Bölüm anahatları
-
3. Konu Eski İran ve Turan
Konular: Firdevsi’nin “Şahname”si; Hörmüz-Ehrimen karşılaştırması; İran – Turan savaşları.
Temel Okumalar:
- Osman Karatay, İran ile Turan. Eskiçağda Avrasya ve Ortadoğu’yu Hayal
Etmek, 8. bölüm;
- Mehmed Emin Resulzade, Azerbeycan Şairi Nizami, İstanbul, 1951, s. 171-176;
- Wikipedia’dan uygun makaleler;
- Youtube’dan değişik videolar.
Ders Notları:
Azerbaycan okullarında Yüzyıllar boyunca Sadi ve Hafiz gibi Fars şairlerin eserlerinin yanı sıra Ebulkasım Firdevsi'nin (934-1020) Şahname’si de ders kitabı olarak okutulmuştur. Eğitimli kesim bu şairlerin düşüncesi ile terbiye edilmiş ve onların fikirlerinin etkisi altında kalmıştır. Son on yıllarda Kuzey Azerbaycan okullarında okutulan ders kitaplarında Şahname’ye büyük yer verilmiş, bazı bölümleri tercüme edilerek öğrencilere ezberletilmiştir. Farsların ana kitabı olarak bilinen Şahname’nin yazarı söz konusu ders kitaplarında aşırı derecede övülürken Türkler hakkındaki aşağılayıcı ifadeler ve fikirler görmezden gelinmiştir. Belki de "onlar nereye biz nereye?" (Yani, Türkler nereye, Azerbaycanlılar nereye?) mantığı, daha doğrusu mantıksızlığı ile bu ırkçılık uygun görülmüştür. Her yıl yayımlanan bu ders kitaplarının Firdevsi bölümünde, Türk hükümdarı Gazneli Sultan Mahmut'a yönelik iftiralar da yer almaktadır. Ders kitaplarında "anlatılara göre" iddia ediliyor ki, Şahname, Sultan Mahmut’un siparişi veya isteği üzerine yazılmıştır. Ancak Sultan Mahmut eser bittikten sonra sözünü tutmamıştır. Anlatılara göre Sultan Mahmut Şahname’nin her beytine karşılık bir altın vaadine karşılık bir gümüş ödemiştir. "Kendisinin aşağılandığını düşünen Firdevsi ise getirilen gümüş paranın bir kısmını Hamamcıya, bir kısmını içtiği bir kâse şerbete, bir bölümünü ise getiren kişiye vererek Herat’a kaçmıştır." Bu ders kitabına göre, Firdevsi’nin kızı da babası gibi gururluymuş. Firdevsi öldükten sonra kızı bu gümüşten vazgeçmiştir. Hikâye bununla bitmiyor; "Yine anlatılara göre, Sultan Mahmut daha sonra yaptığı bu işten pişman olmuş ve vaat ettiği altınları birçok hediyelerle birlikte Firdevsi’ye göndermiştir. Fakat altın yüklü deve kervanı şehrin kapısından girerken şehir halkı Firdevsi'nin cenazesini gömmek üzere şehrin bir diğer kapısından çıkmaktaydılar.
Son yıllarda basılmış olan ders kitaplarında Firdevsi ve Şahname konuları kaldırılmış gözükse de bu içerikte başka konuların kitaplara yerleştirildiğini görmekteyiz. IX. sınıflar için Edebiyat ders kitabının yazarları Aliyar Seferli ve Halil Yusifli Gazneli Mahmut - Firdevsi meselesini biraz farklı şekilde ele almışlardır. Gazneli Mahmut'un "vaadini yerine getirmediğinin" sebebini başka bir şekilde izah etmişlerdir. Kitabın yazarlarına göre, "Şahname’de yansıtılan İran ve Turan savaşları ve şairin Turanlılara karşı olan hasmıhane tutumunu Sultan beğenmemiştir.” Yazarlar, Sultan Mahmut'un pişmanlığı hakkında Farsların uydurduğu anlatılara da şüphe ile yaklaşmışlardır.
