Bölüm anahatları

  • 10.       Konu               Hanlıklarda Sosyo-Kültürel Durum                  

    Konular:  Hanlıklarda ekonomik hayat; Toprak sahipliği ve vergiler; Kültürel gelişme.

    Temel Okumalar:

    -         Nesib Nesibli, Azerbaycan Tarihi. Millet, Devlet ve Siyaset, s. 181-183;

    -         Süleyman Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s. 556-569;

    -         Wikipedia’dan uygun makaleler;

    -         Youtube’dan değişik videolar.

    Ders Notları:

    Kültür tarihçileri, 18. yy’ı İran devletçiliğinin (daha doğrusu İran-Türk devletçiliğinin) kriz ve gerilemesi gibi, geniş anlamda İran/Fars kültürünün de gerilemesi dönemi olarak nitelendirmektedir. Bu tezi kanıtlamak için, 17. yy’da Fars şiirinin göz okşayan bir sanat örneği ortaya koyamadığı gibi, bu eğilimin bir sonraki yüzyılda da devam ettiği gerçeğini öne sürmektedirler.

     

    Türklüğün durumu, bize göre, farklıydı. 18. yy’ın büyük bölümünde Azerbaycan’ın, İran imparatorluğunun ücra bir eyaleti durumunda kalması, devamlı iç savaşlar, sosyal ve ekonomik alanlardaki zorluklar ve devlet hayatının diğer alanlarındaki krizler normal kalkınmayı engelledi. Ancak bunlar, Azerbaycan’da milletleşme sürecini (anadilin yaygınlaşması, anadilde edebiyatın gelişimi ve bilimsel eserlerin ortaya çıkışı vs.) önleyemedi.

     

    Yukarıda belirtilen olumsuz siyasi faktörlere rağmen, İran’da Türk kültürü gelişmekteydi. Bunu, her şeyden önce, Türk dilinin kullanım alanının genişlemesinde görebiliriz. Son Safeviler’in, Nadir Şah’ın sarayında ve ordusunda geleneksel olarak konuşma dili Türkçe devam etmekteydi. Yazı dili olarak genellikle Farsça kullanılıyordu. Birkaç resmî belgenin Türkçe olduğu, bu bağlamda Nadir Şah’ın Osmanlı sadrazamına göndermiş olduğu iki mektuptan birinin Türkçe olduğu gerçeği bilinmektedir. Hanlıkların da resmî yazı dilinin Farsça olmasına rağmen, Türkçe belgelere de rastlanmaktaydı. Gubalı Feteli Han’ın defterhanesinden ortaya çıkarılan birkaç resmî belge bunun kanıtıdır.

               

    İlk kez Türkçe bilimsel çalışmalar bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlisi tarih eserleridir. Tavarihe Zamane Şah Abbas ibn Hudabende adlı (1711) anonim eser, genellikle I. Şah Abbas’ın yaptığı savaşları anlatır, Şirvan ve Karabağ’daki bazı olaylardan bahseder. Risaleyi Fezaili Şami Şerif adlı eserin de yazarı bilinmemektedir. Prof. Ebdülezel Demirçizade’ye göre, Safeviler devletinin tarihini anlatan Safeviyye Padişahları adlı eser (1733), “tarihin bilimsel tarzının özgül dil birimlerini tanımlamak için zengin bir kaynaktır”. Matematik ve doğa bilimleri alanında özgün Türkçe, aynı zamanda bazı çeviri çalışmalarının (Kelile ve Dimne gibi) ortaya çıkışı da yeni bir olguydu.

     

    En dikkat çekici gelişme millî edebiyatta kendini göstermektedir. Millî edebiyat, Vakıf’ın yaratıcılığıyla yeni bir gelişim aşamasına geldi. Konuşma-folklor diline dayanan koşma biçimi, Türkçeye uygun olmayan klasik aruzun önüne geçmeye başladı ve Vakıf’ın (1717-1797) yaratıcılığıyla hâkim üsluba dönüştü. Fuzuli ekolünü devam ettirenler, eserlerinde bile “bir nebze de olsa, artık bu aşamada canlı konuşmada genelleşmiş, sabit dil birimleri de geliştirilmiştir”.

