Köktürkçe Yazıtlar


Köktürkçe Yazıtlar 


Köktürk harfleriyle (Orhun, Türk-runik veya runik harfleriyle) yazılmış yazıtlar, Talat Tekin’in “Göktürk Alfabesiyle Türkçe” (Tarih ve Toplum, Şubat 1984 veya Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Simurg, Ankara 1997, s. 17-30.) başlıklı makalesinde altı grup altında şu şekilde değerlendirilmiştir.


        1.  Köktürk Yazıtları: İkinci Köktürk Kağanlığı (682-745) döneminde dikilmiş yazıtlardır.

            Költigin (KT- 732)

            Bilge Kağan (BK- 735)

           Tonyukuk (T- 720-725 veya 732’den sonra)

            Çoyren Yazıtı (Ç- 688-692)

            Küli Çor (KÇ- İhe Hüşötü 719-723)

            Ongin (O- Işbara Tarhan 732-735)

        2.  Uygur Yazıtları: 745’te II. Köktürk Kağanlığı tamamıyla yıkılıp onun yerine 840’a kadar devam eden I. Uygur Kağanlığı döneminden kalan runik harfli metinler bu grubun malzemesini oluşturur.

            Mayan Çor (MÇ- Şine Usu 759-760)

            Taryat (Terhin- 753)

            Karabalgasun (808-821)

            Suci (820-840)

            Tez Yazıtı (750?)

            II. Karabalgasun (825-840)

        3. Yenisey Yazıtları: Yenisey ırmağının yukarı taraflarında bugün Rusya’nın Hakas otonom bölgesindeki irili ufaklı mezar taşlarıdır. Bu yazıtların Köktürk Kağanlığı yıkıldıktan sonra buralara hâkim olan bazı Köktürk liderleri tarafından diktirilmiş olduğu sanılıyor. Hiçbirinde tarih bulunmayan bu yazıtlar fazla yıpranmış ve silik olduklarından, Köktürk yazıtlarından önce dikildikleri söylense de bu iddia arkeolojik verilerle doğrulanmamıştır. Yeni bilimsel araştırmalar bu yazıtların, Kırgızlar tarafından 9-10. yy’larda dikildiğini ortaya koymaktadır.

        4. Hoytu-Tamir Yazıtları: Sayıları 10 kadardır. Siyasi tarih bakımından önemli bazı cümleler vardır. Bunların Köktürk çağına ait oldukları sanılmaktadır.

        5. Talas Yazıtları (Batı Türkistan Yazıtları): Kırgızistan’da Talas ırmağı kenarında yer almış olan bu yazıtlar, yazılış düzeni bakımından diğerlerinden ayrılıyor. Talas Yazıtlarında satırlar yukarıdan aşağıya ve sağdan soladır. Ayrıca bazı harflerin şekillerinin değişik olması bakımından ilgi çekmektedir. Bu yazıtların dışında Talas vadisinde bir ağaç çubuk üzerine yazılmış Köktürk harfli kısa bir metin de vardır.

        6. Doğu Türkistan Yazmaları: Yazmaların bu adla anılmasının sebebi Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerinde bulunmasından dolayıdır. Bu yazmalar içinde hacim bakımından en önemlisi Irk Bitig’dir. 114 sayfalık bu eserin ilk yayımlayanı W. Thomsen’dir. Thomsen, eserin 9. yy’a ait olduğu tahmininde bulunmuştur.

  

Yukarıda da görüleceği gibi, Köktürk harfli metinlerin çoğunluğu II. Köktürk Kağanlığı dönemine ait olsa da bu alfabeyle yazılmış metinlerin yazımı sadece bu süre zarfında olmamıştır. Köktürk yazısı, Köktürk Kağanlığı yıkıldıktan sonra aynı coğrafya üzerinde hüküm süren Ötüken Uygur Kağanlığı ve onun ardından Kırgız Kağanlığının kullandığı yazı olmuştur. Ayrıca runik harfli metinlerin dağılım sahası konusunda yukarıda vermiş olduğumuz bilgi, oldukça damıtılmış bir bilgidir. Bu konuda pek çok çalışma yapılmış olup bugün de çalışmalar devam etmektedir.

