Bölüm anahatları

  • Stoa Mantığı

    Stoacılar, mantık eğitimini zorunlu görürler, çünkü mantık diğer tek tek erdemleri içine alan bir erdemdir. Mantık bilmeyen bir insan yanlış çıkarımlardan kaçınamaz. Mantık, bilge bir insana doğruyu yanlıştan ayırt etme özelliği kazandırır. Onlara göre, mantık aklın hareket yasasıdır ve mantığın kurallarına baş vurmadan akıl hakikati bulamaz.

    Mantığı, Aristoteles gibi bir araç olarak kabul etmişlerdir. Üzerinde asıl durulacak, bilgi sorunudur. Mantığı 1) Retorik 2) Diyalektik olmak üzere iki alana ayırmışlardır.

    Diyalektik: Kanıtlayıcıdır ve şeylerin gerçek doğasını konu alır (Platon’a yaklaşır). Akıl yürütme yoluyla araştırma ve doğrulara ulaşma yöntemidir. Burada izlenim, dil ve düşünce en başta gelir. Dil ve düşünce insanda a priori, yani doğuştan getirilmiş değildir. Konuşma ve düşünme yeteneği, uzun bir dönemin ardından gelir.

    Retorik: Pratiktir. Dil ve akıl yürütme, temel özellikleridir. Dili iyi, güzel ve etkili biçimde kullanma sanatıdır.

    İnsan zihni doğuşta boş bir levhadır. Bu bakımdan Stoacılar Locke’u öncelerler. Bu boş levhaya düşen ilk işaret duyu-algıdır. Dış dünyadaki nesneler duyu organlarını etkiler ve zihinde bir izlenim uyandırırlar. İzlenimler zihnin onayını sağlarlarsa ve kalıcı olup imgelere yol açarlarsa, izlenimlerin tekrarı ve zihinde oluşturdukları imge, genel kavramları doğurur. Yani, genel kavramlar deneye dayanırlar. Zihnin genel kavramlar oluşturma kapasitesi doğuştandır, fakat bu kapasitenin gerçekleşmesi için deneye ihtiyaç vardır.

    İzlenim ve imgelerden, ortak deneylere dayandıkları takdirde, ortak fikirler oluşturulur. Tüm insanlar için aynı olan bu genel fikirler yanlış olamazlar. Bütün bilginin temelinde izlenimler, dolayısıyla duyu algısı vardır.

    Zihin şu işlemi yapar:

    İzlenim + imge→  genel fikirler + kavramlar

                                          Tümel yargılar

    Tümeller yalnızca öznel soyutlamalardır; yalnızca tikeller, bireysel varlıklar gerçek varoluşa sahiptir.

    Böylece, Stoalılar Platon’un aşkın tümel görüşünü ve Aristoteles’in somut tümel anlayışını reddetmişlerdir. Stoacılara göre, bilgi, “şu” diye gösterdiğimiz bireylerin ve duyusal varlıkların algıya dayalı ve kavram ve genel fikirlere dayalı bilgisidir.

    İnsan aklı ile evrensel akıl, özü itibariyle bir ve aynı olduğu için, insan zihni dünya düzenini kavrayabilmekte, onun nesnel bilgisine ulaşabilmektedir. Akılla anlaşılabilir gerçeklik, şu halde, ayrı bir idealar dünyasına değil, maddi dünyaya yerleştirilmiştir.

    Stoalıların bilgi anlayışında, bir imge, nesnesinin tam ve gerçek bir kopyası olduğu zaman doğrudur. Ancak Stoalılar, algıların ve kavramların doğru ve yanlış olabileceğini söylerler. Doğruyu yanlıştan ayıracak bilgi ölçütü, kavrayıcı algı (tasarım)dır. Ruhu, kendisine onay vermeye zorlayan algı, açık algı, katalepsis (kavrama)dır. Katalepsis, episteme (gerçek bilgi) ile doxa (sanı) arasında bulunan ortalama bir şeydir. Bu çeşit bilgi delilerde, budalalarda da vardır. Episteme ise, yalnız bilgelerde bulunur. Katalepsis değil de epistemeye sahip olan bilge, doğrunun ölçüsüdür.

    Kesin bilginin alanı, deney alanıdır. Doğrunun kaynağı yalnızca algıdadır. Bilgi, izlenimde kendini gösterir, gerçek bir nesnenin ruhtaki izleniminde. Bu yüzden, bilginin doğruluğunda tek ölçüt, nesneye uygunluktur.

    Duyulur dünya bilimin alanıdır. Her kesinlik, her doğru bu alandan gelir, yani maddesel dünyadan. Maddesel dünyanın dışında bir varlık yoktur. Kesinlikleri, doğrulukları yakalayabilmek için bilge olmak gerekir, bilgelik özel bir çabayla elde edilir.