılır. Bilimde ortaya konulan sonuçlar kesin son değil, geçici sonlardır. Sürekli değişen insan dünyasını düzenlemek için gidilecek tek yol bilim ve tekniktir.
Tarihte eleştirinin yeri daha da önemlidir. Tarih araştırmalarında eleştirinin olmaması, yapılabilecek bütün yanlışların ve düşülebilecek bütün hataların gerçek ve doğru olarak kabul edilmesi gibi kötü bir sonuç doğurur. Kaleme alınan yazının eleştirisi ilki olumlu diğeri olumsuz olmak üzere iki türde yapılabilir. Bu eleştiri türlerinin her ikisinde de asıl amaç yazarın savunmak üzere kaleme aldığı ve yazıda değindiği ilmî ya da fikrî sonuçların doğru, hatalı ya da eksik yanlarını belirlemek veya tartışmak olduğuna göre eleştiren açısından bakınca konuya vukufiyetin esas olduğu muhakkaktır. Zira vukufiyet eleştirilecek yazının içeriği ile ilgili derinlemesine bilgi sahibi olmayı, ortaya atılan sonucun/görüşün doğruluğu ya da yanlışlığı üzerine hüküm verebilmeyi içerir. Öte yandan eleştiri için gerekli diğer önemli husus hem kaynak hem telif eser bilgisi olduğu yadsınamaz. Zira kaynak bilgisi, vukufiyetle birlikte eleştirinin daha doğru yapılabilmesinin omurgasını oluşturur.
4-Genelleme
Bilim geneli arayıcıdır. Tek tek olaylarla ilgilendiği gibi, bunlar arasındaki ilişkilerle de ilgilenir. Birbirinden kopuk veya aralarında bir bağlantı yokmuş gibi görünen olaylar ve durumlar arasında ilişki kurar. Benzer ilişkiler, daha sonra belirli bir model içinde bütünleştirilerek genel kurallar şekline sokulur. Tarih araştırmalarında genellemenin ayrı bir önemi vardır. Özellikle küresel ve kıyaslamalı tarih araştırmalarında bu uygulamayı yapmak kaçınılmazdır. Diğer tür tarih araştırmalarında da duruma göre genelleme yapılır veya yapılmaz. Genelleme bir tarihsel olayın diğer tarihsel olaylarla sebep-sonuç ilişkileri bakımından kıyaslanması olarak kabul edilirse, yatay genelleme ve dikey genelleme olarak iki gruba ayrılabilir.
a-Yatay genelleme, bir tarihsel olayın aynı zaman dilimi içinde ülkenin veya dünyanın diğer bölgelerindeki olaylarla kıyaslanması demektir. Tarih araştırmalarında böyle bir yol izlenmezse bir ülkenin veya bir toplumun tarihini araştırmada ve anlamada yanılma olasılığı en yüksek noktaya çıkar. Çünkü hiçbir toplumun tarihi diğer toplumların tarihinden kopuk olarak süregelmemiştir. Eğer gelmişse o toplumda hemen hemen hiçbir gelişme olmamış demektir.
b-Dikey genelleme ise bir tarihsel olayın değişik zaman dilimleri içinde benzer olaylarla kıyaslanması demektir. Tarih araştırmalarında dikey genelleme olmadan da bir tarihsel dönemi anlamanın ve açıklamanın olanağı zorla- şır. Böyle bir araştırmada yanılgılar ve yanlış saptamalar ortaya çıkar. Genel bir önerme olarak şu söylenebilir; hiçbir tarihsel olay, gerek aynı zaman dilimi içinde ge- rekse değişik zaman dilimleri içinde, diğer olaylardan soyutlanamaz. Çünkü bütün tarihsel olaylar birbirleriyle zincirleme olarak ilişkilidir. Bu ilişkilerin derecesi ve süresi değişik olabilir.
5-Amaç
Bilim, öğrenme isteğinden veya toplumsal gereksinimlerden doğar. Günlük yaşamın karşımıza çıkardığı sorunlar ve gereksinimler bilimin ilerlemesinde başlıca etkendir. Dolayısıyla her bilim bir amaca yöneltilmiştir. Tarih araştırmalarının da bir amaca yöneltilmiş olması doğaldır. Tarih araştırmaları bir sorunu çözme amacıyla yapılabileceği gibi, gerektiğinde bilim, bilim içindir anlayışı içinde de çalışabilir. Bu ikinci durumda yapılacak çalışmada amaç tarih biliminin ve tarih bilgisinin alanını genişletmektir. Tarihin asıl amacı, baştan beri akıp gelen çağlar içinde insanlığın yaşamını bir bütün olarak yeniden ortaya koymaktır. Ancak, bu işi eksiksiz olarak yapmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Çünkü tarihsel olayların hepsi belgelere geçmemiştir. Belgelere geçenlerin de bir kısmı değişik nedenlerle yok olmuştur. Bu işin zaman zaman eksik yapılmasının nedeni budur.
Eski çağlar üzerinde araştırma yapacaklar için belge azlığı tarihçi açısından önemli bir sorun olduğu gibi yakınçağlardaki aşırı belge yığını da yine bir sorundur. Çünkü bu yığınlar arasından kullanılabilir olanlarını bulup çıkarmak her şeyden önce bir zaman sorunudur. Bütün bu zorluklara karşın tarihçi, insanlığın yaşamını bir bütün olarak yeniden kurmaya çalışır. Bu durum tarih biliminin genel amacıdır.
Elbette tarihin amacı sadece bunlarla sınırlı değildir. Sonraki bölümlerde tarihin önemi ve özellikleri anlatıldığında, tarihin amacının diğer yönleri de açıklanmış olacak ve tarih biliminin sanılanın aksine çok geniş bir alanı ve değişik konuları kapsadığı görülecektir.
Tarih, Türkiye’de genellikle sanıldığı gibi çocuklara anlatılan bir masal veya sadece okuyanı eğlendiren boş bir öykü değildir. Bu anlayış içinde olanlar, tarihin zaferler ve başarılarla dolu olan kısmını ele alır, araştırır ve öğretir. Yenilgiler ve başarısızlıkların bulunduğu kısımlar ise görmezden gelinir veya saklanır. Bu anlayışın egemen olduğu toplumlarda gelişme ve ilerleme olamaz ve bu toplumlar, dünya milletler ailesi içinde kesinlikle yaşama ve ayakta kalma şansı bulamazlar. Çünkü tarih, sanıldığı gibi bir masal değil, toplumların yaşamını sağlayan ve ona yön veren ciddi bir konudur. Üzülerek söylemek gerekir ki Türk toplumu bu konuda oldukça geri bir noktadadır.
(Kaynak: Yavuz Ercan, Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknik, Turhan Kitabevi, Ankara 2010)
