Bölüm anahatları

  • İnsanın Yazgısı ve Özgürlüğü

    Ruhun birliği (akıl), insanın yazgısını (içsel) yönlendirir. İnsan, tanrısal öngörünün her şeyi düzenlediği bir evrende yaşar. Doğayla uyum içinde yaşamak, bizi alıp götüren yasaların determinizmine kendimizi bırakmak mıdır? İnsan bir otomata indirgendikten sonra, hâlâ övgü veya yergiye uğrayabilir mi? Tutkuları, arzuları zaten evren plânının bir parçası değil mi? İnsan ya özgür ve sorumludur ki bu durumda yazgı, evrensel ve önüne geçilmez bir zorunluluk değildir. Ya da yazgı, bütün varlıkları sıkıca sarar. Bu durumda insan, ahlâki bir varlık olarak ele alınamaz. Yani eylemlerinin ve bunların sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmeye elverişli bir birey olarak ele alınamaz.

    Burada, mutlak determinist bir felsefede, insan özgürlüğüne nasıl yer verileceği sorunuyla karşılaşıyoruz. Bu sorun, Stoacıların rakiplerinin eleştirisine yol açmıştır. Burada en büyük eleştiriyi yöneltenler, Epikurosçular olmuştur. Epikuros için yazgı yoktur, dünyada her şey atomlarla, fizik nedenlerle açıklanır.

    Yazgı

    Tanrı’nın istenci, varlıkları kenetleyici nedendir. Dünyanın yapısında bulunan doğal bir gerçekliktir. Khrysippos’a göre, yazgı, ezelden beri her şeyin, her bir şeyin bir başka şeyi izleyip bu şeye eşlik ettiği bir yatkınlıktır, yok edilemez bir yatkınlıktır. Böylece yazgı, nedenler düğümü, yani asla zorlanamayan ve çiğnenemeyen bir düzen, bir bağlantıdır. Yani Stoacıların dünyasında ne kendiliğinden olana, ne de rastlantıya yer vardır.

    Yazgı, bütünün düzenlenişini yöneten logostur, yönelimdir, tanrısal soluktur.

    Yazgı, ezeli ebedi, sürekli ve kurallı bir harekettir.

    Yazgı, dünyanın aklıdır ya da tanrısal öngörüyle yönetilen ve yönlendirilen dünyadaki bütün şeylerin yasasıdır.

    Yazgı, sayesinde geçmiş şeylerin olmuş olduğu, şimdiki şeylerin olmakta olduğu ve gelecek şeylerin olacak olduğu akıldır.

    Yazgı, tanrısal öngörüyle birdir (kozmik ve tanrısal güç olarak)

    İnsan bilgeliği, bütün şeylerdeki bu yazgının bilincine varmakla başlayacak ve varlıkları kendi aralarında birleştiren yaşam akışına boyun eğmekle açılacaktır.

    Stoalılarda yazgı, dünya dışı bir ifade değildir, dünyada evreni ve varlıkları canlandıran yaşam içinde yer alan doğal, ahlâki ve teolojik bir gerçekliktir.

     

    Tanrısal Öngörü

    Tanrının istenci olarak yazgı, insanınkinden üstün bir bilgeliğin ifadesidir, yani bu tanrısal öngörüdür. Dünyada kör bir mekanizma yoktur, tanrısal öngörü (inayet) vardır. Yazgı, bütünün (dünyanın, evrenin) uyumunda her varlığa kendi payını, kendi rolünü verendir. Bu nedenle yaşam, tanrının herkese rolünü dağıttığı bir tiyatro sahnesidir. Oyuncular rollerini değiştiremezler, ancak kendilerine verilen rolü en iyi biçimde oynamak durumundadırlar. Stoalılar, canlılarda her türlü deneyimden önce ve doğumlarından beri bulunan, kendileri için yararlı olana yönelme, zararlı olandan ise kaçınma içgüdüsü gibi, birçok olguda bu tanrısal öngörünün belirtilerini bulurlar.

    Kader, tanrının önceden görüp bilmesidir. Tek tek varlıkların ve davranışlarının kesin olarak önceden belirlenişi kaderdir.

    Tanrısal öngörü, varlıkları kendi aralarında bir araya getiren evrensel duygudaşlıkta ve dünyanın yaşamının kendisini gösterdiği olayların akışında ortaya çıkar. Tanrısal öngörü, varlıklar arasındaki bağımlılığın uyumlu olmasını sağlar. Hayvanlarda bu açıkça görülür. Karıncalar, arılar, leylekler başka canlılar için bazı şeyler yaparlar. Yani dünya tanrıların istenciyle yönetilir. Biz dünyanın bir parçasıyız, öyleyse dünyanın çıkarını kendi çıkarımızın önünde tutmalıyız. Dünyada her şey, uyumla birbirine geçmiş zincir halkaları gibidir, içten bir dayanışma içindedir. Bununla ilgili olarak Marcus Aurelius, “başa gelen her şey adilce gelir… Sonradan gelenler önce gelenlerle daima bir soy ilişkisi içindedir. Basit bir ardı ardına geliş değil, apaçık ve hayranlık uyandırıcı bir yakınlık bağı vardır” der.

