Bölüm anahatları
-
5. Konu Kazakistan’da Milli Mücadele
Konular: Rus iskân siyaseti; 1916. Yıl isyanı;
Temel Okumalar:
- Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, 2. bölüm;
- Kazakistan Tarihi. Makaleler, s. 96-104;
- Raşid Rahmeti Arat, “Kazakistan”, İslam Ansiklopedisi, 6. Cilt, s. 501;
Youtube’dan değişik videolar.
Ders Notları:
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden evvel, Çarlık Rusya’sı devrinde Rusya, geniş bir şekilde Asya’da yayılma politikası takip etmiştir. Bu politika adım adım uygulanmıştır. Bu politikanın tarihi XVI. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Ruslar stratejik noktalarda garnizonlar oluşturarak ve bu garnizonların çevresine Rus topraklarından naklettikleri Rus nüfusunu yerleştirerek, satranç tahtasında ilerler gibi Asya da ilerlemişlerdir. Rus işgalleri ister istemez bu yerleşimin kalıcı olabilmesi için göçleri beraberinde getirmiştir. Bu göçler yeni alınan bölgenin stratejik ve ıssız yerlerinde garnizonlar ve köyler kurulması, bölgenin kendi ahalisinin ise stratejik, yer altı ve yer üstü değerlerinin durumu dikkate alınarak, başka yerlere göçürülmesi şeklinde yürütülmüştür.
Bu politika çerçevesinde ise, XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Kazakistan’a, özellikle Güney Ural ve Sibir’den göçmenler gelmişlerdir. Kazakistan’ın uçsuz bucaksız arazisinde; ormanlarında, steplerinde ve vadilerinde bu nüfus yerleştirilerek, sömürgeleştirilmiştir. Slav göçmenler daha çok Kazakistan’ın güney-doğusunda Rus kolonizasyonu çerçevesinde, askerî harekâtın bir parçası olan askeri garnizon, karakol, kale gibi yerlerin etrafındaki bölgelere yerleştirilerek, gözcülük ve korumacılık misyonunu yerine getirip, iskânı kalıcılaştırmaya hizmet etmişlerdir. Bilhassa Kazakistan’da oluşturulan savaş - yönetim kolonizasyonları, Rus ilerlemesinin güzergâhı ve şeklini de gözler önüne sermektedir. Bu şekilde kurulan yerleşim birimleri: Tsarstsınskaya (1717-23), Zakamskaya (1652-56), Sibirskaya (1663), İrtiçskaya (1716-20), Guryev (1647), Sakmerskiy (1725), Yaytskıy (1613) olup, Rus nüfus iskân edilmiştir.İrtiş nehri boyunca da, Omskoy (1716), Jelezinskoy (1717), Yamışevskoy (1716), Semipalatskoy (1718), Ustkamenogapskoy (1720) gibi yerleşim birimleri oluşturularak, bu şehirlere yine Rus nüfusu yerleştirilmiştir.
Rus askerî stratejistleri 18. yüzyılın 40’lı 50’li yıllarında İşim üzerinde kolonileşme faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Çarlık döneminin sömürgeleştirme ve nüfus naklinin birinci kısmı 18. ve 19. yüzyılın ilk çeyreği, ikinci bölümü 1825 – 1866, üçüncü bölümü ise 1870 - 1890 arasında tamamlanmıştır.1870 ve 1890 döneminde ise Rusya Kazakistan’a, Rusya’nın Avrupa bölümünden ve Sibirya’dan göçmenler getirip, iskân etmiştir. Mevcut Rus politikası Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği devrinde de devam etmiştir.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin tarihinde ekonomik ve siyasî sebeplere dayalı üç büyük göç dalgası bulunmaktadır. İlki (1917 -1938), ikincisi (1939 - 47) ve üçüncüsü (1948)’de meydana gelmiştir. 1980’den sonra SSCB’den Rusya federasyonuna küçük boyutlu bir göç olmuştur. Bilhassa 1988 -1990 arasında Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’ın eşit olarak paylaştığı bir göç hareketi yaşanmıştır. Rusya’dan batıya yapılan göçler arasında ise Almanya, ABD ve İsrail dikkat çekmektedir.
Kazakistan’ın 18. yüzyılda itibaren Rus tehdidi altına girmesi yaklaşık iki yüzyıl devam etmiştir. Rus işgaline karşı yürütülen Kazak Millî Mücadelesi, maalesef Kazakların aleyhine sonuçlanmıştir. Bu uzun süreç zarfında Türkistan bölgesindeki Kazak nüfusu devrinin şartlarından büyük ölçüde olumsuz bir biçimde etkilenmiştir. XX. yüzyılın başlarında Rusya, öteden beri Kazakistan topraklarında ilerlerken oluşturduğu garnizonların etrafına Rus nüfusu yerleştirmeyi, daha sistematik hale getirmiştir.
Savaştan önce Rusya’da halkın nüfus artış oranı yüzde 1,5 iken, savaştan sonra yüzde 1 oranında artmıştır. Şartların Ruslar için uygun bulunması, onların nüfuslarının artmasına sebep olurken, maalesef Türkler için aynı durum söz konusu olmamıştır. Ve Bolşevik hükümeti tarafından alınan bir kararla Rusya’nın Avrupa kesiminde meydana gelen bu büyük Rus nüfus artışının en az 5.000.000’nun Asya içlerine göçürülmesi plânlanmıştır.Ruslar, 1927’de Türkistan’ın Ruslaştırma politikalarına hız vermişlerdir. Aynı zamanda su ve üretim ile ilgili bütün kaynakları Rusların elinde toplamış, netice itibarıyla Rusları hâkim nüfus haline getirip, yerel isyanların önünü alma gibi bir dizi siyaset ile neticelenmiştir. Bütün bu gelişmeler Kazakistan’da nüfusun aşağıda gösterilen renkli yapısının oluşmasına yani, Kazak nüfusunun azaltılması, Rus nüfusunun artırılması ve diğer milletler ile muhtelif Türk boylarının mecburi göç ve iskân politikasına tabi tutulması sonucunda, söz konusu kozmopolit yapı oluşturulmuştur.
Günümüzde Kazakistan Cumhuriyeti 2.724.900 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip olup, kapladığı alan itibarıyla dünyanın dokuzuncu büyük ülkesidir. Kilometre kareye düşen insan miktarı ortalama 5 kişi civarındadır.
Kazakistan’ın nüfusu ile ilgili bilgiler, 15. yüzyıla kadar geri gitmekle birlikte, bu yüzyılın sonunda Kazakistan’ın yaklaşık olarak 1.000.000’a yakın bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bununla beraber günümüzde anladığımız mânâda nüfus sayımı ilk olarak, Rus Çarlığı ile birlikte 9 Şubat (28 Ocak) 1897’de yapılmıştır. Kazakistan esaslı düzenli nüfus sayımları ise ancak 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılabilmiştir. Bu döneme ait ilk sayım Ocak 1925 yılında yapılmış, 1926’da yayımlanmıştır. Nüfus sayımlar ortalama 10 yılda bir yapılmıştır. Sovyet dönemi Kazakistan’ın nüfus durumu 1926, 1939, 1959, 1970, 1979, 1989 ve 1999 nüfus verilerine göre değerlendirilecektir.