 

Köktürk Harfli Yazıtların Keşfi


Türk-runik harfli metinlerin keşfi Türkoloji araştırmalarının seyrini değiştirmiştir. Ancak bu keşif kolay olmaz. Başlangıçta Çin yıllıklarında Türklere ait olduğu belirtilen bu yazıtlardan söz edilir. Ayrıca 13. yüzyıl İlhanlı tarihçisi Alâeddin Ata Melik Cüveynî, dünya tarihi ile ilgili Târîh-i Cihânguşâ adlı eserinde Türklere ait yazılı taşların haberini verir. Cüveynî eserinde şöyle der: 


Bir Uygur efsanesine göre, onların dünya yüzüne çıktıkları ilk yer Orhun nehrinin kıyısıdır. Bu nehir, Karakorum denilen bir dağdan çıkar ... Bunlardan başka bir nehrin kenarında eskiden Ordu-Balık, bugün ise Mavu-Balık denilen bir şehir vardır. Bu şehrin yakınında bulunan kayalara yazılar yazılmıştır. Ben onları gördüm.”  

(M. Öztürk (Çev.), Alaaddin Ata Melik Cüveyni. Tarih-i Cihangüşa, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988, s. 116.).


Türk-runik harfli yazıtlar hakkında bilgi veren diğer bir kişi de N. Milesco’dur. Milesco, Rus çarı Aleksi Mihayloviç’in elçisi olarak 1675’te Çin İmparatoru K’ang Hsi’nin sarayına gitmek için Moskova’dan ayrılır ve bu seyahat sırasında günlük tutar. Milesco, bu seyahat sırasında Yenisey nehrinin yukarı kısmındaki bazı yazılı taşlara ait kayıtlar tutmuştur: 


“Krasnoyarsk halkı, Yenisey’e şerbetçi otu toplamağa çıkarlar. Yenisey, o adacıklar üzerinde gür bir şekilde doğar ve hızla akar. Nehir kıyısında dik bir kaya vardır. Kayanın üzerinde taşa kazılmış, bilinmeyen bir yazı ve yazının ortasında çapraz kazılmış, elinde âsâ ve bu türden başka şeyler bulunan insan figürleri vardır. Bunların kazıldığı yerde bir çukurun bulunduğu söylenir; fakat hiç kimse, buradaki yazının ne olduğunu ve kimler tarafından yazıldığını bilmez…” 

(Gh. I. Constantin, “Yenisey Eski Kırgız Yazıtlarının İlk Zikri: Çin'e Giden Romen Seyyahı Nicolaie Milesco (Spathary)’nin Günlüğü-1675”, TDAY-Bellten 1985, Ankara 1985, s. 1-7.) 


Milesco’nun  “çukur yer” ifadesine bakarak bu yazıtın Ak-Üs yazıtı veya “ellerinde âsâ ve benzeri şeyler bulunduran insan figürleri” ifadesini dikkate alınca bu yazıtın, Kara-Üs yazıtı olabileceği tahmini yapılmıştır. 

Yenisey yazıtları, ilk olarak 1721 ve 1722 yılllarında Strahlenberg ve Messerschmidt tarafından Yenisey nehrinin yukarı mecrasında bulunur. Poltava Savaşında esir düşen Strahlenberg, daha sonra Messerschmidt adlı bir bitki bilimcinin yanına yardımcı olarak verilir ve bilim adamı titizliğinde olan bu iki kişi, Yenisey vadisinde araştırma yaparken bir taşa rastlar. Messerschmidt’in araştırma gezisi sırasında tuttuğu notların yayımlanması için ne yazık ki 240 yıl beklemek gerekecektir. Messerschmidt’in 1720 ile 1727 yıları arasında Sibirya’da yaptığı araştırmalarının sonucu, kitabının birinci cildi olarak 1962’de yayımlanır. Messerschmidt’in notları, 1729’da Petersburg İlimler Akademisi bülteninde bildiri olarak yayımlanır, fakat hak ettiği ilgiyi göremez.