İranlı araştırmacı Naser Purpirar’ın son yıllarda yayımlamış olduğu ve İran resmi tarihçiliğini altüst ettiği eserlerinden birinde (Geçmişe yapılan köprü) Şahname konusunu bir bölümde tartışmış ve bu hassas konuya tam açıklık getirmiştir. Gazneli Mahmut-Firdevsi ilişkileri konusuna girmeden önce, Şahname'nin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan Şüubiyye hareketi konusuna kısaca değinmek gerekir.
Naser Purpirar yazıyor ki, Şüubiye, İran tarihinde bilinen bir gerçektir. Ancak araştırmacıların eserlerinde de yer almasına rağmen, hem İran'da hem de yurtdışında araştırmacılar bu konunun derinliklerine inmeye pek istekli olmamışlar ve sürekli bu konuyu görmezden gelmeye çalışmışlardır. Naser Purpirar, İran tarihinde önemli rol oynamasına rağmen hala Şüubiye hakkında kapsamlı eserlerin yazılmamasına şaşıyor. Purpirar, bu kitabında Mahmut İftiharzade’nin "İran'da İslam" adlı eserine geniş atıflarda bulunmuştur. Mahmut İftiharzade, Perslerin Şüubiye adı ile bilinen sosyal-siyasi hareketinin İslamiyet'in ilk yüzyıllarındaki faaliyetini şöyle özetlemiştir:
Edebiyat alanında: Nazım ve nesir; masal ve hikmetler; atasözleri [toplamak]; özellikle Şüubiye’nin Pan-Arabizme karşı kullandığı keskin bir silahtır; Destanlar Arapların önemli şahsiyetleri, kabileleri, kimlikleri, gurur duydukları ve genel olarak varlığına karşı yönelmiş saldırgan ve acımasız hiciv dalgası; Acem [Fars] ırkının üstünlüğünün Araplara gösterilmesidir.
Tarih alanında: Kısa vadeli siyasi ve doktrinsel hedefler için tarihi olay ve anlatılarla İran'ın kadim tarih, siyaset ve kültürüne, şahlarına, özellikle Sasani sülalesine boyun eğilir. İslamiyet tahrif edilir, hatta hakaret edilir.
Tefsir alanında: Kur'an'ın bazı ayetlerinin amaçlı izahı ve bu ayetlerin Şüubiyye’nin hedef ve amaçlarına uygun kullanımı; Kuran'daki Acem [Farsça] kelimeler üzerinde oynamak; Kur'an'ın tarih içerikli ayetlerinin eski İran esatirleri ve tarihine uyarlanması -buna güzel bir örnek olarak Zülkarneyn'in [Makedonyalı İskender'in] Ahamenişlerin Kuruş’u ile aynılaştırılması; Kur'an ayetlerinin sınıfsal-ırksal açıdan yorumu - örneğin: Hucurat suresinin 13. ayeti, Şüub [halklar] ve kabileler;
Hadis ve kelam alanında: İslamiyet'i tahrif ve tahkir etmek için Peygamber'in, imamların ve Müslümanlarca saygın kişilerin adına hadislerin uydurulması; Acem ırkına Araplara karşın üstünlük tanınması; rivayet ve hadisler hakkında suni metinler ve belgeler uydurulması; kelam ve fıkıh, tethir [arıtma], eski inançların tespiti konularında rivayetlerin uydurulması; gerçeklerin bulandırılması; eski inanç ve bakışların İslam inancı ile karıştırılması; Pan-Arabizmin kökünün kazılması ve tevhit (Allah'ın mahiyet ve belirtileri, düalizm ve üçleştirme), kaza ve kader, zorunlu ve iradi fatalizm, melekler, Şiilikte ve İmamiye inançlarında aşırılık tartışmaları çerçevesinde eski inançların ve fikirlerin yerleştirilmesi; imamların tahrif ve hakareti, yeni kelam okullarının ve ayrı Şii gruplarının oluşturulması;