Kazak halkının XX. yüzyılda nüfusunu olumsuz etkileyen bir dizi olay bulunmaktadır. Bunlardan ilki (1916 -1922) savaş yıllarında Kazak halkın açlık ve kıtlık sebebiyle yüzde 19 (yani 950.000)u kırılmıştır. 400.000 kadar Kazak da Çin, Moğolistan, Afganistan, İran ve Türkiye gibi ülkelere göçmek zorunda bırakılmıştır. İkincisi 1931 -1932 yıllarında meydana gelen kıtlık da Kazak halkına büyük felâketler getirmiştir. Bu sebeple açlıktan 2.300.000 kişi ölmüş, 900.000 Kazak canını kurtarmak için yabancı memleketlere göçe zorlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise 600.000 Kazak ölmüştür.
18. yüzyıldan itibaren başlayan Kazak topraklarındaki Rus ilerleyişi, 19. yüzyılın son çeyreğinde azımsanamayacak bir düzeye ulaşmıştır. Kazakistan’da 1897’de 3.392.800 kişilik Kazak, buna mukabil 454.400 Rus bulunuyordu. 1897 yılından 1929 yılına kadarki yaklaşık 30 yıl içerisinde Kazakistan’daki Kazak nüfusu % 23,3 gerilerken, Rus nüfusu % 9,6 oranında artış göstererek 454.400 (%11)’den 1.293.700 (% 20,9)’e ulaşmıştır. Kazak nüfusu ise 3.392.800 (%81,8)’den 3.627.612 (%58,5)’ye gerilemiştir. Bu mevcut nüfusun korunamadığı gibi yeni doğumlarında olmadığı anlamına gelmektedir. Kazakların azalmasındaki temel sebepler Rusların suni olarak yaratmış olduğu kıtlık, açlık v.b.’dir.
1930 yılından sonra Kazakistan’a dışarıdan pek çok millet ya da Türk boyları, Rus egemenliği altındaki bölgelerden, mevcut nüfusları seyreltmek gayesiyle mecburi göçe tabi tutulmuşlardır. Bilhassa 1937 – 1944 yılları arasında ana yurtlarından sürülen pek çok millet Kazakistan’ın muhtelif bölgelerinde, Rus siyaseti ve ekonomik politikalarına uygun olarak iskân edilmişlerdir. Bunlardan biri Uzak-Doğu’dan sürülen Korelilerdir. II. Dünya Savaşı arifesinde SSCB’nin dünyanın şartlarını kendine uygun hâle getirme esasına dayalı siyaseti neticesinde Uzak Doğu’da Rus egemenliği altında yaşayan Koreliler sunî olarak Ruslar tarafından ihdas edilen sebepler ile ve özellikle de “Japon ajanı” suçlaması ile 1937 ve 1938 yıllarında iki kademeli ve trajik bir göçe tabi tutularak, balıkçılık, çeltikçilik, sebzecilik, meyvecilik ve madencilik v.b. ekonomik uğraşlarda bulunmak üzere Kazakistan ve Özbekistan’a yerleştirilmişlerdir. 1940 yılı Ekim ayında ise Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın batısından Polonyalılar Kazakistan’a göçürülmüşlerdir. 1944 - 45 tarihleri arasında Ukrayna, Beyaz Rusya ve Baltık kıyılarındaki Almanlar, 1943 Ekiminde Karaçay Türkleri, 1943 güzünden baharına kadar Kuzey Kafkasyalılar ile bütün Kalmuklar, 1944 Şubatında Çeçenler ve İnguşlar, Nevrûz (Mart) ayında Balkarlar, 13 Nisan 1944’de Kırım Türkleri, Bulgarlar ve Rumlar, 13 Haziran 1944’de Gürcüler göçürülmüşlerdir. 1954 -56 yılları arasında muhtelif milletler Kazakistan’a iskân edilmişlerdir. 1959 - 1965 yılları arasında bunların sayısı bir hayli artmıştır.
1926 yılı nüfus sayımında Kazakistan’daki Kazak nüfusu 3.627.612 (58,5), Rus 1.275.654 (%20,6), Alman 51.094 (0,8), Ukraynalı 860.201 (% 13,9), Özbek 129.399 (% 2,1), Tatar 79.758 (%1,3), Beyaz Rus 25.584 (0,4), Uygur 62.313 (% 1), Azerbaycanlı 46 (% 0) ve Koreli 42 (% 0) toplam 6.197.932 kişiden oluşmaktadır.1939 nüfus sayımı verilerine göre nüfusun dağılımı şöyledir; 2.327.652 (% 37,8) Kazak, 2.458.687 (% 40/) Rus, 92.571(% 1,5) Alman, 658.319 (10,7) Ukraynalı, 120.655 (% 2) Özbek, 31.614 (%0.5) Beyaz Rus, 35.409 (%0, 6) Uygur, 12.996 (%0,2)Azerbaycan Türkü, 74.091 (% 1,6) Koreli toplam 6.151.102 kişidir.
1959 yılında 2.787.309 (%30) Kazak, 3.972.042 (%43) Rus, 659.751 (%7,1) Alman, 761.432 (%8,2) Ukraynalı, 135.932 (%1,5) Özbek, 191.690 (% 2,1) Tatar, 107.348 (% 1,1) Beyaz Rus, 59.840 (% 0,6) Uygur, 38.362 (% 0,4) Azerbaycanlı, 74.091 (% 0,8) ve toplam 9.294.741 nüfusu bulunmaktadır.
1970’de 4.234.166 ( % 33) Kazak; 5.521.917 (%42) Rus; 858.007 (% 6,6) Alman; 933.461 (% 7,2) ; Ukraynalı, 216.340 (% 1,7); Özbek, 285.689 (% 2,2); Tatar, 198.275 (% 1,5); Beyaz Rus, 20.881 (% 0,9) Uygur; 57.699 (% 0,4) Azerbaycanlı; 81.598 (% 0,6)Koreli ve toplam 13.008.726 nüfusu bulunmaktadır.
1979 yılında 5.289.346 (% 36) Kazak; 5.991.205 (% 41) Rus; 900.207, (% 6,1) Alman; 897.964,(% 6,1) Ukraynalı; 263.295,(% 1,8) Özbek; 312.626,(% 2,1) Tatar; 181.491,(% 1,2) Beyaz Rus, 147.943, (% 1 )Uygur; 73.345,(% 0,5) Azerbaycanlı; 91.984,(% 0,6) Koreli ve toplam 14.684.283 kişilik bir nüfusu bulunuyordu.
1989 yılında Kazakistan’ın nüfus dağılımı şöyledir: 6.534.616, (% 39,7) Kazak, 6.227.549,( % 37,8 ) Rus, 957.518,(% 5,8) Alman, 896.240,(% 5,4) Ukraynalı, 332.017, (% 2) Özbek, 327.982,(% 2) Tatar, 182.601,1,(% 1) Beyaz Rus, 185.301,1,(% 1)Uygur, 90.083,(% 0,5) Azerbaycanlı, 103.315,(% 0,6) Koreli ve toplam 16.464.464 kişi.
Nüfusun Rus menfaatlerine uygun olarak şekillendirilmesi şüphesiz Kazaklar için olduğu kadar diğer milletler içinde sözle anlatımı oldukça güç şartlar ve uygulamalar ile gerçekleşmiştir. Neticede geride telafisi mümkün olmayan insanlık dramları kalmıştır. Biz Kazakistan’da Kazaklardan sonra bu dramı yaşayan milletler içinden Korelileri seçtik, çünkü ilk yurtlarından sürülen millet Korelilerdir. Ayrıca Kazak literatüründe Kazaklar ile Korelilerin akrabalıklarını etnik, dil, kültür v.b. verilerden hareketle açıklayan bazı bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Korelilerin göçürülmesini anlatmadan evvel bunları özetleyip, göç kararı, şartları, uygulanması ve sonuçları üzerinde duracağız.
