Bölüm anahatları
-
Tutkular
Ruhun doğayla çelişen akıl dışı ya da ölçüsüz bir yönelimidir. Zenon’a göre, tutkunun tanımı: Tutku, ruhun, doğru akla karşıt ve doğaya karşı olan bir sarsıntısıdır. Doğal dengeden fazlaca uzaklaşmış olan bir eğilimdir. Khrysippos’a göre ise, tutku, doğadan uzak olan ruhun akılsız bir hareketidir ya da zorba bir yönelimdir.
Yani tutku, ruhun bir hareketidir, akılla çelişir, böylece doğa ile de çelişir, bir yönelimdir.
Burada bir problem var: Yönelim, doğal ve akla dayalı bir hareketse, tutku da eğilim alanına aitse, tutku nasıl mümkün olabilir?
Bir yönelim, yönelim olmayı sürdürdüğü halde nasıl zorba, akıl dışı ve doğalın karşıtı olabilir?
Doğadan kaynaklanan bir şey, nasıl doğaya karşıt olabilir?
Stoalılar, tutkuların nasıl doğduğunu sormazlar. Bunların olduklarını saptarlar ve ne olduklarını sorarlar.
Doğa, akıl → bilgelik → tutku
Tutku, her şeyden önce bir olgu. Tutkular ruhun hastalıklarıdır. Bedenin ve ruhun hastalıkları, zayıflıklarıdır. Örneğin; zafer ve haz aşkı.
Bazı Stoacılara göre, dört temel tutku vardır: Acı, tasa, arzu ve haz.
Acı, ruhun akılsız bir eylemidir. Şunları içerir: acıma, canı çekmek, kıskançlık, gücenme, üzüntü, derin hüzün, çile (zahmetli acı), bunalım (akılsız acı).
Tasa, bir kötülüğün beklenişidir. Şunları içerir: korku (ürküten tasa), çekince (gerçekleşecek eylemden duyulan tasa), utanç (namussuzluktan duyulan tasa), dehşet (alışılmadık bir tasarımlamadan duyulan tasa), ürperme (sözü tutuklaştıran tasa), bunaltı (bilinmeyen bir şeyden duyulan tasa).
Arzu, akılsız bir iştahtır. Şunları içerir: yoksunluk, nefret, hasımlık (bir seçeneğe duyulan arzu), öfke, sevgi, hınç, taşkınlık (başlamakta olan öfke).
Haz, kendisini istenen bir şey gibi sunan akılsız bir yakıcılıktır. Şunları içerir: hoşnutluk (duyularımızı okşayan haz), kötülükten alınan haz, şehvet (ruhun kendini bırakması), sefahat (erdemin gevşekliği).
Düşüncenin sapkınlığı hatadan ileri gelir ve buradan da, huzursuzlukların nedeni olan birçok tutku doğar. Bilge kişi bir tutkun değildir, çünkü sağlıklı bir yargıda bulunur ve doğal akılla uyum içinde yaşar.
Bütün tutkular yargıdan ve sanıdan doğar. Bu yüzden onları belirgince tanımlarlar ki yalnızca ne kadar erdemsiz oldukları ortaya çıkmakla kalmasın, ne denli bizim elimizde oldukları da anlaşılsın. Tutku, entelektüel bir hastalık gibi görünüyor.
Tutkulu kişi, yargısı henüz olgunlaşmamış bir çocuktur. Yaşamda, yaşamayı bilmeyen ve sağlıklı görüşleri olmayan, çocuk diye adlandırılır. Ancak akıl bizi tutkulardan kurtarabilir.
Bilge
Bilge kişi, doğaya göre, yani akla göre yaşayandır. Bunun sonucunda da tutkudan sıyrılmıştır. Bilge kişi, bilgisi en yüksek olandır, masumdur, acımasız ama geçimlidir. Tek zengin olan odur, tek özgür olan odur.
Eylemlerimiz bize bağlı olduğundan, bilge kişi olup biten karşısında hiç şaşırmaz, ölümün karşısında bile. Ölüm kötülük değildir, ama ölüm hakkındaki sanı bir kötülüktür. Şu halde kızgın ya da üzgün olduğumuzda, kendimizden yani görüşlerimizden başka bir şeyi suçlamayalım.
Bilge kişi her şeye yüreklice göğüs germekten gerçek bir mutluluk duyar. Olayları kabul etmeyen, kendini evrenden dışlayan kişi, tıpkı bedenin geri kalanından ayrı olarak uzanmış, kesik bir el, kesik bir baş gibidir.
