Bölüm anahatları
-
8. Hafta Türkmenistan Coğrafyasındaki Oğuzlar
Konular: Türkmen adı geçmişte ve şimdi; Türkmenistan’da başak boylar.
Temel Okumalar:
- Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler). Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları, Bölüm 1 (D);
- Saparmyrat Türkmenbaşy, Ruhnama, Aşgabat, 2001;
- Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, 3. Bölüm;
- Soltanğa Ataniyazov, Türkmen Boylarının Geçmişi, yayılışı, Bugünkü Durumu ve Geleceği, http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/3475-published.pdf
Tavsiye edilen okumalar:
- Gönül Pultar (Der.), Ağır Gökyüzünde Kanat Çırpmak, s. 237-270;
- Wikipedia’dan uygun makaleler;
- Youtube’dan değişik videolar.
Ders Notları:
Saldırıya uğrayan halkı toparlayarak bünyesine alan boyun veya uruğun adları, yeni topluluğun adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Buna “Burkaz”, “Göklen”, “Yemreli”, “Yomut”, Olam”, “Sakar”, “Sayat”, “Surhı”, “Çandır”, “Teke”, “Hatap”, “Esgi” gibi boy adlarını misal verebiliriz. Bu şekilde oluşmuş bazı boylara, onlara önderlik ve komutanlık yapan şahısların adları verilmiştir. Meselâ, Alili boyu, 14. asırda Uzboy kıyılarındaki dağınık Türkmenleri toplayarak onlara önderlik yapan Ali Cora’nın adını almıştır. “Ali ili”: Alili. 11. asırda tanınmış Türkmen komutanı Selçuk hükümdarı Tuğrul bey’in kayını Kızıl İbn Yahya’nın çevresinde toplanan halk da, bu şahsın adını almıştır: “Gızılili:Gızıl”.
Ersarı boyu da Moğol baskılarından sonra Uzboy’da ve Balkan dolaylarında yaşayan dağınık halkı başına toplayan Ersarı Bay’ın (13-14.asır) adını almıştır. Aslı Salur Türkmenlerinden olan bu tarihî şahsiyete, önderliğini yaptığı Salur boyunun ikinci adı olan “Sarılar” ile ilgili bir unvan verilmiştir: “Sarı ili’nin eri:Ersarı” Hanlara ve hükümdarlara bu tarzda ünvan vermek geleneği eski Türklerde bu çerçevede Oğuzlarda da oldukça yaygındı. Nitekim Türk kağanı Bumin’in ünvanı “İlhan”, Kutluk Tegin’in ünvanı “İlteriş’ti”. Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı M. Kemal’e “Atatürk”, Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı Saparmırat Niyazov’a ise “Türkmenbaşı” ünvanlarının verilmesi bu geleneğin bir devamıdır. Yerleştikleri bölgelerin adları verilen boylara (“Garadaşlı”, “Maniş”, “Mehin”, “Mürçe”, “Nohur”, “Hasar”, “Anevli”) rastlandığı gibi, bunların mesleklerine ve meslekî faaliyetlerine göre ad alanlarıyla da karşılaşıyoruz: “Arabaçı”, “Düyeçi” gibi. Bu şekilde ad alma veya ad verme geleneğinin, 1071 Malazgirt Savaşından sonra büyük kitleler halinde Anadolu’ya yerleşen Oğuz /Türkmen boyları tarafından da devam ettirildiği dikkat çekmektedir. Nitekim Osmanlı döneminde “boy” veya boyun daha alt birimini teşkil eden “cemaat”, “bölük”, tîr”, “oymak” ve “oba” gibi Türkmen gruplarının pek çoğu, kendi içlerinden çıkan idarecilerin veya liderlerin adını taşımaktaydılar. Bundan başka yaşadıkları bölgelerin adını alan veya o bölgelere adlarını verenler de vardı. Ayrıca, yaşadıkları hayat tarzı ile meslekî faaliyetlerine göre ad alanlar dahi mevcuttu.
Kaşgarlı ve Reşidüddin tarafından sıralanan adlardan günümüzde Türkmenistan’da boy adı olarak muhafaza edilenleri sadece “Bayat”, “Salır” ve “Çovdur” dur. Bunlar arasında en büyük boy Salırlar olup, bu boy 3 gruba ayrılmıştır. 1- Sarahs Salırları: Sarahs ilçesinin yerli halkını oluşturan bu topluluk diyalektleri, giyimkuşamları, gelenek-görenekleri bakımından “Teke”, “Yomut”, “Ersarı”, “Sarık” gibi boylara çok yakındır. Bu topluluk “Garaman”, “Kiçi- ağa” ve “Yalvaç” adlı 3 büyük bölümden ibarettir.
2- Lebap vilâyetinin Danev, Farab, Çarçöv; Özbekistan’ın Buhara vilâyetinin Buhara, Garaköl, Alat; Semerkant vilâyetinin Nurata, Goşrabat; Harezm vilâyetinin de Ürgenç dolaylarındaki Türkmen topluluğunun çoğunluğunu teşkil eden Salırlar. Bunların dili (diyalekt) Türkmen edebî diline temel olan merkezî diyalektlerden farklılaşıpTürk dillerinin Kıpçak grubuna giren toplulukların konuşmasına yakındır.
3- Lebap vilâyetinin Hocambaz ve Kerki ilçelerinde, Tacikistan’ın Cılıköl bölgesinde yaşayan Salırlar. “Kırk Öyli” yaygın adıyla tanınan bu Salırlar, konuşmaları bakımından yukarıda belirtilen topluluklardan biraz farklılaşıp, bu ikisinin arasında, konuşma dilleri edebî dile daha yakın olan bir topluluk meydana getiriyorlar. Bu 3 topluluğun uruğ ve tîrelerinin adlarında birbiriyle olan benzerlikleri çok, ancak farklılıklar da az değildir. Salurlar, erken dönemlerde Oğuzlar’ın büyük boylarından birini teşkil etmiş ve Türk topluluklarının bölük bölük göçtükleri çağlarda, Sırderya boylarından dört bir yana dağılıp “Salı” adıyla bir çok Türk topluluğunu bünyesine almıştır. Bunların bir bölümü Selçukluların batıya yürüdükleri devirde Saltık Baba’nın önderliğinde Kırım’a giderek burada Salır (şimdiki adı Salgir) ırmağının boyuna yerleşmişlerdir. Başka bir bölümü 1370 yılından önce Semerkant vilâyetinin Nurata ve Goşrabat dolaylarındaki Salırlar’dan (Salır) ayrılıp Çin’e giderek Pekin’den 50 km. uzaklıkta Yantszı ırmağı boyundaki Sün Hua bölgesinde “Salar” adlı topluluğu meydana getirmişlerdir.
