Bölüm anahatları
-
4. Hafta Sanan Azer’in İran Türkleri Eseri
Konular: İran Türklerinin İran tarihinde rolü; İran demografisinde Türklerin yeri; Türk tarihinin resmi tarikcilikde saptırılması; Ermeni-Cilo meselsi ve Osmanlı’nın yardımı; Milli zulmün yansımaları; İran’da Türk şairleri.
Temel Okumalar:
- Sanan Azer, İran Türkleri, İstanbul: Cumhuriyet matbaası, 1942;
- Wikipedia’dan uygun makaleler;
- Youtube’dan değişik videolar.
Ödev: Sanan Azer’in İran Türkleri eseri üzerine 5 sayfalık referat
Ders Notları:
Doç. Dr. Gülara Yenisey yazıyor: “Mehmet Sadık Aran’ ismini her duyduğumda gözlerimin önüne yaşamı, eserleri, inancı, tükenmez gücü ve korku bilmeyen yüreği ile tam bir Türk Alpereni gelmektedir.”
Aralık 1895’te (H.1311) Karabağ’ın Zengezur Kazasına bağlı Sisyan nahiyesinin Bazarçay köyünde doğan Mehmet Sadık Aran’ın ecdadı 32 kuşak ahunt (imam) olmuşlardır. Bu nedenle Ahundzade olan, soyadını Türkiye’de yaşadığı yıllarda Aran olarak değiştirmiştir.
İlk eğitimini baba evinde alan Mehmet Sadık, daha sonra Nahçıvan ortaokulunu bitirmiştir. Sınavla Bakü Erkek Öğretmen Enstitüsü’nü kazanarak buradan başarılı notlarla mezun olmuştur. Daha sonra eğitimini sürdüren Mehmet Sadık Aran İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 2 yıl, Helsinki Üniversitesinde de 1 yıl okumuştur. Arap, Fars ve Rus dillerini iyi derecede bilen Mehmet Sadık Aran güzel sesi ve müzik bilgisiyle Azerbaycan sanat ve müziğine de yabancı değildi, ayrıca eski Türk ve İslam edebiyatına da vakıftı. Bütün varlığıyla Türk ülküsüne bağlı olan Aran hayatını Türklük ve Azerbaycan davasına adamış, yeri geldiğinde kalemi, yeri geldiğinde silahıyla daima bu mücadelenin ön saflarında olmuştur. Genç yaşlarında doğup büyüdüğü Zengezur yöresinde Ermenilerin Müslüman Türklere silahlı saldırılarına karşı 13 kez çatışmaya giren Aran sonraki yıllarda Karabağ’da Bolşeviklerin Azerbaycan’ı işgal etmesine karşı silahlı direnişe katılmıştı.
1917’de Azerbaycan’ın bağımsızlığı için siyasi faaliyetlere katılan Mehmet Sadık Aran, 1918-1920’de Azerbaycan Cumhuriyeti döneminde Parlamento üyesidir. Bolşevik işgalinden sonra Ruslara karşı mücadeleyi sürdürmüş, Azerbaycan tamamen Rus işgali altına girdikten sonra da yılmamış, Bakü’de 5-6 arkadaşıyla birlikte gizli örgüt kurarak Azerbaycan’ın bütününde halk direnişi başlatmak için çalışmıştı. O dönemde İstanbul’da kurulan Azerbaycan Milli Merkezi ile irtibata geçmek için Batum’dan sandalla Trabzon’a ulaşan Aran aynı yolla geri dönmüş ve bir süre sonra Tiflis’te ÇK ajanları tarafından tutuklanmıştır. Soruşturma sırasında ağır işkencelere maruz kalan Mehmet Sadık Aran’dan bilgi alamayan ÇK elemanları işkenceleri devam ettirmiş, Aran ölümü göze alarak soruşturma görevlisine saldırmıştır. Diğer elemanlar üzerine çullanarak el kolunu bağlamış ve sürükleyip odadan koğuşa götürmüşlerdir. Onu korkutmak için ÇK amiri tabancasından iki el tavana ateş etmiş ve o sırada Aran şu mısraları haykırmıştı:
Sönmez ruhumdaki coşkun volkanlar!