Korelilerin Kazaklarla aynı soydan geldiklerine dair kültür, arkeolojik, tarih ve dil malzemesi bulunmaktadır. Kazaklar ile Koreliler arasında soy birliğini gösteren çalışmalar gerek Koreli gerekse Kazak araştırıcıların çalışmalarında mevcuttur. Kuzey Doğu Çin’deki Kogure isimli devlet M.Ö. III. asırda Lavdun yarım adasında kurulmuş olup, demir madenleri ile ünlü idi. Bu devirden kalma çeşitli aletler ve Kuzey Çin’de kullanılmış bıçak şeklindeki demir para, demir kürek, kamalar Kuzey Kore’nin Vivon, Kimhe, Kenju (maden işçisi) bölgelerinde kazılarda çıkmıştır. Kuzey Kore’de yapılmış, arkeolojik çalışmalar Türk dilli halkların buraları mesken edindiğini ortaya koymuştur. Kore’ de kazılarda bulunan evlerin çatısı yuvarlak, ateşin ortasında yakılacağı şekilde dizayn edildiği ve bir tarafında giriş kapısının bulunduğu, Kazakların kilerli evleri şeklindedir.
Kore’nin kuzey taraflarında yerleşmiş Puye, Kogure, Okçu ve Emek boylarının çoğu hayvancılık ve ziraatla uğraşmışlardır. Han boyunun çoğu ziraat ile meşgul olmuş, Puyeler ekinin 5 çeşidini yetiştirmiş, iyi cins at beslemiş ve avcılık ile uğraşmışlardır. Bunlar ayrıca yakut, inci gibi, değerli madenleri de çıkarıp, mamul hale getirmişlerdir. Okçu boyu, özellikle buğday ziraatı ve balıkçılık ile uğraşmış, balığı tuzlayıp mamul hale getirmişlerdir. Emek boyu, çiftçilik, deniz balıkçılığı ve sadak imâlatı ile uğraşmış, hanlıklar ise tahıllar özellikle pirinç, meyve ağacı yetiştiriciliği ve demircilik ile geçimlerini temin etmişlerdir.
Bu boylar etkin bir şekilde ticaret de yapmışlar, madeni parayı ya da demiri değişim aracı olarak kullanmışlardır. Korece mevcut olan bakır, demir kelimeleri Kazakçadan geçmiştir.Koreliler devlet başkanlarına tıpkı Türkler gibi Han/Kan demişlerdir. Yine tıpkı Hun Türkleri gibi Şaman dininde olduğu, Kök Tengriye yalvarılarak, ruhlarına saygı göstermişlerdir. Tanrı adına kurban kesip, kürek kemiğinden falına bakma gibi adetler Kazak Türklerinde Ekim Devrimi’ne kadar korunduğu şekliyle Kore’de de bulunmaktaydı.Kore’nin tarihteki idare şekli Türk devletlerini hatırlatmaktadır. Kore’de (Çince Tege) adını alan Teginler (Tekin) bulunuyor. MÖ109’da Kogure’de savaşta yenilip, ele geçenlere köle denmiş (Çince tutha), tutsakların üstündeki insanları ise Tegin diye adlandırmışlar, halkı yöneten beyler de bu beyaz kemikliler arasından çıkmıştır. Yine Kore bölgesinde Skif denen söze de rastlanmıştır. Bu kelime Kazakçada (Sıykıp) (Hediye edilmiş), Rus dilinde “Dariniyedin” şeklinde ifade edilmiş, ancak anlamı aynıdır. Delilleri çoğaltmak mümkündür. Kısacası miladımızın ilk devirlerinde Doğu Çin ile Kogure Devleti yerinde yaşamış Türk halklarının günümüzdeki Kazakların eski ataları olması muhtemeldir.
6. yüzyıldaki Kogure devletinin bilim adamları (Paksa), Kazağın bilgili falcısı burada kalmış, felsefeciler doğal yaratılışında bir birine karşı olan iki gücün karanlık güç (şeytan) ve açık gücün (yan) Kazakça (jan)dan oluşmuştur. Kogure’nin başkenti Kençu’nun etrafındaki büyük mezarlar, çok büyük tümseklerden oluşuyordu. Bu kurganlar 25 metre uzunluğu ve 110 metre genişliğe sahiptiler. Kazakistan’da bu tip mezarlara çok sık rastlanmaktadır.
Kore dil, kültür, tarih ve arkeolojisinde Kazak Türkleri ile bağlantılar arasında o vakitte “Kogure”, şimdi “Kore” şeklindeki devlet ismi de vardır. Kogure Devleti, Kuzey Doğu Çin’deki Türk dilli halklar ki bunların çoğu madencilik ve tarımla uğraşan Kazak boylarından müteşekkil olmuştur. Ve boy isimleri iktisâdî uğraşıları ile ilgili bulunmuştur. Kuzey Doğu Çin’deki bu Türk Dilli halklar ile Kore yarım adasındaki Silla dilli yerli halkların birleşiminden oluşmuştur. Bu karışık dilli halklar bazen Türk dilini kullanmış, bazen de silla dilini kullanmıştır. Aynı zamanda Kogure Devleti’nin inandığı gökyüzü olmuştur. Türk dilli halklar gökyüzüne “kök/gök” demişler, silla dilli halklar “re” demişler. Kore adı da Kazakça “kök” ile Korece “re”nin birleşmesinden oluşmuştur. Eskiden “Kökre ” kelimesindeki “k” düşmesi ile “Köre” şekline dönüşmüştür. Ama her iki şekilde de anlamı “gökyüzüne yalvaran” yani “gök tengriye saygı gösterenler” anlamı eskisi gibi korunmuştur.
Milletleri parçalama siyaseti Sovyet sisteminin birden bire uygulamaya koyduğu bir program olmamıştır. Lenin ve Stalin’in bir birini tamamlayan eylem ve manevraları ile yumuşak ve aşamalı bir geçiş süreci neticesinde gerçekleştirilmiştir. Bunun için bugünden geriye bakıldığında, Lenin insanların gözüne daha sevimli görülmektedir. Stalin ise asıl taşları yerine oturtan insan olduğu için, sert ve acımasız bir lider olarak tarif edilmiştir.
1937 senesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin tarihinde milyonlarca insanı yollara döken ve ölümlerine sebep olan terör ve baskı dönemi olarak girmiştir. Ve bu devir SSCB Korelilerinin tarihlerinin en trajik zaman dilimi olmuştur.SSCB siyasetinde gizlilik ve dış dünyaya kapalılık esas olduğu için, uzun süre kapalı bir kutu olmuştur. Bundan dolayı, SSCB’de yaşayan milletlerin, hangi sebeplerle nereden nerelere göç ettirildikleri konusu araştırılıp, incelenmesine izin verilmemiştir. Sovyet araştırıcıları ise çalışmalarında devletin birliği ve bütünlüğü gerekçesiyle, bünyesinde bulunan milletler için göçü tabii olarak yorumlamışlardır. Başka bir deyişle SSCB’ye özel bir statü vermişler, onun yaptığı emperyalizmi yazmamışlardır.
1917 Ekim devriminden sonra milletler arası ilişkileri düzenlemek amacıyla “Emekçi ve Sömürülen Halkların Deklerasyonu”, “SSCB’nin Eğitimi Hakkındaki Gelişme” gibi devlet kurumları oluşturulmuştur. Belgelere göre, ülkedeki her şeyin Sovyet’e ait olduğunu, onun sonucu olarak da Rusya Sovyet Cumhuriyeti’nin halklarının barış ittifakı esasında onaylanacağını ifade edilmiştir.