Johann Philipp Tabbert (von Strahlenberg)’in kitabı ise (Türkçeye çevirisi ile kitabın adı: Asya ve Avrupa’nın Kuzey ve Doğu Kısımları) 1730’da Stockholm’de yayımlanır. Kitapta iki yazıtın ve yazıtlar üzerindeki harflerin şekilleri de vardır. Kitabın yayımlandığı tarihten itibaren Avrupalı doğu bilimciler, Altayistler ve Türkologlar, bu bilinmeyen yazının çözümü için uğraşmaya başlarlar.

Spasskiy, 1818 yılında Sibirya ile ilgili bir bültende Sibirya’ya ait eski eserler hakkında bir yazı yazar. Bu yazı 1822’de Latinceye çevrilir. Bunu okuyan Avrupalılarda, özellikle Finlandiyalılarda, büyük merak uyanır.

1847’de Castrén, aynı bölgede runik harfli yeni taşlar bulur.

Fin Arkeoloji Cemiyeti, 1887-1888 yıllarında Johan Aspelin başkanlığında Abakan ve Altay bölgelerine iki sefer düzenler. Heyet, eski ve yeni 32 taşın mükemmel kopyalarını 1889’da Helsinki’de yayımlar (Inscriptions de l'Iénisséi, recueilles et publiées par la Société finlandaise d'Archéologie, Helsingfors, 1889.). Bu, Yenisey vadisinde yer alan, o güne kadar bilinen yazılı taşların tamamını içermektedir. Yalnız bu yazıtlar, yazının çözümü için yeterli büyüklükte değildir. En büyüğü 12 satırlık, tahribat ve silintilerin fazla olduğu yazıtlardır.

Rus Coğrafya Cemiyeti, 1889’da Mihayloviç Yadrintsev başkanlığındaki bir heyeti Orhun ırmağı kıyılarına araştırma için gönderir. Bunlar, Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarını bulur ve aynı yıl bu buluşu duyururlar (Anciens caractéres trouvés sur des pierres et des ornements au bord de l'Orkhon, 1890.).

Bunun üzerine Fin Arkeoloji Cemiyeti ve Fin-Ugor Cemiyeti, bölgeye hemen Heikel başkanlığında yeni bir heyet gönderir. 1892’de heyet, Helsinki’de rapor, açıklama ve araştırmalarla birlikte yeni anıtların mükemmel bir atlasını yayımlar (Inscriptions de l'Orkhon, recueillies par expédition finnoise 1890 et publiées par la Société finno-ougrienne, Helsingfors, 1892). Bilim dünyasında Fin Atlası olarak bilinen bu yayın ile Költigin ve Bilge Kağan anıtları ilk defa bilim dünyasına sunulmuştur.

1891’de Ruslar da aynı bölgeye Radloff başkanlığında bir heyet göndermiş, heyet yazıtların resimlerini çekmiş ve kopyalarını çıkarmıştır. Bilim dünyasında Radloff Atlası olarak bilinen atlas da bu şekilde yayımlanmış olur (Atlas der Altertümer der Mongolei, Saint-Pétersbourg, 1892-1899.).

Bu iki atlas, kalıpları alma yöntemleri bakımından farklıdır. Radloff kalıplar üzerinde çok rötuş yapmıştır. Diğer yandan bunlar birbirini tamamlayan atlaslardır.

Bu şekilde ilk yayımları yapılan eski Türk-runik harfli yazıtlardan Költigin Yazıtı’nın Çince yüzünün okunmasıyla, yazıtların Türklere ait olduğu anlaşılmıştır.

 

Köktürk Alfabesi


Köktürk (Orhun, Türk-runik) alfabesi, Türkçenin yazımı için Türkler tarafından kullanılmış, bugüne kadar bilinen, ilk alfabedir. Bugün özellikle Batıdaki Türkologlarca bu alfabeye “Türk-runik alfabesi” veya “runik” denmesinin nedeni, bu harflerin runik adı verilen eski İskandinav kitabelerinin yazımında kullanılan harflere benzemesidir. (Talat Tekin, “Göktürk Alfabesiyle Türkçe”, Tarih ve Toplum, Şubat 1984 veya Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Simurg, Ankara 1997, s. 17-30.) 

