Bölüm anahatları
-
Dördüncü defter-2
قصّۀ شکایتِ استر با شتر که من بسیار در رُو میافتم در راه رفتن تو کم در روی میآیی این چراست و جواب گفتنِ شتر او را
اشتری را دید روزی استری
چونکه با او جمع شد در آخُری
گفت من بسیار میافتم به رُو
در گریوه و راه و در بازار و کو
خاصه از بالایِ کُه تا زیرِ کوه
در سر آیم هر زمانی از شکوه
کم همیافتی تو در رُو بهرِ چیست
یا مگر خود جانِ پاکت دولتی است
3380
در سر آیم هر دم و زانو زنم
پوز و زانو زآن خطا پُر خون کنم
کژ شود پالان و رختم بر سرم
وز مُکاری هر زمان زخمی خورم
همچو کم عقلی که از عقلِ تباه
بشْکند توبه به هر دم در گناه
مسخرۀ ابلیس گردد در زَمَن
از ضعیفی رای آن توبه شکن
در سر آید هر زمان چون اسپِ لنگ
که بوَد بارش گران و راه سنگ
3385
میخورَد از غیب بر سر زخم او
از شکستِ توبه آن ادبارخو
باز توبه میکند با رایِ سست
دیو یک تُف کرد و توبهش را سُکُست
ضعف اندر ضعف و کبرش آنچنان
که به خواری بنْگرد در واصلان
ای شتر که تو مثالِ مؤمنی
کم فُتی در رُو و کم بینی زنی
تو چه داری که چنین بیآفتی
بیعِثاری و کم اندر رُو فُتی
3390
گفت گرچه هر سعادت از خداست
در میانِ ما و تو بس فرقهاست
سر بلندم من دو چشمِ من بلند
بینشِ عالی امان است از گزند
از سرِ کُه من ببینم پایِ کوه
هر گَو و هموار را من تُوه تُوه
همچنانکه دید آن صدرِ اجل
پیشِ کارِ خویش تا روزِ اجل
آنچه خواهد بود بعدِ بیست سال
داند اندر حال آن نیکو خصال
3395
حالِ خود تنها ندید آن مُتّقی
بلکه حالِ مغربی و مشرقی
نور در چشم و دلش سازد سَکَن
بهرِ چه سازد پیِ حُبُّ الْوَطَن
همچو یوسف کو بدید اوّل به خواب
که سجودش کرد ماه و آفتاب
از پسِ دَه سال بلکه بیشتر
آنچه یوسف دیده بُد بر کرد سر
نیست آن یَنْظُر بِنُورِ اللّه گزاف
نورِ ربّانی بوَد گردون شکاف
3400
نیست اندر چشمِ تو آن نور رَو
هستی اندر حسِّ حیوانی گِرَو
تو ز ضعفِ چشم بینی پیشِ پا
تو ضعیف و هم ضعیفت پیشوا
پیشوا چشم است دست و پای را
کو ببیند جای را ناجای را
دیگر آنکه چشمِ من روشنتر است
دیگر آنکه خلقتِ من اطهر است
زآنکه هستم من ز اولادِ حلال
نی ز اولادِ زنا وَ اهلِ ضلال
3405
تو ز اولادِ زنایی بیگمان
تیر کژ پرّد چو بد باشد کمان
/203a/ تصدیق کردنِ استر جوابهایِ شتر را و اقرار آوردن به فضلِ او بر خود و از او استعانت خواستن و بدو پناه گرفتن به صدق و نواختنِ شتر او را و ره نمودن و یاری دادن پدرانه و شاهانه
گفت استر راست گفتی ای شتر
این بگفت و چشم کرد از اشک پُر
ساعتی بگریست و در پایش فتاد
گفت ای بگْزیدۀ ربُّ الْعِباد
چه زیان دارد گر از فرخندگی
در پذیری تو مرا در بندگی
گفت چون اقرار کردی پیشِ من
رَو که رَستی تو ز آفاتِ زَمَن
3410
دادی انصاف و رهیدی از بلا
تو عدو بودی شدی ز اهلِ وَلا
خویِ بد در ذاتِ تو اصلی نبود
کز بدِ اصلی نیاید جز جُحود
آن بدِ عاریّتی باشد که او
آرد اقرار و شود او توبهجو
همچو آدم زَلّتش عاریّه بود
لاجرم اندر زمان توبه نمود
چونکه اصلی بود جُرمِ آن بلیس
ره نبودش جانبِ توبۀ نفیس
3415
رَو که رَستی از خود و از خویِ بد