Salurların en büyük bölümü, 10-11. asırlarda Sırderya boylarından Balkan’a (Ebulhan) ve Mangışlak’a göç ettikten sonra 14-15. asırlarda Türkmen boylarının “Salur Birliğini” meydana getirerek İç (İçki) Salur ve Dış (Daşkı)Salur adlı iki topluluğa ayrılmışlardır (Balkan-Mangışlak dolaylarında bu devirde Türkmen boylarının Çovdur Birliği de olup, bu birliğe “Çovdurlar”, “İğdirler”, “Söyüncacılar”, “Abdallar”, “Arabacılar”, “Hocadırıklar gibi büyüklü-küçüklü az sayıda uruğlar dahil idi. Salur birliğine (muhtemelen bu birliğin Dış Salur topluluğuna) 17-18. asırlarda boy derecesine ulaşan “Teke”, “Sarık”, “Ersarı”, “Yomut”, “Esgi”, “Olam”, “Göklen”, “Alili”, “Hıdırili” gibi topluluklar da. Bunları göz önüne alan Faruk Sümer, günümüz Türkmenistan halkının yarısından çoğunun Salurlardan ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Salurlar hakkında verilen mâlûmattan sonra Türkmenistan’da eski sosyal hayatını yaşatan ikinci büyük boy olan “Çovdurlar” dan bahsetmek lâzımdır. Bu boyun büyük bölümü, Daşhovuz (Dış Oğuz) vilâyetinin Gubadag ve Akdepe dolaylarına yerleşmiştir. “Garaçovdur”, “Bozacı”, “Buruncık”, “Abdal” ve “İgdir” denilen 5 bölüme ayrılırlar. Görüldüğü üzere burada “İgdir” ve “Abdal” uruğları, Çovdurların içine girmektedir. Ancak Hazaryaka İgdir- leri, Rusya’nın Astrahan bölgesinin Atal obasında ve Stavropol ülkesinin Türkmen, Neftekumsk, İpatov, Blagodarnensk, Arzgir ilçelerinde yaşayan İgdirler kendilerini Çovdurlardan saymazlar. Bununla birlikte onlarla kendilerini akraba, fakat başlı başına bir boy kabul ederler. Bu tespitlerimiz o bölgede yaşayan Abdallar için de geçerlidir. Çovdurların bazı kesimleri Lebap vilâyetinin Sayat ve Hocambaz ilçelerinden başka Buhara vilâyetinin Alat ve Garaköl dolaylarında yaşamaktadır.
Başlıbaşına bir boy olma durumunu ve kadimî adını muhafaza eden 3. Topluluk ise “Bayatlar”dır. Bayatlar Lebap vilâyetinin Çarçöv, Danev, Farab ve Hocambaz dolaylarında birkaç obayı meydana getirmektedirler. Bayatların büyük bölümü Buhara vilâyetinin Alat ve Garaköl dolaylarındadır. Yer-yurt adlarından hareket edilecek olursa, Bayatlar geçmişte Hazar kıyılarında da yaşamış olmalıdırlar. Etrek ırmağının boyundaki Gızıletrek ilçesinin daha önceki adının “Bayathacı” oluşu ile Esegulı dolaylarında “Bayatça” adlı bir tepenin bulunması buna işaret etmektedir. Kaşgarlı ve Reşidüddin’in eserlerinde sıralanan Oğuz-Türkmen boylarının yukarıda belirtilen “Salu”, “Çovdur” ve “Bayatlar” ile diğerlerine, günümüzde, sonradan ortaya çıkmış boyların bünyesinde uruğ ve tîre halinde rastlıyoruz. Bunları tek tek gözden geçirelim. (Boy adları önce Kaşgarlı’nın ve Reşidüddin’in yazdığı şekilde yazıldı, parantez içinde Türkmen dilinde söylenişi verildi. Uzun ünlü sesler iki nokta ile gösterildi).
1- KINIK (Gınık): Bu boy Türkmenistan’daki yer-yurt ve boy-uruğ adlarında hiçbir iz bırakmamıştır. 2- KAYIG (Gayı): Göklen boyunun iki büyük bölümünden birisinin adı. Bayat boyu bünyesinde küçük bir tîre. Kaşgarlı’nın ikinci sıraya koyduğu Kayılar, Reşidüddin zamanında ve ondan sonraki müelliflerin eserlerinde ilk sıraya çıkıyor. Bu yüzden Türkmen klâsik şairleri Kayı ile Bayat boyunu “ilbaşı” olarak göstermişlerdir: “İlbaşı Gayu-Bayat, Yemikli, Agar, Arabaçı Nerezimde bir seniñ dek ya-ha bolgay, bolmagay.” 3- BAYUNDUR (Ba: yındır): Göklen boyunun bir uruğu, Çandır boyunun bir tîresi. Bu boyun adına Garrıgala (Karrıkale)’ daki ”Bagandar Çeşmesi”nin,”Bagandargala” adlı kalenin ve ayrıca Köneürgeç’ teki “Bayındıroy” adlı obanın adlarında rastlıyoruz. 4- IVA: Bu boyun adını taşıyan kadîm Oğuzlar, Türkmenistan sınırlarına yakın Özbekistan topraklarında bulunmakta ve Buhara vilâyetinin Garaköl ilçesinde birkaç obayı meydana getirmektedirler. Türkmenistan’da, bu boya mensup 7 bilig-10/Yaz’99 olanlara rastlanmamaktadır. Bununla beraber ataboyu- nun bünyesindeki “Ibagata”ve Çovdurlar’ın “Uvak” tîrelerinin adlarında Iva boyu adının muhafaza edilmiş olması mümkündür. 5- SALGUR (Salır, Salar): Bu konudan daha önce bahsedildi. 6- AFŞAR (Ovşar): Bu boyun adı Ersarı, Göklen, Esgi ve Mürçeli boylarının içinde uruğ veya küçük tîre adları şeklinde yer almıştır. Bu ad Gızılarbat’taki bir dere ve Kerki dolaylarında “Ovşarlık” denilen obanın adında da görülmektedir. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün yerleştiği Avşaran (haritada Apşeron)adı da Avşarlar ile ilgilidir. 7- BEGTİLİ (Bekdili, Bektili): Göklen boyu içinde küçük bir tîrenin adıdır. 8- BÜGDÜZ (Bükdüz): Bu boy adı, Türkmenistan’daki topluluklar ile yer-yurt adlarında görülmektedir. Z.B.Muhammed ova, Fahreddin Mübarekşah’ın bu boy adını “Bükrüz” şeklinde yazmasından hareketle, Teke boyuna mensup “Bükri” uruğunun adının, bahis konulu ad ile alâkalı olduğunu belirtmiştir. 9- BAYAT : Bu konuda daha önce bilgi verildi. 10- YAZGIR (Yazır): Moğol saldırılarından kısa bir zaman önce Yazırlar çok güçlü bir boy kabul edilmiş ve Ahal bölgesinde devlet kurma derecesine kadar ulaşmışlardı. O devirde Yazırlar’ın yönetim merkezine “Yazır” veya “Takyazır” denilmekte idi (Bu ortaçağ şehrinin kalıntıları, günümüzde, Şehrislâm adı ile Baherden ilçesinde yer almaktadır).Türkmenistan’da yer-yurt adları ile boy,uruğ ve tîre gibi adlar arasında Yazır boyu ile alâkalı başka bir ada tesadüf edilmemektedir. Bunun en önemli sebebi Yazırlar’ın büyük kısmının komşu ülkelere göç etmiş olmasıdır. Moğol saldırılarından geriye kalanlar genellikle Köpet- dağ’ın vadilerinde yaşamışlar, saldırılardan kurtulanlar ise Karataşlı (Garadaşlı) denilen yeni bir ad almışlar ve daha sonraları bunlar küçük bir Türkmen boyunu teşkil etmişlerdir. Burada Z.B.Muhammedova’nın “Teke” boyunun bünyesindeki “Yazı” uruğunun (Mollan- epes’ in akrabaları) adını, Yazır adının kısaltılmış biçimi olarak kabul ettiği de hatırlatılmalıdır. 