İlk okunan Köktürk yazıtları olan Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarında 38 harf vardır. Bu harflerin 4’ü ünlüdür. a-e, ı-i, o-u ve ö-ü ünlü çiftleri tek bir işaretle gösterilir.


 Ünlüler

Ünlü işaretlerinin her biri iki farklı ünlüyü gösterir yani /a/ ve /e/, /ı/ ve /i/, /o/ ve /u/, /ö/ ve /ü/ ünlüleri yazıdan ayırt edilemez.

 

Ünlülerin yazımındaki bu noksanlık, ünsüzler konusunda giderilmeye çalışılmıştır. Alfabede 10 ünsüzün art (kalın) ve ön (ince) olmak üzere iki biçimi bulunmaktadır.

 Ünsüzler

Bu durum a/e ve ı/i ünlülerinin yazıda ayırt edilmesini sağlarsa da o/u ve ö/ü ünlülerini ayırt etme olanağı yoktur. Örneğin, iki tane k ve l işareti vardır. Bunlardan k1 ve l1 kalın ünlülü, k2  ve l2 ise ince ünlülü sözcüklerde kullanılır. kal- eylemini yazmak için k1 ve l1, kel- için ise k2 ve l2’nin yazılması gerekeceği açıktır.

 

Köktürk alfabesinde 7 ünsüzde artlık-önlük (kalınlık-incelik) ayrımı yapılmamıştır yani bu ünsüzler nötr durumdadır.

 

 notr

 

Köktürk alfabesinde çift ünsüz işaretleri için 3 harf kullanılmıştır.

 

     CİFT

 

Geri kalan ünsüz harfler, hece işaretleridir.

 

         hece

 

Yukarıda gösterilen işaretler, tekrar edecek olursak, sadece Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarında geçen işaretlerdir. Tonyukuk Yazıtı ve diğer Köktürk harfli metinlerde geçen harfler bunlarla sınırlı değildir. Tüm Köktürk harfli metinlerde toplam harf sayısı 50’yi bulmaktadır.

  

Alfabenin Kökeni


Orhun, Yenisey ve Talas vadisinde bulunan yazıtlarda kullanılan alfabenin kökeni, yazıtların bulunduğu günden beri araştırılmış ve çeşitli çalışmalara konu olmuştur. Köktürk alfabesi, 1891’de Heikel tarafından Run alfabesine benzetilerek “runik yazı” diye adlandırılmıştır. Daha alfabe çözümlenmeden, 1892 yılında Otto Donner (Inscriptions de l’Orkhon, Helsingfors 1892, XLXXX ve devamı), Köktürk alfabesini, Küçük Asya alfabelerinden Likya ve Kayra alfabelerine benzetmiş ve bu alfabelerden çıkmış olabileceğini dile getirmiştir. Alfabeyi çözüme kavuşturan Thomsen (Inscriptions de l’Orkhon déchiffrées, Helsingfors 1896, s. 44 ve devamı), Donner’in söylediklerini kabul etmemiş, Köktürk yazısının kökeninin ya İran alfabesi aracılığı ile ya da doğrudan Sâmi alfabesi olduğunu belirtmiştir. 1894’te Aristov ve 1897’de Mallitskiy, Orhun alfabesinin Türk damgalarından çıktığı görüşünü ileriye sürer. Reşit Rahmeti Arat ve Ahmet Caferoğlu da bu görüşü paylaşırlar (Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi I, İstanbul 1958, s. 115). Rus dilcisi E. D. Polivanov 1925’te yazdığı makalede, bu yazının kökenini Türk damgalarına bağlamış olmakla birlikte yazının Arami-Sogd ve Pehlevi alfabelerinden de etkilenmiş olabileceğini bildirmiş, ayrıca bu alfabedeki bazı işaretlerin ideografik kökenli olduğu üzerinde durmuştur. Ahmet Cevat Emre (Eski Türk Yazısının Menşeği, İstanbul 1938.) bu konuda daha da ileri giderek Türk-runik alfabesindeki tüm işaretlerin ideografik ve Sümer yazısı ile aynı olduğunu belirtmiştir. 1962 yılında İngiliz Türkologlarından Sir Gerard Clauson bu alfabenin kökenini Sogd ve Grek alfabelerine bağlamıştır.