    Tanrısal öngörü hep insanın iyiliğini gözeterek etkide bulunuyorsa, kötülüğü neden hoş görür? Kyrysippos bu eleştiriyi, bir çelişiğin kendi çelişiği olmadan var olamayacağını söyleyerek cevaplandırır. Adalet, adaletsizliğe bağlıdır. Ayrıca insan her şeyi bilmez, zararlı hayvanlar ve zehirli bitkilerin bize faydası olabileceğini biz bilmesek de tanrı bilir. Kötülük, iyiliğin gözükmesi için zorunludur. Kötülük, doğa ile uyum içinde yaşamayı reddeden insanın akılsızlığından doğabilir. Bu kötülük, sağduyudan yoksun insanın eseridir.

    Kehanet

    Kehanete bilimsel bir temel kazandırmaya çalışmışlardır. Çünkü onlara göre evrende hiçbir şey tek başına değildir. Her şey birbirine bağlıdır, her şey “bütün” ile ilgilidir. Bu nedenle kurban hayvanlarının bağırsakları, kuşların uçuşu, vb. ile ilerde olacak olaylar arasında bir ilişki vardır. Bunlardan yararlanarak geleceği okuyabilmek mümkündür. Olayların, bir zincirin halkaları olarak dizilişinde tanrısal öngörü ifade bulur, şu halde gelecekteki olayları şimdide okumak mümkündür. Kâhinlerin işi budur.

    Khrysippos’a göre, kehanet, tanrıların insanlara gösterdikleri işaretleri tanıma, görme, açıklama yeteneğidir. Kâhin, kehanetle, tanrıların insanlar hakkındaki niyetlerini, onlardan beklentilerini ortaya çıkarmalı, tanrıların ne istediğini anlayıp, onları iyiliksever hale nasıl getirmek gerektiğini bilmelidir.

    Gelecek hakkında bilgi sahibi olma imkânı, tanrıların iyi yürekli olmalarına bağlıdır. Eğer tanrılar varsalar ve olması gerekeni insanlara tanıtmıyorlarsa, bu, ya insanları sevmediklerinden ya da olması gerekeni bilmenin insanlara hiçbir faydasının olmayacağını düşünmelerinden veya bu bilgiyi veremediklerindendir.

    Tanrıların bizi sevmediği doğru değildir, onlar bizim dostlarımızdır. Kendi kararlaştırdıkları ve durdurdukları şeyleri bilirler. Olması gerekenin bilgisinin bize hiçbir faydası olmayacağı doğru değildir. Tanrıların var olması ve bize geleceği bildirmemeleri olamaz. Mademki tanrılar vardır, demek ki bize geleceği bildirirler. Geleceği anlamının bilimini temellendirmek için bize bazı yollar sağlamazlık edemezler, bu durumda bir kehanet biliminin olmaması mümkün değildir. Yani bir kehanet bilimi vardır.

    Evrensel Duygudaşlık

    Dünya öz olarak bir cisim evrenidir. Etken ve edilgin, bütün nedenler cisimseldir. Evren bir ve sürekli olduğundan, bütün cisimler de etkileşim içinde bulunduklarından, en ufak bir olgu ya da olay bütün dünyayı etkiler. Denize dökülen bir damla şarap bütün denize yayılır. Dünyanın sürekliliği, tanrının ve evrenin birbiri içinde erimesi, evrenin kendi kendisiyle duygudaşlık içinde olduğunu, varlıkların evrensel bir duygudaşlık içinde olduğunu gösterir. Aslında evrensel duygudaşlık, Tanrı ile dünyanın özdeşliğini gösteren bir terimdir. Tanrı ile temellenen bu duygudaşlık, güçlü bir tanrısal öngörünün insanın iyiliğini isteyen niyetlerini varsayan bir doğa hedefi içerir.

    Bilge kişinin yaşamı, uyumu kendi içinde gerçekleştirmeyi ve katıldığı evrenle kendini duygudaşlık içinde tutmayı bilen bir yaşam olacaktır. İşte bu yüzden bilge, kendisini yalnızca bir sitenin yurttaşı değil, dünyanın yurttaşı olarak görür.

    Stoa dünya yurttaşlığı, evrensel duygudaşlığın ahlâki ve toplumsal düzeyde dile getirilişidir.