Uygur Yazısı ve Yazmaların Keşfi


Uygurların Kullandığı Alfabeler ve Uygur Alfabesi


Uygurlar zamanında oluşan yeni din çevreleri, peşinden yeni alfabeleri de getirmiştir. Türkler, kabul ettikleri yeni dinlerin kutsal metinlerinin yazıldığı alfabeleri alıp dillerinin yazımına uyarlamasını bilmişlerdir.

 

Maniheist Türkler arasında Mani (Manihey) ve Uygur alfabesi olmak üzere iki temel alfabe kullanılmıştır. Mani alfabesi Maniheist Türkler arasında daha sonra yerini Uygur alfabesine bırakmıştır.

 

Budist Türklerden kalan metinlerin çoğu Sogd yazısından geliştirilen Uygur alfabesi ile yazılmıştır. Doğrudan Sogd yazısı ile yazılmış birkaç metin dışında Brahmi ve Tibet yazısı ile yazılmış az sayıda yazma** da vardır.

 

Uygur alfabesi, geç dönem Sogd alfabesi diye adlandırılan Sogdların işlek el yazısından (kurziv) harf eklemeleri, birleştirmeler gibi ufak değişiklikler ile alınarak Türkçe için kullanılmış bir yazı sistemidir. Bu alfabenin uzun süre ve en çok Uygurlar tarafından kullanılmış olması, Uygur kültürünün gelişme döneminin belirleyici unsurlarından biri olması nedeniyle Uygur alfabesi denilmiştir. Uygur alfabesinin yaygınlık kazandığına delil olarak, Kaşgarlı Mahmud’un Bağdat’ta yazıp Abbasî halifesine sunduğu Divanu Lugati’t-Türk (1072) adlı eserinde bu alfabe için kullandığı “Türk alfabesi” sözü yeterlidir*.

 

         ALFABE

 

Uygur alfabesi, Budizm ve Maniheizm dinî metinlerin, çok az olmak üzere Hıristiyanlıkla ilgili metinlerin ve dinî olmayan her türlü metnin yazımında kullanılmıştır.

  

Uygur Alfabesinin Kullanımı


Uygur alfabesini Türkçenin yazıya geçirilmesi için ilk kullananlar Uygurlar değil, diğer Türk boylarıdır. Uygur alfabesinin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak işlek Sogd el yazısı, 7. yy’da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bu alfabenin 8. yy’da Doğu Türkistan’da yaşayan diğer Türklerce kullanılmaya başlandığı, 9. yy ortalarından itibaren Koço Uygur Kağanlığı’nın kurulması ile Uygurlar arasında yaygınlık kazandığı genel görüştür. Köktürk toprakları üzerinde kurulan Ötüken Uygur Kağanlığı zamanında (744-840) Uygurların Köktürk alfabesini kullanarak mezar taşı yazma geleneğini devam ettirdiklerini daha önce belirtmiştik.

 

Uygur alfabesi, Turfan ve çevresinde 15. yy’a kadar kullanılmış ondan sonra yerini Arap alfabesine bırakmıştır. Budist Uygur eserleri arasında geçen Altun Yaruk’un 1687’de yazılmış bir nüshası ve Su-çou şehrinde 1702’de yazılmış bir Budizm metni ele geçirilmiştir. Yani Kansu’daki Budist Uygurlar arasında bu alfabe dinî amaçlı da olsa 18. yy’a kadar kullanılmıştır. Budist kitabeleri Sarı Uygurlar tarafından klâsik Uygur dilinde, eski Uygur harfleriyle yazılmaya devam etmiştir. Bu, Uygur yazısının Türkler arasında bin sene, hattâ daha fazla bir süre kültür yazısı olarak yaşamış olduğunu ispat etmektedir. Bu kadar uzun zaman Türk kültürüne hizmet etmiş olan harfler, menşei itibariye Sogdça vesair harflerden çıkmış bir alfabe olsa dahi, Divanu Lügati’t-Türk’teki gibi “Türk yazısı” denmeye hak kazanmıştır. 