Köktürk alfabesinin kökeni konusunda ileri sürülen bu görüşlerden bugün için Türkoloji topluluğunda en geçerli olanı, Thomsen’in Sami köken görüşüdür.

 

Köktürk Alfabesinin Çözümü


1891 yılında yazıtların bulunduğu Orhun bölgesine araştırma heyetiyle giden W. Radloff, yazıtlardaki yazıyı çözmek için heyetle birlikte geri dönmemiş, Pekin’e gitmiştir. Çin’e gitme nedeni ise yazıtlardaki Çince metinleri, tercüme ettirmektir (Ahmet Temir, Türkoloji Tarihinde Wilhelm Radloff Devri, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1991.).

Ancak atlasların yayımlanmasının ardından 1892’de Almanyalı Sinolog George von de Gabelentz ile Hollandalı Sinolog Gustave Schlegel yazıtlar üzerindeki çalışmalarının sonrasında bu yazıtların Köktürkler zamanından kaldığını söylemişlerdir. Böylece yazıtların Türkçe olduğu anlaşılınca Türkologlar bu yazıyı çözümlemek için uğraşmaya başladılar.

Danimarkalı genel dilbilim profesörü Wilhelm Ludwig Thomsen de bu uğraşı verenler arasında idi. Nihayet Thomsen, 25 Kasım 1893’te alfabeyi bütünü ile çözmüş ve bunu 15 Aralık 1893’te Bilimler Akademisinde “Orhun ve Yenisey Yazıtlarının Çözümü: İlk Bildiri” başlıklı makalesi ile dünya kamuoyuna duyurmuştur. Bu makaleyi Vedat Köken Türkiye Türkçesine çevirmiş ve bu çeviri Türk Dil Kurumu Yayınları arasında 1993 yılında makalenin çevirisi ile aynı adda yayımlanmıştır.

Thomsen’in bu çözüşte ilk tanıdığı harf, iyelik eki olan –ı/-i sesi idi. O, önce satırların sırasını, istikametini ve hangi harflerin ünlüleri gösterdiğini tespit etmiş, ondan sonra anahtar sözlere ihtiyaç duymuş, Çince yüzdeki şahıs, yer ve boy adlarından (Költigin, Türk, kün, tört, teŋri gibi) faydalanmıştır. Thomsen, bunun için de aynı yıllarda Gustave Schlegel’in Çince kısmının çevirisini düzenleyen E. H. Parker’in İngilizce yayımını kullanmıştı. Bunlar yazının çözümü için bir bakıma çıkış noktası olmuştur. Ancak bu yazı çözülmeden önce yazıtların Türklere ait olduğu Çince yüzlerinden öğrenilmiş, dili de belli olmuştu. Okunamayan yazının ve yazıdaki dilin kime ait olduğu anlaşılmıştı.


Köktürkçe Belli Başlı Yazım Kuralları


Söz başı ve içindeki a/e ünlüleri genelde yazılmaz. Aşağıda parantez içinde yazılı olan ünlüler orijinal yazımda gösterilmez:

         d1 k1 = (a)d(a)k = “ayak”

         r2 n2 = (e)r(e)n = “eren”

Baştaki ve hece başındaki a/e ünlülerinin yazılmamasının nedeni, ünsüz işaretlerinin a/e ile başlayıp kapalı hece durumunda (b2’nin eb, k1’in ak şeklinde) okunmalarıdır.

 

Söz başı ve ilk hecedeki düz-dar ünlüler (ı, i) ve yuvarlak ünlüler (o, u, ö, ü) daima yazılır.

         ır(a)k = “ırak, uzak”

         bod(u)n = “halk”

         üze = “üst, üzerinde”

         ölti = “öldü”

 

Söz sonundaki bütün ünlüler yazılır.

