Turan Oflazoğlu'nun Tiyatrolarında Milli Mücadele

Seçilen Metin:

A.Turan Oflazoğlu

 

 

 

 

 

ATATÜRK

 

 

 

 

 

 

Ankara 1987

Atatürk Kültür Merkezi

 

 

 

 

 

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞI’NA BAŞLIYOR

 

 

KİŞİLER:

KORO (tek kişi de olabilir.)

MUSTAFA KEMAL PAŞA

KARABEKİR PAŞA

ALİ FUAT PAŞA

RAUF BEY

CEVAT PAŞA

MAKBULE

ZÜBEYDE

REFET PAŞA

REŞİT PAŞA

ALİ GALİP

CEVAT ABBAS

VASIF

MACİT

BEKİR SAMİ

RAİF HOCA

BİR GENÇ

GENERAL HARBOARD

HAMDİ

HALİDE EDİP

İSMET PAŞA

REŞİT

BİR SUBAY

BİR YAVER

FEVZİ PAŞA

Milletvekilleri, subaylar, askerler

 

 

KORO:

Savaş kötü, savaşı kaybetmek beter. Bu

duru yaz göğü gibi açık bir gerçektir.

Ancak, savaşa girilmişse bir kez

ve kaybedilmişse, bize düşen

yenilgiyi mutlaka zafere çevirmektir.

(Şişlideki ev)

 

MUSTAFA KEMAL:

Bir savaşa katılmak zorunda kaldı devletimiz

ve bu savaşta hemen bütün ordularımız dağıldı.

Bir bir elden çıkmakta köylerimiz, kentlerimiz, bölgelerimiz

düşman orduları yurdumuzun bağrına sokulmakta.

 

KARABEKİR:

Ama her şey bitmiş değil paşam.

 

MUSTAFA KEMAL:

Her şey bitseydi ben sizleri çağırmazdım,

sizler de kalkıp gelmezdiniz buraya.

 

ALİ FUAT:

Madem ulus yorgun, bitkin,

madem ki ordu diye bir şey kalmadı...

 

MUSTAFA KEMAL:

Demek ki sen, ben, o, her birimiz

birer ordu olmak zorundayız bundan böyle.

Bu her şeyin bitmiş göründüğü an

bir büyük başlangıç ânıdır belki de.

 

RAUF:

Demek bu da varmış kaderde.

 

MUSTAFA KEMAL:

Önümüze konmuş bir mermer kütledir kader.

Umutsuzluğa kapılıp baka kalmak da bize  bağlı,

ondan bir zafer anıtı yontmak da.

 

KARABEKİR:

Düğüm orda çözülecektir, Anadolu'da.

Askerlerim silâhlarını bırakmadılar henüz,

15. Kolordu emrinizdedir paşam.

 

ALi FUAT:

Benim kuvvetlerim de 20. Kolordu da.

Sizden Anafarta'larda yedikleri şamarı

unutmamışlardır İngilizler. Bir sabah,

Tanrı saklasın, tutuklayabilirler sizi; o zaman

karanlıkta kalır ulusun bütün yarınları.

İstanbul sizin için tekin değil paşam.

 

MUSTAFA KEMAL:

Anadolu'ya geçmeli, ancak orası tümüyle kurtulursa kurtulur İstanbul, Trakya ve bütün yitirdiklerimiz.

 

KARABEKİR:

Bunun için, paşam, savaş gerek;

savaş için de bize bir baş gerek.

 

MUSTAFA KEMAL:

Sen şimdilik, Fuat, 20. Kolordu karargâhını

Konya Ereğlisi'nden Ankara'ya aktarmaya  bak.

 

ALİ FUAT:

Demek paşam Anadolu'ya gelecek,

demek sonunda yüzümüz gülecek.

(Çıkarlar.)

 

MUSTAFA KEMAL (kendi kendine):

Çanakkale Boğazı'ndan sokmadığım düşman   donanması

çalımla gelip demir atmış İstanbul sularına,

hem de padişah sarayının tam karşısına.

Osmanlılık sona ermiş oluyor böylece.