وز زبانۀ نار و از دندانِ دد
رَو که اکنون دست در دولت زدی
در فکندی خود به بختِ سرمدی
اُدْخُلِی تو فِی عِبَادِی یافتی
اُدْخُلِی فِی جَنَّتِی در بافتی
در عبادش راه کردی خویش را
رفتی اندر خُلد از راهِ خفا
اِهْدِنَا گفتی صراطِ مستقیم
دستِ تو بگْرفت و بُردت تا نعیم
3420
نار بودی نور گشتی ای عزیز
غوره بودی گشتی انگور و مویز
اختری بودی شدی تو آفتاب
شاد باش اَللّهُ اَعْلَم بِالصَّواب
ای ضیاءالحق حسامالدّین بگیر
شهدِ خویش اندر فکن در حوضِ شیر
تا رهد آن شیر از تغییرِ طعم
یابد از بحرِ مزه تکثیرِ طعم
متّصل گردد بدان بحرِ الست
چونکه شد دریا ز هر تغییر رَست
3425
منفذی یابد در آن بحرِ عسل
آفتی را نبْود اندر وی عمل
غُرّهای کن شیروار ای شیرِ حق
تا رود آن غُرّه بر هفتم طبق
چه خبر جانِ ملولِ سیر را
کی شناسد موش غُرّۀ شیر را
بر نویس احوالِ خود با آبِ زر
بهرِ هر دریادلی نیکوگهر
آبِ نیل است این حدیثِ جانفزا
یا رَبَش در چشمِ قبطی خون نما
KATIRIN BEN YOLDA ÇOK TÖKEZLEYİP DÜŞÜYORUM, OYSA SEN AZ TÖKEZLİYORSUN, BU NEDEN KAYNAKLANIYOR, DİYE SORMASINA VE DEVENİN ONA CEVAP VERMESİNE İLİŞKİN HİKÂYE
Bir gün bir katır bir deveyle aynı ahıra düşmüştü. Katır deveyi görünce …
Ben, dedi, dağda bayırda, yolda izde, çarşıda sokakta çok tökezleyip düşüyorum.
Özellikle dağın tepesinden aşağıya inerken hep dehşete kapılıp tökezliyorum.
Oysa sen az düşersin, neden böyle? Yoksa temiz canında bir devlet mi var?
[3380] Bense hep yere kapaklanıyor ve bu yanlış yüzünden ağzım ve dizlerim kana bulanıyor.
Semerim eğrilip yüküm düşüyor ve katırcıdan her zaman sopa yiyorum.
Tıpkı zâyi akıllığından her zaman tövbesini bozup günaha giren akılsız gibi…
Düşüncesinin güçsüzlüğünden tövbesini bozan, dünyada iblise oyuncak olur.
Yükü ağır, yolu taşlık olan topal at gibi tökezleyip durur.
[3385] O bahtı kara, tövbesini bozduğu için başına gaipten darbeler yer.
Gevşeklik içinde yeniden tövbe eder. Şeytan bir üfledi mi tövbesi bozulur gider.
Zaaf içinde zaaf. Buna karşın öyle bir kibri var ki erenlere küçümseyerek bakar.
Ey deve, sen de mümin gibisin. Az tökezler, az vurursun burnunu.
Sende ne var da böyle afete uğramıyor, böyle tökezleyip düşmüyorsun?
[3390] [Deve] dedi, her saadet Allah’tan, ama seninle benim aramda bir sürü fark var.
Yüce başlıyım ben, yüksektir iki gözüm. Yüksek görüş, zarara karşı güvencedir.
Tepesinden dibini görürüm dağın. Her çukuru düzlüğü her yönüyle görürüm.
Tıpkı ta başından ecel gününe dek olacakları öngören ulu kişi gibi…
O güzel nitelikli ulu kişi görür yirmi yıl içindeki halini.
[3395] O takva sahibi, yalnız kendi halini değil, doğuyla batıdakilerin hallerini de görür.
Onun gözüne ve gönlüne nur yerleşir. Neden yerleşir? Elbette vatan sevgisinden.
