Bölüm anahatları

  • 14.       Hafta                        Günümüz İran’da Türk/Azerbaycan Meselesi

    Konular:  İran’da kültürel muhalifet, siyasal hareket; İran dışında muhalif faaliyetler.

    Temel Okumalar:

    -           Bilgehan A. Gökdağ, M. Rıza Heyet, “İran Türklerinde Kimlik Meselesi”, Bilig. Türk   Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, Yaz 2004, sayı 30, s.51-83;

    -          Alireza Asgharzadeh, Iran and the Challenge of Diversity, New York: Palgrave Macmilla Press, 2007;

    -          Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, 7. bölüm;

    -          Maşalla Rezmi, İran’da Türk Düşmanlığının Kökleri (elektron versyonu gönderile bilir);

    -           Nəsib Nəsibli, Güneyli-Quzeyli Meselelerimiz, Bakı: Aypara3,  2013,

               degişik bölümler;

    -          Arif Keskin, Azer milliyetçiliği ve Karikatür Krizi,    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=189384

    -          Wikipedia’dan uygun makaleler;

    -           Youtube’dan değişik videolar.

    Ders Notları:

    Güney Azerbaycan’da milletleşme süreci Kuzey Azerbaycan’dan daha farklı şekilde ilerledi. Güney Azerbaycan Türklüğü, daha dramatik ve daha çetrefil yol katederek İran/Pers düşünce sisteminden kopup, doğal millî gelişme yoluna çıkabildi. Bu gelişme 20. yy İran’ındaki siyasi sarsıntılarda kendini açıkça gösterdi.

     

    Azerbaycan Türkü’nün Meşrutiyet devrimine (1906-1911) aktif katılımına rağmen, bu devrimi onlar için yitirilmiş fırsatlar olarak değerlendirmeliyiz. Meşrutiyet devriminden en kârlı çıkan Farslar oldu. Her şeyden önce Farsların on yıllar boyu kabullenemedikleri Kacar hâkimiyeti zayıfladı. Ülke yönetiminde zaten büyük ağırlığı olan Fars bürokrasisinin rolü daha da arttı. Farsça, resmî dil statüsü aldı. Sonraki dönemlerde Türklük ülke siyasetindeki ağırlığını adım adım yitirdi ve 1920-1930'lu yıllarda onlar mazlum  millet konumuna düştüler. Rıza Şah’ın dikta rejiminin (1925-1941) şahsında devlet, Türkler'in varlığını modernleşen İran’ın bütünlüğü için bir tehlike olarak gördü ve Türk kültürünü hedef alarak ciddi darbeler vurdu. Pan-İranizm ideolojisi, Fars ırkçılığı Rıza Şah hükümetinin resmî siyasetinin temelini oluşturdu. Farslar arasında etnik konsolidasyon süreci ise kıyaslanamayacak bir hızla ilerledi. Türk eğitimli kitle arasında İrancılığa bağlılığın artmasına rağmen, Türk halkının çoğunluğunda ‘İran devleti’ anlayışından kopuş süreci yaşandı.

     

    Bu kopuş 1941’den sonraki süreçte güçlendi. Türklük İrancılıktan/Farsçılıktan ayrılma ve ayrı bir millet olma azmini sergiledi. Yerel özerk yönetimlerini yaratması ve icraatları ile bu halk kendini yönetmeye layık ve hazır olduğunu gösterdi. 21 Azer Hareketi ve Millî Hükümet (1945-1946), daha önceki dönemlerdeki (Meşrutiyet, 1920 Tebriz ayaklanması) millî hareketlerin devamı oldu.

     

    Millî Hükümet tecrübesi, yerel özerkliklerin başarıları ülke çapında gayri-Farsların millî hareketleri, aynı zamanda İran’ın (en başta Tahran merkezî hükümetinin) demokratikleşmesi ile sıkı bağlantılı olduğunu gösterdi. Hareket liderlerinin konuşma ve yazılarında bu zarureti vurgulamalarına rağmen, bu alanda belirli girişimlerde bulunsalar da pratikte bu iki güç arasında ittifak kurulmasında başarılı olamadılar. 21 Azer’ın kazanımlarının yok oluşunun, Güney Azerbaycan ve Türk milletinin yeniden facia yaşamasının ilk nedeni, İran’da millî meselenin çözümünü istemeyen, ülkenin demokratikleşmesinden ürken İran irticası iken, ikinci neden Millî Hükümet liderlerinin, hareketi Sovyet siyasetine bağlaması idi. Bunun yanı sıra Millî Hükümet İran’da Azerbaycan/Türk meselesini uluslararası siyasi platforma taşıdı. Yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler’in ilk ele aldığı ve büyük güçlerin çıkarlarının çatıştığı mesele Azerbaycan meselesi oldu.