Aralık 1922’de III. Sovyet Birlik Toplantısı’nda SSCB’nin eğitimi hakkındaki anlaşma kabul edilmiştir. Bunun amacı muhtelif sovyet sosyalist cumhuriyetlerini kendi istekleri ile aynı sistem için çalışmaya davet etmektir. Bu “SSCB’nin bağımsız ülkeler ile olan iki taraflı münasebetlerinin projesinde söylenmiş olan tenkidine bağlı olarak Lenin’in inisiyatifiyle kabul edilmiştir. Bu tenkit 1922 Ekiminde İ. Stalin tarafından Rusya Komünist Partisi’nin XII. Yıldönümü’nde ortaya atılmıştır. Stalin’in ise SSCB’nin içinde bulunan cumhuriyetlerin otonomlaştırılması ve bunun neticesinde otonom hukukuna sahip olmasını savunmuştur.
Tartışmaların sonunda “Millî Sorunlar“ hakkında kararda aynı tarihte kabul edilmiştir. Böylece millî ve yönetimle ilgili bölgesel düzenlemeler neticesinde, millî sorunlar çözülmüştür. Yeni şartlar dâhilinde SSCB’nin millî münasebetleri geliştirmek ve oluşturmak için hükümetin merkezî organlarını şekillendirmek, millî sınırları iyileştirmek için yeni düzenlemelerin yapılması ve yeni prensiplerin oluşturulması talep edilmiştir. Millî ve bölgesel düzenlemelerin politik boyutu için hükümetin temsili organlarına çeşitli halklara mensup seçmenin iradesi doğrultusunda tamamen birlik içindeki Sovyet kurumlarını ve iş yürütme komitelerinin oluşturulmasında seçim yapma yasasına sahip olan milletvekillerini temsilci olarak gönderilmesi kabul edilmiştir.1924 anayasasında bütün halkın ortak tarım ekonomisinde, halkların ve milletlerin ortak sosyalist kültürde yakınlaşıp birleşmesini açıklamıştır. XII. Rusya Komünist Partisi’nin toplantısında özellikle geçmişin izlerini silip, tarımsal ve kültürel eşitsizliğin en kısa zamanda ortadan kaldırılması hususunda vurgu yapmışlardır.
SSCB’nin güçlü bir devlet olabilmesi yukarıda anlatılan ekonomik politika doğrultusunda millet ve din duygusunun yok edilmesi, onların sadece işgücü yığınlar olarak görülmesi neticesinde üretim amaç ve kabiliyetlerine uygun bir biçimde yerleştirilmeleri ile mümkün olmuştur. Kazakistan Korelileri diye isimlendirilen Koreliler, 1930’lu yıllara değin, Uzak Doğu’da, Vladivostok, Habarsk ve Pirimorye bölgelerinde yine Sovyet yönetimi altında, fakat Japonya’nın sömürgesi olan Kore ile komşu olarak yaşıyorlardı. Bu devirde Japonya her ne kadar doğrudan Çin’e yönelik düşmanca bir siyaset izlese de, Japonya’nın saldırgan siyaseti Ruslar tarafından daha o dönemde sezilmiştir. 1935 Martındaki Çin’in Doğu demiryollarını satma kararı, Sovyet Hükümeti’nin Japon sömürge bölgesini tanımasıyla sonuçlanmıştır. Anlaşmanın imzalanmasına rağmen Japonya ve Çin’in Mançurya’ya yönelik politikaları hız kesmemiştir. Bu da Uzak-Doğu’daki ilişkileri gergin bir ortama sokmuştur.
Korelilerin, kendi yurtlarından sürülüp Kazakistan SSCB’nin bir parçası haline gelmesi hiç de o kadar kolay olmamıştır. Sovyetlerin bütün dinî ve millî kimlikleri öğütme politikası aşama aşama uygulamaya konulmuştur. Öncelikle o milletin kendilerine ilk tepkiyi gösteren aydın ve önderlerini yok edilmesi ile işe başlanmıştır. Bu sebeple 1937 yılı bütün Sovyet coğrafyasında kan ve acı dolu bir zaman dilimidir. Sovyet Uzak Doğusu’ndaki Koreliler ise önce liderlerini daha sonra da onlara destek verenleri kurban vermek zorunda kalmışlardır. Milletin vatanından edilmesi, Sovyet idarecilerinin kâğıt üzerinde plânladıkları kadar kolay olmamıştır. Sovyet yönetimi Japonlara karşı bir dizi tedbirler düşünmüşlerdir. Bunlardan ilki askerî önlemlerdir, nitekim ilk olarak, Uzak Doğu özel ordusunun başına getirilen Mareşal V. K. Buluher’e, sınırı güçlendirme görevi verilmiştir.Uzak Doğu’daki giderek artan gerilim, Rusların yerli halka baskılarına sebep olmuştur. 5. Kızıl Ordu’daki Sovyet memur ve işçiler yani Mançurya’dan vatanına gelenler, Çin-Doğu Demiryolu’nun satılması hakkındaki kararın yazılmasından sonra, İç İşleri Halk Komitesi’nin sert denetim ve gözetimiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu sırada Japonya’nın Vladivostok’taki yüksek konsülü, SSCB’nin ilgili birimlerinin etkisiyle Sovyet Korelileri tarafından “Son Vong” adlı Kore dergisinde yayımlanan “Japonlara Karşı“ adlı makale ile ilgili protestoyu dile getirmiştir. Ve SSCB’den iki ülke arasında Japonlara karşı organize olan, Kore milliyetçiliğinin güçlenmesinin önüne geçilmesi istenmiştir.