Saçar fırtınalar, ateşler, kanlar.
Kanımda boğulur azgın düşmanlar…
İstiklal uğrunda kanlı bir kefen
Giymişim, ölsem de, yaşasın Vatan.
ÇK görevlileri onun bu halini görünce akli dengesini kaybettiğini düşünerek kontrol için akıl hastanesine götürmüşler. Buradan kaçmayı başaran Mehmet Sadık Aran, 1923’te İran’a geçebilmiş ve ardından 1924’te Türkiye’ye gitmiştir. Türkiye’ye yerleştikten sonra Aran, çalışmalarını daha çok dergi yayınlama ve dernek işlerinde yoğunlaştırmıştır. O, Resulzade’nin kurduğu Azerbaycan Milli Merkezinde 15 yıl Genel Sekreterlik yapmış, Ankara’da kurulan Azerbaycan Yardımlaşma Derneğinde 7 yıl boyunca Başkan görevinde bulunmuştur. Azerbaycanlı ve Türkistanlı çocuklara eğitim imkânı sağlamasına rağmen şahsi hayatında maddi sıkıntı içinde bulunan Mehmet Sadık Aran özellikle Güney Azerbaycanlı gençlere maddi ve manevi destek vermiş, onları Türkiye’deki okullara yerleştirmeyi başarmıştır.
1924’de Aran, kendisinin kurduğu Azeri Türk Gençler Birliğine Başkanlık etmişti. Yayıncılık çalışmalarına Yeni Kafkasya dergisinin Sorumlu Yazı işleri Müdürü olarak başlayan Aran, daha sonra Azeri Türk dergisinde aynı görevde bulunmuştur. Sonraki dönemlerde kısa süreyle yayınlanan Yeşil Yaprak, Ergenekon Yolu ve Türk Yolu gibi dergilerin sahibi ve yöneticisidir.
1930’lu yıllarda Türkiye üzerinde Rusya baskısı nedeniyle muhaceretteki birçok Azerbaycanlı aydın gibi geçici olarak Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmış ve Finlandiya’ya yerleşmiştir. Bu ülkedeki Tatarların ana dilinde okul ve yayınları bulunmadığını gören Mehmet Sadık Aran kısa sürede İdil- Ural Türkleri için okul açmış, bu okulda müdürlük ve öğretmenlik yapmıştır. 1932’de birlik oluşturmak amacıyla kurulan Türk Ocağı Derneğinin Başkanı olan Aran, burada 1931-1933 arsında Yeni Turan adlı Fince ve Türkçe iki dilde dergi çıkarmıştı.
Mehmet Sadık Aran, Türkiye’ye döndükten sonra yayıncılık faaliyetlerini devam ettirmiştir. 1935’te Ergenokon Yollarında şiir kitabı basılmıştı. 1936’dan başlayarak Çığır dergisinde Mehmet Sadık Aran imzasıyla Azeri Türk Şairleri başlığı altında makaleler yazmaya başlamıştır. Bu yazılarında Şah İsmayıl Hatai’den başlayarak Ahmet Cavat, Almas Yıldırım’a kadar birçok ünlü Azerbaycan şairini, örnek eserlerini Türkiye okurlarına tanıtmıştır. O, daha sonra Azerbaycan şairleriyle ilgili yazılarının bir kısmını İran Türkleri kitabında İran Türk Şairleri adlı bölümde yayımlatmıştır.
Aran’ın 1940’lı yıllarda Çınaraltı, Ötüken dergilerinde ve o dönemde Türkiye’de çıkan diğer Türkçü dergilerde ve gazetelerde çok sayıda yazısı yayımlanmıştır. Mehmet Sadık Aran eserlerini Mehmet Sadık Ahundzade, Memmed Sadık Ahundov, Cafer Mehmet Sadık, Memmed Sadık, Mehmet Sadık Sisyanlı, Senan, Senan Azer, Mehmet Sadık Aran gibi değişik adlar altında yayımlatmıştı. Ancak şunu kaydedelim ki son yıllarda sadece Mehmet Sadık Aran ismini kullanmış ve siyasi faaliyetlerinde de bu adıyla tanınmıştır.