Fıkıh alanında: Pan-Arabizmin Acemler üzerinde hukuki baskısını azaltmak ve eski İran dininin olabildiğince resmi olarak tanınması için kuralların konulması; Acemce [Farsça] ve Arapçanın karşı karşıya getirilmesi için girişimler; Arapçanın iletişimde, yazı işlerinde, salavat getirmede, ibadet ve işaret zikrinde itibardan düşürülmesi; İranlı büyüklerin ekonomik çıkarlarının korunması için kuralların konulması;
İlim alanında: İranlıların [Farsların] maneviyatının İslam tasavvufuna [mistisizmine] girmesi; Ari ruhunun Sami kalıplarla aktarımı; her iki durumda İran-İslam maneviyatından ikili hayranlık:
1. Mevcut duruma karşı kızgınlık, hoşgörüsüzlük, isyan ve itiraz
2. Soğukluk, sessizlik, anlaşma ve mevcut duruma teslimiyet
Mahmut İftiharzade söz konusu kitabında Şüubiye hareketinin siyasi etkinliğinin de özetini aktarmıştır. Ona göre, bu hareketin temsilcileri imamların yanında yer almaya çalışmışlardır. Böylece onların hakkında hadis ve rivayetler uydurarak Şii kitleler arasında yaymışlardır. Şüubiyenin temsilcileri, İslam imamlarının arasına tefrika sokarak, onları parçalamaya çalışmışlardır; "Güluv" [aşırılık] çizgisini savunan grupları güçlendirmişlerdir. İmamların gıybeti döneminde, Şüubiye, etkinliğini daha da genişletmiş, İslami törenlere kadim İran kurallarını sokmuş, son Sasani hükümdarı III. Yezdgerd’in kızının Ali oğlu Hüseyin'le izdivacına siyasi anlam vermeye çalışmış, İslam içinde Şii mezhebini yaygınlaştırarak Farslara ait hale getirmiştir.
Naser Purpirar, yukarıda adı geçen kitabında, İftiharzade’nin yazdığı uzun özeti eksik bulur. Sonuncunun listesinde İbn-i Nedim ve El-Fehrest eserinin de Şüubiye’nin ürünü olduğunu kaydeden Purpirar, daha sonra Firdevsi ve Şahname konusuna geçmiştir.
Purpirar’dan önce de bazı İran ve Avrupa araştırmacıları Şahname'nin ortaya çıkışının karanlık taraflarını aydınlatmaya çalışmışlardır. Purpirar, bu yazarların çalışmalarını da dikkate almıştır. Örneğin, yukarıda da adı geçen İftiharzade, Şahnameyi Şüubiyenin en büyük eseri olarak kabul eder. Habib Yeğmai’ye göre, bu eser (Şahname) Sultan Mahmut'un emriyle yazılmamıştır.
Şahname’nin oluşumu hakkında resmi görüşü şüphe altına alan birçok eserin olmasına rağmen, Purpirar, bu eseri sorgulamanın riskli iş olduğunun altını çizer. O yazıyor ki; "Ben hangi vadiye ayak bastığımı iyi biliyorum. Kin, intikam, kendini beğenmişlik, cehalet ve cahillik zehriyle yoğrulmuş okları vücudumda hissediyorum. Biliyorum ki, bunların çoğunun elinden zehirlemekten başka bir iş gelmiyor; yeni yeni düşüncelere tahammülleri yoktur. Onlar söze sözle karşılık verecek bilgi gücüne sahip değiller.”