... 1916 Yılı Ayaklanması. Ayaklanmanın esas çıkış sebebi, ulusal ve sosyal baskıların dayanılmaz bir hal almış olmasıdır. Öz vatanında, toprakları ellerinden alınmış, hiçbir hak ve hukuktan faydalandırılmayan halk, Çarlık hükümetine karşı 1916 yılından başlayarak toplu bir ayaklanma başlatmıştır. Çarın cephe gerisine asker alınacağını buyurduğu fermanı ayaklanmanın başlaması için sadece bir kıvılcım. Kazak ulusal bağımsızlık hareketinin önderlerinden MuhamedjanTınışbayev de 1916 yılı ayaklanmasının asıl sebebinin Çarın 25 Haziran fermanının değil, halka uygulanan baskıların Birinci Dünya Savaşı sırasında dayanılmaz bir hal alması olarak göstermişti. O, Türkistan Genel Valisine hazırladığı bir raporunda 1906-1914 yılları arasında Vernıy valisi olan S. N. Veletskiy’nin yaptığı hukuksuzlukları inkâr edilemez delillerle gözler önüne sermişti. Raporda belirtildiğine göre, halkın elinden verimli arazilerin alınmasından sonra hayvancılık ve tarım bir hayli gerilemişti. Bununla birlikte ekonomik sıkıntılıların bütün sorumluluğu Kazaklara yüklenmişti. Göçmen olarak bölgeye gelen Rus çiftçilerin herhangi bir güçlük yaşanmaması için idari önlemler alınıyordu. Mesela Rus çiftçilerin bir hayvanının ya da bir mülkünün kaybolması halinde yerel idarecilere üç gün içinde bulunması emri verilmişti. Ferman ilan edildikten sonra, askere alınacak bölgelerdeki insan sayısı ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Buna göre Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden toplam 110•Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, KOSBED, 2018, 35 390.000’den fazla kişi cepheye gönderilecekti. Bunun içinde Kazakistan’ın Bozkır vilayetlerinden 100.000, Yedisu Vilayetinden 87.000’in üzerinde kişinin cephe gerisinde görevlendirilmek üzere askere alınması planlanmıştı. Asker alımı sırasında pek çok usulsüzlükler meydana gelmişti. Hiçbir sağlık sorunu yaşamayan feodal beylerin çocukları çürüğe çıkartılırken, gerçek anlamda askerliğe elverişli olmayan fakirlerin çocukları cepheye yollandı. Askere alım yaşındaki feodallerin çocukların yaşları küçük ya da 43 yaştan aşmış olarak gösterilirken, 19 yaşından küçük fakir çocukları asker listesine eklendi. Çarlık hükümetinin resmî izniyle feodaller, kendi çocukları yerine alacaklı oldukları fakir ailelerin bireylerine cepheye yollamaya mecbur tuttu. Bu şekilde hazırlanan sahte listeleri halk, ortadan kaldırmak için başkaldırmıştı. Ayaklanmanın listelerin imha edilmesiyle başlaması son derece önemliydi. Çünkü Kazaklarda resmî nüfus kayıtları tutulmadığı için aile bireylerinin sayısının ve yaşlarının belirlendiği yegâne belge, bu listelerdi. Listelerin ortadan kaldırılması asker alımı işlemini yavaşlatıyor, hatta yer, yer durmasını sağlıyordu. Evlatlarının cepheye yollanmasına kesinlikle karşı olan halkın başlattığı ayaklanma kısa süre içinde Kazakistan’ın tamamına yayıldı. TorgayValisinin, Bozkır Genel Valisine yolladığı raporda: “Kırgızların (Kazakların) cephe gerisinde görevlendirmesi fermanının yayınlanması, Torgay ahalisinin büyük karışıklıklar çıkarmasına yol açtı. Gençler, özellikle de askere alınacak yaşta olan gençler, bu mesele hakkında görüşmeler yapmak üzere toplantılar gerçekleştirdi ve ilk olarak askere alım listesini hazırlamakla görevlendirilenlerin şehre girmesinin engelleme kararı aldılar. Tüm kasabalarda hazırlanan listeler, idarecilerin ellerinden alındı. 19 Temmuz ila 25 Temmuz arasında şehirdeki tüm işçiler iş bırakarak, şehrin yakınında toplanan genç Kırgızlara (Kazaklara) katılmak üzere bozkıra çekildiler” demişti. Irgız Valisi de: “Kırgızların (Kazakların) önemli bir bölümü iş bırakarak bozkıra çekildiler. Kalanlar da kaçmaya hazır durumdalar. Atölyelerde çalışan işçiler saklanıyorlar. Onları ikna etmek mümkün değil, vaziyet hayli müşkül” diye haber yollamıştı.Aktöbe Valisinden de, vilayetin kuzeydoğusunda karışıklıkların gözlemlenmeye bağladığı, halkın köylerini terk ederek dağlık yerlerde ve bozkırlarda toplandığı, Aktöbe-Irgız vilayet sınırında askere alma listelerini hazırlamak için gelen devlet memurlarının ölümle tehdit edildiği bildirilmişti. Genel Valiye bu çeşit haber ve raporlar Kazakistan’ın birçok Birinci Dünya Savaşının Kazakistan’a Etkileri • 111 bölgesinden ulaşmıştı. 1916 yılı Temmuz ayı sonu ile Ağustos ayının başında ayaklanma tüm Kazakistan’a yayıldı. Her vilayet ve kasabada ayaklanmacıların ayrı liderleri vardı. Bunların arasında en meşhur olanı Torgay Vilayeti ayaklanmasının lideri Amangeldiİmanov’dur.
Yedisu Vilayetindeki Ayaklanma: Ayaklanma ilk olarak Yedisu Vilayetinde başlamıştı. Bölgede Rus göçmen yoğun bir şekilde yaşamaktaydı ve bazı ailelerden 19-43 yaş arası 4-5 erkeğin cepheye yollanması, bu ailelerin muhtemel Rus göçmenlerin saldırısı karşısında savunmasız duruma düşürmekteydi. Bu durum isyanı kaçınılmaz hale getirmişti.Ayaklanmacılar arasında Prjevalskiy(Karakol), Jarkent ve Vernıy bölgesinin lideri olan Uzak Seuirzakov, halk arasında en çok tanınanıydı. Prjevalskiy İlçesinin idarecisi İvanov, Yedisu Askerî Valisi Folbaum’a yolladığı telgrafta, Seuirzakov’un bir an önce ele geçirilmesi gerektiğini bildirmiş ve bu görevin de kendisine verilmesini talep etmişti. Folbaum ise bu talebi uygun bulmuş ve hemen yerine getirilmesini emretmişti. Ancak İvanov bu talimatı yerine getirememiş, bölgede isyanı bastırmak için gönderilen askerlerin sayısının azlığından yakınmıştı. Yedisu bölgesindeki ayaklanmanın liderlerinden biri de Tokaş Bokin idi. Bölgede ayaklanma başladıktan sonra İ. Jaynakov, halkı sakinleştirmek için bir takım girişimlerde bulunmuştu. O, Yedisu Askeri Gubernatorundan izin alarak Almatı şehrinde, vilayetin ileri gelenlerini bir araya getirmiş ve 14 Temmuz 1916 tarihinde bir toplantı gerçekleştirmişti. Ancak toplantıya katılanların çoğu ayaklanmanın durdurulması teklifini reddederek TokaşBokin’in tarafında yer almışlardı (Koygeldiyev 2008: 251). Bokin, 1916 yılı Eylül ayında Çarlık askerleri tarafından ele geçirilerek tutuklanmış ve 1917 Şubat devrimine kadar tutuklu kalmıştı. 