 

İlk hecenin düz ünlüsünden sonraki düz-dar ünlüler genellikle yazılmaz.

s(e)b(i)n(i)p = “sevinip”

 

İlk hecenin düz ünlüsünden sonraki yuvarlak ünlüler genelde gösterilir:

         ıduk = “kutsal, mukaddes”

         k(e)lürt(ü)m = “getirdim”

 

İlk hecenin yuvarlak ünlüsünden sonraki yuvarlak ünlüler genelde yazılmaz.

         ul(u)g = “ulu, büyük”

         köŋ(ü)l = “gönül”

 

Ayrıca Orhun yazıtlarında üst üste konulmuş iki nokta dışında herhangi bir noktalama işareti kullanılmamıştır. Bu işaret sözcükleri veya söz öbeklerini ayırmak için kullanılır. Fakat her sözcük sonunda : işareti kullanılmamıştır. Tek heceli veya çok kısa sözler genellikle kendinden sonra veya önceki sözcükle birlikte yazılır.

  

Orhun Yazıtları: Költigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk Yazıtları


II. Köktürk Kağanı Bilge Kağan ve kardeşi Költigin için dikilen yazıtlar ile İlteriş Kağan’dan itibaren devlet adamı olan Tonyukuk adına dikilen yazıt, Köktürk alfabesi ile yazılmış yazıtlar arasında en büyük ve en az tahribata uğrayanlardır. Bu yazıtlar, I. Köktürk Kağanlığı’ndan başlayarak Köktürk devletinin öyküsünü aktarırlar. Bir başka deyişle o devletin siyasî ve kültür tarihini yansıtırlar. 

Moğolistan’ın Orhun Irmağı kıyılarında Karakurum ve Karabalgasun’da araştırmalar yapan Rus Coğrafya Cemiyeti, 18 Temmuz 1889 tarihinde büyük bir keşfe imza atar. Heyetin başında bulunan gazeteci ve etnograf Mihayloviç Yadrintsev, Karabalgasun’da, Orhun ırmağının eski yatağı yakınlarında, Koço Çaydam Gölü civarında birtakım heykeller, balballar ve yıkıntılar arasında Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarını bulur. İki yazıt arasındaki mesafe 1 km kadardır.

Költigin yazıtı, koń yılka yiti yigirmi (“koyun yılının on yedisi”) yani 27 Şubat 731’de ölen Költigin adına kardeşi hükümdar Bilge Kağan tarafından 732’de dikilmiştir. Yazıtta konuşan, yani müellif Bilge Kağan’dır. Bilge Kağan yazıtı ise ıt yıl onunç ay altı otuzka (“köpek yılının onuncu ayının yirmi altısı”) yani 25 Kasım 734’te ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Tigin tarafından 735’te dikilmiştir. BK yazıtının büyük bölümü KT yazıtıyla aynıdır. Çok az bir kısım, Költigin’in ölümünden sonraki olaylar için ayrılmıştır. Talat Tekin’e göre bu kısımlar, Bilge Kağan’ın oğlu Tenri Tigin’e aittir. Her iki yazıt da dört yüzlü tek parça taş olup kaplumbağa kaide üzerine oturtulmuştur. Yazıtların batı yüzleri Çincedir.

Költigin yazıtının bulunduğu taşın yüksekliği 3.75 m’dir. Anıtın bütün yüzleri 2.75 m. boyutunda yazıtlarla kaplıdır. Doğu yüzünde 40 satır, kuzey ve güney yüzlerinde 13’er satır vardır.

Bilge Kağan yazıtı, Költigin yazıtından birkaç cm daha yüksektir. Ancak bu yazıtta okunamaz durumda olan satırlar diğer yazıta göre çok daha fazladır. Her iki yazıtı, taşlar üzerine hâkkeden (kazıyan) Költigin’in atı’sı (yeğeni) Yolluğ Tigin’dir.

Tonyukuk yazıtı, F. Klementz tarafından 1897’de Moğolistan’da, Tola ırmağı kenarında bulunmuştur.

