Bölüm anahatları

  • AHLAK

    Zenon’a göre, nesnelerin değeri ile insanın ne olduğu ve dünya içindeki yeri ve anlamı üzerine doğru yani bilimsel bir bilgisi olmayan kimse doğru, erdemli bir eylemde bulunamaz, dolayısıyla mutluluğa erişemez. Doğru bilgi doğru iş yapmayı ve doğru davranmayı da sağlar. Bilgi ile eylemin birliği düşüncesi, Stoa öğretisinin ana özelliğidir.

    Stoalılar, ahlâkça yetkin olma anlayışını, bilge idealinde canlandırmışlardır. Bilgelik erdemli olmaktır. Bilge kişi, erdemli kişidir. Bu idealin canlı örneğini de Sokrates ile Antisthenes vermişlerdir. Çünkü onların bildikleri ile yaptıkları tam bir uyum halindeydi. Onlarda bilme ile eylem birleşip kaynaşmıştı.

    Erdem, doğaya, akla uygunluktur (doğa= akıl). Bundan dolayı bilgenin erdemi akıl bilgisinde ve bundan doğmuş olan irade gücündedir. Erdem aklın doğru durumda olmasıdır. Aklın doğru durumda olması da, insanın, özü bakımından rasyonel olan dünyanın (doğanın) gidişine ayak uydurması, ona kendini bağlı kılması ile elde edilir.

    Dünyanın gidişini isteyerek benimserse, bu gidiş artık kendisine batmaz olur, böylece de tedirgin olmaktan kurtulur. Stoa ahlâkının başlıca ilkelerinden birisi: Doğanın kanununa boyun eğmek.

    Stoa ahlâkının ideali olan apatheia (duygusuzluk) durumu, insan için doğal olan duyguları duymamak değil, akılla ilişiği olmayan duygulara, aşırı etkilere meydan vermemek, bunların doğmasını önlemek demektir. Bu çeşit aşırı duygular, nesneleri yanlış değerlendirmeden ileri gelir, bu da duygulanmaya götürür. Nesneleri doğru olarak değerlendirmeği bildiği için, bilge kişi korku, üzüntü, acıma gibi duyguları bilmez.

    Zenon’a göre, aklı mı duyguları mı kendisinde egemen kılacağı insanın elindedir. Çünkü her eylem bir yargıya dayanır. Her şey, insanın, elde edilecek ya da kaçınılacak şeyler üzerine doğru ya da yanlış bir tasavvuru uygun bulup bulmamasına bağlıdır. Bu da onun elinde olan bir şeydir. Bundan dolayı, insan kendi kaderine egemendir. Kötülük insanı mutsuz yapar, erdem ise mutlu olmasına yeter. Bundan dolayı Stoalılar dış değerlerin mutluluk üzerinde bir etkisi olabileceğine inanmazlar.

    Stoalılarda doğal olan ile doğaya aykırı olan karşıtlığı vardı. Doğaya aykırı olan, insanda içgüdülerin ağır basıp üstünlük kazanmasıdır. Doğal olan ise, herkeste bulunan, herkeste bir olan aklın egemen, üstün olmasıdır. Doğal olan, akla uygun olandır. Erdem, doğanın kanununa uymadır, böylece Stoalılar ödev kavramını ilk defa ahlâk felsefesine getirmişlerdir. Olan ile olması gereken arasında yaptıkları ayrım, Stoalıların büyük katkısıdır.

    Akla uygun bir hayat yaşamak bir ödevdir. Bilge, maddi yönüne karşı gelerek, aklın kanununa uyarak bu ödevi yerine getirecektir.

    Erdem tek başına eksiksiz bir mutluluğu sağlayabildiğine göre, bunun dışındaki hiçbir şey bir değer sayılamaz. Bundan dolayı sıradan insanların değer saydıkları şeyler, zenginlik, şan, şeref, hatta hayatın kendisi bilge için aldırış edilmeyecek şeylerdir.

    Biricik iyi olan erdemdir, ama bunun dışında kalanlar da büsbütün değersiz değildirler. Öyle şeyler vardır ki, bunlar iyi içinde yer almazlar, ama değer verilebilecek, istenmeğe değer şeylerdir. Örneğin, ruhsal alanda: yetenek, beceriklilik, ahlâkça ilerleme; vücut bakımından: hayat, sağlık, kuvvet; dışarıda: zenginlik, saygınlık, iyi bir soydan gelme.

