Türk mimarisinin son Osmanlı ve erken Cumhuriyet yıllarını kapsayan 1900-1950 arasındaki dönemi; milli üslûp arayışları ve yabancı mimarlar sorunuyla karakterize edilerek, Cumhuriyet Mimarisi ana başlığı altında irdelenmektedir. Osmanlı modernleşme çabaları içerisinde, özellikle Tanzimat’tan itibaren Batılı üslûp ve uygulayıcıların hegemonyasına giren Osmanlı mimarlığı XX. yüzyıl başlarında, II. Meşrutiyet’in doğurduğu siyasi ve kültürel ortamın da etkisiyle güç kazanan milli üslûp arayışlarına sahne olmuştur. 1930’lara kadar olan süreçte Hendese-i Mülkiye ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nden mezun Türk mimarlar, Birinci Dünya Savaşı’nın filizlendirdiği milliyetçilik ideolojisinden de beslenerek, esin kaynağı Selçuklu ve Klâsik Osmanlı dönemleri olan Türk neoklâsik mimarisinin ilk evresine imzalarını atarlar. Mimar Kemaleddin, Ali Talat Bey, Vedat Tek, Mimar Muzaffer ve Arif Hikmet Koyunoğlu gibi isimlerle özdeşleşen ve yaygın ifadeyle “Birinci Ulusal Mimarlık” dönemi olarak nitelendirilen bu akımın tesirleri yüzyılın ikinci çeyreğine kadar sürmüştür. Ne var ki, Birinci Ulusal Mimarlık üslubu ve temsilcileri, yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da ortaya koydukları uygulamalar neticesinde eleştirilmeye başlanacak ve hata bunların, Cumhuriyet’in reformist ilkeleriyle şekillendirilmeye çalışılan politik ve kültürel ortama tezat teşkil ettikleri iddia edilecektir. Nitekim dünya genelinde uluslararası rasyonel-işlevsel mimarlığın ağırlık kazandığı bu yıllarda, Batı modernizmini örnek alan Türkiye’de Yeni Türk Mimarisi’ni yaratma düşüncesi hâkimdir. Ancak bu noktada sağlık, eğitim, endüstri gibi temel alanlarda olduğu gibi mimarlık sahasında da Türkiye’nin uzman ihtiyacı vardır. 1930-1940 yılları arasında, İkinci Dünya Savaşı öncesi değişen sosyopolitik ortamda Türkiye’ye davet edilen ya da sürgün edilmiş Avrupa’nın Almanca konuşan ülkelerine mensup farklı branşlarda birçok uzman içerisinde mimarlar, başta başkent Ankara olmak üzere ülke çapında ortaya koydukları uygulamalarla Türkiye’nin modern mimarlık sürecine geçişinde etkin rol alırlarken, diğer yandan Cumhuriyet döneminde bir kez daha yabancı mimarlar sorununun yaşanmasına sebep olmuşladır. Yurtiçindeki tüm bu gelişmelerle birlikte, başta Almanya ve İtalya gibi totaliter rejimlerin iktidarda dolduğu Avrupa ülkelerinde yeniden yükselişe geçen neoklâsik mimari, İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalabilen Türkiye’yi dolaylı yollardan yine etkileyecek ve savaşın şiddetlendiği bu yıllarda ülkede ikinci kez ulusalcı mimarlık eğiliminin doğmasına sebep olacaktır. XX. yüzyıl ortasına kadar, on yıl gibi kısa bir süreci kapsayan ve belirli birkaç örnekle temsil edilen İkinci Ulusal Mimarlık dönemini birinciden ayıran en önemli fark ise referansını Selçuklu ve Osmanlı anıtsal mimarisi yerine, daha çok Türk Evi’nden almasıdır. Sedat Hakkı Eldem’in kurucusu olduğu İkinci Ulusal Mimarlık akımına Emin Onat, Orhan Arda, Doğan Erginbaş gibi mimarlar damgalarını vururlarken, dönemin simge yapısı Anıtkabir’dir.