Fecr-i Ati Edebiyatı

FECR-İ ATİ

Arapça kelimelerden oluşan ancak Farsça kurallara göre tamlamaya giren ifadenin anlamı "Geleceğin fecri, tan ağarması" dır. Fecr, güneş, ufkun altında 18 dereceye ulaştığı zaman tan yerinde meydana gelen hafif kızıllık demektir. Güneşin doğuşu anlamında değildir.

Terim olarak 11 Şubat 1325 (24 Şubat 1909) tarihinde Servet-i Fünûn dergisinde yayımladıkları bir bildiri ile "Sanat şahsî ve muhteremdir" ilkesini esas alan edebiyat ve sanat anlayışlarını kamuoyuna duyuran bir edebiyat topluluğunun adıdır.

Topluluğun adı ilk olarak Hilâl Matbaasında yapılan bir toplantıda toplantıya katılanlardan birisi tarafından "Sînâ-yı Emel" adı teklif edilmiş ancak bu kabul edilmeyerek onun yerine topluluğun geçici başkanlığına seçilen Faik Ali'nin teklif ettiği "Fecr-i Atî" adı benimsenmiştir.

Servet-i Fünûn dergisinde Fecr-i Atî'nin kuruluşu şöyle haber verilir : "Şübbân-ı hâzıradan bir kısm-ı münevver genç üstad Fâik Ali Bey'in riyâset-i edebiyyesinde "Fecr-i Atî" nâmıyle bir encümen-i şiir ve tefekkür tesîs etmiştir. Atî için ümitlerle mâlâmal olan edebiyyâtımızın seyr-i batîsine ihtiyaç ve istidâd-ı vatanla mütenâsip bir cereyân-ı feyz ve tekâmül vermek üzere teşekkül eden bu hey'etin düstûr-ı esâsî-i mesleği şudur: San'at şahsî ve muhteremdir. Rûhları şiir ve bedâyie karşı bir ihtizâz -ı samîmî-i meftûniyyetle lerzân ve meşhûn olan bu gayûr gençler yakında meslek ve âmâl-i san'at-perestânelerinin ma'kesi olmak üzere "Fecr-i Atî" namıyla bir de risâle-i mevkûte neşr edecektir."(Tevcîhat ve Havâdis Kısmı, C.36, S.930, 25 Mart 1909)

Ancak Fecr-i Atî adlı dergi çıkmaz. Ürünlerini Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde yayımlarlar. Ayrıca Şehabeddin Süleyman, Fecr-i Atî'nin sanat ilkeleri doğrultusunda ve bu topluluğun yayın organı olması düşüncesiyle Şiir ve Tefekkür (2 Eylül 1909) adında haftalık bir dergi çıkarır. Ancak dergi ikinci sayı (9 Eylül 1909) dan sonra bir daha yayınlanmaz. Şehabeddin Süleyman yine aynı amaçla 25 Kasım 1909'da Jale adında bir dergi daha çıkardıysa da bu dergi de bir sayıdan fazla çıkamaz.

Topluluk, 11 Şubat 1325 (24 Şubat 1909) tarihli Servet-i Fünûn C.38, S.977, s.227) dergisinde ve yine aynı gün Tanin gazetesinde bir beyanname (bildiri, manifesto) yayımlayarak sanat ve edebiyat anlayışlarını ve ilkelerini kamuoyuna tanıttılar. Bu, aynı zamanda Türkiye'de bir topluluk tarafından yayımlanan ilk sanat ve edebiyat beyannamesidir.

 

Bu beyannamede başlıca şu görüşlere yer verilmiştir:

Edebiyat kelimesinin mahiyeti şimdiye dek yeterince anlaşılıp anlatılamamıştır. İlk gerçek edebiyat, Edebiyat-ı Cedidecilerin Servet-i Fünûn dergisindeki ürünlerinde görülmeye başlamış ancak onlar hükûmetin baskısı sonucu dağılmışlardır. Meşrutiyetten sonra ise eski heyecanlarına kavuşamadılar. Böylece onlar edebiyatımıza geçmişte güzel hizmetlerde bulundular.

Geleceği temsil eden Fecr-i Atî üyeleri ise Edebiyat-ı Cedidecilerin izinden yürüyerek Avrupadaki benzerlerinin küçük bir örneğini temsil etmektedirler.