11- EYMÜR (Eymir): “Eymürler” daha önceleri genellikle Ahal’da, Köpetdağ’ın eteklerinde ve vadilerinde yaşamakta idiler. Tıpkı Yazırlarda olduğu gibi bunların bir kısmı daha sonraları Yemreli (Eymir ili: Yemir ili: Yemreli) adıyla yeni bir Türkmen boyunu teşkil etmişlerdir. Çünkü ortaçağın sonralarına doğru Moğol saldırılarından sağ kalanlar Daşhovuz bölgesine göçmüşlerdir. Günümüzde “Eymür” adı, Yomut ve Gök- lenler’i teşkil eden uruğ-tîre adlarında yaşamaktadır. Bu ada Köneürgeç ilçesinin Eymir adlı obasının ve Gızıletrek dolaylarındaki “Eymir’in Tutgusu” denilen yerin adında da rastlanmaktadır. 12- KARABÖLÜK(Garabö:lük): Bu boy adı, Teke ve Yomut boyları içinde tîre adı olarak geçmektedir. Reşidüddin, Karabölük’ ü “Karaevli” biçiminde vermektedir. Bu Karaevli boyu Uzboy’da ziraat ile meşgul iken XV-XVI. asırlarda sıkıştırılarak Balkan dolaylarından çıkarılmışlardır. Bundan sonra bu boy, Karaevli adıyla bilinen kavim adını kaybetmiştir (Karrıyev, Moşkova, Nasonov, Yakuboskiy, 1954 ; Vasilyeva, 1979). Bu boy adı Daşhovuz vilâyetinin Tagta ilçesindeki “Garaöyli” obasında yaşamaktadır. 13- ALKABÖLÜK (Alkabö: lük): Bu ad Salırların “Alaöylükli” tîresinin adında görülüyor. 14- İGDİR : Balkan bölgesinde, Rusya’ nın Astrahan ve Stavropol bölgelerinde bir Türkmen boyunun, Daşhovuz bölgesinde Çovdurların bir bölümünün ve Yomut boyunda bir tîrenin adı. Bu isim veya isimlendirmelerle, Gubadağ ilçesinde “İgdir” adlı bir obada, Boldumsaz ilçesinde “İgdirkal” adlı bir derede ve Gızıletrek’te “İgdirolum” adlı bir geçitte karşılaşıyoruz. 15- ÜREGİR (Yüregir): Türkmenistan’da doğrudan doğruya bu boyun adına rastlanmıyor. Ancak bu ada yakın olarak “Ürküt” adlı tîreyi, Ersarılar’ın “Üregurt” (Ürä:gu:rt) adlı tîresini de İgdirler’in bünyesinde görüyoruz. 16- TUTİRKA (Do:durga): Bu söz Göklenleri teşkil eden iki büyük bölümden birisinin adıdır. 17- ULAYUNDLUG (Reşidüddin’de “Alayuntlı”): Türkmen boy ve tîrelerinde bu adın bugüne kadar muhafaza edilmediği görülmektedir. Ancak IV. asır Çin kaynaklarında karşılaşılan “Ala At” ile, Buhara vilâyetindeki Alat denilen Türkmen boyunun ve bu boyun adı verilen Alat ilçesinin adı burada zikredilmektedir (Zuyev, 8 bilig-10/Yaz’99 1962). Bununla ilgili olarak Türkmen kale çölünde Alat adlı bir kuyu, muhtemelen Alat boyuna mensup olanlar tarafından kazılmış. Bu adı taşıyan bir tîre de Afganistan Türkmenleri arasında varlığını sürdürmektedir. 18- TÜGER (Tüver): Günümüzde bu isimlendirleye “Tüver” biçiminde Çovdur ve Bayatlar; “Tüverey” biçiminde ise Ersarılar arasında rastlanmaktadır. Bundan başka batı Türkmenistan’da “Tüver” adlı bir oba ve kuyu, “Tüvergır” adlı da bir dağ vardır. 19- BEÇENEK: Rus yıllıklarında “Peçeneg”, Reşidüddin’de ise “Beçene”, Ebul- gazi’de “Beçene” ve”İtbeçene” biçimlerinde geçen bu boy adı, Ersarılar’ın bir tîresinin adında (Halaç ilçesi dolaylarında) yaşatılmaktadır. 20- CUVALDAR (Çovdur): Reşidüddin’ de ve Salar Baba’da “Çavuldur” Yazıcıoğlu ‘nda “Çavındır”, Kitab-ı Dede Korkut’ta “Çavuldar” şeklinde anılan bu boy adı, günümüz Türkmen dilinde “Çovdur” şeklinde geçmektedir. Türkmenistan’da Çovdur boyunun adını taşıyan yer-yurt adları pek çoktur. Daşhovuz vilâyetinin Gubadag ve Boldumsaz ilçelerindeki Çovdurlar’ın yaşadıkları obalar tamamen “Çovdur ili” olarak anılagelmiştir. Çovdur adlı obalara (Sayat ve Türkmenkale ilçelerinde), “Çovdurbulak” adlı kuyuya (Gızılkum çölü) ve “Çovduryab” adlı dereye (Esengulı ilçesi Hazar kıyısı) yer-yurt adı olarak bu ad verilmiştir. Bu adın en eski şekli olan “Çavuldur” ise Kazakistan’da “Şevülder” adlı demiryolu durağının adında muhafaza edilmektedir. Bize göre, Darganata, Danev, Sakar, Farab, Daşhovuz’un Yılanlı dolaylarında, ayrıca Özbekistan’ın Harezm, Semerkant, Buhara, Kaşkaderya vilâyetlerinde onlarca obaya adını veren “Çandır” boyunun adı da, aslında “Çovdur” sözü ile aynı kökten türemiş olmalıdır. Bunu, Yazıcıoğlu’nun kadîm “Çavuldur” adını “Çavındır” biçiminde kullanmış olmasından ve bazı ilmî araştırmalardan görmek mümkündür (Muhammedova, 1973 ; Geybullayev, 1986 ; Curokulov, 1992). Buhara ve Hive hanlarının yürüttüğü siyaset neticesinde zorla dağıtılan ve bu iki hanlığın arazilerine parça parça bölünerek yerleştirilen Çandırlar, son zamanlarda Çovdurlar’dan uzaklaşıp başlı başına bir Türk men boyunu meydana getirmişlerdir. Sumbar ırmağının sol kolu olan “Çendir” ırmağı da Çandırların adından biraz değişik bir ad almıştır. Bu boyun “Çovdur” (Çavuldur) ve “Çandır” (Çavındır) adlı iki biçimine, Kafkasya ve Türkiye’deki boy veya oymak isimleri ile yer-yurt adlarında rastlanmaktadır (Muhammedova,1973 ; Ataniyazov, 1994). 21- ÇEPNİ: Türkmenistan’da bu boyun adına veya izlerine rastlanmıyor. 22- CARUKLUG: Kaşgarlı’dan başka diğer müellifler tarafından temas edilmeyen bu boyun adı günümüzde Türkmenistan’da Göklen, Nohur, Teke, Yomut boylarının bünyesindeki “Çarık”, “Çarıklı” uruğlarında korunup kalmıştır. Kaşgarlı Mahmud, yukarıda ele alarak bilgi verdiğimiz 22 boydan başka “Karlık” ve “Halaç” boylarının adlarını belirtiyor. “Karlık” adı Arap kaynaklarında “Harluk”, Farsça eserlerde “Harluh”, Çin yıllıklarında ise “Gelolu” şekillerinde kullanılmıştır (Bartold, 1968). Erken dönemlerde Karlıklara “Üç Oğuz” yani “Üçboy” da denilmiştir (Gumilev, 1967). Kaşgarlı, Oğuz boyları arasında göstermemiş olsa da, Divânının üç yerinde bunların Türkmen (Oğuz) olduğunu vurgulamakta ve “Karluk, göçebe Türkmenler’den bir topluluğun adıdır. Oğuzlar’dan ayrıdırlar. Oğuzlar gibi Türkmen dirler” demektedir (Kaşgarlı, 1992). Karlıklar günümüzde Özbek halkının bir boyu olarak kabul ediliyorsa da daha önce (X-XI. asırlar) Türkmenlerin bünyesinde yer almakta idi (Roslyakov, 