Ölüm doğanın bir işlevidir. Dolayısıyla ondan kaygı duymamalıyız, doğaya yararlıdır, çünkü kendisinden başka şeylerin doğacağı bir çözülüştür. Ölümü dingin bir yürekle beklemeliyiz, bu sonuçta bütün insanlar aynı sırada yer alır. Ölümün beklenişi bize, şanın boşluğunu daha iyi ölçtürür.
Bilge kişi, sırf doğduğu ülkenin yurttaşı değil, bütün dünyanın yurttaşıdır. Bilge kişinin sıra dışı olduğunu onaylamaya hazır ilk filozoflar Stoalılardır.
Bilge kişinin düzgün eylemlerine katorthomata derler. Bunlar, yetkince yapılan ve erdemin bütün yönlerini içeren eylemlerdir. Ama bu bilgenin asla sahiden var olmadığını ilk kabul edenler de Stoalılardır. Epiktetos şöyle der: “Stoalıların ahlâki ilkelerini söyleyip duran çok kişi görüyorum, ama Stoalı göremiyorum. Bana bir Stoalı göster, yalnızca bir tane istiyorum. Bir Stoalı, yani hastalıkta kendini mutlu hisseden, ölürken mutlu olan, küçümsendiği, hatta haksızca suçlandığında kendini mutlu hisseden bir insan göster! Eğer böyle yetkin ve tam bir Stoalı gösteremiyorsan, en azından böyle olmaya başlayan birini göster. Benim gibi bir ihtiyarı böyle büyük bir gösteriden yoksun bırakma, itiraf ederim ki henüz bunun keyfini yaşamadım.”
Demek ki bilgelik, insanlara açık değildir, yalnızca bilgeliğe yaklaşmaya girişilebilir. Az ya da çok bilge olunmaz, ama az ya da çok çılgın olunabilir.
İnsandan üstün olan bilgenin ulaşabildiği birinci sıradaki şey yeğlenir olan değildir. Yeğlenir olan, ikinci sırada yer alandır. Bilgenin mutlak erdeminin yanında, bir de insanca erdem türü vardır. Bu, bilgelik ve mutlak bilgi değil, sakınımlılık ve akla uygun düşünmedir. Sakınımlılık, kendimize saptadığımız ve doğaya uygun düşen amaca ulaşmak için elimizden geleni yapmaya dayanır. İyi yay çeken kişi, oku hedefe kazara ulaşan kişi değildir, bu hedefe ulaşmak için iyi bir okçudan beklenebilecek her şeyi yapan kişidir.
Stoalılar, ideal ahlâk ile insanlığın erişebileceği ahlâk arasındaki ayırımın ilk yaratıcıları olmuşlardır.
Akılla yönlenen, evrenin olaylarına rıza gösteren, doğayla uyum içinde yaşayan Stoalı bilge, “hiçbir şeye şaşırma” sözünü, kendi sözü yapmıştır. Yani kayıtsızlığın bilgeliğidir bu.
Bilge kişi, yani aklın yönetiminde yaşadığı için özgür olan insan, doğanın akla dayalı yasalarını tanımaya bağlanır. Bilgelik bilinçsel güç gerektirir, bilge kişi sürekli bir arayışla, sürekli seçimlerle kendini var eder. Hiçbir büyük kendini bir çırpıda yaratamaz.
İnsan kendisini olumsuz duygulardan kurtarabilirse, bilge insana özgü olan dinginlik, huzur ve mutluluğa kavuşabilir. Zira yalnızca bilge insan rolünün ne olduğunu bilebilir.
Stoa ahlâkı gerçek anlamda bir bilgelik ahlâkıdır. Davranış tutarlılığıyla düşünce tutarlılığının insan için önemli olduğu ilkesine dayanır. İnsanın en güzel şeylerine sahip çıkar, bu arada insanda us dışından kaynaklanır gibi görünen eksiklikleri, boşlukları ussallıkla gidermeğe çalışır. Dünyadan beklenen, bilgelikle sağlanmış bir mutluluktur. Her şey insanın yüce mutluluğu içindir.
Stoa felsefesi, davranış tutarlılığıyla düşünce tutarlılığının insan için önemini bildiren, gerçek anlamda bir bilgelik ahlâkıdır. İnsanın insanlığına, onun değerlerine sahip çıkmak, bu arada insanın us dışından kaynaklanan eksikliklerini, sakatlıklarını, boşluklarını ussallıkla giderme temeline dayanır. Stoa felsefesi, tam anlamıyla bütüncül bir felsefedir. Bilginin konusu olan evreni bir yapılı sayar.
