Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Şiirlerinde Milli Mücadele

Fazıl Hüsnü Dağlarca:

 

       19 MAYIS DESTANI

 

Biz yurt üzre yaşama verenler sesleniriz al

                                                        uykularımızdan

Gövdemiz kanımız yok

Bir daha adarız ya

Bir daha canımız yok

Yerimize, Mustafa Kemal, bizim yerimize

Çek, kurtuluş bayrağını gönderimize.

 

BİR EV

 

İstanbul'da Harbiye'den Şişli'ye giden yolun sağında bir

                                                                  ev,

Yıldızları çok uykusu az.

Parladı birdenbire Yedi Tepe'ye karşı,

Yalaz yalaz.

 

Yüz yılda, bin yılda bir,

Öyle anlar geçer ki kara toprak üstünden.

Efsaneler başlar

Çağın akışı döner günden.

 

Soluk alıyordu yavaş yavaş,

Bilinmeyenin devi.

Olağanüstü bir olayla parlamakta,

Bu Mustafa Kemal'in evi.

 

TOPLANTI

 

Açılmıştı evin kapısı yıldırım alırcasına,

Merdivenlerde gök sesleri vardı.

Bir değildi artık Mustafa Kemal,

Bin bir soluğu birden duyardı.

 

Alaca ışık, mor ışık, yeşil ışık, al ışık,

Karanlığı tarihin kanayan bir nardı.

Gürzler, kalkanlar, tuğlar, turalar,

Geçmişin güzelliği gelecek kadardı.

 

Bir toplantı, odalar değil,

Yeryüzü dardı.

Kimdi bunlar, yüceliğiydi bir ulusun,

Beylerdi, paşalardı, hünkârlardı, hanlardı.

 

YİĞİTLER

 

Kimdi bunlar,

Yiğitleri nice savaşların.

Kalkmışlar işte

Toprak uykularından dağların, taşların.

 

Kimdi bunlar

Gecenin destanlarla ağaran yerine.

Hepsi yüreklerince kocaman,

Bıçakları, tüfekleri, palaları ellerinde.

 

Kimdi bunlar

Nur gibi işiyor gür sakallarının akları.

Toplanmışlar dört yönden buraya,

Omuzlarında kan bayrakları.

 

KALPAK

 

Büyürdü kalpağı Mustafa Kemal'in

Düşünüyordu

Sanki yeniden yaşamıştı en koyu karanlıklarda

Bin bir geceyle kardaş.

Sanki bir daha varmıştı en eski günlerden,

En yeni çağlara

Ki alaca dağlar yansımasıyla mordu.

 

EĞİTTİ BİRİ SORGUCU IŞIL IŞIL KARANLIKTA:

 

Ben Fatih Sultan Mehmet Han

Ne olmuşuz, İstanbul'um mu alınmış,

Bunca tuğlar arkasından.

 

Sallanmakta başım üzre kapkara bir an,

Ne olmuşuz, nedir bu düşman gemileri

Çarpmaz kıyılarıma dalgalar yasından.

 

EĞİTTİ BİRİ SORGUCU IŞIL IŞIL KARANLIKTA:

 

Ben Birinci Sultan Selim Han, Yavuz,

Bre türbem çevresinde gürültü eden kim,

Gayri nasıl esenlikle uyuruz.

 

Söyleyin, yoksa helal olmasın size ekmek tuz,

Kim yürüyor geceden ağır,

Kimin çizmesinde çınlıyor mahmuz.

 

Gökyüzü, bana mavi laleler açan havuz,

Ne diye böylesin kara

Yüreğim ne diye böylesin susuz.

 

EĞİTTİ BİRİ SORGUCU IŞIL IŞIL KARANLIKTA:

 

Ben Orhan Gazi, yetiştim geldim.

Her Türk bir temeldir, bir başlangıçtır oğullar

Ben de sizcek bir temeldim

 

Esmek isterseniz, yeldim,

Uyanırsınız, yaşamak su gibi akar,

Sularda sularda, büyüyen seldim.

 

Ben ayaktım, özgürlük üzre ben eldim.

Tutsaklık çirkinliktir oğullar,

Ben ne güzeldim.

 

YÜZLERİ

 

Toplanmıştı eve ovalarla dağlarla

Yurt uğruna ölmüşlerden bir ordu

Ne görünüyordu yüzleri

Ne görünmüyordu.

 

Kosova'dan üç yüz kılıç, Mercidabık'tan bin pala,

Uçları kıpkızıldı mosmordu.

Ne görünüyordu yüzleri

Ne görünmüyordu.

 

Yüzleri var, yüzleri yok

Hepsi kötü yöneticilerden eski günleri sordu.

Ne görünüyordu yüzleri

Ne görünmüyordu.

 

KAPUT

 

Büyürdü kaputu Mustafa Kemal'in,

Üşüyordu.

Evet üşüyordu dağlarıyla taşlarıyla

Kocaman bir yurt.

Alileriyle, Velileriyle, Kadirleriyle, Şehmuzlarıyle

Dağılmış, elinden silahları alınmış, köylerine

                                                        gönderilmiş,

Yasıyla çırılçıplak bir ordu.

 

SANCAKLAR

 

Mustafa Kemal'in evi kocaman olmuştu, apal olmuştu,

Kocaman gecede.

Bütün İstanbul uyurken,

Yürek çarparken düşüncede.

 

Uluydu yurtseverler toplantısı görkemliydi çok,

Korkunçtu.

Gürz sesleri gülbank vuruşları üstünde

Yaşamak tunçtu.

 

Kendini tanıtırken yasını açıklıyordu hepsi,

Bir kabzayı sıkan avuç neler saklar.

Geçmişin dağlarından geleceğin dağlarına

Sancaklar sancaklar sancaklar sancaklar.

 

                         (Fazıl Hüsnü Dağlarca, 19 Mayıs Destanı’ndan)

 


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 17:26