Bölüm anahatları

  • Dünya: Yeryüzü+ gökyüzü+ canlılar+ insanlar+ tanrılar

    Dünya, akla uygun, canlı ve akıllı bir yaşayandır. Tanrısaldır ve tanrının kendisidir. Bilgi sayesinde, insan ve dünya arasında ussal bir uyum gerçekleşir. Çünkü bilgelik dünyaya katılmadır, Tanrı’ya boyun eğmedir, yazgıya rıza göstermedir.

    Marcus Aurelius der ki: “Ey Dünya, sana uygun gelen her şey bana da uygun gelir. Senin için mevsiminde olan hiçbir şey benim için erken ya da geç değildir. Her şey senden gelir, her şey senin içindedir, her şey sana döner.”

    Her şey cisimsel olsa da, böyle olmayanlar da vardır: İfade edilebilen, boşluk, yer ve zaman.

    Boşluk: Dünyada boşluk yoktur, ama dünyanın kendisi sınırsız, bedensiz, etkisiz bir boşluk içindedir. Dünyada boş bir yer yoktur, çünkü dünya sürekli bir bütün oluşturur. Dünyanın dışında boşluğun olmasının nedeni, dünyanın boyutlarının ötesine genleşeceği tutuşmaya imkân sağlamaktır.

    Yer: Kendisi boşluk olmaksızın, bedensiz olandır. Çünkü hep bir cisimle doldurulmuştur. Cisimlerin art arda geldiği ya da iç içe geçtiği, hep dolu olan bir sahnedir.

    Zaman: Hareket süresidir. Zamanın cisimsel olmaması, olayların zamanın içinde, zaman tarafından dönüştürülmeksizin olup bitmesindendir.

    İfade Edilebilen: Stoa önermesindeki yüklem bedensizdir. Varlıkların nitelikleri, sıfatlarla değil, fiillerle ifade edilir. Fiil, bir kavramı ifade etmez, olayı ifade eder. Böylece, Stoacılarda yüklem, kavram olmaz. Bir nedenin etkileri olarak görünür ve bedensiz olur. Örneğin, havanın aydınlık olması bedensiz bir etkidir.

    Ruh: İnsan, beden ve ruh gibi iki ayrı bileşenden meydana gelir. Beden öldüğü zaman, ruh da yok olup gider ya da ana kaynağına geri döner. Ruh da maddi bir tözdür. Yani ruh görüşleri de materyalist ve monisttir.

    Ruh ve bedenden, beden edilgin öğeye, bileşene karşılık gelir. Ruh ise etkin öğe, tanrısal ateşten bir kıvılcımdır. Ruhun yürekte bulunan yönetici parçası; algı, yargı, çıkarım, duygu ve iradi faaliyetler gibi işlevleri gerçekleştirir. İnsanın evrensel akıldan, yani logostan aldığı pay ruhundaki bu parça sayesinde, zaman içinde kavramsal düşünce gücü kazanarak, insan rasyonel bir varlık haline gelir, evreni bilme düzeyine yükselir.

    İnsan, içgüdüleri ya da arzuları tarafından değil de, kendisindeki bu rasyonel parça tarafından yönetildiği ölçüde hem bilge olur hem de özgür olur. Yani insan, akla uygun yaşadığı, aklının evrensel akıldan pay aldığı için anlayıp bilebildiği doğanın ezeli edebi ve değişmez yasalarına uygun davrandığı sürece özgür olur. Bilge insanın yapmayı istediği şeylerle, aklın ya da doğanın buyrukları arasında bir paralellik vardır. Mikro kosmos olan insan, ruhsal bakımdan ölümsüzdür.

    İnsanda ruhun bulunması, onu bilgi bakımından da ahlâk bakımından da yükümlü kılar. Tanrısal ruh insanların bedenine kadar işlemiştir, böylece insanı tanrıyla ya da evrenle özdeş kılmıştır.

    Seneca, “us, insanın bedenine girmiş tanrısal ruhtan başka bir şey değildir” der. Bedene, baştan aşağı ve bütün görevlerinde ruh egemendir. Ruh, sıcak bir soluktur ve bedeni bir arada tutan ilkedir. Ruhta 8 kısım vardır: Akıl (ruhun birliği), beş duyu, konuşma yetisi ve üreme gücü. Bunların hepsi de, insanın hayat gücünün, ruhun birliğinin çeşitli görünüşleridir. Tanrısal ruhla insan ruhu öz bakımından birdirler.

    Zenon’a göre insan ruhu ile hayvan ruhu arasındaki temel ayrılık, hayvanlarda akıllıca gibi görünen bütün davranışların, yalnızca doğal bir kökten gelmesidir. Zenon ruhun mutlak ölümsüzlüğünü kabul etmez. Kleanthes’e göre ise ruhlar her şeyin tanrısal ruha dönüşüne kadar yaşarlar.

    Khrysippos’a göre de ancak bilgelerin ruhları için bu doğrudur, sıradan insanların ruhları bedenleriyle birlikte yok olur.

    Zenon’a göre, ruhun birliği, ruhun bütününe egemen güçtür, onda, iyiye ve kötüye kendiliğinden dönen bir esneklik vardır. Yanılma, tutku, günah başlı başına birer ruh olayı olmayıp, ruhun birliğinin bütünündeki değişmeleridir, dolayısıyla ahlâkça düzelme de buna bağlıdır. Zenon’da bu ruhun birliği kavramı ile kişiliğin birliği kurulmuş oluyordu.

    Stoalıların psikolojileri ve materyalist gerçekçilikleri, görme ve duyma kuramlarında gelişir. Khrysippos, insanın göz bebeğinden dış dünyaya koni biçiminde yayılan bir hava ve ateş soluğu çıktığını söyler, koninin tepe noktası gözdedir. Görme uzaklıkla zayıflar ve uzak nesneler bize oldukları gibi görünmez.

    Kulağımız da başımızın çevresine, tıpkı suya bir taş atıldığında oluşan halkalar gibi yayılan bir soluk yayar. Bu kavrayışlar Stoacıların şu düşüncelerini gösteriyor aslında: Evren süreklidir ve kendi kendisiyle duygudaşlık içindedir. Duyumlar, kendimizle ve çevremizdeki bedenlerle temaslardır, yönelim alışverişleridir.

    İşte bu yüzden ruhun yalnızca biyolojik, hareket ettirici ya da bitkisel özellikli bir işlevi olmayıp, insan ruh sayesinde bilgi ve akıl yoluyla dünya ile uyum içine girebilir ve böylece bilgelik içinde yaşayabilir. Ruhun 2 temel işlevi vardır: 1) Ruhun tözünde, dış nesnenin izleniminden doğan tasarım vardır 2) Arzu ve tiksinme yeteneği olan eğilim vardır.

    Ama insanda akıl yalnızca doğru tasarımlara onay verme ve yalnızca doğaya uygun eğilimleri izleme olanağına sahiptir. Böylelikle eğilim akla sahip kılınır ve buna istenç denir.

    Stoalıların yaşamsal ve akla sahip ilke olan ruh kuramları, Platon’daki ya da Hıristiyanlıktaki gibi kötülerin cezalandırılmasını ve iyilerin ödüllendirilmesini güvence altına almaz. Gelecekteki yaşam, Stoalıları ilgilendirmiş gibi görünmemektedir. Sadece yaygın bazı inanışları benimsemişlerdir.