Çeşitli İran yazarlarına göre, eski İran'ın rivayet ve destanları üzerinde ayrı ayrı zamanlarda toplam altı kişi çalışmıştır; bunların kimlikleri de bilinmektedir: Mesudi Mervezi, Ebu-Mensur İbn-i Ebdülrezzak Tusi, Ebülmüeyyid Belhî, Ebu-Ali Muhammed bin Ahmed el-Belhî, Ebu-Mansur Muhammed bin Ahmed Dekiki Belhî ve nihayet, Firdevsi. Şair Dekiki’yi kölesi öldürdükten sonra Şüubiyenin Şahname projesi yarım kalıyor. Bu işi devam ettirebilecek şairler arasından Firdevsi seçilir. Şüubiye, Dekiki’nin 1000 beyitlik şiiri ile birlikte tüm nesir materyallerini Firdevsi'ye verir. Şaire yüksek maaş bağlanır ve yeni nesir materyalleri sağlanır, sürekli hazır bölümleri alınır ve işin ilerleyişi kontrol edilir. Zamanla "sponsorlar" arasına bazı hükümet adamları da eklenir. Purpirar’ın iddiasına göre, Firdevsi'nin çalışmaları Şüubiye tarafından ciddi ve güçlü bir şekilde kontrol edilir. Firdevsi sadece ona verilen destan ve rivayet metinlerini nazma çekmekle meşgul olur; Firdevsi, bu destanları sadece kendisi bilmiyordu; hatta ona verilen ya da söylenen rivayetleri değiştirmek hakkına da sahip değildi. Purpirar, hatta Şahname’deki efsaneleri, Çin, Hint, Yahudi ve Mısır efsanelerinin karışımı olarak görüyor. Yine ona göre, İran coğrafyasındaki eski halkların, örneğin Elam, Kürt, Urartu, ayrıca Luristan, Hazar kıyıları, Kirman, Mükran, Fars Körfezi kıyılarındaki efsanelerin Şahname konuları arasında yer almaması düşündürücüdür.
Şahname projesi üzerindeki çalışmaların devam ettiği bir dönemde Gazne Sultanı Sebüktegin’in oğlu Mahmut (971-1030) Horasan'daki orduların komutanı idi. Babasının ölümünden sonra Gazneliler İmparatorluğu'nun (963-1186) hükümdarı olan Sultan Mahmut (hükümdarlığı 998-1030), devletin topraklarını genişletmiş, Doğu kaynaklarında "Kafirlerin çekici" adıyla meşhur olmuş, on yedi defa Hindistan'a sefer etmiş, oraların İslam'ı kabul etmesini sağlamıştı. Sultan Mahmut aynı zamanda Müslüman toplumlarda bilim, kültür ve edebiyatı desteklemesiyle ün kazanmıştır. Kaynaklara göre onun sarayında 400 şair varmış. Bu rakam abartı olsa da, Sultan Mahmut'un edebiyat sevdalısı bir hükümdar olduğu hakkında orta çağlar kaynaklarında birçok notlar vardır. O zaman neden Sultan Mahmut (bilim ve edebiyat hamisi) ile Şahname yazarı Firdevsi arasında anlaşmazlık olmuştur?
Purpirar yazıyor ki, Sultan Mahmut Horasan'da faal olan Şüubiyenin kökünü kuruttuktan sonra "ömrünün sonunda yardımsız ve yalnız kalan Firdevsi, Şüubiyenin siparişi ile yazdığı kitabına alıcı bulamıyor." 65 yaşındaki şair ağır durumunu Şahname’nin metninde de yansıtmaya çalışır; hem de onu yalnız bıraktığı için Şüubiyeye sitem eder. İhtiyar şair, Sultan Mahmut'a bir methiye yazarak maddi yardım için saraya başvurur. Purpirar yazıyor ki: "Mahmut, Şahname’nin gerçek siparişçileri hakkında bilgi sahibi idi. Çünkü Şahname’deki şiirler onun inancı ile bağdaşmadığı için [şairin teklifi] beğenilmeyecekti. Dolayısıyla şaire yardımdan imtina edilir ve Firdevsi, saraydan eli boş döner. Bundan sonra Firdevsi, Sultan Mahmut'a hiciv yazar ve bu olayla ilgili pek çok asılsız efsaneler uydurmaya çalışır.
