Hüseyin Siret

Seçilen metinler:

BİLİR MİSİN?

 

Bilir misin ne için ben kederliyim ekser

Senin yanında beraber bulunduğum geceler?

 

Bilir misin seni bîzâr eder niçin kederim

Melâl-i rûhumu -bilsen- senin kadar severim.

 

Bilir misin o sıcak ellerinle destimi sen

Sıkınca ayrılırım bir dakikacık senden.

 

O parmağında duran gizli halkayı tanırım,

Elin elimde iken başkasındadır sanırım.

 

Bilir misin neye ürker nazarlarım? Nâgâh

Görür hadika-i çeşminde bir gazâl-ı siyah.

 

Bakınca gözlerine görmek istemem asla

Yabancı bir göze ait bakiyye-i hülyâ!

 

Bilir misin bunu bilmem, hülasa ey ruhum,

Senin huzûr-ı cemâlinde bî-huzûr olurum.

 (Leyâl-i Girîzân)

 

LUSİ

 

Ah ey Lusi, bilmem seni sevdim mi sanırdın

Ben sende tahassürlerimi hep avuturdum.

"Sevdim seni" derdim buna, bedbaht, inanırdın

Sinende felâketlerimi ben uyuturdum.

 

Bîgânelerin zevk-i visâliyle muhayyel,

Kaç kere senin sîne-i şûhunda bayıldım,

Kaç kere senin bûsen ile, ey gül-i muğfel,

Ben onların ahlâm-ı visâlinden ayıldım!

 

Sevdikçe beni hâr u muattar kucağında

Ben başka bir âgûş-ı tahayyülde yaşardım;

Bazen sana baktıkça bu rüyaya şaşardım.

 

Affet, Lusi! Affet beni, zulmetler içinde

Kaldım bugün, ey medfen-i âmâl-i şebâbet

Etmek dilerim sineni bir lahza ziyâret.

(Leyâl-i Girîzân)

 

BENİ NE VAKİT SEVDİN

-Abdülhak Şinasî'ye-

 

Ah, o gözler bana tevcîh-i nigâh ettiği gün;

Beni bir nîm-nigâhıyla tebâh ettiği gün.

 

O dudaklar leb-i hârımla telâki ederek

Gizli bir bûse-i vuslatla günah ettiği gün.

 

Hasta bir kuş gibi bîtâb-ı tefekkür cebhem

O sıcak göğsünü bâlin-i penâh ettiği gün.

 

Ser-i hicrânımın üstünde nesîm-i hoşbû

Dağıtıp zülfünü bir ebr-i siyâh ettiği gün.

 

Bir ipek mendil alırken mütemayil göğsün

Nazlı bir kalb-i kebûter gibi âh ettiği gün.

 

Bana te'mîn-i muhabbet ediyorken, nazarın

Titreyen katre-i elması güvâh ettiği gün.

 

Diz çöküp ma'bed-i hüsnünde tazarru'larla

O güzellik beni hayrân-ı ilâh ettiği gün.

 (Leyâl-i Girîzân)

 

NEVÂ-YI HİCRÂN

-Hüceste'ye-

 

Uzak uzak, mütevekkil yabancı bir köyde

Kenara şöyle atılmış, garip, bî-sâye,

Ki berk ü bârı perişan, nihâl-i giryânım.

Duyulmuyor ve duyulmaz enîn-i hicrânım.

Araştırır beni öksüz yuvamda bî-vâye

Garip yavrum ile bir hayâl-i pejmürde.

 

Diyor musun "Baba gel! Gel!" kızım her akşam sen

Senin hayâl-i yetiminle ağlıyorken ben?..

 

Güneş batar, dağılır ufka hep tahayyül-i şam,

Bütün menâzırı tazlîl-i hüzn eder sakin;

Uzakta bir ovadan çıngırak sadası gelir;

Akın akın sürüler hepsi avdet etmededir.

Koyunları dağılan bir çoban gibi dalgın

Ne beklerim böyle yolun üstünde her akşam?

 

Arar mısın beni bilmem, Hüceste, yavrum sen,

Senin hayâl-i yetîminle ağlıyorken ben?..

Siyah bir gece orman sükûn içinde uyur

Cenâh-ı muzlimi altında bir küçük hâne,

Yukarda pencereden hasta bir ziyâ-yı fütûr,

Batar, çıkar, görünür, sanki bir sitâre-i dûr.

Kavuşmak istiyorum ben o dâr-ı hicrâna,

Bırak, yeter beni ey iftirâk-ı mel'un, dur...

 

Görür müsün beni rüyada bazı yavrum sen,

Senin hayâl-i yetiminle uykusuzken ben?..

 (Leyâl-i Girîzân)


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 13:22