Yusuf gibi önce düşünce ayla güneşin kendisine secde ettiğini gördü[1].
On yıl sonra, hatta daha da sonra,Yusuf’un gördüğü çıktı ortaya.
“Allah’ın nuruyla bakar[2]” sözü boşuna değil. Rabbanî nur göğü yarar.
[3400] Senin gözünde o nur yok, git işine. Hayvânî duyunun tutsağısın sen.
Gözünün zayıflığından ancak ayağının dibini görüyorsun. Sen de zayıfsın, önderin de.
El ve ayağın önderi gözdür. Göz, uygun yeri görür uygunsuz yeri de.
Ayrıca benim gözüm daha aydınlıktır. Öte yandan yaratılışım daha temizdir.
Çünkü ben helal birlikteliğin çocuğuyum, zina ve sapıklık çocuğu değil.
[3405] Sen kuşkusuz zina çocuğusun. Yay kötü olursa ok eğri fırlar.
DEVENİN CEVAPLARINI KATIRIN ONAYLAMASI VE ONUN KENDİSİNDEN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ DOĞRULAYARAK ONDAN YARDIM İSTEYİP İÇTENLİKLE ONA SIĞINMASI, DEVENİN DE ONA YOL GÖSTERİP BABACAN BİR TAVIRLA VE PADİŞAHÇA ONA YARDIM ETMESİ
Katır, ey deve, doğru söyledin, dedi. Der demez de gözleri yaşla doldu.
Bir süre ağladı ve devenin ayaklarına kapanıp dedi, ey Rabb’in seçilmiş kulu…
Beni kutlulukla kulluğuna kabul etsen ne kaybın olur?
[Deve] dedi, huzurumda itiraf ettiğinden, kurtuldun artık zamanın afetlerinden.
[3410] Hakkı teslim edip beladan kurtuldun. Bir düşmanken şimdi dostlardan oldun.
Özündeki kötü huy temelli değildi. Çünkü temelce kötü olandan ancak inkâr gelir.
İtirafta bulunup tövbe edendeki kötülük ise gelip geçici kötülüktür.
Tıpkı hatası gelip geçici olup kaçınılmaz olarak bir süre sonra tövbe eden Âdem gibi.
İblis’in suçu temelli olduğundan o güzel tövbeye geçit yoktu ona.
[3415] Kendinden de kötü huydan da kurtuldun hadi. Kurtuldun ateş yalımından, yırtıcı hayvan pençesinden.
Git hadi, devlete ulaştın şimdi. Sonsuz ikbale attın kendini.
“Gir kullarım arasına” [fırsatını] bulup “Gir cennetime[3]” [ödülünü] kazandın.
Kulları arasına kendini kattın. Gizli yoldan ebedî cennete vardın.
“Bizi doğru yola yönelt[4]” dedin de elinden tutup götürdü seni cennete değin.
[3420] Bir ateştin, ışık oldun azizim! Koruk iken üzüm oldun, sonra da kuru üzüm.
Bir yıldızdın, güneş oldun, neşelen! Allah doğrusunu daha iyi bilir.
Ey Hak ışığı Hüsâmeddin, al da at balını süt havuzuna.
Bu sayede süt bozulmaktan kurtulsun. Ve lezzet denizinden çoğalsın tadı.
“Elest” denizine kavuşsun böylece. Her türlü değişimden kurtulur, denizleşince.
[3425] O bal denizine bir geçit bulur. Orada herhangi bir âfetin etkisi yoktur.
Ey Hakk’ın aslanı, aslan gibi bir kükre. Kükre de gitsin kükreyişin yedinci göğe.
Bıkıp usanmış canın ne haberi olacak? Aslan kükreyişini fare nerden bilecek?
Engin gönüllü ve güzel özlü insanlar için altın suyuyla yaz yaşadıklarını.
Nil suyudur bu cana can katan söz. Rabbim, onu Kıptî’nin gözüne kan göster.
[1] Kur’an, Yûsuf (12), 4. âyete işaret: “Bir zamanlar Yusuf, babasına demişti ki babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.”
[2] Bir hadise işaret: “Müminin ferasetinden çekinin. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.”
[3] Bkz. Kur’an, Fecr, 29-30: “Kullarım arasına katıl ve cennetime gir.”
[4] Kur’an, Fâtiha (1), 6.