Naser Purpirar’ın Firdevsi ve Şahname meselelerinde geldiği sonuçlar ilginçtir. O, eserinin birkaç yerinde Şahname’deki fikirlerin Firdevsi’ye ait olmadığını, onun sadece siparişi yerine getirdiğini, nesir olarak ona verilenleri şiire dönüştürdüğünü vurguluyor. Purpirar’a göre, Şahname tarihi kaynak iddiasında da olamaz; çünkü o, Şüubiye mensuplarının hasta hayal gücünün ürünüdür. Naser Purpirar, bizce, aşağıdaki düşüncesinde de tam haklıdır: "Ne acıdır ki, bu büyük adam (Firdevsi) dilinin gücünü yanlış yola hizmet eden bir örgüte sattı. O (Şüubiye), …kendi amacını, kendi düşünce ve beyanlarını, tarihi uydurmaya ve değiştirmeğe tabi tuttu. Orta Doğu'nun kimliği, varlığı, dini ve halkı ile alay etti; İran aşiretleri ve milletlerinin ikinci tezahürü hakkında en önemli ve en muteber belgeleri öyle karıştırdı ki, günümüzde dostu düşmandan ayırt ede bilmiyoruz; güvenimizi ve kendi soyumuzu kaybettik, Şüubiyenin uydurma ve efsanevi yalanlarına aldandık."
Medreselerde ve okullarda yüzyıllardan beri bu eserin öğretilmesine rağmen, bizim milli fikriyatımızda Şahname’ye aynı şekilde yaklaşılmamıştır. Kendisinin yazdığı gibi, "Fars kavminden olan" Mirza Fetheli Ahundzade, ünlü Kemalüddövle Mektupları eserinde Şahname’yi ve yazarı Firdevsi’yi tüm edebi eserlere ve ediplere tercih etmiştir. O, kararlılıkla yazıyor: "Hakikaten, İslam milletinin genelinde şiir, sadece Firdevsi'nin şiirleri demektir; bu zamana kadar onun şiirlerinin misli İslam milletinden hiçbir insana kısmet olmamıştır."
Türkçü akımın önde gelen temsilcileri, Sultan Mahmut-Firdevsi konusuna dikkatli yaklaşmış, Şahname’ye gereken değeri vermişlerdir. Ahmet Ağaoğlu İran ve İnkılabı eserinde Türk sülalelerinin Fars edebiyatının meydana çıkmasındaki birinci derece rolünden bahsetmiştir. "Rudeki, Ünsüri, Üsendi ve Firdevsi gibi Fars şairlerinin Gazneliler zamanında yetiştiğini ve Mahmut'un sarayı etrafında toplandıklarını" kaydetmiştir. Mehmet Emin Resulzade Azerbaycan Şairi Nizami eserinde, Firdevsi’yi tepeden tırnağa "Fars oğlu Fars", "katı bir ırk taassubcusu", "Fars milliyetçiliğinin bir şair ideoloğu" gibi kaydetmiştir. Farsın düşünce tarihinde Şahname'nin oynadığı rol hakkında belki en can alıcı yaklaşımı Tebrizli Ali ünlü Edebiyat ve Milliyet adlı kitabında ortaya koymuştur. Ona göre, bu eseri ile "Firdevsi, vahdet ve birlik yerine milli ihtilaflar ve etnik kinleri tetiklemiştir."
Sonuç olarak İslam devriminden sonra İran'da monarşiyi hatırlatan her şey sökülüp atıldı; ancak Şahname yazarı Firdevsi'nin Tahran'daki heykeline asla dokunulmadı. Tebrizli Ali’nin de belirttiği gibi, "hiç kimse, Firdevsi'nin taş heykeline el sürmeye cesaret etmedi ve halen meydanın ortasında dikilip biz Türklere, Araplara, Beluçilere, Kürtlere ve Kaşgaylara gülüyor..." Pers tarihi ve varlığı hakkında abartılı yalanlarla, Türk ve Arap düşmanlığı ile dolu olan bu esere prim vermediği için, bin yıl geçtikten sonra hala Sultan Mahmut'a iftira atmak tamamen anlamsız bir iştir; özellikle Kuzey Azerbaycan'da. Azerbaycan ortaokullarında, Edebiyat kitaplarında ve genel olarak programlarında Firdevsi ve Şahname gibi konuların yer verilmesine ne gerek var? Genç Azerbaycan vatandaşının bilinci neden zehirleniyor? Bize göre, bir zamanlar Azerbaycan topraklarında dikilmiş Kirov, Şaumyan, Caparidze vs. heykelleri ne idiyse, şimdi Türklük bilincine sokulan Firdevsi'nin Şahname’si de odur. Şahname de Edebiyat kitaplarından çıkarılıp atılmalıdır.