(Kaşgarlı eserinde şöyle der: “Kaşgar’dan Yukarı Çin’e dek çepçevre bütün Türk ülkelerinde hakanların ve sultanların yarlıgları, mektupları bu yazı ile yazılagelmiştir.” DLT I-10)


Türk kültüründeki hayatının uzunluğu itibariyle ancak Arap harfleri Uygur harfleriyle karşılaştırılabilir.

 

Müslüman Türklerin yaşadığı, fakat Moğolların hâkim olduğu ülkelerde Uygur alfabesi kullanılmaya devam etmiştir. Bu, 14. yy’da başlamış ve 15. yy’da artarak devam etmiştir. Uygur yazısının 15. yy’da Osmanlı sarayında da kullanıldığı biliniyor. Fatih Sultan Mehmed’in Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a karşı yaptığı başarılı seferden sonra 1473’te gönderdiği yarlık üstte Uygur, altta Arap olmak üzere iki alfabelidir. Bu yarlık, Fatih’in sarayında görevli bahşı’lardan Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı tarafından yazılmıştır. Topkapı Müzesinde bulunan bu yarlık, Reşit Rahmeti Arat tarafından yayımlanmıştır (“Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı”, Türkiyat Mecmuası, C. VI, 1939, s. 285-322.).


        (yarlık: ferman.

         bahşı: Uygur harfleriyle yazan kâtip.)

 

Diğer hanedanların saraylarında dahi bu gibi vesikaları büyük Moğol devleti çöktükten sonra da ara sıra Uygur harfleriyle yazmak 15-16. yüzyıllara kadar devam etmiştir. Örneğin, Altın Ordu hanlarının bazı fermanları da Uygur harfleri iledir (A. N. Kurat, Altın Ordu, Kırım ve Türkistan Hanlarına Ait Yarlık ve Bitikler, İstanbul 1940.).

 

Uygur alfabesi, İslâmî dönem eserlerinin bazı nüshalarının yazımında da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig’in üç nüshasından biri olan Viyana nüshası Uygur harfleri ile yazılmış ve 1439’da Herat’ta istinsah edilmiştir. Yine Kutadgu Bilig ile aynı dönemin, yani Karahanlı döneminin eseri olan ‘Atabetü’l-Hakâyık’ın en iyi nüshası, Uygur yazısı ile, ünlü hattat Zeynü’l-‘Abidin bin Sultanbaht Cürcanî tarafından 1444’te Semerkand’da istinsah edilmiştir. Bunlar dışında Mi‘rac-nâme, Tezkiretü’l-Evliyâ, Bahtiyar-nâme, Muhabbet-nâme, Letâfet-nâme, Sîrâcü’l-Kulûb gibi eserlerin nüshaları ile 15. yy Çağatay şairlerinden Lutfî ve Sekkakî’nin iki alfabe ile yazılmış şiirlerinin nüshaları vardır (O. F. Sertkaya, “Osmanlı Şairlerinin Çağatayca Yazılmış Şiirleri III. Uygur Harfleri İle Yazılmış Bazı Manzum Parçalar I”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi XX, İstanbul 1972, s. 157-184; “Some New Documents Written in the Uigur Script in Anatolia”, Central Asiatic Journal XVIII/3, 1974, s. 180-192; İslâmî Devrenin Uygur Harfli Eserlerine Toplu Bir Bakış, Bochum 1977.).


        (istinsah: bir eseri kopya etme.

         müstensih: bir eseri kopya eden.)

 

Doğu Türkistan’dan İstanbul’daki Osmanlı sarayına kadar, söz konusu dönem içinde, dokuz yüzyıl kullanımda olan Uygur yazısına ve Uygurcaya bağlı kalmanın asıl nedeni dindir. Çünkü Türk olmasalar da Maniheist ve Budistler için Uygur hükümdarlarının dili ile ilahiler okumak ve onların dilinde kitaplar hazırlamak dinin gereği sayılmıştır.

 

Uygur alfabesi, başka milletler tarafından da kullanılmıştır. 13. yy başlarında Moğolların resmî yazısı olmuş ve bu durum 20. yy ortalarına kadar devam etmiştir. 1204’te Cengiz Han, Tata Tonga adlı bir Uygur’u Moğollara yazı öğretmekle görevlendirmiş ve Uygur alfabesi Moğolcaya uyarlanarak öğretilmiştir.

