İslam Öncesi Edebi Metinler ve Türk Düşüncesi

TÜRK BEYLERİNİN “TÜRK” ADINI BIRAKMASI

 

Bugün Türkiye Türklüğünün en önemli sorunu, adının başta anayasamız olmak üzere bütün resmî kurumlardan silinmesi, Türklere kimliklerinin sembolü olan adlarını unutturmaktır. Bu zannedildiği gibi sıradan basit ve yüzeysel bir olay değildir. Türk beyleri ve ona bağlı olarak bütün Türk milletinin Türk adını unutmasıyla nasıl bir felaketle karşı karşıya kaldığımızı tarihten aldığım bir olayla örneklendireceğim. Kadim Türk devlet felsefesinin veciz metinlerinden biri olan bengü taşımız Orhan Abidelerinde Türklerin Türk adını unutmasının ne demek olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bilge Kağan atamız, 735 yılında, Orhun Kitabelerinde Türk devletinin ve milletinin nasıl bölündüğü hatta yıkıldığı ile ilgili olarak şöyle der:

“Türk beyleri Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl, işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli Kağan’a kadar ordu sevk edivermiş. Batıda Demir Kapı’ya kadar ordu sevk edivermiş. Çin kağanına ilini, töresini alıvermiş.”

Türk adının birçok anlamı vardır. Bu anlamlar aslında aynı zamanda Türk milletinin devlet ve millet anlayışını, felsefesini içeren kapsayıcı bir kavramdır. Türk devlet ve millet birlik ve bütünlüğünü en kapsamlı ve kuşatıcı şekilde “Türk” adı ortaya koyar. Türk beyleri ve tabii milleti, Türk adını bırakmakla aslında aynı zamanda Türk devlet ve millet bütünlüğünden de vazgeçmiş oluyorlar. Dışarıdan emperyalistler ve içerden işbirlikçileri, Türklere Türk adını unutturur, hatta Türk adlarına düşman ederlerse kolayca esir alabilirler, kolayca sömürgeleştirebilirler, kolayca devletlerini ve milletlerini bölüp yıkabilirler. Bu proje, Göktürkler zamanında da vardı, bugün de.

 

Türk Adının Anlamları: Türk kelimesinin 5 anlamı vardır: 1. Derleyen, toplayan, 2. Töreli, 3. Kanun ve nizam sahibi, 4. Güçlü, kuvvetli, 5. Türeyen, artan, çoğalan. Bunlara ayrı ayrı bakalım.

 

a. Derleyen, Toplayan: “Türk” kelimesinin bir anlamı “derleyen, toplayan” dır. Bu mana, dağınık halde olan, adları da değişik olan Türk boylarının “Türk” kelimesi altında siyasi, idarî, kültürel bir birlik haline gelmesini ifade eder. O halde Türk adı, bütün Türk boylarını, kabile ve aşiretlerini toplayan üst bir toplumsal kimlik adı yani boy, etnik grup değil, bir millet adıdır.

Bilge Kağan, derleyen, toplayan, değişik Türk boylarını tek bir Türk milleti çatısı altında toplayan bir liderdi. Şöyle der: “Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti.”

Bugün ülkemizde demokrasi adına uygulanan etnik siyasetin, Türk millet birliğini bölüp parçalamayı amaçlayan kavmiyetçi politikanın, PKK’ya taviz politikasının başarıya ulaşabilmesi için, Türk adının anayasadan, resmî kurumlardan, kamusal alandan çıkarılması, millet vicdanından sökülüp atılması gerekir.

Derleyen, toplayan, birleştiren, bütünleştiren “Türk milleti” adı, etnik kökeni, mezhebi ve hayat tarzı ne olursa olsun herkesi ortak sosyolojik, hukuki ve kültürel değerlerde birleştirmeyi amaçlayan bir üst toplumsal birlik projesi olarak iyice yerleşirse, Türk düşmanları bundan hoşnut olmazlar. Milletimizin adının “Türk milleti” olması ve tek millet davamız, hem haricî hem de dahilî bedhahların hoşuna gitmez.

