Bölüm anahatları

  • 9.         Konu          Meşrute İnkılabı ve Türklük

    Konular:  20. Yüzyıl başlarında İran’da içtimaı düzen; İnkılab süreci; Tebriz ayaklanması; Türklerin kazançları ve kayıpları.

    Temel Okumalar:

    -        Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri, s. 23-30; 63-98;

    -        Yeni Türkiye; Orta Doğu Özel Sayısı – IV, 2016, degişik bölümler;

    -         Ervand Abrahamian, İran: Between Two Revolutions, Princeton: Princeton University Press, 1982, p. 50-101;

    -         Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, 7. Bölüm;

    -         Wikipedia’dan uygun makaleler;

    -         Youtube’dan değişik videolar.

    Ders Notları:

    20. yy İran için, 1905 yılında gerçekleşen Meşrutiyet devrimiyle başladı. Bu devrim hâkimiyetin (devletin) yapısında değişiklikler meydana getirmekle birlikte, çok milletli bu ülkede millî münasebetlere de yeni anlamlar kazandırdı. Meşrutiyet devriminin sebepleri ve gelişme süreciyle ilgili çok sayıda kaynak olduğundan ayrıntılara girilmeyecek. Bu nedenle burada sadece Meşrutiyet devriminin önemli olaylarını sıralamakla yetinilecektir. Bu olayların başında, 1905 yılının Aralık ayında Başvezir (Başbakan) Aynüddevle’nin bir grup Tahran tüccarını hapse atmasıyla çarşı-pazar esnafı protestolara başladı; bu hadise genel anlamda ahalinin değişik sınıflarının itirazına neden oldu ve bu itirazlar bir yıl süresince farklı biçimlerde devam etti. Protestocuların asıl istekleri; anayasa (‘meşrute’) ilan edilmesi, meclisin toplanması, Aynüddevle’nin istifa etmesi, mahkemelerin oluşturulması, yabancı müşavirlerin ülkeden kovulması, mahkumların serbest bırakılması gibi nedenler idi. Tüm bu gelişmelerin neticesinde Meşrutiyet ilan edildi. Meclis (Meclis-i Şura-yi Millî) vekillerinin halk tarafından seçilmesi ile ilgili Şah’ın fermanları ve seçim kanununun imzalanmasının ardından Tahran’da seçim süreci başladı. 1906 yılının Ekim ayında çalışmalarına başlayan Meclis, Aralık’ta Anayasa’nın (Kanun-i Esasi) 51 maddelik birinci bölümünü tamamlayıp hazırladı ve hasta olan Muzaffereddin Şah, ölümünden birkaç gün önce onu imzaladı; yeni Şah Muhammed Ali, Anayasa’nın İlaveleri’ni (Mütemmim-e Kanun-i Esasî, 106 madde) imzalamak zorunda kalmışsa da, Meclise top ateşi açtırmış, Rus kozak birliğinin yardımı ile mutlak egemenliğini kurmaya çalışmıştı. 1908-1909 yıllarında Tebriz ayaklanması sonucunda Muhammed Ali Şah yönetimi devrildi, yerine çocuk yaşdaki Sultan Ahmed Şah getirildi. 1911 yılında Rus ve İngilizlerin askerî müdahalesinden sonra karşı devrimci bir darbe gerçekleştirildi ve sonuç olarak Meclis kapatıldı.

     