 

Ayrıca Tunguz halklarından Mançular da Çin’de 1644’te hanedanlarını kurunca kendi dilleri için resmî bir alfabeyi gerekli görüp Moğol alfabesini almışlar ve bazı değişikliklerle kendilerine uyarlamışlardır. Bu şekildeki Mançu yazısı da 20. yy başlarına kadar kullanılmıştır.

 

Uygur Yazı Sistemi


Uygurcada Türkçenin 8 ünlüsü, Arap alfabesindeki ünlülerle söyleyecek olursak elif, vav, ye harfleri ile yazılır. Söz başı /a/ ünlüsü elif + elif (çoğunlukla tek elif); /e/ ünlüsü ise tek elif; /o/, /u/ ünlüleri elif + vav; /ö/, /ü/ ünlüleri elif + vav + ye (çoğu zaman elif + vav) ile yazılır. Köktürk alfabesinde kalın ve ince ünlüler yazıdan ayırt edilmezdi. Fakat Köktürkçede ünlüler konusundaki bu eksiklik, ünsüzler konusunda ince ve kalın ünlerle kullanılan ünsüzlerle giderilmişti.

 

Uygur alfabesi her ne kadar Sogd alfabesi kökenli ise de bazı ünlülerin gösterilmesi bakımından Sogd yazısı ile Uygur yazısı arasında fark vardır. Sogd yazısında söz içi ünlüleri çoğu kez söz başı ünlüleri gibi elif’li yazıldığı halde Uygur yazısında bir tür tasarrufa gidilmiş ve yuvarlak ünlüler (/o/, /ö/, /u/, /ü/) bir vav ile, /ı/, /i/ ünlüleri de sadece ye ile gösterilmiştir. Yalnız, Uygur yazısında et’öz “vücut” (et + öz) birleşik sözcüğünde, ikinci sözdeki söz başı yuvarlak ünlüsü (/ö/), elif + vav + ye ile yazılmıştır.


Uygur alfabesi sözde 14 harften ibarettir. Fakat gerçekte okunaklı ancak dört-beş harf biliyoruz. Diğerleri hep bu dört-beş harften oluşmuştur. Bazı tek harfler o kadar çok sesi ifade eder ki bunlara müstakil harf denemez. Örneğin, tek bir harfin a, z, n, bazen r okunması gibi. /b/ ile /p/, /ç/ ile /c/, /j/ ile /z/ ve /k/ ile /g/ sesleri için sadece birer harf vardır. Kalın (art) /k/ ünsüzü, bazı yazmalarda kalın /g/ için kullanılan harfin üzerine iki nokta konulmak suretiyle ayırt edilse de buna her zaman uyulmaz, bu iki ses aynı şekilde yazılır. Yine hırıltılı /ĥ/ ile kalın /g/ ve kalın /k/ seslerinin çoğu zaman ayırt edici şekilde yazılmadıkları görülür. /s/ ve /ş/ de aynı şekilde yazılan seslerdir. Kısacası, Uygur alfabesindeki ünsüz işaretleri Türkçe için son derece yetersizdir. Harflerin bu kadar güç okunmasına rağmen, bu yazının bunca uzun zaman yaşayabilmesi dahi taşıdığı kültürün yüksekliğini ispat eder.

 

Uygur Alfabesinin Çözümü ve İlk Uygurca Çalışmalar


F. W. K. Müller, kazılarda bulunan metinlerdeki Uygur alfabesini ve diğer alfabeleri çözerek 1898-1914 yılları arası Doğu Türkistan’da yapılan kazılardan elde edilen yazmaların çoğunun Türkçe, yani -o dönemin Türkçesi- Uygur Türkçesi olduğunu meydana çıkarır. Müller, Uygur harfli yazmaları Moğol yazısının yardımıyla çözmüştür. Çünkü Moğollar, Uygur yazısını tâ Cengiz zamanında benimsemiş bulunuyorlardı.