1956 ; Yeremeyev, 1962). “Arabaçı” adlı Türkmen boyunun içinde “Ak Garlı” ve “Gara Garlık” adlı uruğların varlığı ise, onların geçmişte bir Türkmen / Oğuz boyu olduğunu ortaya koymaktadır. Kaşgarlı Mahmud’un temas ettiği ikinci boy ise “Halaçlar” dır. O, “Kayı” ları bu boyun bir bölümü olarak kabul etmektedir (Kaşgarlı, III, 1992). Türkmen boyları arasında ilk defa X. asırda Halaçlar, Maveraünnehir’den Amu- derya’ nın (Ceyhun) sol tarafına geçmişlerdir. Muhtemelen Buhara dolaylarından buraya göçmüş olmalıdırlar. Çünkü Buhara bölgesinin Buhara, Vabkent ve Romitan şehirlerinde “Halaç” adlı obalar bulun- 9 bilig-10/Yaz’99 maktadır. Bu obaların varlığı, vaktiyle buralarda Halaçların yaşadıklarına işaret olmalıdır. Amuderya’nın sol kıyısına geçen Halaç- lar’ın burada uzun süre barındıkları anlaşılmaktadır. Bunların kurdukları kaleye “Halaç Kalesi” , mezarlıklarına da “Hallacı Baba” denilmektedir. Kalenin adı daha sonraları burada kurulan ilçeye ve bu ilçenin çevresine verilmiştir. Halaçlılar, kadîm Merv yani şimdiki Marı şehri ile de ilişkiler kurmuşlardır. Onların Karakum Çölü vasıtasıyla Marı’ya ulaşan eski yoluna “Halaç yolu” denilmekte idi. Halaçların büyük bölümü daha sonraları İran’a ve Hindistan’a gitmişlerdir. İran’da halen dillerini ve geleneklerini kaybetmeden yaşayan Halaçlar, Hindistan’da da önemli bir tesir bırakmışlardır. Bundan başka Azerbaycan’da Salan şehri civarındaki Halaç adlı obada bu boya mensup olanların yaşadıkları görülmektedir. Muhammed Necip Bekrani’nin (13. asır) “Cihânnâme” adlı eserinde verdiği bilgiye göre, Halaçların Gazne dolaylarına göçen bir bölümü, daha sonraları Abıvert dolaylarına dönerek burada uzun süre yaşamışlardır. Anev yakınlarındaki “Halaç” adlı bayırın adı ise bunlardan kalmış olmalıdır. Böylece Kaşgarlı Mahmud’un sıralamasında adları geçen 24 boy tamamlanmış oluyor. Ancak Reşidüddin, bu sıralamada yer almayan “Yaparlı”, “Kızık” (Kırık) ve “Karkın” adlı 3 boyun daha adını vermektedir. Bunların “Yaparlı” boyunun adı, en eski şeklinde, Türkmenistan’ın boy-uruğ veya yeryurt adları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte günümüz Türkmen boylarında karşılaşılan “Yapağı” (Sarık), “Yapan” (Teke), “Yapaç” (Teke ve Esgi), “Yapban” (Yomut) gibi boy-uruğ adlarını, belki de daha başkalarını “Yaparlı” denilen kadîm boy adıyla bağlantılandırmak mümkün olabilir. Reşidüddin ve Yazıcıoğlu’nun sıralamalarında “Kızık”, Salar Baba’da ise “Kırık” biçiminde yazılan Oğuz boy adının “Kırık” kelimesinden geldiği kanaâtindeyim. Bu boy adının, yakın söylenen şekli aşağıdaki Türkmen tîrelerinin adlarında muhafaza edilip kalmıştır: “Kırk” ve “Kırklar” (Ersarı, Göklen, Teke, Çovdur, boylarının bünyesinde tîreler), “Kırıglı” (Mukrı), “Kırrıklar” (Olam), “Gırıklı” (Er- sarı), “Gırrık” (İgdir) ve buna benzer tîreler. Reşidüddin’in sözünü ettiği “Karkın” (Türkmen dilinde Garkın) boyunun adına sadece Ersarı ve Alili boylarında tîre adları olarak rastlanmaktadır. Bu Türkmen boyunun adı, Lebap vilâyetinin Sayat ve Kerki ilçelerinde oba, Daşhovuz vilâyetinin Akdepe ilçesinde dere Köpdağ’da çeşme ve dere adı olarak yaşatılıyor. Afganistan’da yaşayan Türkmenlerin arasında “Karkınlar” daha çok olup burada büyük bir ilçeyi teşkil ediyorlar.
Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı üzere muhtelif müellif ve araştırmacıların bahis konusu ettiği boy adları, Türkmen halkının o devirdeki sosyal yapısının bir aynası durumundadır. Bu adları taşıyan boyların pek çoğu, bugünkü Türkmenistan coğrafyasından çok uzaklarda, meselâ Isıkköl dolaylarında ve Sırderya boylarında tarih sahnesine çıkmış olup Türkmenistan toprakları ile pek sıkı ilişki içinde olmamışlardır. Daha önceden de belirttiğimiz gibi, bu bölgelerde yerleşen boyların büyük çoğunluğu, daha sonraları çeşitli siyasî, askerî ve iktisadî sebepler yüzünden oturumlu yerlerini terk ederek başka ülkeleri yurt edinmeye mecbur olmuşlardır. Öncelikle Cengiz Han’ın ve Timur’un askerlerinin Türkmen halkına yaptığı şiddetli saldırılar, ülke halkını temelden sarsmıştır. Bu sıkıntılı yıllarda kırılmadan veya başka ülkelere göçmeden kalmayı başarabilen çok sayıdaki insan, hangi millete veya halka mensup olduğuna bakmadan 13-14. asırlarda belirli hanların çevresinde toplanarak yeni yeni topluluklar meydana getirmişlerdir. Önceki Oğuz boy adlarından farklı adlar verilen bu toplulukların pek çoğu, daha sonraları gelişerek boy derecesine ulaşmışlardır. Dilleri (konuşmaları), giyim-kuşamları, dokudukları halıları, çizdikleri şekil ve resimleri, müzik anlayışları, yemekleri, ziraat ve hayvancılık işlerinde kullandıkları araç-gereçleri ve pek çok unsurları noktasında birbirinden çok az farklılıklar gösteren bu boyların mensupları, günümüze kadar hangi boy, uruğ veya tîreye ait olduklarını unutmamışlar ve bu bağlılığı yaşatmışlardır. Türkmen boyları arasında mevcut olan yukarıda sıraladığımız bazı küçük farklılıklar, geleneğe göre belli ölçüde günümüzde de devam etmekte ve yaşatılmaktadır. Bu özellikler göz önüne alınarak Sovyetler Birliği döneminde evvela Rus alimleri, sonraları da Türkmen etnograf ve dilcileri tarafından bu boyların pek çoğu incelenmiş ve boyların sosyal yapıları ve şiveleri hakkında bir çok ilmî çalışmalar yapılmıştır. Nitekim Alili, Arabaçı, Ata, Garadaşlı, Göklen, Yemreli, Yomut, Mukrı, Nohur, Olam, Sakar, Salır, Sarık, Surhı, Hasarlı, Çovdur, Ersarı boylarının diyalektleri (Şive...S.A) konusunda ilmî çalışmaların, tezlerin yazıldığı ve bunların pek çoğunun yayınlandığı bilinmektedir. Türkmen dilinin diyalektleri genel olarak “Boy Ağzı” (taypa gepleşiği, S.A) terimi ile ifade edilirse uygun olacaktır.. Bütün bunları göz önüne alarak ,biz, son birkaç asır içinde (Geç Dönem Orta Asır, S.A) ortaya çıkan