    Tahran’da yaşanan olaylar ilk günden itibaren Güney Azerbaycan’da, özellikle de Tebriz’de dikkatle izleniyordu. Merkezdeki devrimci güçlerle işbirliği sağlanarak devrimci girişimlere destek verildi. 1906 yılının Ağustos ayında meşrutiyetin ilan edilmesi, yönetimin anayasa hazırlanmasını engelleme çabası ve Şah’ın Meclis seçimleriyle ilgili kanunu imzalamaktan imtina etmesi haberi Tebriz’e ulaştığında bölgedeki memnuniyetsiz güçler hemen ciddî hareketlere başladılar. Hareketin ilk aşamasında etkili konuma sahip olan İslamiye Encümeni’nin girişimiyle Tebriz pazarı (kapalı çarşısı) kapatıldı. Encümen’in bir grup üyesi protesto olarak İngiltere’nin Tebriz’deki konsolosluğunda beste oturdular. Pazarın devam eden boykot kararı ve diğer protesto girişimleri Tahran’da hareketi güçlendirdi. Eylül’ün sonunda Şah sarayından Tebriz’e gönderilen telgrafta kısa bir süre içerisinde seçim kanununun onaylanacağı ve Tebriz’de seçimlerin yapılacağı açıklandı. Azerbaycan valisi Muhammed Ali Mirza, kısa süre içerisinde seçilecek olan Tebriz ve Azerbaycan temsilcilerinin Tahran’a gönderileceğini açıklamak zorunda kaldı. Bu başarılarından cesaret alan protestocular tüm  süreci  yönetebilecek bir organ oluşturdular. İran’ın ilk siyasî encümeninin (cemiyetinin) seçimleri gerçekleştirildi. 20 kişiden oluşan bu encümen çeşitli isimlerle anıldı: Encümen-i Millî-yi Tebriz, Encümen-i Millî-yi Azerbaycan, Encümen-i Eyaleti-yi Azerbaycan. Bu encümen sonraki yıllarda hareketin siyasî merkezine dönüştü, bazen de yerel yönetim fonksiyonu taşıdı. Encümen’in farklı isimlerle (Ceride-yi Millî, Ruznâme-yi Millî, Encümen, Encümen-i Tebriz) yayınlanan bir yayın organı da vardı. Gazete, İran’ın güneş ve aslan amblemli armasıyla Farsça yayınlanmışdı. Gazetenin redaktörü önce Seyid Alekber Vekilî, sonraları ise Mahmud Ganizade idi.

     

    Tebriz’de seçimler sona erdikten sonra Veliaht Muhammed Ali Mirza Encümen’e  ihtiyaç kalmadığını belirterek kapatılmasını talep etti. Fakat Encümen üyeleri bu talebi reddederek Tebriz’de bir miting düzenlediler. Bu mitingde onlar özgürlüğü ve onun teminatçısı saydıkları Encümen’in kapatılmasını kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Veliaht, isteklerini geri çekmek zorunda kaldı. Tebriz Encümeni çalıştığı dönemde (1906-1908) esasen yerel yönetim organı fonksiyonu taşımakta, aktif bir şekilde şehrin sorunlarıyla meşgul olmakta, aynı zamanda ciddî bir siyasî merkez rolü oynamaktaydı. Tebriz Encümeni’nin etkisi ve yardımıyla kısa süre içerisinde eyaletin çeşitli bölgelerinde – Urmu’da [Urmiye’de], Salmas’ta, Marağa’da, Erdebil’de, Zencan’da, Halhal’da, Hoy’da, Makı’da [Maku’da], Binab’da ve Astara’da vilayet encümenleri kuruldu.

     

    Tebriz Encümeni, Meclis’e seçilen temsilciler aracılığıyla Tahran’daki siyasî süreçlere doğrudan müdahale etmeye başladı. 1907 yılının Ocak ayında Tebriz Encümeni’nin (Azerbaycan Eyalet Encümeni’nin) yedi maddeden oluşan talepleri saraya gönderildi. Bu talepler arasında ülkede ilan edilen Anayasa’ya uygun bir yönetim sisteminin kurulması, ülke çapında eyalet ve vilayet encümenlerinin oluşturulması zarureti de vardı. Tahta yeni çıkan Muhammed Ali Şah davranışlarıyla bu talepleri kabul etmeyeceğini, mutlak monarşi prensiplerinden vazgeçmeyeceğini belirtti. Şahın bu tavrına itiraz için yeniden Tebriz pazarı ve mağazaları kapatıldı, sokak protestoları ve mitingler düzenlendi. Tebriz’den Şah sarayına öfkeli telgraflar gönderilmeye başlandı. Tebriz ahalisi, Anayasa kanunları yürürlüğe konmazsa, Azerbaycan’ın İran’dan ayrılacağını duyurdu. Meclis’in Azerbaycan temsilcileri beste oturdular, bunun üzerine Muhammed Ali Şah tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.

     

    Azerbaycan Eyalet Encümeni 1908 yılının ortalarına doğru artık Azerbaycan’da yerel yönetimi temsil eden asıl organa, ülke çapında etkili siyasî merkezlerden biri konumuna dönüştü. Rusya’nın Tebriz’deki diplomatik temsilcisi bu konuda şöyle yazıyordu: “Azerbaycan’da uzun zamandan beri, bütün hâkimiyet yerel encümenin insiyatifindedir. Bütün İran’da büyük nüfuza sahip olan bu encümenin [Azerbaycan Encümeni kastediliyor] Tahran’daki bölümünün görüşlerini Meclis temsilcileri memnuniyetle kabul ediyorlar.” Azerbaycan Eyalet Encümeni’nin, genellikle Azerbaycanın Meşrutiyet devriminde birinci derecedeki rolü özellikle karşı devrimci darbeden sonra daha açık görülür.