 

KORO:

Yabancı güçleri atmalı bir an önce

ve bir yeni dirliğe başlamak için

yeni bir düzen yaratmalı bir an önce.

(Genelkurmay)

 

CEVAT:

Samsun ve dolaylarında asayişi bozanlar da Rumlar,

ikide bir saldırıp Türkleri öldürenler de;

oysa Türkler suçlanıyor ve bir Türk paşası

Türkleri cezalandırmak için yollanıyor Samsun'a.

 

MUSTAFA KEMAL:

Siz Genelkurmay Başkanı olarak, paşam,

yetki alanıma genişlik sağlar mısınız?

 

CEVAT:

Bir şey mi yapacaksın?

 

MUSTAFA KEMAL:

Paşam, gerekmiyor mu?

 

CEVAT:

Bir şey yapılması artık zorunlu,

birçokları gibi ben de biliyorum; ama

bunun ne olduğunu bilene rastlamadım daha.

 

MUSTAFA KEMAL:

Anadolu'da yetkim ne denli büyük olursa

etkim de o denli büyük olacaktır paşam.

 

CEVAT:

Bunları söyleyen herhangi biri değil de

Mustafa Kemal olduğuna göre,

Tanrı söyletiyor derim, can kulağıyla dinler

ve aklımın, yüreğimin olanca gücüyle desteklerim.

Uluslararası bir anlaşma imzalandı sözde.

İngiltere İzmir'i Yunan'a peşkeş çekerken

üzülmekten başka şey gelmiyor elden,

 

MUSTAFA KEMAL:

Paşam, bize yardım ediyor İngiltere,

yardım ediyor bize Yunan.

 

CEVAT (pek anlamamıştır, yine  de):

Söyleyen Mustafa Kemal olduğuna göre...

 

KORO:

Yıllardır savaşmaktan yorgun düşen ulusu

İzmir'in işgali ayağa kaldıracaktır;

gücünü tazelemekle kalmayacak,

asıl benliğini de bulduracaktır.

(Şişlideki ev)

 

MAKBULE:

Ağabeyim pek sevinçli geldi bu akşam eve.

İçi içine sığmıyordu kapıdan girerken.

Acaba neden?

 

ZÜBEYDE:

Bize söylenebilecek bir şeyse

ağabeyin kendisi açıklar bize.

 

MUSTAFA KEMAL (girerek):

Bu akşam anacığımın odasında

anacığımla kardeşimle yemek geldi içimden

Selanik günlerinde olduğu gibi

yer sofrasında.

 

ZÜBEYDE (iç geçirip):

Selanik...

 

MUSTAFA KEMAL:

Bu sofrada bir kuş sütü eksik!

Patates püreli rosto, yumurtalı ıspanak. . .

Tam gönlümce bir şölen bu.

 

MAKBULE:

Neyi kutluyoruz ki?

 

MUSTAFA KEMAL:

Anaların en iyisine sahip olmamı

ve en güzeline kızkardeşlerin,

Bu an başka mutluluk var mı?

 

ZÜBEYDE:

Oğulların en hayırlısı

herkesten önce duyan, önce gören

bir aldığını bin veren.

 

MAKBULE:

Niye bu akşam peki?

 

MUSTAFA KEMAL:

Yarın burdan ayrılıyorum da.

 

MAKBULE:

Gördün mü anne, bizi bırakıp gidiyor yine.

 

ZÜBEYDE:

Bir askerin kızkardeşi olduğunu

demek bunca yıldır öğretemedim sana

 

MAKBULE:

Savaş bitti ya!

 

MUSTAFA KEMAL:

Bizim savaşımız daha başlamadı bile.

 

MAKBULE:

Yoksa dünya savaşı olup bitmedi mi?

Yoksa devletimiz yenilmedi mi?

 

ZÜBEYDE:

Oğlum yenilmedi.

 

KORO:

Umutlar ona, o sana emanet

demir alıp Karadeniz'e açılan gemi.

Yolcunu limana iletinceye dek

kıyıların tuzaklarından sakın;

fırtınaya, dalgalara dikkat et

e mi?