“Derleyen toplayan” manasına gelen Türk adı, Türk düşmanı etnik ırkçıların ve Amerikan vesayetçisi liberal ve İslamcıların şeytanî bölücü planlarının önünde bir engel olarak duruyor ve bu yüzden Türk adını sivil ve resmî bütün sahalardan yok etmeye çalışıyorlar.

 

b. Töreli:  Türk kelimesinin ikinci anlamı ”töreli”dir. Töre ise hem kanunları, nizamları ifade eder, hem de yazılı olmayan âdet, gelenek ve görenekleri. Fakat bugün itibariyle töre kelimesi, gelenek ve görenek toplamının karşılığı anlamına kullanılır olmuş.

Töre, bugün bir millette, anayasa ve kanun gibi yazılı bir metne dayalı olarak yaptırımı olmayan, tamamen bir mutabakat, bir toplumsal sözleşme halinde ortaklaşa olarak kabul edilmiş, benimsenmiş, yerleşmiş, yaygınlaşmış, âdet, gelenek haline gelmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, ahlakî kuralların, değerlerin, âdâbın, kurumların tümünü karşılar.

Milletin merkezinde töre, devletin merkezinde ise kanun yatar. Millet töre ile, devlet kanun ile ayakta kalır. Milletin bölünmemesi ve yok olmaması, törenin canlı bir şekilde yaşanmasına, devletin bölünüp yok olmaması da kanunun hakkaniyetli ve adaletli bir şekilde uygulanmasına bağlıdır.

Türk kelimesinin bir manası töre, bir başka manası ise kanundur. Yani “Türk”, millet ve devlet birliğinin kuşatıcı kavramsal bir adıdır.

Türk millet ve devletini ayakta tutan temel direklerden biri de Türk töresidir. Türk töresini oluşturan temel değerler, kurumlar, inançlar, törenler, semboller yani millî kültür unsurları unutulursa, uygulanmazsa Türk devlet ve milleti bölünür de, yok da olur.

1839 Tanzimat Fermanı’ndan itibaren Türk töresi kademe kademe yok edilmekte, yerine Batının batıl değerleri, felsefesi, siyaseti, yaşama biçimi, ideolojileri, edebiyatı ve bir bütün olarak kültürü hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. Bunun sonunda 1912 Balkan Savaşlarıyla Hristiyan unsurlar, 1914 Birinci Dünya Paylaşım Savaşıyla da İslam unsurları ayrıldı, Osmanlı Türk devleti bölündü ve yıkıldı.

Atatürk ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduktan sonra Türk Devleti’nin ve milletinin bölünüp yıkılmaması; hatta daha da gelişip yükselmesi için “Türk töresi” kavramını kurumsal planda resmî olarak devletin temeline koydu. Nitekim bu bağlamda Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Halkevleri gibi kurumların asıl amacı, Türk töresini yani millî Türk kültürünü oluşturan bütün zenginliklerimizi ve değerlerimizi araştırıp ortaya çıkarmak, geliştirmek ve milletimizin bütün kesimleri arasında dolaşıma sokarak yaşatmaktı.

Millet ancak, ortak kültürel ya da törel değerlerle millet olur ve ayakta kalıp gelişir. Atatürk, kendi döneminde millî kültür davasının önemini kavramış ve millî kültür kurumlarıyla millî birliği sağlama yolunda önemli adımlar atmıştı.

Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra emperyalist Batı vesayetçisi teslimiyetçi, sömürge valisi gibi iş gören taşeron memurlar işbaşına geldiklerinden Türk millî sembol, değer ve kurumları hızla yok edilmektedir. Bunun neticesi olarak Türk millet birliğinin bölünüp parçalanmasına ve zamanla yok olup gidecek bir noktaya doğru gitmektedir.

O halde “Türk devleti ve milleti bölünemez” diye bir irade beyan ediyorsak, yeniden Türk töresini, Türk kültürünü milletimizin bütün fertleri ve toplulukları arasında yaşanan bir değer haline getirmemiz bir zorunluluktur. Çare budur. Çare Atatürk beklemek değil, Atatürk olmaktır.