 

Prof. Müller, bir Sanskritist, Sinolog, aynı zamanda İndogermanist (Toharca ile de meşgul olmuştur) ve arkeologtur (Turfan hafriyatlarının tasnifinde onun da büyük hizmetleri vardır.). Turfan ve çevresindeki kazılar, Tohar, Sogd, Çin ve Sanskrit dillerine ait belgeleri de kapsıyordu. İşte, Müller bunların hepsinden yararlanmıştır. Kısacası, Müller diğer Budist metinlerle ve bilhassa Türkçeden daha fazla işlenmiş olan Çin Budist metinlerini de bir uzman eliyle kullanmış ve Uygur alfabesiyle yazılmış Uygurca metinleri çözmede çok başarılı olmuştur.

 

Uygurca metinlerin ele alındığı ilk yayın, Uigurica’dır. Bu yayını gerçekleştiren kişi de Müller’dir. 1908’de Müller’in yayına hazırladığı Uigurica I ve 1911’de yayımladığı Uigurica II’de Uygurca metinlerin kenarında Çinceleri de yer almaktadır. Bunlar, dil incelemeleri bakımından çok önemli eserlerdir. Bu yayınlar, başlangıç döneminin araştırması olduğu için bazı transkripsiyon hataları içerse de, bugüne kadar hiçbir bakımdan önemini kaybetmemiş olan çalışmalardır. Bunların ardından 1919’da Uigurica III’ü de çıkarmış Müller’in ölümünden sonra 1931’de onun bıraktığı materyallerden A. v. Gabain Uigurica IV’ü yayımlamıştır.

 

Müller ile aynı yıllarda A. von Le Coq, Mani yazmaları üzerinde çalışmıştır. Le Coq, Manichaica I’i, 1911’de; Manichaica II’yi, 1919’da; Manichaica III’ü, 1922’de Prusya Akademisi yayınları arasında yayımlamıştır..

 

V. Bang ve öğrencisi A. von Gabain’in birlikte çıkardıkları bir başka süreli yayın daha vardır: Türkische Turfan-Texte (TTT). Bu yayının ilk altı sayısı Bang ve Gabain’e ait olup bu yayınlarda beş ayrı metin araştırması ve bir indeks bulunmaktadır (TTT I, 1929; TTT II, 1929; TTT III 1930;.TTT IV, 1930; TTT V, 1931; TTT VI, 1934). 1959’da son sayısı yani 10. sayısı çıkan bu dergi Berliner Turfantexte (BTT) adı ile devam etmiştir. Günümüzde hâla çıkan BTT’nin ilk sayısını 1971’de G. Hazai ve P. Zieme yayımlamışlardır (O. F. Sertkaya, “Turfan Metinleri ve Yapılan Yayımları”, Türkiyat Mecmuası XIX, İstanbul 1980.).


Uygurcada y ve n Ağzı


Köktürkçe ve Uygurcayı Eski Türkçe (Alttürkische) adlı altında değerlendiren Gabain, yazmış olduğu gramerinde (Alttürkische Grammatik), “Uygurca” kavramını açıklarken bu yazı dili içersinde, başta Uygurlar olmak üzere beş boyun ağız özelliklerinin görüldüğünü söyler fakat bu boyların hangileri olduğunu belirtmez. Bu konuda sadece “Ağız Ayrılıkları” konusunda, n ve y ağzından bahseder. Buradaki n ve y sesleri, Köktürkçede /ñ/ (n͡y) birleşik sesidir. koñ “koyun” KT D12, BK D11; añıg “kötü, fena” T 34 sözcükleri Orhun yazıtlarında bu sesin bulunduğu, örnek sözlerdir. Uygurca n ağzında Köktürkçedeki bu birleşik ses /n/, y ağzında /y/’ye gelişmiştir. Yani Uygurcada, Köktürkçedeki koñ ve añıg sözleri, n ağzında kon ve anıg, y ağzında ise koy ve ayıg olmuştur.

 

Budist ve Mani metinlerinin büyük kısmı y ağzı ile yazılmıştır. Mani metinlerinin çoğunluğu ise n ağzı konuşurları tarafından yazılmıştır. Uygurca yazmalar arasında Mani metinlerinin az sayıda olduğu göz önünde bulundurulursa y ağzı konuşurlarının üstünlüğü ortaya çıkar.