Fecr-i Atî'nin en büyük gayesi, dile, edebiyata, edebî ve sosyal bilimlerin gelişmesine hizmet etmek, dağınık hâldeki kabiliyetleri toparlayarak fikirleri aydınlatmaya çalışmaktır.

Fecr-i Atî üyelerinin ürünlerini yayımlayacak bir kütüphane kurulucak. Cemil Süleyman Bey'in küçük hikâyelerinden oluşan Timsâl-i Aşk (1910)'ı, Köprülü-zâde Mehmed Fuad'ın edebî ve felsefî incelemelerinden oluşan Hayât-ı Fikriyye (1909)'si ve Tahsin Nahid'in Rûh-ı Bî-Kayd (1910) adlı şiir kitabı Fecr-i Atî Kütüphanesi bünyesinde yayınlanan kitaplara birkaç örnektir. Ayrıca Servet-i Fünûn dergisi, yayın organı olarak devam edecektir.

Batının önemli eserlerini tercüme ettirip yayınlamak, genel konferanslar vererek halkın edebî zevk seviyesinin yükselmesine çalışmak.

Batılı memleketlerdeki benzerî kuruluşlarla münasebet kurarak memleketimizin edebiyat ürünlerini batıya, batının nurlarını doğuya aktaracak metin ve yüce bir aktarma vazifesini görmek.

Bir yıl sonra Ahmet Samim, Emin Lami, Hamdullah Suphi, Abdülhak Hayri, Ali Canip, Ali Süha, Mehmet Behçet ve Mehmet Rüştü değişik sebeplerle topluluktan ayrılmışlardır.

Topluluğun başkanları sırasıyla şu isimler olmuştur: Faik Ali, Fazıl Ahmet, Hamdullah Suphi, Celâl Sahir ve İzzet Melih.

Fecr-i Atî topluluğu üyeleri toplantılarını değişik mekânlarda yapmışlardır. Sabit bir mekânları yoktur. Önceleri Hilâl gazetesinin matbaasında toplanmışlar, 31 Mart olayından sonra Nuruosmaniye civarında bir evde, daha sonra Beyoğlu'nda bir odada, en sonra da Servet-i Fünûn dergisinin bir odasında toplantılarını sürdürmüşlerdir.

1912 yılı sonlarına kadar Servet-i Fünûn dergisinde ürünlerini  yayımlayan topluluk üyeleri, zamanla değişik sebeplerle birlikteliklerini kaybetmişlerdir. Beyannamede 21 sanatçının imzası varken Ekim 1910'da encümen üyesi olarak şu isimlerden oluşan 10 kişi kalmıştır: Ahmet Haşim, Emin Bülend, Tahsin Nahid, Celal Sahir, Cemil Süleyman, Refik Halit, Şehabedin Süleyman, İzzet Melih, Yakup Kadri ve Hamdullah Subhi. Bir ay sonra Hamdullah Subhi, 5 ay sonra da Celâl Sahir istifa ederler. Ahmet Haşim'in ise bu toplulukla hemen hemen hiç ilişkisi olmamış, bağımsız çizgisini sürdürmüştür. 18 Mayıs 1911 tarihinde Servet-i Fünun dergisi, Fecr-i Atî Encümen-i Edebîsinin yayın organı olma niteliğine son vermiştir.

 31 Aralık 1912 tarihinde de Fecr-i Atî'nin edebî bir topluluk olarak varlıkları sona ermiştir. Bir kısmı kendi sanat anlayışı doğrultusunda ürün vermeye devam etmiş, bir kısmı da Millî Edebiyat hareketine katılmıştır.

Fecr-i Atî edebî topluluğunun ortaya koyduğu edebiyatın en belirgin özellikleri şöyle özetlenebilir: Serbest şiir anlayışının genişlemesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulundular. Şiirde imaj unsuruna, şiir dilinde de zarafet ve ince duyarlılığa önem verdiler. Şiirlerinde Sembolizmin mübhemliği, objelerin güneş ışığı altında görünen şekillerini değiştiren, başkalaştıran sıfatlar kullanmaya özen gösterdiler. Kadınsı bir duyarlılığa sahiptiler. Melânkolik ruh hallerine uygun düşen akşam vakitlerini işlemeyi tercih ettiler. II. Meşrutiyet döneminde sanatın büyük oranda politize olma eğilimine karşı durmuşlar, realist ve didaktik şiire karşı saf şiire önem vermişlerdir.  Yazdıkları oyunlarda tiyatronun kurallarına ve sosyal konulara Edebiyat-ı Cedidecilerden daha fazla önem verdiler. Edebiyatı klüp, encümen oluşturarak, beyanname yayımlayarak, periyodik toplantılar düzenleyerek, topluluk ismi belirleyerek, yazışma kâğıtlarında isim ve ilkeyi başlığa çekerek ciddî anlamda sosyal bir kurum hâline getirmeye çalıştılar.