     

    Gerekli hazırlık işleri yapıldıktan sonra 1908 yılının Haziran ayında Muhammed Ali Şah Meclis’e ve devrimci encümenlere (ilk sırada Azerbaycan Encümeni’ne) top ateşi açtırdı, devrim liderlerini hapsetti veya sürgüne göndertti. Tahran’da karşı devrim darbesi bütün İran’a yayıldı, devrimin kazanımları kaybedildi. Şah hâkimiyeti, Tebriz’de de saldırıya başladı. Eyalet Encümeni binası dağıtıldı, bir çok aktivist hapsedildi, direnenler öldürüldü. Tebriz’i ele geçirmek için 40 bin askerden ibaret olan ordu birlikleri ve silahlı gruplar bir araya getirildi. Mutlakiyet tarafına geçen İslamiye Encümeni şehir içindeki çatışmalara öncülük ediyordu. Şahçı güçlerin meşrutiyetçileri sıkıştırdığı ve onların arasında umutsuzluğun arttığı, devrimin yenilgi fikrinin hâkim kılındığı bir ortamda, Temmuz’un 18’inde Tebriz Sosyal-Demokrat teşkilatının liderleriyle devrimci grupların öncüsü Settar Han’ın birlikte düzenledikleri toplantıda irticaya direnme kararı alındı. Toplantıdan hemen sonra Settar Han az sayıdaki taraftarları ile evlerin çatılarına asılan teslimiyet simgesi olan beyaz bayrakları indirerek kırmızı bayraklar astı. Bu sembolik olay Meşrutiyet devriminin ilerlemesinde dönüm noktası oldu. Azerbaycan Eyalet Encümeni 12 kişiden ibaret üyeleriyle görevine başladı. Dört ay süren şiddetli çatışmalar meşrutiyetçi güçlerin zaferiyle sonuçlandı, Tebriz mutlakiyetçi güçlerden temizlendi. Eyalet Encümeni, Tebriz’de ve bazı vilayetlerde kontrolü tam olarak ele geçirdi. Tebriz isyancılarının Eylül-Ekim zaferleri yalnız Azerbaycan vilayetlerinde değil, ülkenin merkezinde ve Gilan, İsfahan, Horasan gibi önemli eyaletlerinde de olumlu etki yarattı, Meşrutiyet taraftarlarını yeniden harekete geçirdi.

     

    Şah asıl gücünü devrimin merkezi olan Tebriz’in ele geçirilmesine yöneltti. 1909 yılının Mart ayında kuşatmaya alınan Tebriz, artık açlıkla karşı karşıya kalmıştı. Azerbaycan Eyalet Encümeni ile Şah sarayı arasında İngiliz ve Rus diplomatlarının aracılığıyla görüşmeler başladı.  Encümen barış için Meşrutiyetin hayata geçirilmesi, meşrutiyetçi güçlerden silahlarının alınmaması, devrimcilerin takibe uğramaması, devlet ordusunun Tebriz’den uzaklaştırılması, Azerbaycan valisinin halkın rızası ile tayin edilmesinden oluşan beş şart ileri sürdü. Şah görüşmeleri uzatarak zaman kazanmak, Tebriz’in etrafına daha fazla askerî güç toplamak, Tebriz’i açlıkla boğmak istiyordu. 1909 yılı Nisan ayında mutlakiyetçi güçler yeniden Tebriz üzerine saldırıya geçtiler, şiddetli çatışmalara rağmen, güçlü direnişle karşılaştılar ve şehri alamadılar. Şah, hâkimiyetini korumak için yabancı müdahaleden yararlanmaya mecbur kaldı. Tebriz’e erzak getirmek, yabancı vatandaşların hayatını korumak bahanesiyle Rusya ordusu sınırı geçip Tebriz’e doğru yöneldi. Eyalet Encümeni direnmeme yönünde karar aldı. Bununla birlikte Azerbaycan vilayetlerinin çoğunda encümenler yerel yönetim organı gibi çalışıyor ve Eyalet Encümeni’nin talimatlarını yerine getiriyordu.

