Bölüm anahatları

  • 1.         Hafta                  Genel Türk Tarihinin Özeti ve Özellikleri

    Konular:Konunun önemi; Makale/essay nasıl yazılır? Eski Türklerin yerleştiği coğrafya; Türklerin yayılması; Eski Türk devletleri (Hun, Gök-Türk, Hazar imparatorlukları); Türklerin İslam’ı kabul etmesi; Orta yüzyıllar Türk devletleri/hanedanları (Karahanlılar, Selçuklu, Harezmşahlar, Karakoyunlu-Akkoyunlu, Altın Orda, Osmanlı, Safevi vb.); XVI yüzyılın bölünmeleri.

     Temel Okumalar:

    -           Türk Dünyası El Kitabı, Birinci Cilt, Coğrafya-Tarih, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1992, İkinci Bölüm; özellikle s. 3-6,  105-110;

    -           Muhammet Şahin, Türk Tarihi ve Kültürü, 1 ve 2. bölümler;

    Tavsiye edilen okumalar:

    -          Osman Karatay, İran ile Turan. Eskiçağda Avrasya ve Ortadoğu’yu Hayal

    Etmek, İstanbul: Ötüken, 2015, 3,5,7. bölümler;

    -           Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, Ankara: Kavalcı, 2008; 3 ve 4. bölümler;

    -           Hasan Celal Güzel vd., Türkler Ansiklopedisi (18, 19 ve 20. Ciltler),  Ankara:

               Yeni Türkiye Yayınları, 2002;

    -          https://www.rasitgokhansucu.com/ygs/islamiyet-oncesi-turk-tarihi/

    -           Wikipedia’dan uygun makaleler;

    -           Youtube’dan değişik videolar.

    Ders Notları:

    Prof. Dr. Kafesoğlu’na göre: “Türk tarihinin en büyük hususiyetini coğrafî yaygınlık, hatta dağınıklık teşkil eder. Başka milletlerin tarihi muayyen ve değişmez bir bölge içinde oluşurken, Türk tarihi aynı asırlar içinde çeşitli iklimlerde gelişmeler göstermiştir. Bundan dolayı tarihte bir Türk yurdu ve bir Türk imparatorluğu değil, fakat aynı zaman içinde Türk yurtları ve Türk imparatorlukları mevcut olmuştur, işte bu müstesna durum Türk tarihinin çağlar esasında araştırılması ve öğretilmesini fevkalâde zorlaştırmaktadır. Türk boyları muhtelif yurtlarında başka başka coğrafî şartlar, türlü iktisadî ve kültürel imkânlar dolayısıyla birbirlerinden farklı gelişmeler kaydetmişlerdir. Bunları çağ taksiminin belirli sınırları içinde ele almak kabil değildir. Buna mukabil, her Türk boyu için belirli mekân içinde bir inkişaf kabul ederek çağları, onlara, ayrı ayrı tatbik cihetine gitmek, meselâ Orta Asya Türklüğü için başka, Hindistan, Rusya, Balkanlar, Avrupa, İran, Mısır Türkleri için başka başka, Osmanlı İmparatorluğu için de başka çağ sınırları tespitine çalışmak da doğru olmaz. Bu, her ülkedeki Türk boyunu ayrı millet saymak manasına gelir ki, hakikatlere ve ilme aykırıdır. Çünkü çeşitli ülkelerde görülen Türkler aynı milletin kollar hâlinde devamından ibarettir.”[1]

    Prof. Dr. Taşağıl’ın 2017’de Genel Türk Tarihi Çalıştayı’nda da ifade ettiği gibi, “zaman derinliğinde ve mekân genişliğinde Türklerin yaşadığı her yer ve her dönemi” inceler. Nitekim kurulduğu günden itibaren Türk tarihinin araştırılması işini sistematik bir hale dönüştürmeye çalışan Togan, Kafesoğlu, Sümer, Ögel gibi hocalarımız yaptıkları çalışmalarda Türk tarihinin bütünselliğine işaret ettiler. Bugün Türk tarihi ve kültürünün Avrupa merkezci bir tarih anlatısıyla oluşturulmuş çağlar sistemi içerisine alınması ve bu şekilde incelenmesi kabil-i mümkün olmaktan uzaktır. Çağlar sistemi içerisine yerleştirilmek suretiyle yapılacak çalışmalar Türk tarihini sığlaştıracak ve değersizleştirecektir. Ayrıca bu bakışın uygulanması başta Umumi Türk Tarihi kürsüsünün kurucusu A. Zeki Velidî Togan’ı ve beraberinde emeği geçen alanın ekol sayılan hocalarını anlamamak manasına gelmektedir.