Şehabeddin Süleyman'ın ortaya attığı "Sanat şahsî ve muhteremdir" ilkesine göre Fecr-i Atîciler, kalemlerini herhangi bir fikir cereyanının ve bir ideolojinin emrine vermekten kaçınmışlar; yalnız kendi hislerine, kendi zevklerine göre bir güzellik ortaya koyma çabası içine girmişlerdir. Onlara göre sanatçı sanatında hürdür ve dışardan başkası onu "şu konuyu işleyeceksin" diye zorlayamaz.

Ancak Fecr-i Atî topluluğu üyelerinin şeklî olarak bir encümen bünyesinde olmalarına rağmen ortak özelliklere sahip bir edebiyat anlayışları olmadığı gibi, ürünlerinin incelenmesinden de böyle belirgin şekilde ortak özellikleri görülememektedir. Dolayısıyla bu topluluk, bir akım olamamıştır ve edebiyatımızda kalıcı bir etki bırakmamıştır.

Fecr-i Atîciler, büyük oranda Edebiyat-ı Cedide kaynağından, Batı kültür ve edebiyatından beslenmişlerdir.

Fecr-i Atîciler, teorik olarak sanatın ferdîliği, bağımsızlığı, özde taklit unsuruna dayalı olduğu, ilham kaynağı olarak tabiatın alınması gerektiği, sanatın estetik ve ruhî ihtiyaçlara cevap verdiği, insanı duygusal açıdan eğittiği ve güzellik tutkusunu tatmin ettiği görüşündedirler.

Fecr-i Atî topluluğu üyeleri şu edebî türlerde başlıca şu isimlerle temsil edilmişlerdir:

Şiir : Aruz veznini kullanan Fecr-i Atî şairleri, dilde Servet-i Fünûncular gibi konuşma dilinden uzak Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla dolu bir şiir dilini benimsemişlerdir. Nazım şekillerinde ise Fikret'in başlattığı "müstezad"ı daha da serbestleştirme çabalarına hız vererek Fransız sembolistlerinin serbest şiirlerine benzetmişlerdir. Genellikle aşk ve tabiat konularını kadınsı bir duyarlılıkla, Sembolizmin belirsizliği ve kapalılığı içinde vermişlerdir. Yarı aydınlık ortamlarda kurdukları hayalleri şiirleştirmişlerdir. Tabiat konusu daha çok sükûneti, hazan mevsimi, sevgili ile buluşulan kuytu köşeleriyle ele alınmıştır.  Aşk konusu ise küçük duygusal ilişkiler, zarif, narin ve ince kadınların güzel kıyafetleri, saçları ve gözlerinin tasvirinden ibarettir. Genellikle platonik olarak işlenen aşk, Celâl Sahir'de zaman zaman erotik bir niteliğe bürünür. Varlığı olduğu gibi değil, değiştirerek yansıtan Fecr-i Atîcilerin şiirleri, öğretici ve gerçekçi şiire bir tepki hareketidir.

Fecr-i Atî şiirine hâkim olan sonbahar mevsiminde, puslu havalarda, durgun su kenarlarında, hasret ve hüzün atmosferi daha çok Belçika şiirinden geliyordu. Fransız edebiyatını taklit etmeye çalışan ve birçok bakımdan Servet-i Fünûnun devamı olan Fecr-i Atî daha çok biçimsel yenilikler peşinde koştu.

Fecr-i Atî topluluğunun şair olarak tanınmış başlıca üyeleri şunlardır: Topluluğun en önemli üç şairi Ahmet Haşim, Emin Bülent ve Tahsin Nahit'tir.