     

    Devrim merkezi Tebriz’in işgaline rağmen, Muhammed Ali Şah hâkimiyetini koruyamadı. Gilan ve İsfahan’dan devrimci güçlerin Tahran üzerine haraketinden sonra Muhammed Ali Şah’ın devrildiği ve 14 yaşındaki oğlu Sultan Ahmed’in (1909-1925) Şah ilan edildiği açıklandı. İkinci çağrı İran Meclisi’nin (1909-1911) kabul ettiği hükümet, ülkede asayişin sağlanmasını esas amacı ilan etti. Bunun için meşrutiyetçilerin silahsızlaştırılmasına başlandı. İlk olarak Tebriz’deki silahlı birliklerin etkisizleştirilmesi gerekmekteydi. Bu amaçla Meşrutiyet kahramanları Settar Han (Serdar-ı Millî)  ve Bağır Han’ın (Salar-ı Millî) Tebriz’den uzaklaştırması uygun görüldü. İçişleri Bakanı’nın onları Tahran’a davet mektupları ile birlikte, bazı resmî görevlilerden tehdit mektupları da gelmeye başladı. Settar Han Tahran’a gitmekten imtina ediyordu. Fakat yeni bir fitnenin yaşanmaması ve Azerbaycan’da yeniden kan dökülmesinin önlenmesi için Settar Han sonunda Tahran’a gitmeye karar verdi. Tebriz’de muhteşem uğurlama, Tahran’da ise aynı ihtişamla karşılama törenlerinin gerçekleşmesine rağmen, kısa sürede hükümetin asıl amacı ortaya çıktı. 1910 yılı Ağustos ayında Settar Han’ın az sayıdaki silahlı grubu Atabey Parkı’nda kuşatılarak, silahlarını teslim etmeleri istendi. Bu talep reddedilince çok sayıda hükümet gücü Yefrem Davidiyans’ın  (Taşnak  Partisi üyesi) komutanlığında devrimin bu son kalesi üzerine hücuma geçtiler. Parka her taraftan top ateşi açıldı. Settar Han’ın grubundan 18 kişi öldü, 40 kişi yaralandı. Settar Han da yaralılar arasındaydı. Meşrutiyet kahramanları Tebriz’e dönmek istediler ancak Tahran hükümeti buna izin vermedi. Settar Han ve Bağır Han Tahran’da sürgün hayatı yaşamaya mecbur edildiler. Bu olay Tebriz’i ve bütün Azerbaycan’ı öfkelendirdi. Rus ordusunun Azerbaycan’da yerleşmesi Meşrutiyetçileri faaliyetlerinden geri adım atmaya sevk etmesine rağmen, Azerbaycan’da hareket devam etmekteydi. Tebriz’e tayin edilen eyalet valisinin baskılarına karşılık Tebriz ahalisi valinin istifasını talep etti. Meclis, Tebriz ahalisinin talebini kabul etmek zorunda kaldı. 1911 yılının başlarında Eyalet Encümeni, Merend, Hoy, Urmu ve diger vilayet encümenleri için yeni seçimler yapıldı.

     

    Muhammed Ali Şah’ın yeniden hâkimiyetini kurma çabası başkentte olduğu gibi Azerbaycan’da da şiddetli direnişle karşılaştı. 1911 yılı Ağustos ayının sonlarında irticacı güçler Tebriz’e saldırdılar. Şiddetli çatışmalar sonunda Tebriz’in savunucuları bu güçleri geri çekilmek zorunda bıraktılar. Azerbaycan Eyalet Encümeni durumu tekrar kontrol altına aldı. ABD’li müşavirlerin ülkeden çıkarılması konusunda Rusya’nın talebi ve bu talebin İngiltere tarafından savunulması Kasım ayında ülkede yeni bir siyasî kriz yarattı. Tahran’da Meclis kapatıldı, yeni hükümet Rusya’nın ultimatomunu kabul etti. Fakat Tebriz ahalisi yine de teslim olmak istemedi. Aralık ayının 20 ile 28. günleri arasında Tebriz’de Rus ordusuyla yerel meşrutiyetçiler arasında çatışmalar başladı. Yeni Rus ordusunun şehre getirilmesinden sonra Azerbaycan Eyalet Encümeni direnişin durdurulmasına karar verdi. Rus ordusu şehri dağıtıp, devrimcileri toplu şekilde hapsetti, Meşrutiyet hareketinin onlarca aktif katılımcısı öldürüldü. Bununla Meşrutiyet devrimi Azerbaycan’da da son buldu.

