Bölüm anahatları

  • Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların %70 gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürse, Aden körfezi ve bölgenin istikrarının ne kadar önemli olduğu tahmin edilebilir.
    Geçmişten günümüze gerek dağlık coğrafyası gerekse toplumsal yapı nedeniyle Yemen, idare altına alınması en zor coğrafyalardan biri olmuştur. Şia’nın bir kolu olan fakat İran Şiiliğinden bir çok hususta ayrılan Zeydilik mezhebi, Yemen’de hayat bulmuş ve yaşamaktadır. Ayrıca toplumsal yapı incelendiğinde ise geleneksel olarak aşiretlerin Yemen sosyal ve siyasi hayatını derinden etkilediği de görülmektedir. Yemen’de iktidar aşiretlerle mezhepler arasına bölünmüş desek abartmış olmayız. Yemen’de Şiilik kadar Sünnilik de yaygın bir mezheptir. Sünniliğin Şafi mezhebine bağlı olan nüfus da Yemen siyasi hayatını etkilemektedir. İran devriminden sonra İslam coğrafyasında %10 gibi küçük bir nüfusa sahip olsalar da Şiilerin İslam coğrafyasını etkiledikleri su götürmez bir gerçektir. Günümüzde Irak, Suriye ve Lübnan gibi devletlerin mezhep çatışmalarından muzdarip olduğunu görüyoruz. Bu istikrarsızlık kuşağında yer alan Yemen devletinin bundan nasibini almaması mümkün değildir. Ortadoğu coğrafyasında Şii-Sünni gerilimi Yemen’de diğerlerine nazaran daha köklüdür.
    İç çatışmaların devlet geleneği haline geldiği Yemen’de Mezhep sorunları yanında bir çok sorun da mevcuttur. 1990 yılında gerçekleşen Kuzey Yemen Güney Yemen birleşmesi sonrası ayrılıkçı hareketler bunların başında gelmektedir. Bir devlet eğer halkını anlayamıyor ve taleplerine makul çözümler bulmak yerine şiddete başvuruyorsa o devlet sorunları derinleştiriyor demektir. Şiddet bazı durumlarda çözüm olabilir fakat devlet şiddeti engelleyecek kadar güçlü değilse ve muhalif gruplar azımsanamayacak kadar çoksa şiddet çözüm yerine çözümsüzlük getirir. Bunun en güzel örneğini Yemen’de görmekteyiz.
    2010 yılı ve sonrası Ortadoğu ve Arap dünyası için tarihi gelişmelere tanık olmuştur. Yıllardır iktidarda olan liderler teker teker devrilmiş ve halkın demokrasi talepleri gündeme gelmiştir. Tunus’ta başlayan devrim ateşi tüm Arap dünyasını sarmış ve bundan nasibini Yemen de almıştır. 1978 yılından beri iktidarda olan Devlet başkanı Abdullah Salih görevi bırakmak zorunda kalmış ve Yemen’de yeni bir dönem açılmıştır


    Husî Hareketinin Doğuşu 
    Yemen siyasetinin zorluklarından biri, kimi tezlere göre halkın yüzde seksen beşine yakınının dört yüzü aşan aşirete (kabileye) mensup olmasıdır. İslam öncesinden bugüne toplumsal yapı kabileler etrafında oluşmuş, modernleşme süreci de kabileciliği ortadan kaldıramamıştır. Zeydî İmamların yanında eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih de kabile liderlerine değer vermiş; kabileciliğe dayalı toplumsal sistemin parçalılığından yararlanarak ülkeyi yönetmeye kalkışmıştır. Kabilecilik mevcut Yemen çatışmasında da önemli bir yer tutmakta; yine modern dönemde İslamî cemaatler ve ideolojiler etrafında Yemen siyasetinde kendisinden söz ettirmektedir. Buna rağmen Yemen siyasetinin asıl aktörleri artık kabile olarak değil, cemaat ve siyasi parti olarak öne çıkmaktadır.
    1990’lı yıllarda Yemen’de -başta nüfusun yüzde altmış beşini oluşturan Şafiiler arasında olmak üzere- geniş bir halk tabanına sahip İhvan-ı Müslimin Hareketi, et-Tecemmü elYemeni lil-Islah (Yemen Islah Cemaati) ve iki Yemen’in birleşmesiyle 1990’da kurduğu1 Yemen Islah Partisi ile siyasi anlamda da en önemli iktidar adayı olarak yükselmekteydi. 2003’te 46 milletvekili çıkaran parti, toplumun her kesiminin kendisini ifade edebildiği bir platforma dönüşmüştü. Öyle ki 2010 yılında aralarında 2011 Nobel Barış Ödülü alan Tevekkül Karman’ın da bulunduğu 13 milletvekili kadındı.
    Ne var ki 1990’lı yıllarda bu mutedil yükselişe karşı Suudi Arabistan’ın girişimleriyle ve yine bu mutedil hareketin “kimseyi karşısına almama” müsamahasıyla Selefîlik, Yemen’de yayılmaya başlamıştır. Yemen’deki siyasi çatışmalar ve kabile anlaşmazlıkları, yerini Zeydîlere yönelik tekfir söyleminin sosyal ve siyasi zemindeki yansımalarına bırakmıştır.