    Türk tarihi araştırmalarının mekâna göre tasnifi de pek mümkün görünmemektedir. Zira bilinen en eski zaman diliminden beri Türk tarihinde göç denilen olgusu söz konusudur. Bu bağlamda merhum Faruk Sümer ve onun Oğuzlar isimli abidevi eserini hatırlatmakta fayda vardır. Eğer Türk tarihi çağlara bölünmüş olsa idi merhum Faruk Sümer eserini nasıl kaleme alabilirdi? Benzer şekilde mekân üzerinden bir tasnif söz konusu olduğunda bu abidevi eser yine ortaya çıkamazdı. Nitekim Oğuzlar olarak bilinen ve Türk tarihinin en mühim unsurlarından birini oluşturan boylar zümresinin tarihi seyrini belirli bir coğrafya içerisinde incelemek mümkün gözükmemektedir. Örneğin meseleyi Avrasya olarak ele aldığınızda Anadolu’yu, Orta Doğu coğrafyasını, hatta Balkanları dışarıda bırakmış olursunuz.

    Türk tarihinin daha doğru araştırılması yardımcı bilim alanları ile ortak çalışmaları gerektirmektedir. Bu bilim alanlarından biri olan nümizmatik yardımıyla Türk tarihinin mühim noktalarından Semerkant bölgesinde bulunan bazı sikke ve mühürler üzerine ciddi tespitler yapılmaktadır.

    Genel Türk Tarihi’nin nispeten ihmal edilen çalışma alanlarından biri olan Doğu Avrupa’daki Türk varlığı hususu baştan beri vurgulanan Türk tarihinin bütünlüğü açısından mühim bir konudur. Bu coğrafyanın devamı mahiyetindeki Orta Avrupa ve Balkanlar ise yüzyıllar boyu çeşitli Türk kavimlerinin yaşam alanı oldu. Türklerin cihanşümul devletlerinden biri olan Osmanlı’nın güçten düşmeye başlaması, Fransız İhtilalinin etkisi gibi farklı nedenlerle batı topraklarından yavaş yavaş çekilmek zorunda kalan Osmanlı Devleti’nin ardından bu topraklarda yaşayan Türkler de çeşitli problemlerle karşılaşmaya başladılar.

    Türklerin devlet geleneklerinin, şehirlerindeki yaşam biçiminin, gelenek ve göreneklerinin Türk olmayan birinin gözüyle anlatımını içeren kaynaklar Türk tarihi ve kültürü araştırmacıları için her zaman çok değerli olmuştur. Bazen bir gezgin, bazen bir tüccar, bazen de bir devlet görevlisi sıfatıyla Türk devletine gelenlerle ilgili bir örnek de bu kez Prof. Dr. Melek Çolak tarafından verildi. On beş yılını Osmanlı topraklarında geçiren Macar ressam Kálmán Beszédes’in Ege adalarına dair gözlemlerinin konu edildiği çalışma yalnızca tarihçiler değil, coğrafyacılar, sosyologlar gibi diğer alanlarda çalışanların dikkatini çekecek mahiyette olduğunu düşünüyoruz.

    Tarihin iyi bir şekilde araştırılması, pek çok konunun açıklığa kavuşması, bugün güncelliğini koruyan konuların daha iyi bir şekilde açıklanabilmesi, ancak tarihin kaynaklarına inmekle mümkündür. Türk tarihi ise zengin kaynaklara sahiptir. İslamiyet öncesi döneme ait Türklerin müzelik malzeme türünde bol miktarda kaynaklarına ulaşılmıştır. Zamanla yazılı kaynaklar da artmıştır. Osmanlılar döneminde ise zengin kaynak türlerine geçilmiştir. Özellikle arşivlerin kataloglanması Türk tarihi araştırmalarına önemli kolaylıklar getirmiştir.



    [1] Abdülkadir Donuk, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2014, s. 36-37.