ve ilmî araştırmalarda daha çok “Türkmen boyu” adı altında temas edilen toplulukları kısaca hatırlatmakla birlikte, onların belli başlı özellikleri ve yerleştikleri belli bölgeler hakkında da bazı bilgiler vermek icap etmektedir. Türkmen boylarının nüfusları konusunda hiçbir sıhhatli bilgi mevcut değil ise de, günümüz Türkmenistan coğrafyasında yerleşen Türkmen halkının esasını meydana getiren sonradan teşekkül etmiş boyların hiç değilse bazılarının nüfus bakımından çok büyük olduklarını, bazılarının normal büyüklükteki boyları meydana getirdiklerini, bazılarının ise nüfus ve yerleşim açısından küçük boylar halinde yayıldıklarını belirtmek lazımdır. En büyük boylar hükmünde Teke, Yomut ve Ersarıların, bunların daha küçükleri olarak Çovdur, Salır, Göklen ve Ata boylarının adlarını sıralamak mümkündür. Sarık, Sakar, Alili, Yemreli, Garadaşlı, Nohurlu, Olam gibi boylar ise orta büyüklükteki toplulukları meydana getirmekte idiler. Bunlardan daha küçük boylar olarak ise Surhı, Hatap, Mukrı, Anevli, Kıraçlı, Hasarlı gibi adlar taşıyan toplulukları sıralayabiliriz. Biz bu boylarının adlarını, diyalektleri inceleyen araştırmacıların sıralayışlarına göre düzenlemeyi uygun gördük.
1 – TEKE BOYU: Büyük Türkmen boylarından biri olan Teke boyu mensupları, günümüzde Ahal ve Marı vilâyetlerinin asıl halkını meydana getirmekte ve Gızılarbat’tan Murgap ırmağının kıyılarına kadar geniş bir coğrafyada yaşamaktadırlar. Ahal’a gelmeden önce bu boy, Balkan’ın ve Mangışlak’ın kuzey taraflarında yaşamış olmalıdır.İlmî kaynaklarda sözlü malûmatlara dayanılarak 12-13.asırlarda Tekeler’in, Sırderya’nın aşağı kısımlarında yaşadıkları ve daha sonraları bir bölümünün Semerkant’ın Nurata dolayla- rında, büyük toplulukları ise Balkan -Mangışlak civarlarında yer tuttukları belirtiliyor. Gerçekten de Nurata Türkmenleri içinde, “Teke“ ve “Sıçmaz” (Teke boyunun bir uruğu) gibi adlar ile karşılaşılması, bu bilgilerin doğruluğunu göstermektedir. Tekeler XVII. asra kadar büyük ve güçlü bir boy şeklinde Türkmen tarihinin sahnesinde pek xer almamış gibi görünmektddirler. Türkmen boy ve uruğlarının ortaya çıkışlarını ele alan Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Şeceresi) adlı eserini 1660’da yazan Hive hanı Ebulgazi’nin Tekeler hakkında çok az bilgi vermesi, bizi böyle bir düşünceye götürmektedir. Bundan önceki müelliflerin eserlerinde “Teke” adlı boydan pek bahsedilmediği de belirtilmelidir. Bununla birlikte Ebulgazi şunları yazıyor: Salı ilinde bir kişi bar erdi. Adı: “Toytutmaz.” “Teke” ve “Sarık” ili anın oglanları tururlar. Bunun yanı sıra Ebulgazi’nin, “Tekeler’in Salı ilinden olduğu”şeklindeki malûmatı bizim için daha önemlidir. Çünkü bu bilgi Tekeler’in boy olarak nerede ve ne zaman ortaya çıktıklarını tahmin etmemize imkân vermektedir. G. İ. Karpov, Teke boyunun XVI. asırda teşekkül ettiğini düşünmekte ve rivayetlere dayanarak XI-XII. asırlarda teşkil olunmaya b`şladığını mümkün görmektedir. Anadolu, Harezm ve Sarahs’ta yaşayan Tekelerin, buralara XIII. asırda göçmüş olduklarını ve ayrıca Kazaklar’da ve Kırgızlar’da “Teke” adlı uruğ-tîrelerle karşılaşıldığını göz önüne alırsak, “Teke” denilen boyun tarihinin çok eskilere dayandığını ifade etmek mümkündür. Çünkü Türkmenler Selçuklular’ın batıya gelişleri sırasında (11. asır), Kırgızlar’dan ayrılıp bugünkü Türkmenistan bölgesine gelmişlerdir. Bu durum, Tekelerin uruğ olarak çok eski devirde, yani Türkmenlerin Kırgız sahralarında yaşadıkları zamanlarda ortaya çıktıklarını göstermektedir. Bunu, onların hususî adı olan “Teke” sözü de göstermektedir. Bilindiği gibi “totemler”den meydana gelen “Teke” gibi adlar, boy-uruğ adlarının en eski tabakasını meydana getirmektedirler. Bize göre Selçukluların batıya doğru ilerlediği yıllarda, Tekelerin büyük bir bölümü Mangışlak sahasına göçmüş, kalanları ise Kırgızlar’ın ve Kazaklar’ın bünyesine girmişlerdir. Mangışlak’a gelen Tekelerin büyük bir kısmı bu yarımadanın kuzeyindeki Yayık (Ural) ve Emba ırmaklarının kıyılarında yurt tutmuşlardır. Bunu, Yayık ırmağının kıyısındaki, şimdiki Uralsk şehrinin adının geçmişte “Tekeli” olması da göstermektedir. Öte yandan Moğolların hüküm sürdükleri devirde Yayık-Emba dolayları ve Mangışlak ile Balkan civarları Altınordu hanlarına tabi olmuştu. Tekelerin “Utamış ve “Togtamış” denilen iki büyük topluluğunun Altınordu hanlarının adlarını taşıması, Tekelerin bu sahalarda yaşadıklarını göstermektedir. 15. asırda Altınordu devletinin dağılıp Astrahan, Kırım, Kazan ve Sibir gibi küçük hanlıklara bölünmesinden sonra ülkedeki karışıklıklar artmış ve bunun sonucunda diğer Türk boylarının üzerlerine saldırılar şiddetlenmişti. Mehmet Saray’ göre, 1639 ve 1700 yılarında Kazak sahralarından Tekelerin üzerine saldıran Kalmuklar onları bugünkü Türkmenistan topraklarına göç etmeye mecbur etmişlerdi. Tekelerin önceleri Vas civarlarına çekilmiş olduklarını tahmin ediyoruz. Tekeler daha sonra Türkmen boylarının “Salır birliği”nde büyük bir boy olarak kendilerini tanıtmışlardır. Demek oluyor ki, Tekelerin küçük bir topluluktan büyük ve güçlü bir boy derecesine ulaşmaları, 16-18. asırlarda gerçekleşmiştir. Boy derecesine ulaştıkları yerlerde Dış Salır (Daşkı Salır)’ ların içidir. Bu boyun, sonraki tarihi hakkında bilgi sahibiyiz. 16. asırda Uzboy suyu kesildikten sonra Uzboy-Vas dolaylarında hayat şartlarının güçleşmesi Tekeler’in Ahal topraklarına yaklaşarak buradaki yerleşik halkı 18. asırda sıkıştırıp çıkarmalarına sebebiyet vermişti. Tekelerin Ahal’a toplanması ve bu bölgede halkın artması neticesinde 19. asırda Tekelerin bir bölümü Tecen-Sarahs taraflarına yerleşmişti. 1855-1857 yılları arasında Tekeler, Govşut han’ın önderliğinde Murgap arazisinin aşağı kısımlarını da ele geçirmişlerdir.
