Bölüm anahatları

  • 7.        Konu                                 Sovyet Dönemi Kazakistan

    Konular:  Kazakistan’ın Sovyetleştirilmesi; “Rıskulovculuk”; Sovyet yönetim sistemi;  Yeni bürokratik sınıf; Kültür sahasında durum; Bakir topraklar projesi.

    Temel Okumalar:

    -           Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, 2. bölüm;

    -            Kazakistan Tarihi. Makaleler, s. 130-145;

    -           Wikipedia’dan uygun makaleler;

    -           Youtube’dan değişik videolar.

    Ders Notları:

    1800’lü yılların sonlarına doğru Kazakistan’ın neredeyse % 40’ı Ruslaştırılmıştı. Çarlık döneminde geldiği zannedilen medeniyet, aslında gelecek yıllardaki baskı ve sindirme için bir nevi büyük ve temel bir yapıtaşıydı. Her alanda asimilasyon ve kültür baskısını arttıran Çarlık Rusyası, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde bu baskıyı doruk noktalarına çıkararak ve Türkistan ve Kazakistan’da Türk ve kültür soykırımı gerçekleştirecekti. Bu iş için Stalin döneminde Stalin kadar ün yapmış biri olan Rus yönetici Filip Goloşçekin ün yapacaktı. Stalin tarafından atanan ve büyük acı ve zulüm ile ün yapan bu yönetici, yine bizzat Stalin aracılığı ile daha sonraları “ajan” olarak nitelendirilip kurşuna dizilecektir.

    Kissane’nin ifade ettiği gibi 20. yüzyılın neredeyse bütününde Kazakistan’da tarih yazımının muzaffer güçleri Sovyet otoriteleriydi. Bu bağlamda, Marksizm-Leninizm’in ideallerini destekleyen bir tarih yazımı anlayışı, devlet aygıtı aracılığıyla özellikle de devletin tarih anlayışını belirleyip yayan Moskova’daki Eğitim Bakanlığı kanalıyla kurusallaştırılmış, Kazakistan’daki yoğun Rus varlığı Kazakların gönüllülüğü söylemiyle meşrulaştırılmıştı. Sovyet tarih yazımında Kazak halkının göçebe medeniyeti hesaba katılmamış, kültürel gelişme sadece yerleşik hayat ve iktisat ile ilişkilendirilmişti. Bu yaklaşımın doğal sonucu, söz konusu dönemde ata mitinin Sovyet iyi zamanını vurgulayan yeni mitlerle değiştirilmesiydi.

    Çarlık Rusyası’nın zulüm ve iskân politikaları sona ermeden, daha büyük bir yıkım kısa süre içerisinde Kazakistan topraklarında yaşanacaktır. Rusya’nın son dönemlerinin sürekli savaşlar ile geçmesi ve halkın fakirleşmesi sonucunda insanlar, Rus Çarı’na karşı düşmanlık beslemeye ve Çar’ı devirebilmek için her türlü muhalefetle birlikte hareket etmeye başlamışlardır (Garder, 1975: 17, Burçak, 1983: 6). Bu durum uzun sürmemiş, büyük mücadelelerden sonra ihtilalciler Rus Çarlığı’na son vererek ülke yönetimini ele geçirmişlerdir (Dickhut, 1978: 10-11). Yapılan ihtilal, Rus Çarlığı’nın son dönemlerinde gerçekleştirilen sanayi inkılâpları sayesinde var olan işçi sınıfı tarafından desteklenmiş ve yeni Sovyet rejiminde ideolojik yapı ön plana çıkmaya başlamıştır (Jacoby, 1999: 128-129, Strachey, 1979: 75,76 ).

    İhtilal sadece Rusya’da değil, diğer topluluklar arasında da kabul görmüş ve Lenin Özbekler, Tatarlar, Kırgızlar, Başkurtlar ve diğer Slav kökenli topluluklar tarafından desteklenmiştir. Lenin, Asya halklarının Çarlık Rusya’sı döneminde çektikleri zorlukları bildiği için, özellikle onlara bağımsızlık vaadinde bulunmuştur. Lenin, Orta Asya halklarına 24 Mayıs 1917’de “Rusya Halkları Beyannamesi” adı altında yaptığı konuşmasında; “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas ötesinin Türk ve Tatarları, Çeçenleri ve Kafkas Dağlıları, sizler!.. Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları, gelenekleri, çalar ve Rusya’nın yıkıcıları tarafından boğulmuş olan sizler!.. İnanışlarınız ve gelenekleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız bundan sonra serbesttir ve dokunulmazlık içindedir. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki, haklarınız Rusya’nın tüm halklarının hakları gibi, ihtilalın bütün gücü ve onun organları olan milletvekilleri, işçiler, askerler ve köylülerin Sovyetleri tarafından korunacaktır. O halde bu ihtilalı destekleyiniz!.. (Bennigsen, 1994: 127, Kırımer, 1997: 122) şeklinde vaatte bulunmuştur.

