Bölüm anahatları

  • Tarihçi Tarih biliminin konusu, geleceğin sağlam temeller üzerine kurulması için, yorumlanarak değerlendirilmek üzere yaşanan tarihin ve öncesinin incelenmesi, yeniden kurulması, anlaşılması ve kavranılması işidir. Bu işi yapana tarihçi, yaptığı işe de tarihçilik denir. Bütün bu işleri yapacak olan tarihçi tarihsel belgelerle, tarihsel olayları, tarihsel olaylarla da tarihsel gerçekleri bulmaya çalışan kişidir. Tarihin tanımında olduğu gibi, tarihçinin tanımında da tarih felsefecilerinin değişik tanımları vardır. Mesela bunlardan birine göre tarihçi, eski malzeme ile eski binayı yeniden yapan mimardır. Geçmişten gelen hazır bir planı vardır ve bu planı değiştirmesi söz konusu değildir. Araştırmasını yaparken tesadüfen hareket etmez. Her gördüğünü yazmaz. Yazacağını görmeye çalışır. Binanın yapım işi bittiği zaman karşıdan bakıldığında duvarlarda eski taşlar arasında yer yer farklı ve yeni taşların bulunduğu görülür. Bunlar tarihçinin belge bulamadığı noktalarda, yine tarih araştırma yöntemi kuralları çerçevesinde koyduğu ve sadece bir görüş olmaktan öteye gitmeyen tamamlamalardır. Tarihçi, gerektiği zaman bu yola da başvurmak durumundadır. Tarihçi, bir analiz ve sentez uzmanı olmalıdır. Tarihçi, olayları bulur, sıralar. Fakat olayları bulup sıralamak yeterli değildir. Bu olayları sıralarken bu nedenler ve etkenleri de bulup çıkarmak orundadır. Belki de bu, tarih araştırmalarının en zor yanıdır.

    Bu noktada işin içine belli ölçüde insan psikolojisi girmektedir. Yaşayan bir insanın bile psikolojik yapısını anlamak zorken artık yaşamayan birini etkilemiş olan psikolojik nedenleri ortaya çıkarmak elbette daha zordur. Olaylar geçmişe, tarihçi bugüne ait olduğundan, tarihsel olayları doğuran psikolojik nedenlerin heyecanına kapıl- maması gerekir. Bunu başarabilirse ancak o zaman taraf- sız bir tarihçi olarak tarihsel gerçeklere ulaşabilir. Bir kez daha anımsamak gerekir ki tarihçi araştırmasını yaparken genel anlamda bilimsel araştırmanın özelliklerinden olan doğruluk, yansızlık, eleştiri, genelleme ve amaç kurallarından ayrılmamak zorundadır. Tarihçide bulunması gereken nitelikler şöyle özetlenebilir.

    Bilimsel düşüncenin temelini oluşturan gözlem, inceleme ve deney yapabilme.

    Bilim ve teknolojideki yapıcı, yaratıcı, eleştirel ve bilimsel temele dayanma.

    Belgeye ve belgedeki bilgiye ulaşabilme.

    Elde edilen belge ve bilgi ile bugün arasında bağlantı kurabilme.

    Bu bağlantıyı kurduktan sonra, bugünden yarını görebilme.

    Elde edilen belgelerdeki bilgilerin analizini yaparak sonuç çıkarabilme.

    Çıkarılan sonuçları yorumlayabilme.

    Çıkarılan sonuç ve yapılan yorumlardan senteze varabilme.

    Tarih bilimindeki gelişmeleri izleyebilme.

    Tarih araştırmalarında gerektiğinde teknik ve teknolojik yenilikleri kullanabilme.

    Planlı ve programlı çalışmayı alışkanlık haline getirebilme.

    Birinci el kaynaklara ulaşabilme. Konuyla ilgili araştırmaları toplayabilme.

    Kaynak ve araştırmalar üzerinde bilimsel eleştiri yapabilme.

    Araştırma konusunu doğru seçebilme.

    Araştırma konusunun sınırlarını doğru çizebilme.

    Bilinmeyenleri ortaya çıkarıcı veya bilinenlere katkıda bulunucu araştırma yapabilme.

    Bilinenleri yinelemekten kaçınma.

    Tarihin Dönemlere Bölünmesi

    Tarihi dönemlere ayırırken şu noktalar gözden kaçırılmamalıdır:

    Bugünkü tarihi dönemlere bölme anlayışı yenidir ve Alman tarih profesörlerinin eseridir.

    Bugünkü tarihi dönemlere bölme anlayışı önce edebiyatta başlamış, sonra tarihi de kapsayan bir özellik kazanmıştır.

    Tarih dönemleri yapay olup gerçeklere uymazlar. Çünkü bir bütün oluşturan tarihsel olaylar birbirlerine zincirlenmişlerdir. Bunlardan bir veya birkaç tanesini diğerlerinden ayırmak olanaksızdır. Dolayısıyla tarihi dönemlere bölmek, daha önce belirtildiği gibi sadece pratik bakımdan yarar sağlama açısından önemlidir.

    Bugünkü tarihi dönemlere bölme durumu evrensel değildir. Yani her dönem ve bütün uluslar için geçerli olmayıp sadece Avrupa kıtasında yaşayan toplumlar için geçerlidir.

    Çağların başlangıcı veya sonu olarak gösterilen olaylar da tek ve standart değildir. Ülkeden ülkeye veya tarihçiden tarihçiye farklılık gösterebilir.

    Tarih dönemlerine başlangıç veya son oluşturan tarihler kesin bir sınır ifade etmezler. Her ne kadar seçilen tarih Avrupa toplumlarını büyük ölçüde etkileyen ve ilgilendiren olayların tarihi olsa da eski dönemin birçok özellikleri bu yeni dönemde de uzun süre devam edebilir. Veya aksine içinde bulunulan çağın bazı özellikleri önceki çağda da var olmuş olabilir.

    Bu anlayış içinde gelişen ve Avrupa tarihi esas alınarak yapılan tarihi çağlara bölme en son şu şekli almıştır:

    Eskiçağ veya İlkçağ: Yazının icadından (MÖ 3200) Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılışı (MS 395) veya Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışına (476) kadar geçen süre.

    Ortaçağ: Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılışından İstanbul’un Türkler tarafından fethine (1453) veya matbaanın icadına (1440) yahut Amerika’nın keşfine (1492) ya da Reform hareketlerinin başlamasına (1517) kadar geçen süre.

    Yeniçağ: Ortaçağın sonu olarak kabul edilen tarih- ten Fransız Devrimi’ne (1789) kadar geçen süre.

    Yakınçağ veya Sonçağ: Fransız Devrimi’nden günümüze kadar geçen süre.

     

     

    (Kaynak: Yavuz Ercan, Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknik, Turhan Kitabevi, Ankara 2010)