2 – YOMUT BOYU: Bu boya mensup olanlar Balkan ve Daşhovuz vilâyetlerinde yaşayan halkın çoğunluğunu teşkil etmektedirler. İlişki içinde oldukları boyların ve toplulukların çok çeşitli oluşu ve ekonomik hayatı düzenleyen geleneklerin bazı farklılıklar göstermesi yüzünden, temelde aynı boya mensup olan bu Yomutlar (Batı / Balkan ve Kuzey/ Daşhovuz Yomutları) arasında şive, giyimkuşam, güzel sanatlar (halı-nakış), yemekler vb. konusunda birbirinden az da olsa farklılıklar meydana gelmiştir. Büyük bir bölümü İran’daki Türkmensahra’da (Etrek-Gürgen dolayları) yaşayan Yomut boyu, küçük topluluklar halinde Afganistan ve Karakalpakistan topraklarında görülmektedir. Yomutlar boy olma derecesine Moğol istilâsından çok daha sonraları ulaşmış olsalar gerektir. Ebulgazi’nin “Şecere”sinden önce yazılan kaynaklarda Yomut denilen bir boy adı ile karşılaşılmaması, bizi böyle bir neticeye götürmektedir. Ebulgazi de bu kelimeyi boy olarak değil uruğ adı olarak kullanmıştır. Ebulgazi’nin yazdığına göre:”Yomut, Salır Kazan’ın neslinden olan Ögürcik Alp’ın oğlunun torunudur: Ögürcik, Berdi, Gumlı, Yomut...”(Ebulgazi, 1958). Yomutlar, Balkan-Mangışlak dolaylarında Salırların Dış Salır (Daşkı Salır) birliğine girdikleri devirlerde boy olma derecesine ulaşmış olmalıdırlar Yomut adının anlamı konusunda araştırıcılar arasında çeşitli görüşler vardır. Bunlar arasında hakikate en yakın gördüğümüz Macar alimi Vambery’nin fikridir. Vambery, “Yomut adını kadîm Türk dilinde “il”, “halk”, “tayfa”, “topar” (Almancası Menge) anlamlarında kullanılan “Yom” sözünden ve “-ut” ekinden teşkil etmiş olarak kabul etmektedir (Vambery, 1885). Her ne kadar “Yom” sözü yukarıda verilen anlamında günümüz Türkmen dilinde kullanılmıyor ise de, bu söz “yumak”, “yumruk”, “yumrı”, “uymalak” (yuvarlak), “yumurtga gibi kelimelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Uygurlar’da “topbak”, “topar”; kadîm Türk dillerinde ise “yumgı, “yumgılık” kelimeleri “yığın”, “cem olmak”, “toplanmak” anlamlarında kullanılmıştır. Kadîm atalarımız olan Hunlar’a (Hun Türkleri) “Yomut” da denilmiştir. “Gun” (Türkmen dilinde “Hun” demektir, Y.A) şeklindeki adında “il”, “topluluk”, “tayfa” gibi anlamlara geldiğini göz önüne alırsak (Karşılaştırınız: Türkmen dilindeki “il-gün” sözü, Anadolu Türkçe’sinde de aynı anlama gelmektedir.) “Gun” veya “Yomut” şeklindeki adların aynı anlamda kullanıldığını anlamak güç değildir. Yomut sözünde kullanılan “-ut” eki, kadîm Türk dillerinde “çokluk” bildiren bir takıdır.
3 – ERSARI BOYU: Büyük Türkmen boylarından biri olan ve Lebap bölgesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunu teşkil eden “Ersarılar”, Türkmenistan’ın çeşitli bölgeleri ile Özbekistan’ın Buhara, Zerefşan, Kaşkaderya, Sur- handerya vilâyetlerinde ve Tacikistan’ın Cılıköl dolaylarında bulunmaktadır. Ayrıca bunların önemli bir kısmı Afganistan’ın kuzey sahalarında ve bir kısmı ise İran’da (Meşhet, Bücnurt dolayları) ve Türkiye’de yaşamaktadırlar. Mevcut bütün kaynaklar, Ersarı boyuna “Ersarı” adlı tarihî bir şahsın adının verildiğini haber vermektedir. Gerçekten de Balkan dolaylarında yaşayan ve “Salır ili” olarak bilinen boylar birliğinin lideri olan Ersarı Bay tarihî bir şahsiyettir. Bu konuda Ebulgazi Bahadır Han: “Salur ili’nde, Abulhan’da (Balkan) Ersarı Bay tiygen bar irdi. Uzak ömür tapgan dövletli ve müslümançılıkla kuşeş kılaturgan kişi irdi.” demektedir. Bu eserde Ersarı’nın şeceresi şöyle verimektedir. “Oğuz, onun neslinden Salır Gazan, onun neslinden Ögürcik Alp, onun oğlu Berdi, Berdi’nin oğlu Gulhacı, Gulhacı’nın oğlu Ersarı.” Asıl adı “Gulmuhammet” olan Ersarı Bay, XIII. asrın ilk yarısında Moğollar tarafından yerlerinden ve yurtlarından edilen ve sağa sola dağılan Türkmenlerin geriye kalanlarını bir araya toplamış ve başlarına geçmişti. Böylece bu topluluğa “Ersarı ili” adı verilmiştir. Sadece bir boydan yani Salılar’dan meydana gelmeyen bu topluluğun, orta çağlarda Türkmen boylarının pek çoğunu bünyesi içinde topladığı tahmin edilmektedir. Ancak bu birleşmenin çekirdeğini, “Salurlar” veya “Salır” denilen boylar topluluğu içindeki Türkmenler’in meydana getirdiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bu devir de bahis konusu topluluğa “Sarılar” denilmiş olsa gerektir. Çünkü bu boyun önderi olan Gulmuhammet’e “Ersarı” eri veya “Sarıların sergerdesi” ünvanları verilmiş idi.