Fecr-i Atî topluluğu ile organik bağı sıkı olmayan Ahmet Haşim (1884-1933), empresyonist duygulanımlarla dış dünyadan aldığı izlenimleri kendi iç dünyasında yeni bir şekle sokarak terennüm etmiştir. Onun ilhamının başlıca kaynağı, hayal kurmasına imkân veren akşam atmosferi, dikkatli gözlemleri ve kendisinde derin izler bırakan çocukluk hatıralarıdır. Somut maddeler âlemini soyut plânda algılamaya çalışmış, şiirine yaşantılarını, gözlemlerini olduğu gibi değil, onların ruhunda uyandırdığı etki, çağrışım ve izlenimleri vermiştir. Somut dünyanın kaba şekillerini hayal havuzunun sularında yıkayıp güzelleştirerek sunmaya gayret etmiştir. Haşim, mevcut fiziksel kâinat içinde değil hayalinde kurduğu kendine özgü ideal soyut dünyasında mutludur. O dünyasına âşıktır. Onun en önemli teması görünen fiziksel dünyayı kendi muhayyilesinde kişisel şair duyarlılığıyla yeniden kurgulamasıdır.

Dünyayı dolu dolu ve zevkle yaşamak ihtirası ve kadınlara karşı şiddetli bir aşk duygusu olmasına rağmen her iki hususta da hayal kırıklığına uğramıştır. Dolayısıyla şiirinde bu iki konudaki ihtirasıyla hayal kırıklıkları ve tatminsizliklerinin çatışması kendini hissettirir.

Haşim, yalnızlığını sosyal ve felsefî plânda derinleştirdi. Çevresiyle, başka insanlarla sağlıklı münasebetler kuramadığı için sosyal; kâinat içinde, varlıklarla sıcak ilişki kuramadığı için de felsefî anlamda yalnızlık çekmiş ve bunu şiirine de yansıtmıştır.

Aşk ve tabiat temalarına ağırlık verdiği şiirlerinin dili -özellikle ilk şiirleri -Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla örülmüştür. Son şiirlerinde ise kısmen sadeleşme eğilimi içine girmiştir. Nazım şekli bakımından serbest müztezadı ve bunun serbest nazma yakın biçimlerini kullanmıştır. Köylü vezni olarak değerlendirdiği hece veznine iltifat etmeyen, münhasıran aruz veznini kullanan Haşim, güçlü bir müzikal ahenk yakalamıştır.

Şair, kelimelere kendince hususî manalar vermiş ve alışılmadık kelime ve tamlamalar kullanmıştır. Bu da anlam bakımından kapalı ve zor anlaşılan müphem şiiri doğurmuştur.

Şiirlerini Göl Saatleri (1921) ve Piyale (1926) adlı kitaplarında bir araya getirdi. Daha sonra kitaplaşmış ve kitaplarına girmemiş tüm şiirleri, İnci Enginün ve Zeynep Kerman tarafından, Ahmet Haşim Bütün Şiirleri (Dergâh Yayınları, İstanbul 1987) adıyla yeni harflere aktarılarak bir arada yayımlanmıştır.

Fazla ürün vermeyen ve Ahmet Haşim'den sonra Fecr-i Atî'nin en kuvvetli şairi olan Emin Bülent (1886-1942), üslûp ve ifade özellikleri bakımından Fecr-i Atî sanat anlayışına uysa da tematik açıdan farklılık göstererek millî ve sosyal konulara da eğilmiş ve milliyetçilik duygusuyla destanî, hamasî şiirler de yazmıştır. Girid'in elden çıkışı üzerine "Kin" şiirini yazmıştır. Türklük heyecanını "Dev Şarkısı", "Bir Destan" gibi şiirlerinde dile getirmiştir. 24 şiiri olan şair, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Fuzulî, Paul Verlaine gibi sanatçılardan etkilenmiştir. Üç şiirinde aruz veznini kullanmış, heceye yer vermemiş, serbest vezinle yazmıştır. Nazım şekli bakımından da genelikle serbest davranmıştır. Şiirleri Rıfat Nejdet Evimer tarafından Emin Bülent (İnkılâp Kitabevi , İstanbul 1958) adıyla bir araya getirilmiştir.