(Samsun. Bando mızıka)

 

MUSTAFA KEMAL:

Samsun sancakbeyiyle yanındakiler

doğrusu candan karşıladılar bizi,

ama halkta bir eziklik vardı nedense.

 

REFET:

Yunan'ın İzmir'e el koyması

yüreklerini daraltmış buradaki insanlarımızın.

Kentin yöresini Pontus eşkıyası tutmuş;

içerde İngiliz askerlerinin varlığı

Rumları taşkınlıklara salarken

ürkek ve çekingen kılıyor Türkleri.

Samsunlu kendi başının derdine düşmüş.

 

MUSTAFA KEMAL:

Ama Samsunlu olmaktan önce

Türk olduğunu hatırlamalı Samsunlu;

anlamalı ki, bağımsız Türkiye yoksa

özgür Samsun da yoktur.

(Telgraf makinesi)

"Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kâzım   Karabekir Paşa'ya, Ankara'da 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa'ya, Trakya'da I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey'e, Kon­ya'da Ordu   Müfettişi Mersinli Cemal Paşa'ya: Ulusa ve ülkeye borçlu olduğumuz bu en son vicdan görevini, yakından ve birlikte çalışarak en iyi   başarabileceğimize inandığım için kabul ettim."

(Dağ başını duman almış" ezgileri: Havza)

Havzalılar! Durumu benden iyi biliyorsunuz:

Yunan ordusunun İzmir'imizi aldığını,

Manisa'mızı, Urla'mızı, Aydın'ımızı ele geçirerek

yurdumuzun derinliklerine daldığını...

 

KORO:

Düşmanın bize biçtiği tutsaklık kaftanını

yırtıp atarız biz; yurda zorla girenleri

bir gün önümüze katarız biz!

 

MUSTAFA KEMAL:

En zorlu düşmanı dahi alt etmemiz için,

En çetin sorunlar karşısında kendimize yetmemiz için,

Havzalı, Samsunlu olarak değil, İzmirli,  Manisalı

Erzurumlu, Sivaslı, Ankaralı olarak değil

Türk olarak, Türk'ün geçmişiyle geleceğiyle dolarak

savaşmamız gerek; bunun için de

önce dar sınırlarımızı aşmamız,

bütünlüğe ulaşmamız gerek!

 

KORO:

Madem artık o var başımızda,

ayrı düşmüş olanları tek can eyler

sesi yankılanarak dağımızda taşımızda.

("Dağ başını duman almış" ezgileri: Amasya)

 

MUSTAFA KEMAL:

Amasyalılar! Çarıkları çekerek, dağlara çekilerek

yurdu savunmalıyız en son kayasına dek.

Yenilirsek, çırılçıplak bir çöl bırakırız düşmana

bütün kentlerimizi, köylerimizi ateşe vererek.

Bunun için, Amasyalılar, birlikte and içelim,

bize uygun olanı kendimiz seçelim!

 

KORO:

Ulus olanca varlığını ortaya koyarak

amaç güllerini kendi eliyle derecektir;

Yoksul bağımsızlığı zengin tutsaklığa yeğ sayarak

büyüklüğüne tekrar erecektir.

(Sivas)

 

REŞiT PAŞA:

Örsle çekiç arasında kaldım:

Bir yanda Mustafa Kemal'in Amasya genelgesi, bir yandaysa Mustafa Kemal'i mahkûm eden buyruğu İstanbul'un.

("Dağ başını duman almış" ezgileri yaklaşırken)

 

ALi GALiP:

Geliyor Mustafa Kemal! Sivas valisi olarak

ne yapmayı düşünüyorsunuz bu durumda?

 

REŞiT PAŞA:

Elazığ'a gelseydi siz ne yapardınız efendim

Elazığ valisi olarak?

 

ALi GALiP:

Tutuklayıp İstanbul'a gönderirdim.

 

REŞiT PAŞA:

Ulusu arkasına almış, ulusun kendisi olmuş birine

kimin haddi el uzatmak?

