Temel işlevi, belirli bir fikir çerçevesinde insan davranışlarını güdüleme ve yönlendirme olan propagandanın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak propagandanın antik Yunan’da bugünkü gerçek anlamıyla başladığı kabul edilir.

Antik Yunan sofistleri propagandayı söz söyleme sanatıyla birlikte kullanarak uygulamıştır. Daha sonra Sokrates, Demosthanı, Roma’da Çaran ve 4-6. yy.da Çinli Sun Tzu ve Hintli Kantilya propagandayı sanat haline dönüştürmüşlerdir.

Dinde birlik kurmanın savaş zoruyla olamayacağını kavrayan XV. Gregory Katolik Kilisesi’nin iman ve inancını barışçı yollardan yaymak için yeni, örgütlü ve sürekli bir kuruluşun oluşturulmasını bildirmiş ve Sacra Congregatio de Propaganda Fide kurulmuştur.

Bu belli bir görüşü yaymak ve yerleştirmek için özel olarak oluşturulan ilk kuruluştur.

Propaganda içerikli eylemler ve ikna yöntemleri bir anlamda toplumla yaşıt olduğu için, hiçte yeni değildir. İnsanların örgütlü toplumlarda yaşamaya başlamasıyla birlikte liderler ve yöneticiliğe aday olanlar kendilerine destek sağlamak amacıyla değişik içerik ve biçimlerde propaganda yöntemleri kullanmışlardır.

Propaganda başlangıçta, herhangi bir doktrini yaymak için kurulan örgütleri adlandırmış, daha sonra ise doktrini yaymak için kullanılan teknikleri ifade etmekte kullanılmaya başlanmıştı.

1789 Fransız Devrimi ile birlikte etkileyen ve etkilenen ilişkisinde ortaya çıkan değişme sonucunda, propaganda, propagandacının amacı ile etkilenmek istenen kişinin gereksinimi arasında çakışmanın bir sonucu olmaya başlamıştır.

Propagandanın siyasal hayatın içinde önemli bir yer tutması ancak 19.yy.da ulus devletlerin oluşmasından sonradır. Yöneticilerin, yönetilenlerin desteğini almak zorunluluğunu hissetmeye başladıkları bu dönemle birlikte, çeşitli yöntemler kullanarak kamuoyunun ilgisi çekilmeye çalışılmıştır.

Propagandanın gelişimine Marx’ın yaptığı etki önemlidir. Marx, ana unsurun fikir değil, madde olduğunu, belirleyici etkinin fikirde değil, üretim biçiminde olduğunu ve düşüncenin maddenin diyalektik hareketinin yansımasından başka bir şey olmadığını belirtmesi sonucu, her alanda, uygarlığın akışı içersinde, ideolojilerin oynadığı rol üzerinde önemle durulmaya başlanmıştır.

Öte yandan gerek kitle iletişim araçları ve tekniklerinin gelişmesi, gerekse sosyolojik açıdan hazır hale gelen ortamda gerçekleşen iki önemli olay, propagandanın gerçek anlamda başlamasına neden olmuştur. Bu olaylar 1.Dünya Savaşı ve 1917 Sovyet Devrimi’dir.

20. yy.da propaganda pratiklerinin alanda denenmesi fırsatı ilk kez 1.Dünya Savaşında doğmuştur. Ulusal boyutunun yanısıra uluslar arası boyutları için de oldukça uzun zaman kamuoyunun kontrol altına alınması için girişilmiş ilk sistemli çaba olmuştur. Savaş sırasında düşman kuvvetleriyle doğrudan iletişimi sağlayan el ilanları ve broşürler balon ya da uçak aracılığı ile düşman bölgelerine atılmıştır.

Bu dönemde propaganda doktrininin oluşmasında asıl etkiyi yapan Lenin olmuştur. Lenin için propaganda, gerek devleti ele geçirmek, gerek devleti ele geçirdikten sonra temellerini sağlamlaştırmak ve devamını sağlamak bakımından son derece önemli bir silahtır.

1. Dünya Savaşı birbirinden kopuk ve geçici bir propaganda türü ortaya çıkartırken, Leninist propaganda ise propagandaya sürekli ve sistemli bir yapı kazandırmıştır.

Bir bireyin veya gurubun başka bireylerin veya gurupların tutumlarını belirleyip biçimlendirmek için iletişim araçlarından yararlanarak, bu bireylerin veya gurupların belirli bir durum veya konumdaki tepkilerini kendi amaçlarına uygun hale getirebilmek için gerçekleştirdikleri bilinçli girişim Leninist propagandanın özünü oluşturmaktadır. Buradaki “bilinçli girişim” terimi propagandanın can alıcı noktasıdır.