Tasavvuf ve Türk Edebiyatı

Türk edebiyatında tasavvufi motifler şu seçenekli metinler üzerinden incelenir:


Hararet Nârda’dır

Hararet nârda’dır sac’da değildir
Kerâmet sendedir tâc’da değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hâc’da değildir

Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin sözünden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Âşığı kurt yemez uc’da değildir

Gönül kâbesine girmesin hülya
Nefsine hakim ol düşme bed hûya
Kirleri arıtan baksana suya
Hep yüzü yerlerde buc’da değildir

Hacı Bektaş Veli


VUSLAT ERİ OLDUN İSE


Vuslat eri oldun ise,
Bu dert ile firak nedir?
Dostu yakın görün ise,
Bu baktığın ırak nedir?

Vuslat eri olan kişi,
Gerek varlıktan el yuya.
Ey bu yola giden kişi,
Bir görelim durak nedir?

Vuslât eri oldun ise,
Göz hicabın bildin ise,
Dostu ayan gördün ise,
Bu varlığı bırak nedir?

İlim hot göz hicabıdır,
Dünya ahret hesabıdır.
Kitap hot aşk kitabıdır,
Bu okunan varak nedir?

Zinhar gözünü aça gör,
Nefis duzahın seçe gör.
Dost menziline geçe gör,
Ondan yeğrek durak nedir?

Eydirsin kim gözüm görür,
Bu dava manaya erür.
Gündüzün gün şule verir,
Gece yanan çırağ nedir?

Yunus, aşikare nihan,
Hak doludur iki cihan.
Gelsin beri dosta giden,
Hur ü kusur Burak nedir?

 
Yunus Emre 



NİYAZİ-İ MISRİ'DEN: 


Şunlar ki görüp yüzünü bu dâra gelirler
Ol ahde vefâ eyleyip ikrâra gelirler

Onlar ki ezel gözleri saçında kalıpdır
Bunda seni hiç bilmeyip inkâra gelirler

Çeşmin kadehin nûş eden abdâl-ı ilâhî
Ol aşk ile bu âlem-i devvâre gelirler

Zülfün teline anda kimin gönlü dolaştı
Mansûr gibi meydâna girip dâra gelirler

Şol dâneleri gör biter eşcâr olur evvel
Sırr ile içinden yine esmâre gelirler

Her tohmu neden aldın ise eksen anı bil
Her cinsi yine bittiği eşcâre gelirler

Hiç biri izinden çıkıp âhar yola gitmez
Her birisi bir yol ile bâzâra gelirler

Yolları ne var ayrı ise hep sana âşık
Cümle seni ister, sana didâra gelirler

Elbette bu bağ içine kim girse Niyâzî
Hârın gezip evvel sonu gülzâra gelirler.


VEDUD


Ey malik-i mülk-ü cihan
vahid ü kanhar
yoktur sana sani

işrak

yandım
ateşlerle dondu toprağım
ve ulandım hiçliğime
ardımsıra
işlediğim günahların yükü

ve geçtim
dayanılmaz acılarla
ırmağından

ve açıldı pencerem
bin ışıltılı bir seherin
koyaklarında
ve gördüm afakında çürüyen
günlerimin
ki raksetmedeydi aşkınla
gece gündüz
devinen gökler
ve gördüm o tanrısal adı
sırtında mı sırrında mı bilmem

ve apansız çoğaldı
çiylenen dallarımda göç kuşları
ve ilk nur
dökülüp özge dudaklarından
loş çağlayanlarıma
işittim ışıltılı sesini
derinliklerinde yüreğimin
'loş çağlayanların da ben'im'

işrak

ki sorguladın titreyen
görüntüleri yorgun akşamlarla
ve ben
geceyi gözlerken
kırışıklıkları arasından karanlık
denizin
soyut düş fırtınası
yükseltti gövdemi dalgaların
ak köpüklerine
işte oradayım, ve birden bire
ayakta ve cansız.

ve kazındı ömrümün boş
saatleriyle gölgelenen vücuduma
o ateş-i cihansuz

Ali Günvar


Son değiştirme: 20 Şubat 2018, Salı, 23:00