    Bütün bunlar tam erdem, tam iyi karşısında hep göreli şeylerdir. Örneğin hayat, doğal olarak istenen, değer verilen şeylerin başında gelir, ama erdem gibi mutlak iyi değildir, gerektiğinde ondan da vazgeçilebilir (intihar). Birtakım şeyleri istemenin doğal olduğunu kabul etmeleri, Stoalıları Kynikler’den ayıran başlıca özelliklerindendir.

    Değerler arasındaki ayrıma paralel olarak, eylemler arasında da bir ayırma yaparlar. Zenon eylemleri: doğru-eğri, ödeve uygun-ödeve aykırı ve ilgisiz kalınacak eylemler diye ayırır. Doğru eylemler, ruhun birliğinin doğru durumundan çıkmış olanlardır. Eğrileri ise bozulmuş bir durumdan gelenlerdir.

    Ödeve uygun eylem, akıldan değil de varlığımızı korumak doğal içgüdüsünden çıkmış olan, ama ahlâk bakımından aldırış edilmeyecek bir nitelikte olmasına rağmen, akıl karşısında haklı çıkabilen eylemdir. Zenon’a göre, eylemlerin doğruları da eğrileri de birdir, ahlâk bakımından ikisi de değersizdirler, çünkü ikisi de doğru yoldan bir sapmadır, sapmanın az ya da çok olmasından bir şey çıkmaz.

    Bu anlayışta ahlâklılığın ölçüsü, kesin olarak düşünüşe aktarılmaktadır. Eylemin ahlâki değeri, eylemin kendisinden çıktığı düşünüşe (ahlâk duygusuna, karaktere) bağlıdır. Bir bilgedeki gibi doğru düşünüşü olmayan bir kimsenin eylemi görünürde doğru olabilir, ama bu kimse bununla doğru olanı yapmış olmaz. Örneğin, duygulardan (pişmanlıktan, acımaktan) doğmuş bir eylem, doğruyu, iyiyi kavramış olan akıllı bir görüşten doğma bir eylemle aynı sonuca varabilir, buna rağmen bu eylem bir akılsızın eylemi olmaktan kendini kurtaramaz.

    Stoa ahlâkının aşırı sertliği, eylemin ahlâki değerini sıkı sıkıya düşünüşe bağlamasından ileri gelmektedir. Nitekim Zenon’a göre, iyi ile kötü, bilge ile bilge olmayan arasında mutlak bir karşıtlık vardır. İnsanlar ya iyidirler, ya kötüdürler. Bilgenin eylemleri görünüşte değersiz bile olsalar, yine de doğrudurlar. Zenon’un gözünde bilge idealine erişmemiş olanların hepsi, bu ideale ister yakın ister uzak olsunlar, bilge değildirler, bunların hepsi ruh hastasıdır.  

    Aynı kanuna bağlı olma yüzünden erdemli kişiler yalnızlıktan kurtulmuş, bir beraberlik içinde toplanmış olurlar. Bundan dolayı Zenon, insanın toplum halinde yaşama gereksinmesini doğal ve akla uygun bir içgüdü olarak kabul eder. Kendi kendisiyle yetinen bilgenin artık topluma, devlete ihtiyacı yoktur, bütün tarihi- ulusal ayrılıklar ortadan kalkar. Çünkü akıl (doğa) bütün insanlara aynı kanunu, aynı hakları vermiştir. Stoalı bilgenin sosyal ideali dünya yurttaşlığıdır. Kökleri sofistlerde olan ve doğal hukuk anlayışına yol açan bu düşünceler, sonra Roma hukukuna temel olacaktır. Roma hukukunun üç ana ilkesi olan dürüst yaşamak, hiç kimseyi incitmemek, herkese hakkını vermek Stoa felsefesi kökenlidir. Stoa düşüncesinin bir sonucu olarak, Roma hukukçuları 3. Tür bir yasa kavramı getirdiler (jus civile= yurttaşların yasası ve jus gentium= kavimler arasında kullanılan yasaya ek olarak) : jus naturale= doğal yasa veya doğa yasası. Bunu, evreni yöneten tanrısal akıldan pay alan akıl sahibi varlıklar olarak tüm insanlar için geçerli sayıyorlar. Jus naturale, yurttaşlık haklarının ve ayrıcalıklarının genişleyip yaygınlaşmasına neden oldu, ta ki sonunda imparatorluğun tüm özgür sakinleri yurttaşlar haline gelinceye dek.