1 Ağustos 1916 tarihinde Rusya Genel Kurmay Başkanlığı’ndan Folbaum’a gelen direktifte, 15 Eylül’e kadar bölgedeki Kazak, Kırgız, Uygur ve Dunganların askere alım işlemlerinin tamamlanması emredilmişti. Bu emre uymak istemeyen on binlerce halk ayaklanmaya katılmıştır. Ayaklanmacılar ile Çarlık Ordusu arasındaki en ciddi çarpışmalar Vernıy, Lepsi, Bişkek ve Prjevalskiy’de gerçekleşmişti. Ayaklanmacılar birçok posta merkezi, telgrafhane ve köprüyü tahrip etmişti. Devitkul Nogayev yönetimindeki ayaklanmacılar çok sayıda silah ve mühimmatı ele geçirmişti. 20 Ağustos’ta Tokmak şehri ayaklanmacıların eline geçmişti ancak 22 Ağustos günü Yarbay Geytsig komutasında çok sayıda askerle harekete geçen Çarlık Ordusu şehri geri almıştır. Yedisu Askerî Valisi Folbaum, durumun acil olduğunu bildirerek Türkistan Genel Valisi Kuropatkin’den silah ve erzak yardımı talebinde bulunmuştu. Kuropatkin de ona, eli silah tutan Rus göçmenlerinin silahlandırılarak onlardan atlı birlikler kurulmasını ve Kazak boy ve kabileleri arasına nifak salınması talimatını verdi. Aldığı emri geciktirmeden yerine getiren Folbaum, Kazak köylerine saldırılar düzenledi ve yakaladıklarını yargılamadan idam etti. Şehirlerde de “şüpheli” görülenler tutuklanıyor ve gruplar halinde idam ediliyordu. Yedisu’daki ayaklanma Ekim ayına doğru bastırılmıştı. Ayaklanma bastırılırken, bölgeden 300.000 aile Çin’e kaçmak zorunda kalmıştır.Kazak aydınları OtınşıAljanov ve MuhamedcanTınışbayev’in, güçlü silahlarla donatılmış Rus orduları karşısında böyle bir hareketin netice vermeyeceği yönündeki nasihatleri de işe yaramamış ve halk fermana silahlı direnişle karşılık vermişti. Nihayetinde isyan kanlı bir şekilde bastırılmış oldu. 2. 2. Sırderya Vilayetindeki Ayaklanma: Sırderya Vilayetindeki ayaklanmacılar ile Çarlık Ordusu arasındaki çatışmalar, Ağustos ayının başında Yedisu Vilayeti sınırındaki Evliya Ata şehrinde başlamış, en ciddi çarpışmalar ise Merke Kasabası yakınlarında gerçekleşmişti. Bu bölgedeki ayaklanmayı Alikul Akkozı yönetiyordu. Evliya Ata’dan 300 km uzaklıktaki Çu nehri kıyısında bir araya gelen ayaklanmacılar şehri ele geçirmek için hazırlık yapmaya başlamıştı. Ancak yerli bir öğretmenin ayaklanmacıların bu planını Çarlık yöneticilerine haber etmesi üzerine şehrin etrafına kanallar kazıldı ve barikatlar kuruldu. Garnizonda 1.000 kadar asker bırakan Çarlık Ordusu karşı hücuma geçti. 16 Eylül günü gerçekleşen çarpışmada top ve ağır makineli tüfeklerle donatılmış Çarlık Ordusuna karşı silah bakımından yetersiz kalan ayaklanmacılar başarılı olamadı ve isyan bastırıldı. Evliya Ata’da isyana katılanların bir listesi hazırlanmıştı. Listedekilerin tamamına yakını yakalandı ve onların çok azı sağ kalabildi. İsyanı destekleyen köyler yerle bir edildi. Hayvanları ve mülkleri yağmalandı. İsyan bastırıldıktan sonra Sırderya bölgesinden 57.730 kişi cephe gerisinde kullanılmak üzere askere alındı. Sırderya’da isyan bastırılmakla birlikte, bölgede kontrol tam olarak sağlanamamıştı. Türkistan Genel Valisi Kuropatkin Çar’a yolladığı Birinci Dünya Savaşının Kazakistan’a Etkileri • 113 raporunda, “ilkbahar geldikten sonra Yedisu ve Sırderya’daki Kırgızların (Kazakların) yeniden ayaklanma çıkarmayacaklarını söyleyemem. Bu tehlikeye karşı tedbirler alınmaktadır demişti.
Semey, Akmola ve Torgay Vilayetlerindeki Ayaklanma – Amangeldi İmanov: Semey Vilayetinin Kazakları, Akmola Vilayetinin ayaklanmacıları ile birlikte hareket etmişlerdi. Zaysan ve Ekibastuz ilçeleri ayaklanmanın önemli merkezleri olmuştur. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Akmola’da kontrol ayaklanmacıların elindeydi. Bozkır Genel Valisinin elinde isyanı bastıracak güçte ordu bulunmuyordu. Ağustos ayının sonu ile Eylül ayının başında isyanı bastırmak için Ombı, Petropavlsk ve Kazan’dan isyanı bastırmak için ilave kuvvetler getirildi. Akmola’daki ayaklanmaya Torgay ayaklanmasının lideri Amangeldiİmanov destek vermekteydi. Buradaki ayaklanma, 1916 yılı ayaklanmalarının zirvesi olarak gösterilen Torgay Vilayetindeki ayaklanma ile doğrudan bağlantı halindeydi (testetent.ru). Amangeldiİmanov, sadece Torgay Vilayetinin değil, civardaki diğer vilayetlerdeki ayaklanmaların da lideriydi. Meşhur Kazak ozanı JambılJabayev onu bir şiirinde, halk kahramanı ve 1916 yılı ayaklanmalarının önderi olarak göstermişti. Çar’ın fermanının hemen ardından Amangeldiİmanov, Torgay, Köstanay, Irgız, Aktöbe, Atbasar ve Kızılorda’daki Kazakları, birleşerek ayaklanmaya davet etti. Torgay Valisi Eversman’a, bölgedeki Kazakların silahlı başkaldırılarının tehlikeli hal almaya başladığı hakkında haberler geliyordu. İlçelerdeki yöneticiler, ayaklanmacıların dağlık yerlerde toplanıp postanelere saldırılarda bulunduğu, demiryollarını tahrip ettiği, nahiyelerdeki idarecileri öldürdüğü ve idare merkezlerini yıktıklarını bildiriyordu. Özellikle merkezinde Amangeldi’nin bulunduğu Torgay Vilayetindeki ayaklanmanın çok ciddi bir hal aldığı belirtilmişti. Eylül ayının ikinci yarısında Tkaçenko ile Mordvinov yönetimindeki Çarlık Ordusu Amangeldi ayaklanmasını bastırmak üzere Torgay’a gelmişti. Torgay’dan 50 km uzaklıktaki Tatır Gölü civarında yapılan ve dört saat süren kanlı çarpışma neticesinde Çarlık Ordusu mağlup edildi ve geri çekilmek zorunda bırakıldı. Eylül-Ekim aylarında Amangeldiİmanov’a komşu Akmola, Semey, Sırderya ve diğer vilayetlerden çok sayıda ayaklanmacı katıldı. Böylece o, küçük bir ayaklanmadan, büyük bir ordunun komutanı 114•Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, KOSBED, 2018, 35 konumuna yükseldi. Yeni katılanlara askeri disiplin ve silah kullanımı öğretildi. Çar Ordusunun generallerinden de ayaklanmayla ilgili ciddi tehlikenin olduğu haberleri geliyordu. İmanov’un teşkilatçılık kabiliyeti sayesinde isyancıların sayısı her geçen gün artmıştı. 