Ali Ekrem

Seçilen metinler:

KEMAL’E MERSİYEDEN

1

Ey pençesinde cân ezilen şîr-i hûn-feşân

Ey tîği ömrü pâreleyen mevt-i bî-amân!

 

Senden bana tevârüd eden ye’s ü mihneti

Vicdânım olsa anlayamaz kimse bir zaman

 

Gönlümdeki küdûreti billah söylemez

Vahy-i celîl-i Hakk’a sözüm olsa tercümân

 

Feryâd ü âha kalmasa gönlümde iktidâr

Derk etmez olsa varlığımı akl-ı nâtüvân

 

 Ben kalbi ye's eliyle yerinden söküp yine

Cângâha münatif elma eylerim nişan!

 

Allah’a cânımı vererek fikr alır da ben

Müdhiş hakîkati bulurum Hak kadar ayân

 

Ölsem de nâlem ermeyecek müntehâsına:

Ruhum hazîn hazîn edecek tâ ebed figan!

 

Herkes cihânda şiddetine uğrar ey ecel,

Ben uğradım hıyânetine ey adüvv-i cân:

 

Şemşîr-i zulmü yâreli bir kalbe sapladın

Öldü babam büyüklüğüne doymadan cihan!

 

Bir rükn-i a'zamı yıkılıp âdemiyyetin,

Göçtü bugün velî-yi hakîkîsi ümmetin!

 

3

Karşımda kimdir inleyerek can veren hayâl?

Âgûşuna vücûd arayan cism-i bî-mecâl.

 

Kimdir şu rengi gül gibi solmuş donuk kamer?

Kimdir şu rûhu vechine gelmiş uçuk cemâl?

 

Allah'ı, milleti anıyor şevk ile müdâm,

Mahsûl-i ömrünü sorar amma lisân-ı hâl.

 

Evlâdının muhabbeti olmuş da bir melek,

Durmuş başında rıhletine vermez ihtimâl!

 

Manâ feminden ağlayarak arşa uçmakta,

Rûhuyla hâlika gidecek canlı bir me'âl!

 

Bir böyle anlı şanlı şehîd-i mukaddesin

Rûh-ı Nebîye mevtâ olur bâ'is-i melâl!

Kimdir bu şân ü hüznün içinde yatan vücûd

Kim refte refte cân garibi bulur zevâl?

 

Nûr-ı ezelî midir ki kılar aslına rücû?

Ya fikr-i hak mıdır ki eder arşa intikâl?

 

Mutlak bu bir hayat-ı ebeddir ki munkalib:

İnsan bu rütbe izzet ile etmez irtihâl...

 

Sensin o gördüğüm müte'ellim hayâl âh,

Ey muhterem peder, niçin olmaktasın tebâh?

 

Dünyâda nâm ü şânını yazdıkça her kalem,

Ashâb-ı zulmü la'net ile yâd eder ümem.

 

La'net seni helâk eden ehl-i cehenneme!

Oldukça şanlı meskenin ol kabr-i muhterem.

 

Beyt-i Hüdâyı kapladı mazlum kanları

Hayl-i adüvv mesâcide hep bastı da kadem

 

Bir nebze himmet etmedi meleğin e'âzımı,

Gitti vatan da gelmedi bir kimseye elem

 

İfnâ için ezâ ile ammâ vücûdunu

Şîr-i dilîre benzedi her bânî-i sitem!

 

Bunlar Yezîd'i geçti şenâ'atte eylerim

Kendimce başka bildiğim Allah’a bin kasem!

(Zilâl-i İlham)

 

 

BÖĞÜRTLEN

 

Bazen en sade bir letafetle

Kuytu yollarda taş duvarlardan,

Gâh bir itiyâd-ı gılzetle

Kayalıklardaki damarlardan,

 

Çalılardan büyük ağaççıklar

Görünür: Dallarında cilve eder,

Öpüşür, nûr-ı şems ile parlar

Penbe, al, mor, siyah böğürtlenler.

 

İns-i vahşetle perveriş bulmuş,

Hepsi şâyeste-i garâm olmuş

Bedevî kızlarile yeksândır;

 

Bunları bol görüp de atmayınız;

Pek güzeldirler.... El uzatmayınız,

Hepsine bir diken nigeh-bândır!

 (5 Haziran 1316/18 Haziran 1900, Zılâl-i İlham)

 

 

GELİNCİK

 

Tarlalarda küçük başaklarla

Yetişen incecik gelincikler

Nevbahârın tulû'unu bekler,

Açılır en hafif sıcaklarla.

 

O uzun sâk-ı nâzik üstünden

Hepsi nûr-ı şafak gibi gülerek

Sallanır, sinesinde bir koyu ben;

Sanki binlerce kırmızı kelebek!

 

Bu terâvette canlanan zînet,

Bu hadârette mevc uran humret

Handenin ma'kes-i letafetidir...

 

Daha şâir neler bulup söyler,

Sormayın çiftçiye: Gelincikler

Tarlanın bir büyük musibetidir!

(8 Teşrin-i evvel 1316/21 Ekim 1900, Zılâl-i İlham)

 

NAĞME-İ BAHAR

 

Gülşen-bahâr-ı hüsnüne geldim melûl ü zâr,

Git söyle yâre hâlimi ey nefha-i bahar!

Git söyle yâre çektiğim âlâm-ı firkati

Billah yakdı ruhumu endûh-ı intizâr!

 

Lerzende-dil, şikeste nazar, müntafi emel,

Bî-tâb ü bî-hayât olurum reh-rev-i gubâr

Ezhârdan duyar gibiyim şemme-i vefa,

Enhârdan gelir gibidir nağme-i mesâr.

 

Eşcârdan arar dururum zıll-i hüsnünü

Envârdan ümîd ederim lem'a-i izâr.

Gönlümde girye girye hurûşân belâ-yı aşk,

Karşımda cilve cilve girîzân hayâl-i yâr...

 

Git söyle yâre hâlimi ey nefha-i bahar.

Düştüm türâb-ı vaslına dil haste, can nizâr!

 (16 Mart 1313/29 Mart 1897, Zılâl-ı İlham)


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 13:25