Bölüm anahatları

  • Hiçbir bilim tek başına gelişmemiştir. Her bilimin bir diğeriyle ilişkisi, yardımı ve katkısı vardır. Çeşitli bilim dalları arasında birer sınır çekilmiş olması demek bu bilimlerin birbirlerinden kopuk ve ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Tarih bilimi de bu genel prensibin dışında değildir.

    Toplumsal bir varlık olan insanın eylemleriyle uğraşan tarih, çok geniş bulunan alanı nedeniyle bütün bilimlerle ilişkilidir. Bu ilişkinin genişliği diğer bilimlerle kıyaslanamayacak kadar çok ve sıkıdır. Tarih, her şeyden önce düşünen bir varlık olan insanın, insan psikolojisinin ve insan topluluklarının ürünüdür. Yalnız konusu bakımından değil, araştırma şekli/yöntemi, yani metodolojisi ile de diğer bilimlerden ayrılır. Buna karşın diğer bilimler, özellikle toplumsal bilimler önemli ölçüde tarihe yardımcı bilimlerdir.

    Tarihin asıl konusu gelişmenin birbirleriyle olan ilişkilerini ve özelliği olan çeşitli olayları araştırmak olduğu ve bunlar da insanın düşünmesi sonucu oluştuğuna göre psikoloji ve özellikle toplumsal psikolojinin genel kuralları bilinmeden sağlam bir toplumsal tarih araştırması yapılabileceğini düşünmek oldukça zordur. Yazılı, yazısız bütün tarihsel belgelerin oluşmasında insan psikolojisi birinci derecede etkili olmuştur.

    Toplum yaşamının, tipik şekil, kural ve gelişmelerinin toplum içindeki bireylerde ve toplumsal gruplarda nasıl belirdiklerini araştırmak toplumbilimin işidir. Yani toplumbilim kendi araştırma yöntemi içinde toplumsal olaylarla ilgili kuralları belirler. Toplumbilim kendi yöntemine göre araştırma yaparken, tarihsel olayların ifade ettiği anlamda, her zaman yer ve zaman kavramlarını göz önüne almayabilir. Tarihte ise bunun tam aksi söz konusudur. Ancak tarihçiler araştırmalarını yaparken, özellikle de toplumsal tarih araştırması yaparken toplumbilimin genel kurallarından yararlanmak zorundadır. Sonuç olarak tarih de toplumbilim gibi insan topluluklarını ve bireyleri araştırdığına göre toplumbilimin ana hatları bilinmeden yine sağlam bir toplumsal tarih araştırması yapılabileceği söylenemez.

    Yer kavramı olmadan tarihsel olayların ne araştırılması ne de öğretimi olanaklı değildir. Dolayısıyla coğrafya, tarihsel olayların araştırılmasında ve anlaşılmasında olduğu gibi anlatılmasında yani eğitim ve öğretiminde de kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu konuda tarihsel coğrafyayı tarihten ayrı düşünmek olanaksızdır. Özellikle tarihte yaşamış devlet ve toplumların şu durumları ancak coğrafya ve tarihsel coğrafya ile ortaya çıkarılabilir

    Esasında eğer tarih bir insana benzetilirse siyasal ve askeri tarih bu insanı ayakta tutan iskelettir denilebilir. Ekonomik tarih, sanat tarihi, toplumsal tarih, kültür ve uygarlık tarihi, bilim tarihi ve tarihin diğer dalları ise bu insanın diğer organlarıdır. İskeleti olmayan bir insanın ayakta durması söz konusu olmadığı gibi diğer organları bulunmayan bir iskelet de fazla anlam taşımaz. Bunların hepsi bir arada olduğu zaman bir anlam taşır.

    Matematik biliminden doğan istatistik, ekonomik ve demografik veriler başta olmak üzere hemen bütün veriler için karşılaştırmalı değerlendirmeler yapmanın şimdilik bilinen tek yoludur. Aynı zamanda monoton ve soyut tarih anlatımını bir ölçüde görsel duruma getirerek öğrenmeyi ve kavramayı da kolaylaştırır. Fakat istatistik,  bir dikdörtgen veya kare şekil içine zikzaklı çizgiler ya da uzunlu kısalı göstergeler koymaktan ibaret değildir. İstatistiğin de bir bilim dalı olarak kendine özgü yöntemi ve tekniği vardır. Mantıklı gerekçelerle kabul edileceği üzere tarih araştırmaları, eğitim ve öğretimi için istatistik ciddi önem taşır.

    Politika gibi bilimler de aynı mantık kuralı içinde düşünülebilir. Devlet şeklinin türlü tipleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve şekilleri, uluslararası ilişkiler bilinmeden siyasal tarih yazılamaz

    Siyasal bilimi yaşanan günlük olaylardan ibaret değildir. Toplumsal olaylar birçok yönde neden-sonuç ilişkileri içinde birbirleriyle bağlantılıdır. Bugünkü siyasal olayları anlayabilmek için dünkü siyasal olayları bilmek gerekir.

    Toplumların nasıl bir hukuk anlayışı ve uygulaması için de olduğu bilinmeden o toplumun ne toplumsal ne ekonomik, ne politik ne de diğer konulardaki sorunları anlaşılabilir. Özellikle hukuk tarihi araştıran bir tarihçinin en azından genel hukuk alanında bir bilgisi olmak zorundadır.

    Bir tarihçi kültür tarihi üzerinde çalışma düşünüyorsa ve ne sanat ne de sanat tarihi hakkında hiç bir bilgisi yoksa ciddi yanlışlıklara düşebileceğini söylemek mümkündür.

    Bir tarihçinin, bir dönemin veya bir toplum çevresinin felsefi düşünüş tarzını gerçekten anlayabilmesi ve ortaya koyabilmesi için, orada esas olan temel anlayışların, din dogmalarında, bilim sistemlerinde, toplumsal hareketlerde nasıl ortaya çıktığını gerçekten anlaması ve kavraması gerekir. Bu da ancak felsefe bilgisi ile olanaklıdır. Felsefe bilimini önemsiz saymak, sadece körleşmiş uzmanlığın kötü bir belirtisidir.

    Bu anlatılan bilimlerden başka, birkaç bilim dalı daha vardır ki bunlar tarihin uzmanlık alanıyla doğrudan ilişkidedir. Yöntemsel bir tarih araştırmasında adeta her an başvurulması gereken bu bilim dallarına tarihin yardımcı bilimleri denir.

    Tarihe yardımcı diğer uzmanlık alanları ise şunlardır:  

    Eskipara Bilimi (Nümizmatik, Meskûkât)

    Belgebilim (Diplomatik, Diplomatika veya Vesika İlmi)

    Ölçübilim (Metroloji)

    Özelad Bilimi (Onomastik)

    Yeradı Bilimi (Toponomi)

    Soykütüğü Bilimi (Jeneoloji, Silsilename, Şecere İlmi)

    Yazıtbilim (Epigrafi, Kitabe İlmi)

    Damgabilim (Sicillografi, Mühür İlmi)

    Madalya ve Arma Bilimi (Heraldik)

    Nüfusbilim (Demografi)

    Tarih Yazıcılığı (Historiografi, Vak’a-nüvislik)

    Kazıbilim (Arkeoloji, Hafriyat)

    Antropoloji, Fizik Antropoloji, Kültür Antropolojisi

    Halkbilim (Etnoloji, Folklor)

    Dilbilim (Filoloji, Lengüistik, Lisaniyat)

     

    (Kaynak: Yavuz Ercan, Tarih Araştırmalarında Yöntem ve Teknik, Turhan Kitabevi, Ankara 2010)