Türkiye’ye geldiğim ilk dönemde birkaç Türkiyeli ve Güney Azerbaycanlı arkadaşla birlikte onun İstanbul Feriköy mezarlığındaki kabrini ziyaret etmiştik. Daha o zaman bende bu mücadeleci adamın hayatı ve eserlerine büyük bir ilgi ve sevgi uyanmıştı. Onun yaşamını araştırdıkça, sevgim daha da artmıştı. Şiirlerini ve çeşitli türde eserlerini okumaya, kütüphanelerden toplamaya başladım. Aran’ı tanıdıkça başka özelliklerini keşfettikçe ona hayranlığım da büyüyordu. Bu büyük vatansever aydınımız tam anlamıyla hem ‘kalem ehli’, hem de ‘kılıç ehli’ dediğimiz aydınlardandı. Halkını aydınlatmak için bütün ömrü boyunca sert yazılar, değerli eserler yazmış, yeri geldiği zaman silaha sarılıp toprağını düşmanlardan savunmuştur. Onun karakterinde beni hayran bırakan en büyük özelliği ise yenilgiden sonra ruhtan düşmeyip, tersine daha kararlı ve azimli şekilde tükenmez gücüyle davasına devam etmesi, mücadelesinden hiç vazgeçmemesiydir. Bunun en güzel örneği, 1920 yılında Bakü Bolşevik işgaline maruz kalıp devletimiz çöktüğü sırada, değerli insanlarımız Ruslar tarafından idam edilirken, sürgüne gönderilirken, sağ kalanlarsa canlarını kurtarmak için ülkeden kaçarlarken Mehmet Sadık Aran’ın, ülkede gizli faaliyete geçmesidir. Ruslara karşı yeraltı örgütün kurucularından birisi de O’dur.
Aran korkmazlığıyla birlikte, organizasyon başarısı, örgütleme yeteneği ile hayranlık uyandırmaktadır. Örneğin, zorunlu olarak Finlandiya’ya göç edince, orada hiç boş durmayıp oradaki okulsuz ve basınsız Tatarlar için okul açması, dernek kurması ve dergi çıkarması da onun örgütleme becerisi ve kuruculuk enerjisini ortaya koymuştur. Ancak ne yazık ki Aran’ın Finlandiya’da yayımladığı Yeni Turan dergisi, söz konusu dönemin Finlandiya’daki Türk- Tatar yayınlarını araştıran Tatar ve Türkiyeli araştırmacılar tarafından kaydedilmemiş ve neredeyse unutulmuştur.
Bir başka önemli meseleye de değinmekte yarar var ki, o da Aran’ın Mehmet Emin Resulzade’ye yaklaşımıyla ilgilidir. Bazı araştırmacılar, onu Resulzade ile anlaşamadığını ve aralarında bir soğukluk olduğunu yazıyorlar. Aran’ın arkadaşı olup onu yakından tanıyan Nihal Atsız, onunla ilgili makalesinde sinirli bir insan olduğu, bütün ömrünü Azerbaycan davasına adadığı halde, Azerbaycanlılarla anlaşamadığını kaydetmiştir. 1928 yılına kadar Aran, Müsavat partisinin üyesi olarak Resulzade ile örgüt ve yayın faaliyetlerinde sıkı işbirliği yapmıştır. Ne var ki daha sonraki dönemde, kendine özgü sert edası, muhalifliği ve uzlaşmaz tutumu yüzünden partiden uzaklaşmış olmasına rağmen ‘Resulzade’ye karşı muhalefetinin sadece biçim konusunda olduğunu, içerik ve ilke bakımından ise sonuna kadar birlikte olduklarını’ ifade ederek meseleye kendisi de altını çizerek açıklık getirmiştir.