    Bugün jus civile ve jus gentium bir olmuş, fakat jus naturale bir ideal olarak kalmıştır. İmparatorluğun ilk günlerinde Stoacılık, bir cumhuriyetçilik ocağıydı ve çoğu kez imparatorluk karşıtı bir duyguyu dillendiriyordu. Toplumsal ve ekonomik koşullar insanların doğal eşitliğiyle çatışmalı olduğu için, Stoacılar onları derhal değiştirmek istediler. Bununla birlikte, daha sonraları Stoacılar imparatorlukla anlaşma yoluna gittiler ve kendi ideallerini gerçekleştirmenin yolunu imparatorluğun evrensel egemenliğinde gördüler. Bu idealleri bir darbede uygulama girişiminin devleti yıkacağı açık hale geldi. Marcus Aurelius bunu çok iyi dile getirmiştir.

    Stoacılar, insanın hak ve ödevlerini evrensel bir genişlikte ele alıp gösteren ilk filozoflardır. Onların gözünde dünya yurttaşı olan bilge kişi evrensel düzeyde en yüce insani dileklerin de belirleyicisidir.

    İyinin tek koşulu, doğaya uygunluktur.

    İyilik güzeldir, Khrysippos “yalnızca güzel iyidir” der. İyi ve güzel eş anlamlıdır, iyilik dünyanın uyumuyla özdeş olan içsel uyumun ifadesidir. Mutlu insanın erdemi ve yaşamın iyi düzenlenmiş akışı, her bir kişinin ayırıcı özelliği ile bütünü düzenleyenin istenci arasındaki uyumdan doğar.

    Erdem, bir kişide iyiliğin bulunuşudur, bütünle ortak olan bir yetkinliktir. Bu yüzden erdem, birdir, mutlaktır, az ya da çok erdemli olunmaz, erdemli olunur ya da olunmaz. Erdem ile erdemsizlik arasında hiçbir aracı bulunmaz. Erdem birdir ve eğer erdemlerden söz ediliyorsa, bu çoğulluk yalnızca erdemin tasarlanışındaki farklı bakış açılarını belirtir, bütün erdemler birbirlerine içten bağlıdır, birini elde eden hepsine sahip olur.

    Yüreklilik, diretilmesi gereken şeylerle ilişkilidir.

    Sağduyu, yapılması gereken ya da gerekmeyen şeylerle ilişkilidir.

    Ölçülülük, sağduyuya bağlıdır.

    Dürüstlük, adalete bağlıdır.

    Sabır yürekliliğe bağlıdır.

    Stoalıların, daha çok psikolojik çözümlemeden ortaya çıkan bu farklı erdemlere, diyalektiği ve fiziği eklemeleri oldukça anlamlıdır.

    Diyalektik, yanlışı onaylamamayı sağlayan bir yönteme sahip olduğu için ve iyilikler ve kötülükler hakkında öğrendiklerimizi onun sayesinde saklayabildiğimiz için erdemdir. Diyalektik olmazsa, doğrudan sapılıp yanlışa sürüklenilebilinir.

    Doğanın ve tanrıların yaşamının varlık nedenini bilmeksizin, insanın doğası ile evrenin doğası arasında bir uyum olup olmadığını bilmeden iyilikler ve kötülükler hakkında hiç kimse bir yargıya varamaz. Bilge kişilerin “zamana boyun eğmek”, “kendi kendini tanı”, “aşırı hiçbir şey yok” gibi özdeyişlerinin kuvvetini, fizik bilgisine sahip olmadıkça hiç kimse anlayamaz. Adaletin gözetilmesi, dostlukların korunması için doğanın taşıdığı değeri yalnızca fizik bilgisi bize söyleyebilir. Tanrılara gösterilen dindarlık ve onlara borçlu olduğumuz minnettarlık da, doğa üzerine bir açıklama olmadan anlaşılamaz. Stoalılar için fizik bir ahlâktır, bilgeliğe ulaşmak için bir araç değil, bilgeliğin kendisidir.

    Erdem bir bilgidir ve öğretilebilir. Kleanthes’e göre, onu elde eden kişi asla yitirmez. Khrysippos ise, erdemin sarhoşluk ya da melankoli yüzünden yitirilebileceğini düşünür.

    Erdem kavramı özellikle uygulamaya dönüktür, yani somuta yönelmiştir. Bu, bilgelikle sağlanmış bir dinginlik ve mutluluk öngörüsüdür.