 

İki ağız arasındaki farklılık bu seslerden ibaret değildir. n ağzında yazılmış bir Mani metninde karşımıza çıkacak en önemli farklılık, bağlama ünlüsü olarak ve bazı sözlerin tabanlarında birinci hecenin dışında /ı/ ve /i/ seslerinin yerine /a/ ve /e/’nin gelmesidir. Örneğin, Köktürkçede ve y ağzı olan Uygurcada araç durum eki +(X)n’dır. Burada /ı/, /i/, /u/, /ü/ olacağını belirtmek için “X” ile gösterilen bağlama ünlüsü n ağzında +An, yani +an, +en’dir. Buna göre n ağzında aşağıdaki eklerde değişme olmuştur:

         Belirtme durumu eki: +ag

         İyelik 1. ve 2. çoğul kişi eki: +amaz, +aŋaz

         Belirli geçmiş zaman 1. tekil kişi: -t+am

         1. ve 2. çoğul kişi emir eki: -alam, -aŋ

         Addan sıfat yapım eki: +lag

         Zarf-fiil eki: -ap

 

Ayrıca Mani metinlerinde tapıġ “hürmet, hizmet, huzur” tapaġ, sarsıġ “kaba” sarsaġ, yalıŋ “yalın, çıplak” yalaŋ, tarıġ “ekin, darı” taraġ, balıķ “balık; şehir” balaķ olmuştur.

 

Uygurca Yazmaların Keşfi


19. yüzyılın sonlarında Orhun ve Yenisey vadisinde Orhun yazıtları bulunup 1893’te V. Thomsen tarafından okunduktan sonra Batı bilim dünyasında Türkoloji araştırmalarına ilgi birdenbire artmış, Türklerden kalan daha başka yazılı belgeleri ele geçirmek için bilim kuruluşları Doğu Türkistan’a seferler düzenlemeye başlamıştır. 1889’den Birinci Dünya Savaşına kadar süren bu araştırma gezilerine Fin, Rus, İngiliz, Alman, Fransız, Japon, İsveçli ve Çinli bilim adamları katılmışlardır. Doğu Türkistan’a yapılan araştırma gezilerinin ilki Ruslar tarafından gerçekleştirilmiştir. İlk Rus heyeti, G. E. Grumm-Grjimaylo ve M. V. Pevtsov başkanlığında 1889-1890 yıllarında düzenlenmiştir.

 

1898 yılında Rus arkeologlarından Klementz Turfan yöresinde araştırmalar yapmıştır. Daha sonraki (1909-1910 ve 1914-1915) Rus araştırma heyetlerinin başkanlığında S. S. Oldenburg bulunmuştur. S. E. Malov da 1909-1910 ve 1913-1914 yılları arasında bu bölgede yaptığı araştırmalarda önemli yazmalar elde etmiştir.

 

1898-1899 yıllarında Fin bilginlerinden C. Munk ve O. Donner Doğu Türkistan ve Çin’de araştırma gezileri yapmışlardır.

 

Aurel Stein’in 1900-1901, 1906-1908 ve 1913-1915 tarihlerinde yaptığı araştırma gezilerinde elde ettiği yazmalar, bugün İngiltere’de yer almaktadır. Stein, 1906-1908 yıllarında yaptığı araştırmalarda Bin Buda Mağaraları’nı bulmuştur. Buradan elde ettiği 24 sandık malzemeyi Londra’ya göndermiştir.

 

Alman Türkologlardan olan A. Grünwedel, A. Huth ve A. Von Le Coq, Doğu Türkistan’a farklı zamanlarda (1902-1903, 1904-1905, 1906-1907 ve 1913-1914 yıllarında) yapılan dört araştırma gezisi sırasında binlerce yazma parçası toplamışlardır. Birinci kazı sonunda elde edilen 46 sandık, ikinci kazı sonunda elde edilen 233 sandık malzeme ile dördüncü kazı sonunda 152 sandık malzeme Berlin’e taşınmıştır. Üçüncü kazı sonunda bulunan malzemenin, özellikle duvar resimlerinin Almanya’ya götürülmesi için çalışılmıştır.