     

    Güney Azerbaycan ahalisi Meşrutiyet hareketine en aktif şekilde iştirak etti. Tebriz’in devrim merkezî rolünü oynadığı gerçeği sonraki resmî İran tarihçiliğinde de yer aldı. Bu aktifliğin nedenleri arasında tarih literatüründe Azerbaycan’ın o dönemde ülkenin diğer eyaletlerine kıyasla ekonomik-ticarî bakımdan daha gelişmiş olması, Azerbaycan ahalisinin siyasî bakımdan daha aktif olan Kafkasyalılarla ilişkilerinin sıklığı, burada yaşayan binlerce insanın siyasi tecrübesi gösterilebilir.

     

    Bu nedenler arasına Azerbaycan’ın siyasî açıdan Meşrutiyet devrimini kısmen hazırlıklı karşılamasını da ilave edebiliriz. 19. yy’ın sonlarında Tebriz’de yukarıda adı geçen ‘İslamiye Encümeni’ adlı teşkilat kurulmuştu. Bu teşkilat esasen orta ve aşağı dereceli ruhanilerden oluşuyor, dinî merasimlerde siyasî meseleler müzakere ediliyordu. 1900 yılında Tebriz’in maarifçi aydınları Azerbaycan Maarif Encümeni’ni kurdular. Bu encümende de çeşitli siyasî meseleler görüşülüyordu. Azerbaycan’da Meşrutiyet devriminin devam etmesinde en aktif şekilde iştirak eden Tebriz İctimaiyun-Amiyun (Sosyal-Demokrat) teşkilatının ilk küçük grupları yüzyılın başlarında ortaya çıkmaktaydı. 1903 yılında yeni gümrük tarife sistemine karşı hareket Azerbaycan’da daha tartışmalı geçti. Yeni gümrük anlaşmalarının kabulüne çalışan Başbakan Eminüssultan Atabey’i Necef ruhanilerinin dinsiz ilan etmelerinden sonra Tebriz’de intibahnameler [bildiriler] dağıtıldı. Pazar ve mağazalar kapandı, itiraz eden kitle, bütün yabancı gümrük müşavirlerinin ülkeden kovulmasını talep etti. Ruhanilerin talepleri arasında meyhanelerin, otellerin, aynı zamanda modern tedrisatın uygulandığı okulların da kapatılması yer alıyordu. Veliaht Muhammed Ali Mirza yazılı olarak Belçikalı gümrük müşaviri Prim’i şehirden çıkardığını,  meyhanelerin, otellerin ve yeni okulların kapatılması konusunda talimat verdiğini açıkladı. Ruhaniler, Veliaht’ın yazılı talimatını beklemeden şehirdeki meyhaneleri, otelleri ve yeni okulları dağıttılar. Onlarca kişinin hapis ve sürgün edilmesine rağmen, bu olay toplumun siyasileşmesini güçlendirdi.

     

    Azerbaycan’ın Meşrutiyet devrimine aktif şekilde iştirakinin sebepleri arasında Veliaht Muhammed Ali Mirza’nın valisi olduğu eyaletle münasebeti gösterilebilir. Meşrutiyet devrimini doğrudan gözlemlemiş ve bu süreçte aktif rol oynamış olan M. Emin Resulzade, Veliaht Muhammed Ali Mirza’nın Azerbaycan’la daima gergin bir ilişki içerisinde olduğuna dikkat çeker. Resulzade yazıyor ki, Muzafferiddin Şah’ın vefatından sonra oğlu Muhammed Ali Şah babasının hilafına olarak Azerbaycan’a adavet (husumet) besledi. Fakat bu adavetin semeresini görmekte gecikmedi.  Kanun-i Esasi’ye karşı isyan eden bu inatçı Şah, kendine karşı elde silah olarak Azerbaycan’ı buldu. Muhammed Ali’nin veliahtlığı devri de, Resulzade’ye göre, “Azerbaycan tarih-i ihtikarının [yolsuzluğunun] en vahşet-nak bir devrini teşkil eylemiştir.”

     

    Ülke tarihinde ilk defa olarak Esas Kanun’un (anayasanın) kabulü ve mutlakiyetten anayasalı monarşi yönetim sistemine geçiş, geleneksel aşiret (tayfa) devletinden modern devlete geçişin göstericisi idi. Bu, bütün İran ahalisinin genel kazanımıydı. Fakat ahalinin çok etnikli yapısının Esas Kanuna yansımaması, Fars etnisitesinin diline fazlasıyla statü verilmesi, Şiiliği resmî devlet mezhebi ilan etmek vs. Meşrutiyet devriminden hemen sonra ülkede ciddi sorunlar yaratacaktı. Bu bağlamda, Azerbaycan’ın, genellikle Türklerin Meşrutiyet devriminde bu kadar aktif rol oynaması ve bu uğurda verdiği binlerce kurbanın karşılığında kazancı oldu mu, olduysa bu kazanımlar nelerdi?