     

    18. yy şiiri, eski dönemlere kıyasla büyük ölçüde siyasileşerek, halkın sosyal sorunlarına yönelmiş oldu. Geleneksel konuların yanı sıra, iç savaşlar, yabancı saldırılara karşı çıkmak, onlardan şikâyet motifleri çoğu şairin eserlerinde yer almaktadır. Şirvan şairlerinden Nişat Şirvani, Şakir Şirvani bu vilayetteki siyasi süreçlerden bahsetmektedir. Şeki hanı Muhammed Hüseyin Han, “Müştak” mahlasıyla Vakıf tarzında şiirler yazmış, anadilde yazan birkaç şairi himaye etmiştir. “Müşteri” mahlasıyla şiirler yazan Gubalı Feteli Han da millî kültürün koruyucusu olarak biliniyordu. Gence hanı Uğurlu Han Ziyadoğlu’nun da şiir yazdığı bilinmektedir. Bu yüzyılın onlarca şairi arasında, Azerbaycan Türk şiirinin dev temsilcileri Molla Veli Vidadi (1709-1809), özellikle Molla Penah Vakıf vurgulanmalıdır. Onlar anadilde şiiri aruzun esaretinden kurtararak, şiiri sıradan insanın mülkiyetine dönüştürebildiler. Vakıf’ın yaratıcılığı, anadilde lirik şiirin oluştuğu döneme tesadüf eder. Vakıf, lirik şiiri yeni realist gelişim aşamasına getirerek, onu halkın ruhuna, halkın zevkine yaklaştırmış, daha önceki klasiklerden farklı bir yola yönlendirmiştir. Vakıf yaratıcılığının bir diğer özelliği de onun dünyeviliğidir, şairin lirik koşmalarında güzellik, yeni bir anlam, yeni bir tazelik kazanmaktadır.

     

    18. yy. aynı zamanda âşık şiirinin refah dönemidir. Hasta Kasım, Saimi, Saleh, Ürfani, Melali gibi şair-ozanlar, halkın arzu ve isteklerini ifade etmiş, insanlara dürüstlük, kahramanlık ve sevgi aşılamaya çalışmışlardır.

     

    Türkçenin ve Türkçe edebiyatın yaygınlaşmasının bir diğer göstergesi de, bazı Ermeni, Gürcü ve Lezgi şairlerinin bu dilde yazmalarıydı. Hem onların hem de Türklerin birçok eseri Ermeni ve Gürcü alfabesine aktarıldı.

     

    Yukarıda belirtilenler, genel olarak millî kültür alanında bir devrim olduğu, Farsçanın ya da Arapçanın Azerbaycan’da kullanılmadığı anlamına gelmez. Anadilde yazan şairlerin bir kısmı Farsça da yazıyordu. İdari işlerde, daha önce olduğu gibi resmî dil olarak Farsçanın kullanıldığını bir daha vurgulayalım. En önemlisi, okul-medrese sistemi ağırlıklı olarak Farsça ve Arapça idi. Yeni okuryazar nesil, Şahname ve Gülistan gelenekleri ruhunda yetişmekteydi. Bu okul ve medreseyi bitirmiş olan bir memur, hatta hanlıklar döneminde bile resmî evrak işlerini Farsça yürütmekteydi.

     

    Fars dili ve kültür geleneğinin yaşamasıyla birlikte, dönemin Türk hükümdar ailelerinde ait oldukları etnik birlikle (esas olarak boylarla) gurur duymanın tipik olduğunu da belirtmek zorundayız. Bu bağlamda Prof. Faruk Sümer’in araştırmaları dikkat çekmektedir. Faruk Sümer’in yazdığına göre, Nadir “dini duyguları aşırı derecede fazla ve devamlı canlı tutan bir topluluğun ürünüdür… Bununla birlikte, göçebe topluluklarda kavimsel anılar yaşadığı gibi, kavim duyguları da kalabilir. Böylece Nadir Şah’da kavim duygusunun kuvvetli ve bilinçli bir şekilde olduğu görülür. Gerçekten de Nadir Şah, müverrihine Türkmen kavminden olduğunu açıkça yazdırmıştır. Dahası Türkmen olmakla övünmüştür… Türk adına gelince, Nadir Şah’ın bu adı geniş anlamda tüm Türk topluluklarını ifade eden bir anlamda kullandığı görülür.” Bu nedenle, Nadir’in Özbek hanlarını amca çocukları olarak görmesi mantıklıdır. Nadir’in oğullarından Nasrullah Mirza’nın sekiz oğlundan dördüne Ulduz, Teymur, Oğuz ve Ogidey adlarını vermesi de ilginç bir gerçektir. Nadir Şah’ın Osmanlı padişahı 1. Mahmut’a gönderdiği mektuplarda Osmanlı hanedanını “Türkmenlerin en asil, en şerefli hanedanı” olarak nitelendirmesi de Nadir’in etnik bilincinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

     

    Eski İran devletçiliği ve kültür geleneklerinden uzaklaşmak zemininde özüne (Türk’e) dönmek eğiliminin (örneğin, edebiyatta) ortaya çıkışının yanı sıra, hanlıklar döneminin siyasi bölünmüşlüğü, hanlıklar arasındaki kesintisiz savaşların etnik süreçlerin gelişmesini engellediğini de belirtmek gerekir. Bu savaşlar boy/kabile bağnazlığını arttırarak karşı tarafa tutumda düşmanlık duygusunu aşılamaktaydı. Bu, tek etnik birlik bilincinin oluşumunu engellerken, öte yandan, Fars kültür yörüngesine girmeyi de engelliyordu.