Endülüs'ün Fethi

Târık bin Ziyâd¸ 711 yılında¸ tercih edilen görüşe göre¸ Septe (Ceuta) Limanı'ndan gemilerle yola çıkarak¸ İspanya'nın en güneyinde bulunan ve daha sonra Cebel-i Târık diye isimlendirilecek olan bölgeye doğru hareket etti. Târık bin Ziyâd'ın emrinde gemilerde yedi bin mücahit bulunmaktaydı. Kahraman kumandan¸ geminin güvertesinde Allahu Teâlâ'nın yarattıkları hakkında tefekküre dalmıştı. Bir ara kendini hafif bir uyku hâli kapladı. O anda Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz ile şanlı ashabını gördü. Her biri kılıçlarını kuşanmış¸ yaylarını germiş¸ oklarını düşmana fırlatmak için hazır bekliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Ey Târık! Yoluna devam et!” buyurdular ve ashabı ile birlikte Târık bin Ziyâd'ın önünden Endülüs'e girdiler. Me'sut komutan¸ büyük bir sürur içinde uykusundan uyandığında¸ burayı fethedeceğine inanmıştı.
Mücahitler¸ İspanya'nın güneyindeki Buheyra denilen yerden karaya çıktılar. Aldığı müjde ile fethi kesin gören Târık bin Ziyâd¸ askerlerin geriye dönme ümidini kırmak için gemileri yaktırdı. Fetih yolu artık açılmıştı. Askerlerin motive olmaları için tarihî bir konuşma gerçekleştirdi.

Târık bin Ziyâd¸ askerlerine; “Ey mücahit kardeşlerim! Arkamızda deniz¸ önümüzde düşman var. Düşmana saldırmaktan başka hiçbir şeyimiz kalmadı. Bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. Şunu kesin olarak biliniz ki¸ bu yarımadada cimrilerin sofrasındaki yetimlerden daha yoksulsunuz! Düşmanınız ordu ve silahları ile karşınıza çıkacak. Onların erzakı çoktur. Sizin ise kılıçlarınızdan başka yardımcınız ve düşmandan alacağınız erzaktan başka bir şeyiniz yoktur. İhtiyaç günleriniz uzar ve vazifenizi gerektiği gibi başaramazsanız kendinize kıymış¸ karşı tarafın kalbine korku yerine cesaret vermiş olursunuz. Bu durumda vazifenizi yaparak¸ istemediğimiz kötü sonucu içinizden atınız. Ölümü kolay gördüğünüz takdirde fırsattan faydalanabilirsiniz. Sizi¸ içinde bulunmadığım bir tehlikeye atmıyorum; bizzat kendim başlamadan¸ insanların canlarının en ucuz mal gibi gittiği savaşa sizi sevk etmiyorum. Bu zorluğa bir parça katlanırsanız¸ uzun süre devam edecek tatlı meyveler toplarsınız. Kendinizi düşünerek benden yüz çevirmeyiniz. Bu işte nasibiniz benden çoktur. Bu adanın bol nimetleri size ulaştı. Mü'minlerin emiri Velid bin Abdülmelik¸ çok sayıdaki yiğidinden sizi seçti. Süvari ve yiğitlerle gönüllü olarak savaşa katılmanıza güvenerek¸ bu adanın hâkimlerinin eniştesi ve damadı olmanızı hoş gördü. Burada Allahu Teâlâ'nın isminin yüceltilip dininin açıkça yayılmasına yardımınızın sevabı¸ Emîrü'l-Mü'minin olsun! Alınacak ganimetler benim olmadığı gibi¸ başkasının da değildir. O yalnız sizindir. Allahu Teâlâ bu savaşta göstereceğiniz kahramanlığı¸ dünya ve ahirette iyilikle anılmanız için irade etti. Sizi davet ettiğim şeye ilk icabet edenin kendim olduğunu iyi biliniz. Ordular karşılaştığında¸ azgın düşman komutanının üzerine tek başıma saldıracak ve inşallah onu elimle öldüreceğim. Benimle birlikte hücum ediniz. Onu öldürdükten sonra ölürsem¸ tehlikesinden kurtulduğunuz için¸ kumandanlığı aranızdan bir yiğide vermeniz güç olmaz. Ondan önce ölürsem¸ bu büyük işi ardımdan siz tamamlayınız.” Bu ateşli sözler mücahitler ordusunu heyecanlandırdığından¸ her bir asker¸ bir an önce düşman üzerine atılmayı arzu etmeye başlamıştı.


O dönemde İspanya Vizigot Kralı Rodrigo¸ Kuzey İspanya'da bir seferde bulunuyordu. Müslümanların İspanya'nın güney bölgelerine ulaştıkları haberini öğrenen Rodrigo¸ büyük bir ordu hazırlayıp güneye doğru harekete geçti. Bu ordunun sayısı hakkında tarihçiler 40.000¸ 70.000 ve 100.000 rakamlarını verirler. Ancak daha çok kabul edilen görüşe göre¸ Vizigot ordusu 40.000 kişiydi. Bu durumu öğrenen Târık bin Ziyâd'ın yardımcı kuvvet istemesi üzerine Musa bin Nusayr 5.000 kişilik bir birlik daha gönderdi. Böylece Târık bin Ziyâd'ın ordusundaki Müslüman askerlerinin sayısı 12.000'e ulaştı. Bu arada Kral Rodrigo'nun ordusu iyice yaklaşmış¸ büyük meydan muharebesinin başlaması an meselesi olmuştu.


Son değiştirme: 10 Mayıs 2018, Perşembe, 18:08