 

ALi GALİP:

Devletten yana olmayan devlete karşıdır  ama.

 

REŞiT PAŞA:

Bakın, paşa Sivas'tan geçip gidiyor,

buyurun tutuklayın varmadan Erzurum'a.

 

KORO:

Mavi havayla kara toprağı

can cevherinin al kana çevirmesi;

dört bir yana saçılmış kıvılcımları

kutlu bir yangına çevirmesi.

(Erzurum: Telgraf makinesi)

 

BiR SES:

Padişah Hazretleri şahane selâmlarıyla

muhabbet ve güvenlerini bildirerek

gözlerinden öper Paşa'nın.

 

MUSTAFA KEMAL:

Bakalım ne çıkacak bunun ardından.

 

SES:

Paşa’yı büyük işler bekliyor İstanbul'da.

 

MUSTAFA KEMAL:

Burada daha büyük işler bekliyor.

 

SES:

Hiç değilse Erzurum'dan ayrılsa paşa,

Anadolu'nun dilediği yerinde biraz dinlense.

 

MUSTAFA KEMAL:

Dinlenecek zaman değildir.

 

SES:

Öyleyse kendisi bilir.

(Telgraf konuşması kesilir.)

 

MUSTAFA KEMAL:

Müfettişlik alanıma giren yerlerle bağlantı kurulsun,

sesim ülkenin dört bucağında duyulsun!

(Telgraf makinesi)

"Resmî sıfat ve yetkilerden ayrılmış bulunuyorum. Bütün ulusuma bildiririm ki, yalnız onun yüce gönlüne ve sonsuz sevgisine güvenerek, onun bitmez tükenmez verimlilik ve güç kaynağından esinlenerek sürdüreceğim görevimi bundan böyle."

 

RAUF:

Padişahın size bağışladığı yetkiden ayrılmanız

halkın üzerindeki etkinizi azaltmaz.

 

MUSTAFA KEMAL:

Arkamızda kalan bütün köprüler atılmış oldu.

 

RAUF:

Önümüzde yeni köprüler kurmak için gerekliydi bu.

 

YAVER (heyecanla girerek):

Kolordu komutanı geliyor paşam.

MUSTAFA KEMAL :

Yalnız mı?

YAVER:

Ardında bir süvari bölüğü var.

 

MUSTAFA KEMAL:

Benden boşalan yere Karabekir geçti galiba.

 

RAUF:

O kimseyi satmaz paşam, hele sizi.

 

MUSTAFA KEMAL:

O da bir asker ne de olsa.

"Mustafa Kemal ordudan atılmıştır,

onu gönderip yerini sen al" diye

İstanbul'dan emir gelmişse bir kez,

Karabekir Paşa emre karşı gelemez.

 

KARABEKİR (girer, esas duruşla selâm verip):

Kendimin, subaylarımın ve askerlerimin

bağlılığını getirdim size. 15. Kolordu

bütün varlığıyla emrinizdedir paşam.

(Mustafa Kemal’le kucaklaşırlar.)

 

KORO:

Bütün dünya bilsin ki

güdük emeller uğruna toplanmıyoruz biz;

bütün dünya bilmeli ki

parça parça kurtulmaya inanmıyoruz biz.

 

MUSTAFA KEMAL:

Efendiler! Erzurum'da alınacak her karar

ülke çapında geçerli olacaktır; ve gerektiğinde

ulusun güçlerini etken, ulusun iradesini egemen kılan

yeni bir hükûmet kurulacaktır. Bunun için de

ulusun kendisine, yalnız ona başvurulacaktır.

 

KORO:

Gece  gelip  ortalığı kaplayınca

gündüzü büsbütün unutanlar;

tehlike karşısında kalınca

yaşam sancağını yere atanlar...

 

MUSTAFA KEMAL:

Efendiler! Sizler nice güçlüklerle başedip

nice engelleri aşarak geldiniz Sivas'a.

Oysa, kurtulmayı denemeden pes etmek isteyenler var,

bizi ancak başkaları kurtarabilir diyenler var.

Onları dinleyelim.


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 17:39