 

Fransa’daki Türkçe Budist yazmaların asıl bölümü P. Pelliot’nun 1906-1909 yıllarında bulmuş olduklarıdır.

 

Japonya’daki Uygurca yazmalar, Kont Otani tarafından finanse edilen üç araştırma gezisinde ele geçirilen parçalardır. Bu araştırma gezileri 1902-1904, 1908-1909 ve 1910-1914 yılları arasında düzenlenmiştir.

 

Uygurca yazılı belgelerin toplanmasında en büyük gayreti ve başarıyı Alman heyetleri göstermiştir. Prusya Bilimler Akademisinin düzenlediği dört büyük Turfan seferi sonrasında pek çok Uygurca yazma ve basma elde edilmiştir. En sonunda Birinci Dünya Savaşından sonra Çin hükümeti bu talana son vererek bulunan eserlerin Pekin’e gönderilmesi kararını almıştır. Ancak bu karara uymayanlar da yok değildir.

 

Turfan ve çevresinde yapılan kazılarda ele geçirilen yazılı belgeler bugün Berlin’de Alman Bilimler Akademisinde, Leningrad’ta Asya Müzesinde, Londra’da British Museum’da, Paris’te Bibliothèque National ve Musèe Guimet’de, Stockholm’de Etnografya Müzesinde, Pekin’de Çin Akademisinde, Kyoto’da Ryukoku Üniversitesinde bulunmaktadır. İstanbul’daki kitaplıklarda da azımsanmayacak sayıda Uygurca yazma vardır. (O. Fikri Sertkaya, “Turfan’da bulunan Uygur metinleri Türkiye kütüphanelerine nasıl geldi?”, Türk Kültürü, XXI/247, Kasım 1983, s. 740-746.).

 

Tarım bölgesindeki eski kültür merkezlerinde Uygurca dahil çeşitli dillerdeki yazmaların yanısıra, tahta kalıplar üzerine oyularak kâğıda yapılmış basmalar, tahta kazıklar üzerine oyulmuş manastır yazıtları, sanat değeri olan duvar resimleri de bulunmuştur. Yıkık durumda bulunan şehirlerde saray, manastır, ev yıkıntıları, ev eşyaları, dokuma parçaları, manastır bayrakları vb. bulunmuştur.


Bu Ünitede Okunacak Kaynakça


Arat, R. Rahmeti, Eski Türk Şiiri, TTK Yayınları, Ankara 1965.

Barutcu-Özönder, F. Sema, “Eski Türklerde Dil ve Edebiyat”, Türkler, C. ?, s. 481-499.

Çağatay, Saadet, “Uygur Yazı Dili”, AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. I, S. 5, Ankara 1943, s. 77-88.

_______, “İslâmiyetten Önce Türk Edebiyatı”, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 45, Ankara 1976, s. 390-404.

Erdal, Marcel, A Grammar of Old Turkic, Brill, Leden-Boston 2004.

Erimer, Kayahan, Eski Türkçe Göktürkçe ve Uygur Yazı Dili, TDK Yayınları, Ankara 1969.

İzgi, Özkan, Uygurların Siyasî ve Kültürel Tarihi (Hukuk Vesikalarına Göre), TKAE Yayınları, Ankara 1987.

Tekin, Şinasi, “Eski Türk Yazı Dillerinin Özellikleri Üzerine Düşünceler ve Bunların Teşekkülü İle Türk Siyasî Birlikleri Arasındaki İlişkiler”, Tarih ve Toplum 101, 1992, s. 9-19.

Tekin, Talat, Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi, Simurg, Ankara 1997.

Tezcan, Semih, “Türklerde Yazı kültürünün başlangıcı ve gelişimi”, Harf Devriminin 50. Yılı Sempozyumu, Ankara 1981, s. 41-42

_______, “En Eski Türk Dili ve Yazını”, Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe, TTK Yayınları, Ankara 1994, s. 271-325.


Son değiştirme: 11 Kasım 2017, Cumartesi, 14:18