 

c. Kanun ve Nizam Sahibi: Türk kelimesinin bir manası da “kanun ve nizam sahibi” dir. Töre millet birliğinin, kanun da devlet birliğinin ve devamının garantisidir. Türk beyleri, “kanun ve nizam sahibi” manasındaki “Türk” adını unutursa devlet de kalmaz millet de. Eski Türklerde il yani devlet, teşkilatlanmış siyasi toplum ve millet demektir. Türk devleti, tarih boyunca kanun, nizam, adalet, hak, hukuk, hakkaniyet gibi kavramlara sıkı sıkıya bağlı kaldıkça ayakta kalmış ve daha da güçlenmiştir. Ancak hukuku, adaleti yok saydığında, bunlar ortadan kaldırıldığında devlet de yıkılmış, millet de dağılmıştır.

Tarih boyunca biz, büyük devlet çatıları altında farklı dinden, dilden, kavimden, kültürden insanları, toplulukları yüzyıllar boyunca idare etmişsek, bunun sırrı hak, hukuk ve adalete dayalı bir kamu hukuku uygulamasına titizlikle uymamızdadır. Bu ortadan kalkınca, ihlal edilince devletlerimiz dağılmıştır.

Devletin, kanun ve nizamın bir boyutu da hâkimiyettir, bu da vatan topraklarının her yerinde emniyet ve asayişi temin etmektir. Bugün Güneydoğu Anadolu’muzda Devlet hâkimiyeti neredeyse ortadan kalkmak üzeredir. O bölgede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hâkimiyeti sanki bilerek yok edilmiş, o bölge PKK eşkiyasının kontrolüne terk edilmiş gibidir. Devlet hâkimiyeti ortadan kalkarsa, devlet de bölünür millet de.

Türk devlet geleneğinde hâkimiyetin en önemli göstergelerinden biri devlete isyan edenlerin en ağır şekilde cezalandırılmasıdır. Yani devlette millî hâkimiyete, egemenliğe ortaklık kabul edilemez. Devlet, tek bir milletin siyasi teşkilatıdır. Devlete, şu kavmin, bu etnik grubun, şu mezhebin bu coğrafi topluluğun vs grup şeklinde bir ortaklığı kabul edilemez. Devlet, bütün milleti tek tek eşit vatandaşlar olarak muhatap alır, grup imtiyazı tanınamaz.

Nitekim Köktürklerde, isyan edip devlete ve orduya başkaldıranlar, adam öldürenler, evli kadına tecavüz edenler, at koşumu çalanlar, ölümle cezalandırılır. Osmanlı Devleti de devlete isyan edenlere en ağır cezaları vermiştir.

Ama bugün geldiğimiz noktada PKK eşkiyası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne silahlı kalkışmalarla isyan etmiş, devleti bölmek, yıkmak eylemlerine girişmiş, kurumsal olarak bu isyanlarına silahlı, siyasi, hukuki alanlarda devam etmiştir. Ama hükûmet, bu eşkıya örgütünü en ağır şekilde cezalandırmak yerine ona aşırı tavizler vererek, demokrasi açılımı adı altında özerklik, federasyon gibi yapılarla onların Türk devletine ortak olmasının yollarını, zeminini döşemiştir, döşemektedir. Bu anlayışla devlet de bölünür millet de. Hatta yok olur.

Devleti yönetecek, kanun ve nizamı sağlayacak olan da kağandır, hakandır, sultandır, devlet başkanıdır, başbakandır, cumhurbaşkanıdır. Eski Türk devlet felsefesinde Kağan, Gök’ün ya da Gök Tanrının yeryüzünde, kendi adına görevlendirdiği bir temsilcisidir. Fakat “Türk Kağanı Tanrı değil, Tanrının hoşnut olacağı bir yönetim tarzını yeryüzünde uygulayacak, gerçekleştirecek kişidir.