     

    Yukarıda da belirtildiği üzere, ülkede ilk siyasi encümen 1906 yılının Eylül ayında Tebriz’de kuruldu. Encümene şehir ahalisi tüccar, sanatçı, aristokrat, ruhaniler, toprak sahiplerinden oluşan 20 kişilik bir heyet seçti. Bu heyette Tebriz’in baş müçtehidi Hacı Mirza Hasan, toprak sahipleri Nizamüddevle, Besirüssaltane, Meliküttüccar, tüccar Mehdi Ağa Kuzekunani ve diğerleri yer aldılar. Encümen’in toplantılarına esnaf ve zanaatkarların temsilcileri de katılıyorlardı. Encümen’in ilk başkanı Hacı Nizamüddevle seçildi. Tebriz Encümeni daha sonra Azerbaycan Eyalet Encümeni olarak faaliyet gösterdi ve Meşrutiyet hareketi döneminde siyasi süreçlerin merkezinde yer aldı. 1907 yılı Mayıs-Haziran aylarında birinci meclis eyalet ve vilayet encümenleri hakkında kanun tasarısını görüşerek 122 maddeden ibaret olan kanunu kabul etti. Bu kanunda encümenlerin kuruluş sistemi, yetkileri, eyalet ve vilayetlerin bütçeleri, vilayet encümenlerinin kuruluşuyla ilgili bölümler yer alıyordu. Bu bağlamda, eyalet encümenlerinin yetkileriyle ilgili bölüm özellikle dikkat çekicidir. 87. madde eyalet encümenlerine yeterince geniş yetki tanıyordu: kanunların hayata geçirilmesini denetleme,  eyalet işleri ile ilgili kararların kabul edilmesi, eyaletin ekonomisi, güvenliği ve refahına ait konuların belirlenmesi. Eyalet encümenleri valilerle ilgili şikâyetleri müzakere edip valilerin çalışmalarında kanuna aykırı haller tespit edildiği takdirde, valiyi uyarma yetkisine sahiptiler. Uyarılar etkisiz kaldığında, encümenler sorunu ülkenin merkezî devlet organlarına taşıyabilirlerdi. (89. madde). Eyalet encümeninin yetki alanına vergilerin toplanması ve harcanmasının denetlenmesi (91. madde), gerektiğinde olağanüstü yerel vergilerin belirlenmesi (94. madde) de dahildi. Bu kanuna göre eyalet ve vilayet bütçeleri vali tarafından düzenlense de, encümenler bütçe tasarısında gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra onaylayıp son onay için Maliye Bakanlığına göndermeliydi (112. madde). Vali her yılın birinci ayında encümene ayrıntılı maliye hesabı vermeliydi (113. madde). Bu kanun eyalet ve vilayet encümenlerine yerel yönetim organları rolünü oynamak için yeterince yetki veriyor ve Meşrutiyet devrimi sürecinde, özellikle Azerbaycan Eyalet Encümeni bu yetkilerden yeterince yararlanıp kısa aralıklarla eyalette gerçek yönetim organı oldu. Eyalet ve vilayet encümenleri dönemin İran devletinin ‘Memalik-i Mahruse-yi Kacar’ ilkesinden kaynaklanıyordu (gerçi bu ilke anayasada yeralmıyordu). Encümen, İran’daki halkların önemli ve tek demokratik ve millî başarılarından biri sayılmalıdır. Çok milletli İran’da milletlerarası sorunların yumuşatılması, hatta sonraları halledilmesinde hassas rol oynama potansiyeline sahipti (Meşrutiyet devriminin yenilgisinden sonra bu demokratik yönetim kurumu lağvedildi, uygun kanun ise yürürlüğe girmedi).