Tonyukuk yazıtı aynı boyda, dört yüzlü, iki yazılı taştır. Bu yazıtın dikildiği tarihin yazılı olduğu yer fazlasıyla tahrip olduğundan bu konuda çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür. W. Thomsen, Tonyukuk yazıtının dikiliş yılı olarak 725 yılını kabul ederken bu konuda Türkiye’deki tek çalışmayı yapan Talat Tekin, 720-725 yılları arasını kabul eder. Ancak, en azından Költigin yazıtının dikildiğini gören Tonyukuk’un buna bir tepki olarak kendi yazıtını diktirdiği olasılığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Yani yazıtın 732’de veya ondan birkaç yıl sonra dikilmiş olması da mümkündür. Yazıttaki üslup farklılığının bir nedeni de budur. Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarında canlı, heyecanlı, parlak ve etkileyici bir üslup hâkim iken Tonyukuk yazıtında daha ciddî, seçkin sözler ve ifadeler yer almaktadır. Yaşlı Tonyukuk özüm karı boldım (T 56) ifadesi ile yaşlılığından bahsetmektedir. Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarında Tonyukuk’tan söz edilmediğine göre, herhâlde vezir, kendi yazıtında adı geçenlere ciddî bir cevap vermektedir. Tonyukuk yazıtının kimin tarafından yazıldığı bilinmemektedir. Bu yazıt hiç şüphesiz Tonyukuk hayattayken tertip edilmiştir. Kendisi bizzat yazmamış olsa da hâk ustalarına metni yazdırmış ve yazıtın düzenlenmesiyle de uğraşmış olmalıdır.

Tonyukuk yazıtında diğer iki büyük yazıtta yer almayan işaretler bulunduğu gibi yazının istikameti de farklıdır. Bilge Kağan ve Költigin yazıtları aşağıdan yukarıya ve sağdan sola doğru yazıldığı hâlde Tonyukuk yazıtı bunun tersi istikamettedir.


Orhun Yazıtlarında Üslup


Költigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtları, Türklerin tarihî, sosyal ve siyasî durumunu gelişmiş, güzel bir dille anlatan en önemli ve en uzun yazıtlardır. Ayrıca bu yazıtlar, Türk dilinin gramer unsurlarının tespit edilebileceği düzeyde olup Türk dilinin kendi bünyesi içinde, yabancı unsurlarla karışmadan ileri bir düzeye eriştiğini de açıkça göstermektedir. 

Yazıtlar, bir kağanın veya bir kahramanın başarı için yapması gerekenleri anlattığı gibi, iyi bir kağanın veya iyi bir devlet adamının yönetiminde halkın içinde bulunduğu refahı ve bunun tersi bir durumda halkın içine düştüğü kötü durumu anlatan mezar taşlarıdır. Aynı zamanda bunlar, sadece mezar taşları olmayıp hükümdarın hükümranlığı altındaki tüm insanlara hitap ettiği birer siyasî beyanname karakteri de taşımaktadır. Anlatım canlı ve samimî bir üsluptadır. Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarında millî gurur ve heyecanı dile getiren şu cümlelere rastlanır:


    “Türk milleti yok olmasın, millet olsun (bağımsız iktidar sahibi olsun)” (KT D11, BK D22)

    “Başı olanın başını eğdirmiş, dizi olanın dizini çöktürmüş” (KT D2, BK D13)

 

Bu kahramanlık ifadeleri, Türk milletinin sonsuza kadar yaşaması için söylenmiş öğretilerdir. Diğer taraftan yazıldıkları dönemi, milletin ve kağanların ayrıca komutanların kahramanlıklarını överek uzun uzadıya anlatış tarzı ve bunların geleceği daha iyi görmeye ve düşünmeye teşvik edilişleri, anıtların bütün Türk milletine her dönemde hitap eden bir eser olduğunu kolayca ortaya koymaktadır. Anlatılmak istenen konular düzgün cümlelerle anlatılmış, bu cümleler bugün de kullanılan deyimler, atasözleri ve teşbih (benzetme) gibi edebî sanatlar ile süslenmiştir. Cümleleri birbirine bağlayan fiil tekrarlamalarına da sık sık rastlanır. Örneğin;

    “Çin hakanına (devletine) düşman olmuş, düşman olup” (KT D9, BK D9)

