Bölüm anahatları
-
Sokaklarda yürürken kentin sesinin sıradanlaştığı anları düşünürsek eğer, etrafımız farklı hislerle dolu sayısız insanın aynı portrede farklı amaçlarla buluştuğu bir zamansal biçim barındırmakla beraber, her bakışın yani her bir imgenin görünmez sınırları nasıl etkilediğini ifade edebilmek, tasvir edebilmek oldukça zordur. İşte görünmez sınırlarıyla bu kentler, bilinenin aksine sadece mimari imaj anlamına gelen tanımlamaların çok daha ötesinde anlam setleri barındırırlar. Harvey, Sosyal Adalet ve Kent adlı kitabında kent araştırmalarında kentin toplumsal süreç ve mekânsal biçimler olarak ayrı ele alınmasını eleştirerek başlamıştır. Gerçekte ona göre toplumsal süreçler ve mekânsal biçimler birlikte olmalarına rağmen zihnimizde ayrıymış gibi algılandığını ileri sürmektedir. Kent çalışmalarında birleştirilemez, bir arada uygulanamaz gibi görünen bu iki yöntem arasındaki ayrım Harvey’in temel sorunu olarak ortaya çıkıyor. Harvey, kent çalışmalarındaki temel sorunun bu yapay ayrım olduğunu dile getirmektedir. Ayrıca kent çalışmalarındaki işaret ettiği sorunların disiplinler arası çalışmaların yetersiz olması ve sosyologların, coğrafyacıların, mimarların, kent planlamacılarının vb. kendi kapalı kavramsal dünyalarında yaşayıp, yalnız olarak yollar çizdiğini belirtmektedir. Bu çalışmada antropologların kent imgesine dair nasıl bir yönelim geliştirebileceğine dair ifadeler geliştirmeye çalışacağız.
Belgesel; Berlin’i evsizlerin gözünden farklı bir bakış açısıyla anlatarak rehberlik yaparak, Berlin’de yaşayan veya kent sınırları dışından gelip turuna katılan insanlara imgesel bir paylaşım sağlamaktadır. Bu paylaşım dinleyicilere, bir evsizin kent imgesinin nasıl olabileceğine dair düşünsel süreç yaşatarak, dinleyicilerin kendi imgeleriyle dönüşüm yapmasını sağlayan yeni bir işitim imgesi oluşturmaktadır. Şimdi yavaş yavaş belgesel özelinde değineceğimiz noktalara bakabiliriz.
