Bölüm anahatları

  •  

    مَثَل

     

     

    آن غریبی خانه می‌جُست از شتاب
     

     

    دوستی بردش سویِ خانۀ خراب
     

     

     

    گفت او این را اگر سقفی بُدی
     

     

    پهلویِ من مر ترا مسکن شدی
     

     

     

    هم عیالِ تو بیاسودی اگر
     

     

    در میانه داشتی حجرۀ دگر
     

     

     

    گفت آری پهلویِ یاران بِه است
     

     

    لیک ای جان در اگر نتْوان نشست
     

     

    740

    این همه عالم طلبکارِ خوشند
     

     

    وز خوشِ تزویر اندر آتشند
     

     

     

    طالبِ زر گشته جمله پیر و خام
     

     

    لیک قلب از زر نداند چشمِ عام
     

     

     

    پرتوی بر قلب زد خالص ببین
     

     

    بی‌محک زر را مکن از ظن گزین
     

     

     

    گر محک داری گُزین کن ورنه رَو
     

     

    نزدِ دانا خویشتن را کن گِرَو
     

     

     

    یا محک باید میانِ جانِ خویش
     

     

    ور ندانی ره مرو تنها تو پیش
     

     

    745

    بانگِ غولان هست بانگِ آشنا
     

     

    آشنایی که کَشَد سویِ فنا

     

     

    بانگ می‌دارد که هان ای کاروان
     

     

    سویِ من آیید نک راه و نشان
     

     

     

    نامِ هر یک می‌بَرَد غول ای فلان
     

     

    تا کند آن خواجه را از آفلان
     

     

     

    چون رسد آنجا ببیند گرگ و شیر
     

     

    عمر ضایع راه دور و روز دیر
     

    65a

     

    چون بوَد آن بانگِ غول آخر بگو
     

     

    مال خواهم جاه خواهم و آبرو
     

     

    750

    از درونِ خویش این آوازها
     

     

    منع کن تا کشف گردد رازها
     

     

     

    ذکرِ حق کن بانگِ غولان را بسوز
     

     

    چشمِ نرگس را از این کرکس بدوز
     

     

     

    صبحِ کاذب را ز صادق واشناس
     

     

    رنگِ مَی را باز دان از رنگِ کاس
     

     

     

    تا بوَد کز دیدگانِ هفت رنگ
     

     

    دیده‌ای پیدا کند صبر و درنگ
     

     

     

    رنگها بینی به‌جز این رنگها
     

     

    گوهران بینی به جایِ سنگها
     

     

    755

    گوهرِ چه بلکه دریایی شوی
     

     

    آفتابِ چرخ‌پیمایی شوی

     

     

    کارکُن در کارگه باشد نهان
     

     

    تو برو در کارگه بینش عیان
     

     

     

    کار چون بر کارکُن پرده تنید
     

     

    خارجِ آن کار نتْوانیش دید
     

     

     

    کارگه چون جای باشِ عامل است
     

     

    آنکه بیرون است از وی غافل است
     

     

     

    پس در آ در کارگه یعنی عدم
     

     

    تا ببینی صنع و صانع را به هم
     

     

    760

    کارگه چون جایِ روشن‌دیدگی است
     

     

    پس برونِ کارگه پوشیدگی است
     

     

     

    رُو به هستی داشت فرعونِ عَنود
     

     

    لاجرم از کارگاهش کور بود
     

     

     

    لاجرم می‌خواست تبدیلِ قَدَر
     

     

    تا قضا را باز گرداند ز در
     

     

     

    خود قضا بر سبلتِ آن حیله‌مند
     

     

    زیرِ لب می‌کرد هر دم ریشخند
     

     

     

    صد هزاران طفل کُشت او بی‌گناه
     

     

    تا بگردد حُکم و تقدیرِ الٰه
     

     

    765

    تا که موسیِ نبی ناید برون
     

     

    کرد در گردن هزاران ظلم و خون

     

     

    آن همه خون کرد و موسی زاده شد
     

     

    وز برایِ قهرِ او آماده شد
     

     

     

    گر بدیدی کارگاهِ لایزال
     

     

    دست و پایش خشک گشتی ز احتیال
     

     

     

    اندرونِ خانه‌اش موسی معاف
     

     

    وز برون می‌کُشت طفلان را گزاف
     

     

     

    همچو صاحب‌نفس کو تن پرورد
     

     

    بر دگر کس ظنِّ حِقدی می‌بَرَد
     

     

    770

    کین عدوّ و آن حسود و دشمن است
     

     

    خود حسود و دشمنِ او آن تن است
     

     

     

    او چو فرعون و تنش موسیِ او
     

     

    او به بیرون می‌دود که کو عدو
     

     

     

    نفسش اندر خانۀ تن نازنین
     

     

    بر دگر کس دست می‌خاید به کین

     

     

    TEMSİL

    Bir garip, telaş içinde ev arıyordu. Bir arkadaşı onu viran hanesine götürdü.