Nitekim Oğuz Kağan oğullarına ülkesini üleştirdikten sonra şöyle der: “Ey oğullarım! Ben çok yaşadım. Ben çok savaşlar gördüm. Çıda ile çok ok attım. Aygır ile çok yürüdüm. Düşmanları ağlattım. Dostlarımı güldürdüm. Gök Tanrıya (borcumu) ödedim. Sizlere (de) yurdumu veriyorum.”

Burada görüldüğü gibi Türk devlet başkanı, kendisini Tanrı katında sorumlu hisseder, kendisini tanrı olarak görmez.

Bu anlayış, İslamî dönem Türk devletlerinde de benimsenerek devam etti. Nitekim, Osmanlı padişahları zıllullah idi. Yani Allah’ın gölgesi. Fakat dikkat edin, tanrı değil, Allah’ın gölgesi. Bu anlayış Türk devlet başkanlarını sorumlu ve dikkatli olmaya, tiranlık, tanrılık, Firavunluk taslamamaya, hakkı, hukuku, adaleti dikkatli bir şekilde yerine getirmeye sevk eder.

Eğer, devleti yönetme mevkiine gelmiş ya da getirilmiş kişi bu konumunu unutup tek adam diktatörlüğüne saparsa, benim dediğim ve yaptığım kanundur, ben ne dersem o olur, hukuk da, mahkeme de, savcı da hâkim de, polis de tanımıyorum, ben adalet teşkilatını kendi kafama göre teşkilatlandırırım, eşimi dostumu, ailemi aklayacak, yaptıkları hırsızlıkları görmeyecek, göstermeyecek bir yapı tesis ederim diyorsa, orada hak, hukuk, adalet ayaklar altına alınmış demektir. Bu durum da Türk devlet ve milletinin hem bölünmesine, hem de ortadan kalkmasına sebep olur.

Devletin ve tabii devlet başkanının en önemli görevlerinden biri milletin ihtiyaçlarını sağlamaktır. Bunu yapmazsa devlet de kalmaz, millet de. Nitekim Türk devlet başkanı Bilge Kağan, şöyle der: “Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım.”

Devlet kurumu olarak milletinizin tamamına aş, iş, ekmek vermez, mutlu, müreffeh yaşamaları için gerekli olan ihtiyaç maddelerini sağlamazsanız devlet de bölünür millet de, hatta yok olur giderler.

 

ç. Güçlü: Türk adının bir manası da “güçlü, kuvvetli” dir. Türk beyleri Türk kelimesinin ve adının gereği olan gücü, kuvveti bırakırsa hem devlet çöker, hem de millet dağılır. Güç kavramı iki boyutludur:

1. Askerî Güç, 2. Malî Güç. O halde Türk milleti hem askerî hem de malî güç bakımından zayıflarsa Türkler “Türk” adını bırakmış olurlar ve sonunda da devletleri yıkılır. Bu iki boyutlu güç kavramını sırayla açalım:

 

1. Askerî Güç: Askerî güç, Türk milletinin kendine ait, sadece kendi menfaatlerini koruyan, yabancı devlet ve odaklara hizmet etmeyen, vatanını, devletini, milletini koruma yetenek ve imkânlarına sahip caydırıcı silahlı kurumu demektir. Türk ordusu hem tamamen millî, hem de zamanın gerektirdiği en son silah teknolojisi, savaş teknik ve taktikleriyle donanmış olursa o zaman millî Türk devleti ayakta kalabilir.

Türkler, bir manası “güç, kuvvet” demek olan “Türk” adının kurumsal karşılığı olan ordularına sahip çıkmaz, ordularını güçlendirmez, millî ordularını millî olmaktan çıkarıp NATO’nun, Amerika’nın operasyonel bir birliği haline dönüştürürse Türk’ün devleti de milleti de kolayca bölünür, hatta yok olur gider.

Ayrıca tarih boyunca Türk milleti Yahya Kemal’in tabiriyle “ordu-millet” karakterinde bir millet olarak ayakta kalabilmiş, hatta güçlenip büyümüştür. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, köylüsüyle, şehirlisiyle, çiftçisi ile memuruyla yeri geldiğinde tek bir ordu olabilen Türkler parlak dönemler yaşamışlardır.