     

    Encümenler yerel yönetim ve özerklik organları gibi önemli imkânlara sahip olmalarına rağmen, merkezin kanunsuz ve bölgeleri dikkate almayan yönetimine karşı millî özerklik organları olamadılar. Azerbaycan Eyalet Encümeni’nin ve yerel vilayet encümenlerinin yerel dil, yerel kültür hakkında herhangi bir kararının olup olmadığı bilinmemektedir. Encümen’in yayın organı olan Encümen gazetesi Farsça yayınlanıyor, çeşitli organların adındaki millî sözü umum-millî, genel-İran anlamı taşıyordu. Devrim sürecinde Azerbaycan’da aktif rol oynayan İctimaiyun-Amiyun (Mücahit) Partisinin belgelerinde millî-etnik mesele ile ilgili hiçbir kayıt yoktur. Bu dönemde Tahran’da kurulan, Tebriz’de de yerel şubesi bulunan İran Demokrat Partisi, İran’ın çok milletli yapısını kabul etmiyor, her vasıtayla dış ve iç bütünlüğünün korunması zaruretinden bahsediyordu. Bu partinin kurulmasında yerel Türkler önemli rol oynamıştı: partinin gerçek lideri Seyid Hasan Takizade  idi. Bu partinin Tahran’daki İran-i Nev gazetesinin öne çıkan siması M. Emin Resulzade, Tebriz’deki Şafak gazetesinin ise daha sonraları Pan-İranistlerin önemli temsilcisi olan Mirza Hacıağa Rızazade (sonraları Rızazade-Şafak) idi. Hüseyin Ümid’e göre, Meşrutiyet devrimi döneminde Azerbaycan’da 50’ye yakın gazete ve dergi yayımlandı. Bunlardan 8 tanesi Türkçe-Farsça iki dilli, bir tanesi Türkçe, diğerleri ise Farsça neşredildi. Tahran’da basılan birçok gazetenin kurucusu ve redaktörü de Türklerdendi. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu basın organlarında bir kural olarak genel-İran sorunlarına değinilmiş, Türklük meseleleri sayfalarda yer almamıştır. Meşrutiyet devrimi arefesinde İstanbul’dan memleketi Şebüster’e giden genç şair Mirza Ali Möcüz’ün ana dilinde kaleme aldığı şiirlerini Tebriz gazetelerinin yayımlamaması “Möcüz’ü Meşrutiyet hareketinden uzaklaştırmış, daha doğrusu onu bu devrim lehinde yazmaktan alıkoymuştur.”

     

    Meşrutiyet devriminden en kârlı çıkan Farslar olmuştur. Her şeyden önce Farsların on yıllarca alışamadıkları Kacar hâkimiyeti zayıfladı. Ülke yönetiminde zaten büyük ağırlığı olan Fars bürokrasisinin rolü daha da arttı. 1907 yılının Ağustos ayında Tebrizli Abbas Ağa’nın başbakanı katletmesinden memnun olan Fars şairlerinden Fehrü’l-Vaiz, Kacar hâkimiyetini Fars devletçiliğine yabancı, hatta düşman  görür. Bir şiirinde görüşünü şu sözlerle ifade ediyor: “Türk, İran asıllılara eyleyip töhmet, Firudin mülkünü, Cemşid’in camını aldı.” Islahatçı-modernist çevrelerin Hindistan’da yayımlattığı etkili Hablülmetin gazetesinde devrim sürecinde (12 Kasım 1906) Eğitim Bakanlığına hitaben yazılan makalede şu ifadeler dikkat çekmektedir; Toplum kendisini yalnız tek bir millete dönüştüğünde moderleştirebilir, ülkedeki toplumların tek bir millete dönüşmesi de ancak ortak gelenek, inanç ve özellikleriyle birleşebilmesinde yatar. Makale şu ifadelerle devam ediyor: “Bazılarının yanlış olarak iddia ettiği gibi, yalnız monarşiye sadakat yetmez.” Bu bağların olmaması toplumu böler ve modernleşmeyi önler. Makale-müraciat müellifleri İran’ın başına gelen faciaları buradaki Türklüğün varlığı ile izah etmek gibi katı ırkçı bir sonuca varırlar: “Bizim şimdiki zavallılığımızın kökleri Moğol ve Tatar saldırılarına dayanır. Sevgili Azerbaycan’ımıza bir yabancı dil dayatıldı. Ahalimiz Fars ve Türk dillilere bölündü.” Diğer bir bölümde Heblülmetin, “ülkede çok dillilik varoldukça, onun bağımsızlığını değil Esas Kanun, hatta cumhuriyet yönetimi bile koruyamaz.” diye yazar.