1916 yılının Mayıs ayında isyan başladığında isyancıların sayısı 20 bin iken 26 Kasımda askerî nizam altına alınmış ayaklanmacıların 50 bin kişiye ulaştığı görülmüştü. Amangeldi İmanov önderliğindeki isyan Ekim-Kasım aylarında, cephe gerisine asker yollanmasına tepki hareketi olmaktan çıkarak, ulusal bağımsızlık ayaklanmasına dönüşmüştü. Ekim ayında yapılan çarpışmalarda silah bakımından yetersiz olunmasına karşın ayaklanmacılar, Çarlık Ordusuna üstün gelmeyi başarabilmişti. Nihayetinde hükümet, ufak çaptaki cezalandırma birlikleri ile bu isyanı bastıramayacağını anladı. Kısa süre sonra General Lavrentyev komutasında bir kolordu bozkıra yollandı. Lavrentyev’e Türkistan Askerî Birliğinden yardımcı kuvvetler de gönderilmişti. Şalkar’da mevzilenen Çarlık Ordusunun bir bölümü Irgız ve Torgay istikametinde harekete geçerken, diğer bölümü Aktöbe’den çıkarak Karabutak üzerinden Irgız’a doğru yürüdü. Ordunun üçüncü bölümü ise Köstanay üzerinden ayaklanmanın merkezi olan Torgay’a saldırmak üzere yola çıktı. Amangeldiİmanov, Çarlık Ordusu ulaşmadan bölgeye tam hâkim olabilmek için Torgay Vilayet merkezini kuşattı. Uzun süren kuşatmada ayaklanmacıların bir bölümü vilayet merkezine girmeyi başarsa da şehir teslim alınamadı. Kuşatma altında kalan Torgay’dabir Rus idarecinin günlüğünde yazılanlardan, kuşatmanın şehir idarecilerini büyük korkuya sevk ettiği, hatta onların sığınaklarda saklanmak zorunda kaldıkları anlaşılmaktadır.Ekim ayında başlayan kuşatma Kasım ayının sonuna kadar devam etti. Kışın erken gelmesi, yoğun kar yağışı ve soğuğun bastırması ayaklanmacıların savaş kabiliyetini zayıflatmıştı. Çarlık Ordusunun da yaklaşması üzerine Amangeldi, kuşatmayı kaldırarak daha güvenilir yerlere çekilmeye mecbur kaldı. 1917 yılının Ocak ayında Amangeldi yönetimindeki ayaklanmacılar yeniden Torgay yakınlarında görüldüler. Burada Çarlık Ordusuyla kahramanca çarpışsalar da bu sefer Torgay’ı kuşatmak mümkün olmadı. Amangeldi meselesini kökünden çözmek için harekete geçen Çarlık Hükümeti, kalabalık bir orduyla ayaklanmanın merkezine saldırıya geçilmesi emrini verdi. Ayaklanmanın merkez üssü konumundaki Betpakkara 24 Şubat 1917 tarihinde Çarlık Ordusunun eline geçti. Şubat Birinci Dünya Savaşının Kazakistan’a Etkileri ayının sonuna doğru Torgay’daki ayaklanmaya bağımlı olan Akmola ayaklanması da bastırıldı. Akmola ve Torgay’daki ayaklanmacılar Amangeldi İmanov yönetiminde bir araya gelerek yeniden mücadeleye çıkmanın yollarını aradıkları sırada, Şubat ayının sonuna doğru Petersburg’da devrimin gerçekleştiği ve Çarlık yönetiminin yıkıldığı haberi geldi (s. 591-592). Şubat Devrimiyle Petersburg ve Moskova’da eski yönetimin yıkılması ve idarenin Prens Lvov başkanlığında Geçici Hükümetin eline geçmesiyle, imparatorluğun diğer bölgelerinde de halklar kendi hürriyet ve egemenliklerini kazanma yolunda girişimler içerisine girmişlerdi. Bu siyasi ortamda Kazaklar da Nisan ayında Orenburg vilayetinde Birinci Kazak Kurultayını toplamıştı. Kurultayın ikinci gününde savaş cephesine gönderilmiş olan işçiler konusu değerlendirilmiş, cepheye gönderilen işçilerin sürekli olarak memleketlerine dönmelerinin sağlanması ve işçi alımı ile ilgili daha önce başlatılan kovuşturma işlerinin durdurulması, işçi toplaması sırasında ortaya çıkan olaylarda tutuklananların serbest bırakılması talep edilmişti. Çarlık rejiminin devrilmesinden sonra Kazakistan’daki aydınlar tüm mesaisini cepheye giden askerlerin emin bir şekilde evlerine dönmesine ve isyan sırasında başka ülkelere kaçmak zorunda kalanları memleketlerine geri getirme işine ayırdılar. MirjakıpDulatov, Moskova ve Petersburg’da Kazakistan’a dönmek için garlarda beklemekte olan Kazak gençlerine biletlerini aldı ve onlara maddi yardımlarda bulundu. Dulatov’un ayrıca Ahmet Baytursınov ile birlikte Doğu Türkistan’ın Tarbagatay ilinin Çöçek bölgesine göç eden Kazakları vatanlarına dönmesi konusunda da önemli hizmetleri olmuştur. Aynı görevle MuhamedjaTınışbayevKulca’ya, Mustafa Çokay da Özbek vilayetlerine gönderilmişti. Mustafa Çokay, bundan daha önce de cephe gerisindeki Türkistanlı işçilerin memleketlerine dönmeleri konusu ile ilgilenmişti. O, Orenburg’daki Kazak Kurultayına katılmak üzere Petersburg’dan yola çıktığı sırada Penza şehrinin istasyonunda, belirlenmiş yerlerine ulaşamadan orada kalan onlarca vagon içinde bekleyen Türkistanlı işçilerle karşılaşmıştı. Bölgenin İşçi ve Asker Sovyetleri Temsilcisi ve Vilayet Komiseri ile görüşmeler yapan Çokay, Türkistanlı işçilerin evlerine geri dönmesini sağlamıştı. Şızran ve Samara’da da benzer durumdaki işçileri kurtarmıştı Savaşta ger, hizmette kullanılmak üzere cepheye işçi olarak gönderilen Kazakların vatanlarına geri dönmesi işleri ile ilgilenildiği dönemde başka bir mesele de gündeme gelmişti. Bu konu İttifak Devletlerinin savaş tutsakları meselesiydi. Birinci Dünya Savaşında savaş tutsaklarının önemli bir bölümü, Kazakistan’daki esir kamplarına yerleştirilmişti. Zaysan, Pavlodar, Semey, Öskemen ve Türkistan Askeri Okrugunda esir kamplarına yerleştirilen Avusturya-Macaristan ordusunun on binlerce asker ve subayı savaş yıllarında çok zor şartlarda en ağır işlerde kullanılmıştı. 1917 yılındaki devrimden sonra bu tutsakların bir kısmı ülkelerine geri dönerken, diğer bir kısmı Kazakistan’da kalmış ve Bolşeviklerle birlikte Sovyet yönetiminin kurulması için mücadele etmiştir. Devrimin gerçekleşmesi, Çarlık rejiminin yıkılması ve Rusya’nın savaştan çekilmesiyle, tüm Türkistan’da olduğu gibi Kazakistan’da da beklenilen huzurun nihayet geleceği umudu doğmuştu. Ancak kısa süre sonra bu umut büyük bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Çarlığın yerel idarecilerin yönetimden el çektirildikten sonra idareyi ele alan İşçi ve Asker Sovyetleri yerli halka zulmetmeye başlamışlardı. Kazakistan’ın Kızılorda vilayeti Kazalı ilçesinde yaşananları buna örnek olarak gösterebiliriz. Silahlı işçi ve askerler köylere giderek devrim ve devrimin kurbanlarının yararına kullanılmak üzere halka ölçüsüz ve ağır vergiler koymuşlardı. Bunlar kimin kapısında kıymetli halı, kürk, altın, gümüş eşya görürlerse alıp götürdüler. İlçede açlık baş göstermesine rağmen buğday, darı, arpa ve pirin gibi gıda maddeleri Ruslara paylaştırılmak üzere şehir ve istasyonlarda saklanmıştı (Çokay 1988: 35). Böylece Birinci Dünya Savaşının bütün ağır şartlarını yaşamış olan Kazak halkına 1917 devrimlerinin hiçbir faydasının olmayacağı anlaşılmıştı. Sonuç: Asırlardır süre gelen ve 20. asrın başında doruk noktasına ulaşan Rus sömürü siyaseti, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki uygulamalarla Kazak halkı için dayanılmaz hal almıştı. 