Türkiye’de 1930’lu yıllarda Türk Ocaklarının kapatılması ve Türkçü yayınlara sınırlama getirildikten sonra değişik yaş ve mesleklerden olan Türkçü aydınlar, bir araya gelerek 1939 yılında Ankara’da Kitapseverler Kurumunu oluşturmuş ve başkanlığa da Aran’ı seçmişlerdir.
Aran 2. Dünya Savaşı öncesinde 2 yıl boyunca Cumhuriyet ve Ulus gazetelerinin temsilcisi olarak İran’da çalışmıştır. 1938-1941 yıllarında Ulus gazetesinde İran Mektupları başlığı altında seri halinde yazıları yayımlanmıştır. 1942’de İran Türkleri kitabı basılmış, 1944 yılında Türk’ün Altın Kitabı Kutadgu Bilig makalesi yayınlanmıştır.
Aran, 1946 yılında İstanbul’da üniversite gençlerinin kurdukları Türk Kültür Çalışmaları Derneğinin faaliyetlerine katılmış ve bir süre sonra başkanı olmuştur. Ömrünün son yıllarında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kurmak için çaba gösteren Mehmet Sadık Aran, kurumun aslı üyesi olarak çalışmıştır. Dernek ve yayın çalışmalarıyla birlikte Aran, Ankara, İstanbul, Kayseri, Samsun, Erzincan, Erzurum, Kars vb kentlerde çeşitli konularda toplantılar düzenlemiş ve konferanslar vermiştir.
M. Sadık Aran, Güney Azerbaycan’daki ve genellikle İran’daki gelişmeler daima dikkat merkezinde olmuştur. İran’da Türk nüfusa karşı ırkçılık sergileyen yönetimi daha 1928-1930 yıllarında yayımlanan Yaşıl Yaprak dergisinde sert yazılarıyla eleştirmiş, bu yazılar etkili olmuş ve sürekli Azerbaycan istiklal davasını baltalamaya çalışan Ayende dergisi kapatılmıştır. İran’ın İstanbul Başkonsolosu olan Mehemmed Han Seidülvüzera Aran’ı Konsolosluğa davet ederek yazdıklarında haklı olduğunu bildirmiş, ondan özür dileyerek bir daha yazmaması ricasında bulunmuştur. Çünkü Güney Azerbaycan’daki Türklerin milli haklarını savunan bu yazılar, İran hükümetini rahatsız etmekteydi.
Ancak Aran’ın Güney Azerbaycan’a ilgisi sonraki yıllarda da azalmamış, 1942’de İran Türkleri kitabı İstanbul’da Cumhuriyet Matbaasında Senan Azer mahlasıyla yayımlanmıştır. 44 sayfadan ibaret kitapta resimler ve haritalar vardır. Kitabın giriş bölümünde, Birkaç Söz başlıklı kısımda Tebrizli Kardeşlerime hitaben kısa ve ateşli bir çağrı yer almaktadır. Ardından İran Türklerinin tarihi, yaşamı, yaşadıkları bölgeler hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Kitabın son bölümü İran’da Türk Şairleri adını taşımaktadır.
1952 yılında Aras dergisinde Aran’ın İran Türklerine Karşı Mezalim adlı makalesi yayımlanmıştır. Mehmet Sadık Aran’ın Türkiye’deki birçok dergide devamlı yazıları ve şiirleri yayımlanmış Bozkurt, Kızılelma, Aras, Toprak, Önasya Mecmuası vb dergilerde çok sayıda yazıları yer almıştır. Ömrünün son yıllarında ise daha çok Türk Yurdu ve Ötüken dergilerinde yazmıştır.
Bütün varlığıyla Azerbaycan davasına ve Türklük ülküsüne bağlı olan, bu yolda ömrü boyunca yorulmadan yürüyen, büyük örgütçü, yayıncı, ateşli mücadeleci Mehmet Sadık Aran çok sevdiği Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluş gününde – 28 Mayıs 1971’de İstanbul Cihangir mahallesindeki evinde vefat etmiştir. O büyük mücadeleci, yılmaz savaşçı, çelik iradeli bir alp idi. Ömür yolunu seçebildiği gibi, ölüm gününü de seçebilmişti.