Millî Mücadeleyi biz böyle bir yapı içinde ordu-millet karakteri içinde verdik ve başardık. Nitekim Millî Mücadelede kadın erkek, çoluk çocuk eli silah, taş, sopa tutan kim varsa herkesin tam bir seferberlik içinde verdiği mücadele ile başarıldı.

Mehmet Akif, İstiklal Marşı’mızı “kahraman ordumuza” ithaf etmiştir. Buradaki “kahraman ordumuz” ifadesi ile sadece silahlı asker sınıfı değil; bütün bir Türk milleti kastedilmiştir. Ama bugün dışarıdan haricî bedhahların, içerden dahilî bedhah olan teslimiyetçi, hain kesimlerin yoğun propagandalarıyla Türk ordusu itibarsızlaştırılmaya, değersizleştirilmeye, suçlu gösterilmeye, militarist olarak sunulmaya çalışılıyor.

Zira Türk ordusu güçten ve itibardan düşürülürse, morali çökertilirse, çağın gerektirdiği modern silahlarla donatılmazsa, en gelişmiş, en yeni silah teknolojisi üretilmezse, silah teknolojisi bakımından Amerika’ya, Avrupa’ya, ona buna mecbur ve mahkûm bırakılırsa, böyle bir ordu Türk devlet birliğini de Türk millet birliğini de koruyamaz. Türk düşmanı emperyalist odakların istediği de budur.

 

2. Malî Güç: “Türk” kelimesinin “güçlü” manasının ikinci boyutu malî açıdan kuvvetli olmaktır. Malî güç demek, yer altı ve yer üstü bütün zenginliklerimizi, milletimizin beyin ve kol gücü ürünlerini en verimli halde sadece milletimizin menfaati için kullanabilir halde olmamız demektir.

Allah’ın Türk milletine bahşettiği bütün madenlerin ve diğer doğal kaynakların, havasından suyuna, meyve sebzesinden hayvanına kadar bütün kaynakların, teknolojinin en son imkânlarıyla millet olarak hayatımızı kolaylaştıracak, refah ve mutluluk sağlayacak şekilde ürüne dönüştürülüp pazarlanması, Türk’ün malî gücüdür. Ayrıca Türk milletinin beyin ve kol gücü, yine en ileri yöntemlerle ve en verimli olacak şekilde değerlendirilerek ortaya çıkacak emek ürünleri de Türk’ün malî gücünü ortaya koyar.

Eğer Türk milleti, Allah vergisi ve emek ürünü toplamı olan malî zenginliğini yabancı milletlere, uluslararası emperyalist şirketlere peşkeş çekerse, madenlerinden limanlarına, bankalarından iş ve beyin gücüne kadar her şeyini ucuz fiyata yabancılara satarsa malî gücünü kaybetmiş olur. Böylece Türkler, Türk yani malî açıdan da güçlü olan adını bırakmış olurlar, bu da doğal olarak Türk’ün devletinin yıkılması manasına gelir.

 

d. Türeyen, Artan, Çoğalan: ”Türk” kelimesinin 5. manası da “Türeyen, Artan, Çoğalan” demektir. Bir millet, ancak geleceğe dair planları, programları, projeleri varsa ayakta kalabilir. “Türk” kelimesinin bir manası türemekten “türeyen, artan, çoğalan” olduğu halde Türkler, emperyalist Batı dayatması olan nüfus planlamasına uyarak ya çocuk yapmaktan vazgeçmiş ya da bir iki çocukla idare eder olmuştur. Eğer Türkler çok çocuk yapmazsa ne Türk devleti kalır, ne Türk milleti.

Türemekten, artmaktan, çoğalmaktan vazgeçen Türkler gelecek tasavvurundan vazgeçmiş demektir. Unutmayalım 

ki nüfusunuz yoksa nüfuzunuz da yoktur.


Son değiştirme: 20 Şubat 2018, Salı, 22:30