4 – SALIR BOYU: Bu boy hakkında daha önce bilgi verilmiştir. 5 – SARIK BOYU: Bu boya mensup olanlar Murgap deryasının orta kısımlarında şimdiki Guşgı, Tagtabazar ve Yolöten ilçelerinde yaşamaktadırlar. 6 – ÇOVDUR BOYU: Bu konuda daha önce malûmat verilmiştir. 7 – ALİLİ (A:li:li) BOYU: Bu boya mensup olanlar bugün genellikle Köpetdağ’ın etekleri ile Kaka ilçesinin Onbegi ve Yüzbaşı obalarında; boyun küçük bölümleri ise Daşhovuz vilâyetinin Akdepe ve Yılanlı civarındaki Alilioy’da ve Lebap vilâyetinin Danev, Çarçöv, Farab şehirlerinde; ayrıca Buhara vilâyetinin Peşku ilçesinde ve Afganistan’da yaşamaktadırlar.Bu Türkmen boyuna, XIV. asır ortalarında Uzboy yakalarında Ali Cora adlı bir sergerdenin çevresine toplanan halktan meydana geldiğinden bu boya boybaşlarının adı verilmiştir: Ali ili: Al(i) ili. 1578 yılında Ünüz suyunun kesilmesinden sonra bu boyun büyük bir bölümü Ahal’a gelmiş, bir 13 bilig-10/Yaz’99 bölümü de Çarçöv civarına göç etmiştir. Ahal Alilhleri’nin bir kısmı, 1830 yılı Mayıs ayında Hive hanı Allahkulu tarafından şimdiki Daşhovuz vilâyetine zorla sürülmüş ve daha sonraları bunların yerleştikleri bölgelere “Alilioy” denilmiştir. 8 – GÖKLEN BOYU: XI. asırda Sırderya boylarından Balkan dağlarına göçen ve “Gök/Gökli” denilen Türkmen boyunun (Agacanov, 1969) nesilleri olan “Göklenler”, günümüzde genellikle Garrıgala (Karrıkale) ilçesinde ve Gızılarbat ilçesinin Çukur ve Cecis obalarında yaşamaktadır. Ayrıca bu boya mensup olanların bir kısmı Azerbaycan ve Türkiye’de, büyük bir kısmı ise İran Türkmensahrası’nda (Moravadepe dolayları) bulunmaktadır. 9- NOHUR BOYU: Bu ziraatçı ve dağlı boya mensup olanlar Baherden ilçesinin dağ içindeki Garrı, N ohur,Garavul,Könegümmez;Garrıgala ilçesinin Könekesir, Çukuryurt, Gargılı Hocagala, Duzludepe, Kürüçdey, Durduhan, Ayıdere obalarında; Aşgabat şehrinde ve İran’ın Türkmensahra bölgesinde yaşamaktadırlar. 10 - ANEVLİ BOYU: Bu boya mensup olanlar Aşgabat şehrinin yakını ile Anev ve Manış obalarında yaşamaktadır. 11- ARABAÇI BOYU: Muhtemelen XVI. asırda Balkan – Mangışlak dolaylarında boy olma derecesine ulaşan bu küçük topluluk, günümüzde Lebap vilâyetine bağlı Danev ilçesinin Baragız, Kelleayak, Zergömen, Arakı obalarından başka Buhara ve Marı vilâyetlerinde ve Karakalpakistan’ın bazı obalarında yaşamaktadır. Arabaçı boyu hakkında bilgi veren kaynaklar, onları kadîm Türkler’in “Kanglı” boyunun nesilleri olarak kabul etmektedirler. 12 – ATA BOYU: Bu boya mensup olanlar genellikle Lebap vilâyeti’nin Darganata ve Karakalpakistan’ ın Dörtgul dolaylarında yaşamaktadır. Ayrıca bunlara Gızılarbat, Sakarçage ve Danev ilçelerinde rastlanmaktadır. 13 – GARADAŞLI BOYU: Bu boyun mensupları günümüzde Daş- hovuz vilâyeti’nin Yılanlı ve Akdepe ilçelerinde pek çok obayı meydana getirmektedirler. Kadîm Yazır Türkmenleri’nin ilk önceleri Balkan-Mangışlak’a, daha sonraları da Köpetdağ eteklerindeki Gökdepe Baher- den dolaylarına gelip yurt tutmalarından sonra bunların bir bölümüne “Garadaşlı” adı verilmişti. Bugün orta büyüklükteki Türkmen boylarından biri olan Garadaşlılar hakkında Ebulgazi Bahadır Han şunları yazmaktadır: “Yazır ili Horasan’a vararak Durun etrafında uzun yıllar yaşadı. Bu sebeple Durun’a Yazır yurdu diyorlar. Yazır ili’nin bir kısmı Durun’a yakın dağın içinde dehkanlık yaparak geçindiler. O devirde bunlara Karataşlı diyorlardı (Ebulgazi, 1958). Tekeler’in Ahal’ı ele geçirmelerinden sonra, Köpetdağ vadilerinde ve eteklerinde yaşayan Karataşlılar’ın büyük bir bölümü Daşhovuz dolaylarına göçmüş ve geride kalanlar ise başka boyların içine katılmışlardır. 14 – YEMRELİ BOYU: Kadîm “Eymir” adlı Oğuz boyundan (Ebulgazi’ye göre, Mangışlak’taki İç Salırlar’dan) bölünerek Köpetdağ’ın eteğinde, Durun civarında boy olma derecesine ulaşan ve “Eymir ili: Yemreli” adını alan bu topluluğun mensupları, Tekeler’in Ahal’ı ele geçirmelerinden sonra (XVIII. asır) Daşhovuz bölgesine geçerek burada Yılanlı ve Akdepe dolaylarında yerleşmişlerdir. Yemreliler’in geride kalanları ise Ahal’daki diğer boyların arasına karışmışlardır. 15 – MUKRI BOYU: Bu boy, Lebap vilâyetinin Dostluk ve Kerki ilçelerinden birer büyük obayı; Çarçöv, Sayat ve Garabekevül dolaylarında ise küçük obaları teşkil etmektedir. Karpov, bahis konusu boyu “Göklenler’den ayrılan topluluk”(Karpov,Elyazma: 14 bilig-10/Yaz’99 25) olarak kabul ederken; Vinnikov’da “Kadîm Mançurlar’ dan ayrıldıktan sonra Uzak Doğu’da Türk topluluklarının (Türkmenlerin) bünyesine katılan topluluk” (Vinnikov, 1968) şeklinde tanımlamaktadır. 16 – OLAM BOYU: Kadîm “Alan” halkının nesilleri olarak kabul edilen Olamlar, Lebap vilâyeti’nin Hocambaz ilçesinde ve onun çevresindeki “Olam” obasında; Çarşangı ilçesinin “Ak- gumolam” ve Dostluk ilçesinin “Olamsırhı” obalarında; ayrıca Özbekistan’ın Semerkant şehrinin Türkmengüzer (ya da Kölebat) mahallesinde ve Surhanderya vilâyetinin Kepderhana obasında yaşamaktadır. Olam- lara bölük - pörçük olarak Kerki ve Halaç ilçele-rinde de rastlanmaktadır. 17 – SAKAR BOYU: Kadîm “Sak”ların (İskitler) nesilleri olan ve onların adlarını yaşatan Sakarlar, dağınık bir şekilde, Lebap vilâyetinin Sakar ve Sayat ilçelerinde yaşamaktadır. Bunların büyüklü küçüklü obalarına Marı vilâyetinin Murgap, Bayramali, Yolöten ve Tagtabazar ilçelerinde de rastlanmaktadır. Hatta bu vilâyet’in Sakarçage ilçesinde Sakarlar’ın adları yaşamaktadır. “Sakar” adının “Sak” adından ve çokluk bildiren “-ar” ekinden teşkil olunduğu açıkça görülmektedir. 18 – SURHI BOYU: Bu boya mensup insanlar Hocambaz ilçesinin Surhı (Sabınlı Surhı) ve Dostluk ilçesinin Gargalı Surhı ile Olamsurhı obalarında yaşamaktadırlar. 