    Pehlevi rejimi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘tek İran milleti’ teorisini geniş şekilde yaymış, nüfusun düşünce ve davranışını etkileyerek, Türkler arasında aşağılık kompleksi oluşturarak millî hareket ideolojisinin yayılması zeminini dağıtmaya çalışmıştır. ‘Beyin yıkama’nın ana yöntemi monarşizm, Pan-İranizm ve Fars ırkçılığı fikirlerinin yayılmasıydı. Pehlevi rejimine muhalif insanların ve grupların çok milletli İran'da Fars olmayanlar meselesine yaklaşımı bu rejimin tutumundan pek de farksızdı. Irkçı Pehlevi rejimi Türklüğün varlığını reddetti, onunla ilişkilerinde katı bir asimilasyon siyaseti yürüttü. Türklük, İran’ın bütünlüğü, Pehlevi hâkimiyeti için asıl tehlike sayıldı.

    Ülke nüfusunun yaklaşık %40’ını oluşturan Türkleri Farslaştırma siyaseti ırkçıların arzu ettiği sonucu vermedi. Farslardan farklı bir etnik birlik oldukları, farklı dili, kültürü, örf âdetleri, tarihî geçmişi olan milyonlarla ifade edilen bir halkı asimile etmek mümkün olmadı. Pehlevi döneminde uygulanan Türklüğü inkâr, Azerbaycan’ı ezme siyaseti doğal olarak direnişle karşılaştı. Örnegin, bir zamanlar Farsların Türkler hakkındaki saldırgan etnik yaftalama ve mizahına, Farslar hakkında stereotipler [kalıp yargılar] ilave edildi. Bu gelişmenin yanı sıra Türkler arasında milletleşme sürecinin gecikmesi negatif durumunu, Türk millî hareketi ideolojisinin şekillenememesini, bu hareketin yeteri kadar teşkilatlanamaması tamamlamakta idi. Bu eksiklik de Azerbaycan’ın ve ülkedeki Türklüğün Pehlevi rejiminin buhranını (1978-1979) hazırlıksız karşılamasına sebep oldu. İslam devrimine özveriyle katılmasına, 1979’un sonu 1980’in başlarındaki Halk-ı Müslüman hareketinin coşkulu gücüne rağmen, devrimin yaratmış olduğu ümitler suya düştü. Türklük siyaseten yine mağlup oldu.

     

    İran İslam Cumhuriyeti devletinin ülkedeki Türklüğe yaklaşımı prensip olarak önceki Pehlevi rejiminin politikalarının devamı oldu. Teokratik rejim de Türklere olağan haklarını bile vermekten imtina etti. Bununla birlikte İslam Cumhuriyeti döneminde milletleşmenin en duyarlı iki etmeni – geçmiş hakkında inandırıcı, nesnel millî tarih anlayışının oluşması ve Türk etnosunun geleceği ile ilgili konseptlerin ortaya çıkması millî yaşamda önemli ve yeni bir olgu olarak yerleşti. Millî fikir hayatındaki bu yeni olay yeni neslin bir bölümünün resmî Pan-İranist ve ırkçı ideolojinin etkisinden çıkmasına, millî hareketin yeni aşamasının başlamasına ivme kazandırmıştır. Bu süreçte Aras Nehrinin kuzeyinde aynı isimli, aynı milletli Azerbaycanın/Türklüğün bağımsızlığına yeniden kavuşması hassas bir faktör oldu. Millî hareket dahilinde siyasi ideolojik akımların meydana çıkması da İran’da Türkler’in milletleşme seviyesinin yükselmesinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.

     

    Güney Azerbaycan’da gecikmiş milletleşme sürecinin hızlanması için millî ve siyasi bilinç alanında önce başlamış  olan faaliyetlerin devam etmesi ve derinleşmesi gerektir. Millî kimlik sahasında görülmemiş gelişme kaydının yanı sıra kimlik bilincinin daha geniş kitlelere ulaşması sorununu da vurgulamalıyız. Tarih bilinci, kimlik sorununu çözme görevinin ötesine geçmeli, Türklüğün en az son 100 yıllık acı tarihî tecrübesinden ders almak misyonuna odaklanmalıdır. Kuzey Azerbaycan’ın kültürel gelişme tecrübesinden faydalanmanın yanı sıra, Güney Azerbaycan kendisi millî kültür sahasında bazı modeller üretebilir. Kuzey Azerbaycan’da olduğu gibi, Azerbaycan sınırları dışındaki soydaşlarla ilişkilerin genişletilmesi; Türk Dünyası birliği bilincinin geliştirilmesi önemli konulardandır. Kültürel haklar, özerklik veya özgürlük uğrunda mücadelenin Güney Azerbaycan Türkünü hakkettiği konuma ulaştırması zaman meselesidir. Bu millî irade uluslararası hukukla da bağdaşır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın 4 Aralık 1986 tarihli Gelişme Hakkına Dair Bildiri’sinde bu husus ‘Halkların kendi siyasal statülerini serbestçe belirleme ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri sağlama hakkına sahip olmaları amacıyla halkların self-determinasyon hakkı’ şeklinde  bir daha vurgulanmaktadır.

     

    Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali, Güney Azerbaycan’ın mazlum durumu ve Azerbaycan’ın bölünmüşlüğü dünya siyasetinin hassas sorunlarından biri olarak mevcudiyetini koruyor. Bu sorunların çözümü ise eninde sonunda her iki Azerbaycan’da milletleşme sürecinin ilerleme hızı ve derinliğine bağlıdır.