    Lenin’in bu vaatleri her ne kadar kulağa hoş gelip yerel halklar tarafından desteklenmiş olsa da, Türkistan’da ve özellikle Kazakistan Sovyet rejimini uyguladığı politikalar Çarlık Rusyası dönemindeki baskıların kat kat fazlasını getirmiştir. Sovyet yönetimi, Türkistan Türklerinin üzerinde büyük baskı kurup, onlar üzerinde kültür, dil ve ekonomik hâkimiyetini kurmuştur. Özellikle Kazakistan’da kurulan kolhozlarda inanılmaz insanlık dramları ve milyonları aşan insan ölümleriyle birlikte tüm halka açlık ve sefalet getirmiştir. Yeni rejimin uyguladığı bu değişimler günümüzde bile hissedilmekte olup, ölen yüz binlerce Kazak nüfusu yüzünden Kazakistan’ın demografik yapısı değişmiş ve Kazak lehine olan nüfus Rus lehine kaymıştır. Bütün ibadethaneler kapatılmış, Kazak düşünür ve aydınları ya sürgüne gönderilmiş ya da “vatan haini” ve “milliyetçi” suçlamalarıyla kurşuna dizilmiştir. Mali yönden durumu zengin olan Kazak ailelerinin, ekonomik eşitlik adı altında bütün mal varlıkları ellerinden alınmış ve bu aileler ya sürülmüş ya da hapse atılmıştır. Hayvancılık ile uğraşan Kazak toplumu, Sovyetlerin sistemli kültür ve ekonomik hataları yüzünden yerleşik hayata geçmeye zorlanmıştır. Geçmek istemeyenler kesin baskı ile sindirilmiş ve birçoğu idam edilmiştir. Bu vaziyete şahit olan Kazak halkı, çevredeki diğer Türk devletlerine göçmüş, çoğu da yolda ölmek durumunda kalmıştır.

    Bu felaket Komünist Partisi’nin Kazakları ve yarı göçebe hayattan yerleşik hayata geçirme kararının uygulanması sonucudur. Kazak tarihçi Manaş Kozıbayev, bu felaketi Kazak Türklerinin tarih boyunca maruz kaldığı felaketlerin en korkutucu ve en ıstırap vericisi olarak nitelendirmektedir. Kremlin için Kazakların yerleşik düzene geçmesi çok önemliydi. Çünkü Kazakların hemen hepsi göçebe olarak yaşamaktaydı. 1920’lerin sonunda 4.836.000 olan toplam Kazak nüfusunun sadece 600.000’i şehirlerde ve kolhozlarda yerleşik hayat sürdürmekteydi. Bu durum ise Kazakların Sovyet sistemine adaptasyonu ve kontrol altına tutulmasını güçleştiriyordu. 1925 yılında Kazakistan Komünist Partisi 1. Sekreterliğine seçilen Filip Goloşçekin’in şu sözleri bu durumu açık seçik ortaya koymaktadır; “Kazak köylülerinde gerçekte Sovyet hükümeti yok, zenginlerin yönetimi ve kabile hâkimiyeti var”. Goloşçekin, Kazakistan’da uygulayacağı olağanüstü politikalar için Stalin’den destek istemek üzere gönderdiği raporunda “Kazakların vahşi ve kültürsüz bir halk olduğunu, bozkırda rastgele oraya buraya göç ederek yaşayan bu halkı bir araya toplayacağını onlara çatal, kaşık ve bıçak kullanmasını, temiz elbiseler giymesini ve evlerine pencere, baca takmasını öğreteceğini” yazdı. Bu düşünceler ile işe başlayan Goloşçekin, büyük kolhozlar kurdurdu. Yapılan sistem değişikliği ve hatalar ile birlikte ilk etapta 40 milyon hayvanın tamamına yakını, 36 milyonu telef oldu. Kolektif toplama kamplarına gönderilen Kazaklara yeterli gıda ve barınak temin edilmedi. Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, açılan arşivlerde kolhoz dönemindeki bilgi ve belgelere ulaşıldı. Bu konuda araştırmalar yapan Prof. Dr. Talas Omarbekov, 1997’de arşiv belgelerine dayalı olarak yayınladığı araştırmasında, insan kaybı konusundaki tartışmalara son noktayı koydu. Çalışmasında Kazakistan Tarım ve Hayvancılık İstatistik Dairesi’nin her yılın Haziran ayında hazırladığı raporları kullanan Omarbekov, bu kaybı 2.230.300 olarak açıkladı. Görüldüğü üzere Kazak nüfusu büyük oranda suni açık ile yok edilmiştir.