1916 yılının Haziran ayındaki Çar’ın Kazakları cephe gerisinde işçi olarak kullanılması fermanı Kazakistan’ın tamamına yayılan bir ayaklanmanın başlamasına yol açmıştı. Bu durum zaten Birinci Dünya Savaşında zor günler yaşamakta olan Çarlık Rusya için adeta, Türkistan bölgesinde yeni bir cephe açılması anlamına geliyordu.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında hem sosyal hem de ekonomik açıdan büyük güçlükler yaşanan Kazakistan’da, savaşın en ağır etkileri 1916 yılı ayaklanmaları sırasında görülmüştü. İsyan Çarın fermanına karşı bir başkaldırış olarak başlamış gibi görünse de esasında yüzyıllardır süre gelen sömürü ve baskılara karşı sabrı tükenmiş halkın ulusal bağımsızlık hareketi şeklinde gelişmiştir. Çarlık hükümeti bu hareketi Türk ve Alman ajanlarının kışkırtmalarıyla gerçekleştiğini bile iddia etmişler ve halkın talep ve isteklerini nazarı dikkate almamışlardı. Bu isyan, sonraki yıllarda Komünist yayınlarda zenginlerin ve panislamistlerin çabalarıyla ortaya çıkan ve burjuva milliyetçiliğine hizmet eden bir hareket olarak ortaya çıktığını belirtmişlerdi. Buna karşılık olarak Kazak aydın ve devlet adamı Turar Rıskulov’un cevabı ise ayaklanmanın bir hürriyet ve büyük bir devrim hareketidir şeklinde olmuştur. 1916 ayaklanması tahammülü tamamen tükenmiş bir ülkenin kahramanlığı idi. Çarlık yönetiminin isyanı bastırmakla görevli birlikleri Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen ve Uygurları yaşlarına ve cinsiyetlerine bakılmaksızın katletmekle yetinmemiş, onların yaşadıkları bütün köyleri, kışlakları ve şehirleri yerle bir etmişti. Bağ-bahçeler, ekinler mahvedilmişti. Yedisu’daki bütün kasaba ve nahiyelerdeki Kazaklar ve Kırgızlar, bozkırlara, çöllere, kırlara doğru sürülmüşlerdi. Hükümet askerleri tarafından desteklenen silahlı Rus Mujikleri, silahsız köyleri kana bulamıştı. 1917 Şubat Devriminden sonra kurulan hükümete başkanlık etmiş olan A. F. Kerenskiy, Türkistan seferi dönüşünde 13 Aralık 1916 tarihinde Devlet Duma’sının kapalı oturumunda yaptığı konuşmasında, “Türkistan ile Bozkırın Kırgız vilayetleri, Tombov ya da Tula vilayetleri değildir. İngilizler ve Fransızlar kendi kolonilerine nasıl bakıyorsa biz de onlara öyle bakmalıyız” diyerek, Çarlık hükümetinin isyanı bastırmakla görevli askerlerinin Kazaklara yaptığı insanlık dışı muameleleri gizlememiştir. A. Kerenskiy: “Onlar yerli halkı kırıp yok etmiş, her yeri yağmalamıştı. Tertipsizliğe karşı Rus devlet idaresi, medenî Avrupa ülkeleri bir tarafa, Doğunun despotlarının bir tekinin bile yapmayacağı terörle cevap verdi” demiştir. O özellikle, Çarlık askerleri, Rus Kazakları ve göçmenlerin “birlikte hareketleri” yüzünden Yedisu Kazaklarının çok ağır vaziyetin içine düştüğünün üzerinde durmuştur. Türkistan ile Kazak Bozkırındaki vahşetin durdurulması için millî aydınlar delegasyonlar hazırlayarak Çar’ı ziyaret etmişler, Devlet Duması ve İçişleri Bakanlığı’na dilekçelerle müracaatta bulunmuşlardı. Savaş meydanının geri cephesinde çalıştırılmak üzere Kazakların asker yazımı sırasında yoğun bir şekilde hukuksuzlukların yapıldığı “on beş yaşında çocuğun, dört-beş kardeşin tamamının cepheye sevk edildiği” gibi konular hakkındaki makaleler “Kazak” gazetesinde yayınlanmıştı. Mustafa Çokay, A. Bökeyhanov’la birlikte aç-biilaç bir şekilde savaş meydanına yollanan Kazaklara yardım edilmesi hususunda Petersburg’da bir makale kaleme almışlardı. Ayrıca o, İmparatorluğun üst düzey yönetimi ile belediyeler ve şehirler odağı arasında savaş meydanındaki Türkistanlılar meselesi hakkında bağlantı kurma rolünü de üstlenmişti (s. 76). Kazaklar 1916 yılı ayaklanmalarında kahramanca mücadele etmelerine rağmen başarılı olamamıştı. Bu mağlubiyetin çeşitli sebepleri vardır. Her şeyden önce isyancılar arasında bir bağlantı bulunmamaktaydı. Modern silahlarla donatılmış Çarlık Ordularına karşı çoğunlukla kılıç, balta, kargı gibi silahlarla yapılan savaştan da zaferle çıkmak mümkün değildi. Çarlık bürokratları göçmen Rus Ukraynalı çiftçilerle yerli Kazak, Kırgız, Uygur, Dungan gibi halkların arasına soktukları nifakı kendi adlarına başarıyla kullanabilmişlerdi. Bazı zengin ve feodaller ayaklanmacılara destek vermemişti. Diğer yandan ulusal demokratik liderler arasında da birlik yoktu. Tüm bunlara rağmen 1916 yılı ayaklanmaları halk arasında millî şuurun uyanmasına ve bağımsızlık fikrinin yaygınlaşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Bu konu hakkında Alihan Bökeyhanov şunları yazmıştı: “Kazak ve Kırgızlar bu ayaklanma sırasında birçok insanını kaybetse de, malları mülkleri talan edilse de gelecek nesillere nasıl bir ülke olduğunu gösterebildi. Çabalamayan, güreşmeyen bağımsızlık atına binemez, baskıdan çıkıp rahata erişemez, oğulları kul olmaktan, kızları cariye olmaktan kurtulamaz, canına da malına da sahip olamaz. 25 Şubat 1917’de Çar II. Nikola, Duma’nın oturumlarına ara veren son fermanını imzalamıştı. M. Çokay, Müslüman Türk halklarını, sömürgeci baskıyla ezmekte olan Çarlık yönetiminin yıkılmasını Kazak halkı memnuniyetle karşılamıştı. “Kazak” gazetesinde, A. Bökeyhanov ve M. Dulatov önderliğindeki on Kazak aydının halkı “eşitlik ve bağımsızlık gününün gelmesi” münasebetiyle kutladığı, onları Şubat Devrimi sonrası kurulan Geçici Hükümeti desteklemeye, teşkilatlanmaya, kurultay toplantısına hazırlık yapmaya, toprak meselesini yeniden ele almaya davet ettiği, Minsk’ten Birinci Dünya Savaşının Kazakistan’a Etkileri • 119 yolladıkları telgraf yayınlanmıştı. Telgraf teyakkuz halindeki Kazak vatandaşlarına, onların arasında M. Çokay’a ve dava arkadaşları A. Kötibarov (Taşkent), K. Kojıkov (Andican) ve S. Akayev’e de (Taşkent) gönderilmişti (Yesmagambetov 2015: 78). Şubat Devrimiyle Çarlık rejimi yıkılmış ve tüm Rusya halklarında olduğu gibi Kazaklar arasında da özgürlük ve eşitliğin geleceğine dair büyük ümit doğmuştu. Ancak bu beklentiler kısa süre içinde karşılık bulamamış, cephe gerisine gönderilen Kazakların ülkelerine geri dönmeleri dahi uzun süren bir sürece yayılmıştı. Birinci Dünya Savaşının tüm olumsuzlukları ve beraberinde gelen 1916 yılı ayaklanmaları kaybedilen binlerce canın yanı sıra ekonomik anlamda da büyük bir çöküntünün yaşanmasına yol açmıştı. Bu olumsuzluklar Bolşevik Devrimi sonrasındaki iç savaş ve 1920’li yıllarda yaşanan açlık zamanında daha da şiddetli hissedilecektir.