19 – HASAR BOYU: Kaka ilçesinde bir obayı teşkil eden Hasarlar, konuşmaları, giyim-kuşamları ve kültürel yapıları açısından çevresini kuşatan halktan biraz farklıdırlar. Bu sebeple bu boyun diyalekti özel olarak incelenmiştir (Saparova, 1970). Yukarıda adları belirtilen boylardan başka şive ve sosyal yapı bakımından şimdiye kadar incelenmeyen ve diğer Türkmen boylarından şive, kültürel doku, süsleme-işleme ve yemek zevkleri gibi yönlerden, bulundukları bölgelerin de tesirleriyle biraz farklılık gösteren birkaç küçük boy daha vardır. Etnograflar tarafından başlı başına boy, dilciler tarafından ise konuşmaları bakımından diyalekt kabul edilen bu boyların belli başlıları şunlardır: 20 – ESGİ BOYU : Lebap vilâyetinin Sayat ilçesinde ve Özbekistan’ın Surhanderya vilâyeti’ nin Mübarek şehri dolaylarında yaşamaktadırlar. 21 – KIRAÇLI BOYU: Lebap vilâyeti’nin Farab, Danev ve Darganata dolaylarında bulunmaktadırlar. 22 – BURKAZ BOYU: Marı vilâyetinin merkezi ile Murgap, Sakarçage, Bayramali, Garagum ve Türkmenkale ilçelerinde büyüklü-küçüklü birkaç obayı meydana getirmektedirler. 23 – DÜYECİ BOYU: Bu boya mensup olanlar Çarçöv şehrinin eteğindeki Talhan- bazar ve Daşhovuz vilâyeti’nin Yılanlı ilçesinin Düyebi obalarında yaşamaktadır. Düyeciler’e Buhara vilâyeti’nin Vabkent ilçesinde (2 oba), Karakalpakistan’da, Azerbaycan’da ve İran’da da rastlanmaktadır. 24 – MÜRÇELİ BOYU: Beherden ilçesinin Mürçe obasında yaşamaktadırlar. 25 – MEHİNLİ BOYU: Ahal vilâyeti’nin Kaka ilçesine bağlı Mehin obasında ve Daşhovuz şehrine yakın Meyilli obasında bulunmaktadırlar. 26 – ÇANDIR BOYU: Bu konudan daha önce söz edildi. 15 bilig-10/Yaz’99 SONUÇ Bu araştırma ile Oğuz boylarının kadîm geçmişi muhtelif sebeplerden dolayı bir yurttan başka bir yurda göç etmeleri, bazen birbirleri ile karışarak yeni Türkmen boylarını meydana getirişleri ve günümüz Türkmenistan coğrafyasında yerleşmeleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu bilgiler sonucunda akla gelen ilk soru, bu Türkmen boylarının geleceğinin ne olacağı ve halkın boy ve uruğlara bölünüşünün devam edip etmeyeceğidir. Bilindiği üzere yukarıda incelemeye çalıştığımız, adları belirtilen veya belirtilmeyen boylar bir bütün soy kütüğünü, yani Türkmen halkını meydana getiren büyüklü-küçüklü kollardır. Halkımızın ayrılmaz parçası olan bu boylar, X. asırdan son dönemlere kadar insanlık tarihinde kendisine uygun bir yer edinmiş ve devrindeki müelliflerin dikkatlerini çekmek suretiyle tarih sahifelerinde kendine has yerini almıştır. Bartold’a göre Oğuzlar / Türkmenler, Büyük Selçuklu devletinin kurulmasıyla birlikte Ortaçağ islâm dünyasının tarih sahnesinde çok önemli bir mevkîye ulaşmış ve diğer Türk topluluklarından daha yukarıda sayılmıştır. Bu durumun tabiî bir sonucu olarak İslâm kaynaklarında sadece Oğuz boyları geniş olarak yer almakta ve diğer Türk toplulukları konusunda böylesi kapsamlı bilgilere rastlanmamaktadır (Bartold, 1963). Kaşgarlı Mahmut’tan başlayarak günümüz bilim adamlarının Oğuz - Türkmen boyları hakkında topladıkları zengin materyaller, geçmişte olduğu gibi gelecekte de dikkatle ve ciddiyetle değerlendirilecektir. Bu bakımdan bu malûmatlar, Türkmenlerin ve Türkmenistan’ın gerçek tarihinin yazıldığı günümüzde daha büyük öneme sahiptir. Boy ve uruğlara bölünmek geleneği tarihî şartların bir gereği olmuştur. İnsanlık tarihinin çok eski devirlerinde, birbirine düşman toplulukların mücadele sürecinde atalarımız kendilerini koruyacak veya yardım edecek karındaşlarının, kan kardeşlerinin kimler olduğunu bilmeye, bunlarla ilişkilerini kesmemeye mecbur olmuşlardır. Böylece de toplumlarda boy ve uruğlara bölünme zarureti ortaya çıkmıştır. Günümüzde, bu gereklilik ortadan kalktı. Bu sebeple yaşadığımız çağda boy ve uruğlara bölünmek gibi bir durum la karşılaşmıyoruz. Yine de geçmişten gelen bir gelenek olarak Türkmen boyları arasında bazı diyalekt özellikleri, giyim-kuşam, halıkilim, nakış, süsleme-işleme ile günlük hayatta kullanılan araçgereçler, gelenek- görenekler bakımından bazı farklılıklar kaydedilmektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sistemi içinde Türkmenistan’ın başlı başına bir cumhuriyet haline getirilmesiyle birlikte şehirlerde veya kırsal kesimlerde Türkmen dilinde okulların açılması, bu dilde kitap, gazete ve dergiler çıkarılması, radyo, TV, tiyatro ve sinema sanatında konuşmaların Türkmen dilinde yapılması gibi çeşitli etkinliklerin yanında halkın çeşitli kesimleri arasındaki yakınlaşma ve ilişkilerin daha da sıklaşması Türkmen boylarında karşılaşılan dil, kültür, maddî ve manevî yapı çeşitliliğinin (zenginliğinin) giderdk zayıflamasına ve azalmasına yol açtı. Günümüzde Türkmen edebî dilini bütün Türkmenler anlayabilmekte ve halkın çoğunluğu bu dilde konuşmaktadır. Bu toplumsal şartlar altında halkın boy ve uruğlara bölünemeyeceği, önceden devam edip gelen bu tür bölünmeleri onaylamayacağı kendiliğinden anlaşılacaktır. Bunun için de günümüzde, değil kendisinin soy kütüğünü, mensup olduğu boy veya uruğu sayabilecek genç nesil, hatta yaşlıları bulmak gittikçe güçleşmektedir. Bağımsız Türkmenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Saparmırat Türkmenbaşı’nın bizzat kendisi ve Türkmenistan Hükümeti’nin, Türkmen halkının bağımsızlığına ulaşmasından sonra, halkının çeşitli kesimlerinin ve boy-uruğlarının arasındaki farklılıkları gitgide azaltarak bunları merkezi bir devlete, bütünüyle bir millete dönüştürmek gibi son derece gerekli ve önemli bir meseleye büyük özen gösterdiği gözlenmektedir. Bu maksada yönelik gayretler ve yürütülen devlet pnlitikası sayesinde günümüz Türkmenistan’ında bütünüyle Türkmen halkının kendi milletine ve milli tarihine olan sevgisi, kıvancı artmaktadır.