    “hepsi yedi yüz kişi olmuş, yedi yüz kişi olup” (KT D13, BK D11)

gibi fiil tekrarları,

    “şehirdekiler dağa çıkmışlar, dağdakiler inmişler” (KT D12)

veya

    “başını eğdirmek, dizini çöktürmek”

gibi deyimler,

    “kanın su gibi aktı, kemiğin dağ gibi yattı” (KT D24)

    “süngü batımı karı söküp” (KT D35)

    “Türgiş hakanın ordusu Bolçu’da ateş ve kasırga gibi geldi” (KT D37)

gibi teşbihler,

    “(bir şeyi) yufka iken toplaması (bükmesi), kolay imiş, ince iken kırması (yine) kolay (fakat) yufka kalın olur ise bükmesi zorlu imiş, ince kalın olursa parçalanması zorlu imiş” (Tonyukuk 13)

gibi atasözleri ve deyimlerin kullanıldığı görülmektedir. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu yazıtlardaki sözcük dağarcığı da toplumun gelişmiş bir dili olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Költigin ve Bilge Kağan yazıtlarındaki üslup ile yaşlı Tonyukuk’un üslubu arasında fark vardır. Her ikisi de aynı dönemde yazılmış olmalarına rağmen, birbirlerini cevaplar gibi görünmektedir. Her ikisi de o dönemde Türk milletine yapılmış hizmetlerden bahseder, bu arada görüş farklarını da belirtirler. Bu üslup farkı, bu çeşit siyasî yazıların beyler ve millet tarafından okunup münakaşa edilebildiklerini de gösterir.


Bu Ünitede Okunacak Kaynakça

Asım, Necip, Orhun Abideleri, Matba’a-i ‘Âmire, İstanbul 1340 (1920-1921).

Ata, Aysu, “Türkolojide Berlin-Varşova Hattı”, The Second International Symposium of Turkology „Questions and Developments of Modern Turkology Studies”, Varşova, September 12-14, 2012. (Türkoloji Dergisi, C. XIX, S.2, Ankara 2014.) Discussions on Turkology Juestions and Deuelopments of Modern Turkology Studies (Türkoloji Tartışmaları Başarı ve Zaaflarıyla Çağdaş Türkoloji), Department of Turkish Studies and Inner Asian Peoples Faculty of Oriental Studies University of Warsaw (Varşova Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türkoloji ve Orta Asya Halkları Bölümü), Editors: Öztürk Emiroğlu Marzena Godzinska Filip Majkowski, Warsaw 2014, 219-227.

________, “Günümüzde Türkoloji Öğretiminin İçinde Bulunduğu Sorunlar”, II. Uluslararası Dil ve Edebiyat Araştırmaları Sempozyumu, 21-23 Kasım 2011, Ankara. Türkoloji Dergisi, C. XIX, S.1, Ankara 2012, s. 167-180.

Barutçu-Özönder, F. Sema, “Eski Türklerde Dil ve Edebiyat”, Türkler, C. ?, s. 481-499.

Çağatay, Saadet, “İslâmiyetten Önce Türk Edebiyatı”, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 45, Ankara 1976, s. 390-404.

Divitçioğlu, Sencer, Kök Türkler. Kut, Küç, Ülüg, YKY, 2. baskı, İstanbul 1999.

Erimer, Kayahan, Eski Türkçe Göktürkçe ve Uygur Yazı Dili, TDK Yayınları, Ankara 1969.

Giraud, R., Göktürk İmparatorluğu: İlteriş, Kapgan ve Bilge’nin Hükümdarlıkları 680-734, Ötüken Yayınları, Ankara 1999.

Tekin, Talat, Orhon Yazıtları, TDK Yayınları, Ankara 1988.

______ , Tunyukuk Yazıtı, Simurg, Ankara 1994.

______ , “Göktürk Alfabesiyle Türkçe”, Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Simurg, Ankara 1997.

Temir, Ahmet, Türkoloji Tarihinde Wilhelm Radloff Devri, TDK Yayınları, Ankara 1991.

Thomsen, Wilhelm, “Orhun ve Yenisey Yazıtlarının Çözümü: İlk Bildiri, (Çeviren: Vedat Köken), TDK Yayınları, Ankara 1993.


Last modified: Thursday, 16 November 2017, 12:18 PM