    Eğer bu evin çatısı olsaydı, dedi, benim yanıma yerleşirdin.

    Evde bir oda daha olsaydı, ailen de burada barınırdı.

    Dedi, evet, dostların yanı güzeldir. Fakat azizim, “eğer”de oturulmaz.

    [740] Bunca âlem güzellik ister, fakat sahte güzellik yüzünden yanar durur.

    Yaşlı genç, herkes altın peşindedir. Fakat avamın gözü sahtesini gerçeğinden ayıramaz.

    Bak, kalp altına vurur, şavkı saf altının. Mihenk olmadan, göz kararı altın seçme sakın.

    Mihengin varsa seç. Yoksa yürü, bir bilene kendini teslim et.

    Ya canında mihenk olmalı ya da yol bilmeden yola çıkmamalısın.

    [745] Gulyabani sesi tanıdık gelir. Fakat o, insanı yokluğa sürükleyen tanıdık gibidir.

    Kervancılar, diye bağırır o, bana doğru gelin, işte yol burda.

    Gulyabani, her birine adıyla seslenerek insanı yitikler arasına katmak ister.

    İnsan oraya vardığı zaman, görür kurdu ve aslanı. Ama artık ömür ziyan olmuştur. Artık yol uzak, vakit geçtir.

    Gulyabaninin sesi nasıldır? Mal isterim, makam ve itibar isterim, demen yok mu; [bundan âlâ gulyabani sesi mi olur]?

    [750] İçindeki bu seslere engel ol. İşte o zaman sırlar açığa çıkar.

    Hakk’ı zikret, gulyabanilerin sesini yak. Nergisin gözünü[1] bu akbabalardan uzak tut.

    Yalancı sabah (subh-i kâzib)ı gerçek sabah (subh-i sâdık)tan ayır. Şarabın rengini kadehin renginden ayır.

    Böylece olur ki yedi renkli gözlerin, sabır ve tahammülle başka bir göz olup çıkar.

    [Böylece] bu renklerden başka renkler görürsün. Taşlar yerine inciler görürsün.

    [755] İnci ne ki? Bir deniz olursun hatta, gökyüzünü dolaşan bir güneş…

    Çalışan, atölyede gizlidir. Sen atölyeye git de açıkça gör onu.

    İş çalışana perde dokuduğu için, o iş dışında onu göremezsin.

    Atölye, iş işleyenin yeri olduğundan, atölyenin dışında olan ondan habersizdir.

    Öyleyse atölyeye, yani yokluğa gir ki yaratışı ve yaratıcıyı bir arada göresin.

    [760] Atölye açıkça görme yeri olduğundan, atölyenin dışı da gizleniş yeridir.

    İnatçı Firavun’un yüzü varlığa dönüktü ve o, kaçınılmaz olarak atölyeye kördü.

    Bu bakımdan o, kazâyı kapıdan geri çevirmek için kaderi değiştirmek istiyordu.

    Kaza ise o sahtekârın kibrine hep bıyık altından gülüyordu.

    Allah’ın hükmü ve takdiri değişsin diye, yüz binlerce günahsız çocuk öldürdü o.

    [765] Mûsa Peygamber ortaya çıkmasın diye, binlerce zulmün ve kanın vebali altına girdi.

    Onca kan dökmesine karşın, Mûsa yine de doğdu ve onun kahroluşu için hazırlandı.

    Firavun, yüce Allah’ın atölyesini görseydi, eli ayağı kurur, hile yapamazdı.

    Onun evi içinde Mûsa güvendeyken, o dışarıda sayısız çocuk öldürmekteydi.

    Tıpkı boğazı durmadan çalışan ve başkalarının kendisini kıskandıklarını sanan kibirli kişi gibi.

    [770] Başkalarının kıskanıp düşmanlık ettiklerini düşünse de aslında gerçek düşmanı onun kendi gövdesidir.

    O, Firavun gibidir. Bedeni de onun Mûsa’sı. Ne ki o, düşman hani diye dışarıya saldırır.

    Nefsi beden evinde nazla yaşarken, o başkasına kin güder.



    [1] “Nergisin gözü” tabiri burada “kalp gözü” anlamında kullanılmış olmalıdır.