Bölüm anahatları
-
Marcus Aurelius (121-180)
Hoş görülü, adaletli, tutarlı bir yönetici olmuş, vebadan ölmüştür. Boş zamanlarında kendi içine bakarmış. Kendime Bakışlar adlı eseri, kendisini bu ciddi ve disiplinli denetlemesinin bir ürünüdür. Zaten Stoa ahlâkı, insanın her gün kendisine hesap vermesini, kendisini yargılamasını ister.
Marcus şöyle der: “Kendini hep bir Romalı, bir imparator, görevi başında bulunan bir asker gibi gör.” Kendini denetlemesini, iktidarda bulunan bir kimseyi kolayca baştan çıkaran şeyler bakımından, yani ölçüsüzlük, kendini öfkeye kaptırmak, işi oluruna bırakmak ve kendini beğenmişlik bakımından yapar. Ödevini yerine getirmek için kendisine gerekli yetenekleri vermiş olan doğaya, tanrılara ya da kadere şükreder.
Stoa öğretisinin özünde bulunan bu alçak gönüllülük, “insanın ödevi, bir asker gibi doğanın buyruklarını yerine getirmek ve kendini bu buyrukları yerine getiren bir organ olarak duymaktır” görüşüne dayanır.
Ruhun ölümsüzlüğüne inanır.
Aldırış edilmeyecek şeyler arasında ölüm ile yaşam da vardır. Tıpkı haz gibi yaşamak da bir erek değildir. “Biz, tıpkı bir bağ kütüğü gibi yemiş vermek için yaşarız. Dünya düzeninin bütünü içindeki yerimizi doldurmak, dünya plânında payımıza düşeni gerçekleştirmek, sonra da yerimizi başkasına bırakmak için yaşarız. Ama hayatımız artık bu ödevini yerine getirmeyecek gibi ise, örneğin vücudumuzun ıstırapları aklımızın beden üzerinde egemenlik kurmasına engel oluyorsa, ya da dış koşullar akla ve hakka aykırı bir iş yapmaya bizi zorluyorlarsa, hayattan isteğimizle ayrılma fırsatı bize açıktır.
“Yaşadığın şu zaman anını doğaya uygun olarak yaşa, sonra ondan üzüntüsüz ayrıl, tıpkı olgunlaşmış bir yemiş gibi. Yemiş olgunlaşınca yere düşer, kendisini yaratmış olan toprağa ve ağaca minnet duyarak.”
“Ölüm, doğanın bir isteminden başka bir şey değildir, doğanın isteminden korkan da çocuktur.”
