Bölüm anahatları

  • Kentlerin kuruluşlarından günümüze kadar yaşadıkları tarihsel süreci içerir. Bu süreç içerisinde görülen toplumsal olayların kent tasarımına yansıması ve gelecek boyunca sürerek devam etmesini açıklar. Tarihsel kimliğin yanı sıra kentin işlevini ortaya koyduğu bir kimlik de mevcuttur. Günümüzde bazı kentler, o kentin yaşamasını sağlayan ve o kente hayat veren işlevlerin adıyla anılmaktadır. Bu tip kentlerde genelde tek tip iş alanı ve fonksiyon yoğunluğu vardır.

    Kent tasavvurunu veya imajını oluşturan imgelerin (kentsel imgeler); kimlik, yapı ve anlam olmak üzere üç parça halinde çözümlenebileceğini söyleyen Lynch (1960)’in “iyi şehir yapısı” için belirlediği beş kategoriden biri olan imge elemanı, şehir sakinlerinin hissiyat (mekân veya kimlik hissi) boyutuna tekabül veya işaret etmektedir (Lynch, 1984; Turgut vd., 2012). Lynch’in tanımladığı imge elemanları içinde nirengi noktaları ve bağlantıların diğerlerine göre hâkim karakterde oluşu, bu elemanların aynı zamanda kimliğin oluşumu, algılanması ve ifadesinde de rol oynadığını göstermektedir (Türkoğlu, 2002). Kentsel kimlik, yani bir kentin veya çevrinin doğal ya da yapay elemanları ve sosyo-kültürel özellikleriyle tanımlanmaktadır. Bu özelliklerin içinden belirgin ve etkileyici olabilenler o kentin yukarıda da bahsedildiği üzere kimliğini oluşturmaktadır. Kentsel mekanları sınırlandıran bazı kimlik öğeleri, aynı zamanda o kentin kimlik öğretisini ya da öğelerini de oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, kentin mahiyeti, buna bağlı olarak nasıl göründüğü onun kimliğine yansımaktadır.

    Kent kimliği sadece yapılar, park ve meydanlardan ibaret değildir. Aynı zamanda üzerinde sosyal ve kültürel ilişkilerin ve olayların gerçekleştiği mekanlardır. Kent imgelerine bu şekilde bakabilmek asıl önemli olan şeydir. Medeni toplum denilince hepimizin aklına gelen kentleşmiş bir toplumdur. Günümüzde toplumun ve kentin ne ölçüde modern olduğuyla ilgilenmek yerine, kent kimliğine sahip olup olmaması esas nokta haline gelmiştir. Bu durum kentin bir kimliğe sahip olup olmamasıdır. Bu sebeptendir ki kentlerin kimlikleri ve halihazırda bulunan mevcut kimliğin sürekliliğinin sağlanması için koruma gereklidir. Bunun için kimliğin kent-insan-toplum ile olan ilişkileri göz önüne alınarak, kent kimliğinin korunmasına yönelik çözüm önerileri geliştirilmelidir.

     “Kentlerin doğuşu, Batı Avrupa’nın tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını belirlemiştir. O zamana değin toplum yalnızca iki etkin düzen tanımıştı: rahipler sınıfı ve soylular. Orta sınıf onların yanında yerini alarak toplumsal düzeni tamamlamış, daha doğrusu, bu düzende son bir düzeltme yapmıştır. Bundan böyle toplumsal düzenin yapısı değişmeyecekti; kendisini oluşturan tüm öğelere sahipti; yüzyıllar boyunca uğrayacağı değişiklikler ise, dar anlamda, alaşımın içindeki farklı bileşimlerden başka bir şey değildi… Kent gruplarının oluşumu, çok kısa zamanda, kırsal bölgelerin ekonomik örgütlenmesini altüst etti” (Pirenne, 2014).