 Ahmet Haşim'in etkisinde kalmış olan Tahsin Nahit (1887-1919), aşk, kadın, tabiat, gece, Büyükada'nın güzellikleri, ruh hassasiyeti ve güzellik gibi ferdî konulara ağırlık vermiştir. Ancak zaman zaman sosyal ve siyasî konulara da değinmiştir. Örneğin "10 Temmuzu Takdis Edelim" şiirinde İkinci Meşrutiyetin ilânını kutlar, "Bulgaristan Müslümanlarına" adlı şiirinde Balkan savaşlarında Bulgarların Müslümanlara yaptığı zulme değinir. "Küçüklere Bayram Hediyesi" adlı şiirinde de çocukların bayram sevincini dile getirir. Esas itibariyle şiiri teknik ve içerik açısından zayıf olan Tahsin Nahit, aynı zamanda Mehmet Celâl'den sonra en belirgin ada şairlerinden birisi olarak anılmaktadır. Bir kısım şiirleri Rûh-ı Bî Kayd (1326) adlı kitabında toplanmıştır. Bu kitabındaki şiirleri, "Tahsin Nahid'in Rûh-ı Bî-Kayd Adlı Eseri" (AÜDTCF, Türkoloji Dergisi, C.12, S.1, Ankara 1997) adıyla; kitabında yer almayan bazı şiirleri de "Tahsin Nahit'in Rûh-ı Bî-Kayd Adlı Kitabında Yer Almayan Şiirleri" (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C.37, S.1-2, Ankara 1995) adıyla benim tarafımdan yeni harflere aktarılarak yayımlanmıştır.

Servet-i Fünûndan sonra Fecr-i Atî topluluğu içinde yer alan Celâl Sahir, daha sonra yeni lisan davasını benimseyerek Millî edebiyat anlayışına uygun sade, Arapça ve Farsça tamlamalara yer vermeyen dille ve heceyle ıiirler de yazmııtır . Celâl Sahir , ince , hassas , marazî bir kadın ve aşk şairi olarak tanınmıştır. Şiiri aşkın bir dili olarak tanımlayan Celal Sahir, kadın şairi olduğunu Beyaz Gölgeler (1909) adlı kitabının kapağında yer alan şu beytiyle ifade etmiştir: 

"Bütün hayatımı onlar verir de ben yaşarım

 Kadınlar olmasa öksüz kalır eş'ârım (Şiirlerim)"

O, kadını daha çok cefasıyla safa veren bir sevgili tipi olarak ele alır.

Fecr-i Atî döneminde yazdığı şiirler daha çok Edebiyat-ı Cedide Kütüphanesinin 27. kitabı olarak çıkan Siyah Kitap (1911) adlı eserinde yer almaktadır.

Ali Canip (1887-1967), 25 Mart 1909-13 Ekim 1910 tarihleri arasında Fecr-i Atî topluluğu içinde bulunmuş ve bu dönemde 20 şiiryazmıştır. Şiir ve sanat anlayışı Fevr-i Atî topluluğunun benimsediği ilkelere pek uymaz. Daha çok Muallim Naci etkisini taşır. Bu şiirler Hakan Sazyek'in "Ali Canib'in Şiirleri -II" (Türkoloji Dergisi, X.Cilt,1. Sayı, Ankara 1992) adlı makalesinde yeni harflerle yayımlanmıştır.

Fecr-i Atî dönemi şiirlerini Erganun (1912)'da toplayan Mehmet Behçet, Fecr-i Atî topluluğunun sanat anlayışına hemen hemen sonuna kadar sadık kalan şairlerden birisidir. Ancak 1937'de yazdığı şiirlerini topladığı Yumak (1938) 'ta dilini sadeleştirme çabası içine girmiştir.

Önceleri Servet-i Fünûn topluluğu içinde yer alıp daha sonra Fecr-i Atî grubuna dahil olan hatta bu topluluğun başkanlığını yapan Faik Ali, Abdülhak Hamit tesirinde kalmış, genellikle aşk ve tabiat konularını işlemiştir. Fecr-i Atî içerisinde de Servet-i Fünûn duyarlılığını sürdürmüş ve bir kısım şiirleri Fanî Teselliler (1900), Temasîl (1913), Elhân-ı Vatan (1915) gibi kitaplarında toplanmıştır.

Hamdullah Suphi, daha önce ve Fecr-i Atî döneminde yazdığı 32 şiirden 29'unu aruz, 3'ünü de heceyle kaleme almıştır. Şiirlerinin dili Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla doludur. Mesâ, melâl, matem, hayal, sükût, sis, mâh gibi Fecr-i Atî duyarlılığının belli başlı anahtar kelimelerini o da kullanmıştır. Ancak daha sonra şiiri bırakıp hitabet türüne yönelmiştir.

Diğer Fecr-i Atî şairleri arasında Köprülüzade Mehmet Fuat ve Abdülhak Hayri de sayılabilir.

 


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 14:20