     

    Farslar’ın çoğunlukta olduğu Şii ruhanilerinin üst kesimleri 19. yy boyunca artan nüfuzlarını yeni anayasada güçlendirdiler. Bu kesim, devrimin başlarında aktif şekilde süreçlere katıldı. Şah sarayı ile mühalif kitle arasında aracı olmaya çalıştı. Tahran müçtehitleri Seyid Muhammed Tabatabaî, Seyid Abdullah Behbehanî ve Şeyh Fazlullah Nurî nüfuzlarından yararlanarak yeni anayasada ruhanilerin yüksek sosyal-siyasî statüsünün ifade olunmasına çalıştılar. Bu nedenle, Anayasaya İlaveler tasarısını memnuniyetsizlikle karşıladılar. Ruhanilerin üst kesimleri Anayasayı tamamı ile şeriata bağlamayı, böylelikle ülkenin toplumsal-siyasî hayatında kendilerinin denetimini sağlamaya çalıştılar. Feodal aristokrasi ve Şah sarayı ile yakın ilişkileri olan Şeyh Fazlullah bu tasarıya karşı özel bir propaganda yürütüyordu. Aynı zamanda söz konusu tasarıya bir maddenin de ilave edilmesinde ısrar ediyordu. Bu maddeye göre, ruhanilerden oluşan özel bir komisyon kanun tasarılarının ve meclis kararlarının şeriata uygun olup olmadığını tespit etmeli, bununla da Meclis her adımını ruhanilerin üst kesiminin görüşüyle uygunlaştırmalıydı. 1907 yılının Ekim ayında kabul edilen (1925 yılının Aralık ayında kısmen değiştirilmiş) Anayasaya İlaveler’de İran’ın resmî mezhebi - 12 imamlı Caferi mezhebi kabul edildi (1. madde). İlavelerin 2. maddesi şu şekilde tanzim edildi: “Meclis’in kanunları İslam’ın kutsal kurallarına aykırı olmamalıdır. Bu kanunların İslam esaslarına uygun olmasını alimler belirler.”  Bunun için 5 yüksek ruhaniden ibaret bir komite oluşturulmalıydı. Bu komitenin kuruluş şekli 2. maddede açıklanmıştır. Encümenler hakkında kanun tasarısı da ruhanilerin kesin direnişiyle karşılaştı. 1907 yılının Mart ayında Meclis’teki konuşması sırasında müçtehit Ağa Seyid Muhammed şöyle diyordu: “Bu encümenler nasıl bir şeydir? Onlar ne işe yarar? Bir ülkede yüzlerce parlamento olmaz. Meclis olan yerde bu encümenlere gerek yok. Encümenler ülkede karışıklık ve anlaşmazlığa neden olur, yararı da yoktur... Bu encümenler hatta ruhanilerin de işine karışıyorlar...”

     

    Farsların Meşrutiyet’ten elde ettiği en büyük kazanımlardan biri de Fars dilini bilmenin meclise ve encümenlere seçilmek için önemli bir şart olması idi. Bu şart meclis seçimleri hakkındaki kanunda (4. madde),  aynı zamanda eyalet ve vilayet encümenleri hakkındaki kanunda (9. madde) yer aldı. Devrim sürecinde ahalisinin çoğunluğunun Farslardan oluştuğu Tahran’a eyaletlere kıyasla haddinden fazla temsilci ayrılması da bu halka üstün statü tanınmasının örneği sayılmalıdır. Tahran’dan seçilecek 60 meclis üyesi birinci meclisin üyelerinin (toplam 200 kadar) önemli bölümünü oluşturuyordu. Halbuki Tahran ahalisinden 6-7 kat fazla olan Azerbaycan eyaletinin ahalisine toplam 12 üyelik ayrılmıştı. İkinci meclis seçimleri hakkındaki kanunda değişiklik yapıldı. Artık Azerbaycan eyaletine 21 temsilci verilirken, Tahran’a ayrılan temsilcilerin sayısı ise kesin şekilde azaltılarak 60’dan 15’e düşürüldü.

     

     Azerbaycan Türkünün Meşrutiyet devrimine katılımı konusunu incelediğimizde bu devrimi onlar için yitirilmiş fırsatlar olarak değerlendirmek zorundayız. M. Emin Resulzade 1911 yılında bu konuda şunları yazmaktadır: “Türk inkılapçıları, Türk mebusları, Türk encümenleri dediğimizde bunların mahz Türklük namına hareket ettikleri düşünülmesin. İran Türk meşrutiyetperverleri Türklüklerini düşünmediler; bütün fedakarlığı ancak İranlılık ve vatan-i müşterek namına icra etmişlerdir.” Çok sonraları Tebrizli Ali Azerbaycan’ın ve Türklerin Meşrutiyet devrimindeki iştirakine sembolik, ancak manidar bir açıklama getirmiştir: “Meşrutiyette biz yorga gittik, onlar bindiler...”