Aydınlanma” ve “Bilimsel Devrim” yüzyılı yeni bilim dallarının ortaya çıktığı, felsefede ve bilimde büyük değişimlerin görüldüğü bir dönemdir. Buna bağlı olarak, yeni ortaya çıkan bilimler tarihsel süreçte tanımlanmış bilim dallarına uymayan disiplinler olarak kendilerini göstermişlerdir. Örneğin, sosyoloji, tarih, psikoloji gibi yeni sosyal bilim disiplinleri, geleneksel bilim tanımıyla ortaya çıkan yeni bilim tanımı arasındaki gerilimde belirli bir ‘tanımlamayla’ bağdaşmadıkları gibi, “katı bilim” (hard science) olarak adlandırılan doğa bilimlerinin tarihlerinden üretilen verilerle öne sürülen tanımlar da tam uygunluk göstermemektedir. Bu bağlamda, söz konusu disiplinlerin bilim olup olmadığı ve hem bu disiplinleri kapsayacak hem de ‘gerçek bilim etkinliği’ne uygun düşecek bir tanımlamanın nasıl yapılacağı tartışma konusu olmuştur. Böylelikle bu yüzyıldan itibaren kendisini dayatan birinci problem bilimin yeniden tanımlanma ihtiyacıdır. “Neden ilerleme sadece bilime aittir?” sorusundan doğan ikinci problem, ilkiyle paralel bir ikinci araştırma alanı açmıştır. Birinci grup, “bu problemlerin doğru çözümü, tarihsel süreçte ortaya konulmuş olan seçkin bilim ürünlerini incelemekten geçer” savını savunurken (BİLİM TARİHİ), ikinci grup, “bu soruları doğru biçimde yanıtlamanın yolu, bilimin kullandığı kavramlar, kullandığı yöntem ve ürettiği bilginin niteliğinin irdelenmesinden geçer” savını savunmuştur (BİLİM FELSEFESİ). Bilimsel Düşüncenin Tarihi bu iki yaklaşımın ortak alanında yer almaktadır. Bu dersin amacı, ürünü “BİLİMSEL BİLGİ” olan düşünme biçimine ilişkin yaklaşımları inceleyerek, dersi alanların bu alandaki tartışmalara katılımlarının sağlanabilmesidir.