Topic outline

  • General

    Bu ders öğrencilere Balkanlar’da toplum, siyaset ve devlet düzeylerinde siyasal analiz yapma yeteneğini kazandırmayı amaçlamaktadır. Tarihsel bir derinlik içinde ve siyasal kimliklerin oluşum ve dönüşüm süreçlerini ortaya koymayı amaçlayan bu ders, Balkanlar’da milliyetçilik ve dış politika ilişkisini öne çıkaracaktır. Siyasal tarih boyunca rekabet, çatışma ve istikrarsızlığın hakim siyasal karakter olarak görüldüğü Balkan siyasal coğrafyasında uluslaşma süreçleri içinde bölge içi sorunlar ve çatışmalar tarihsel derinlikte anlatılacaktır. Ayrıca bölge dışı büyük devletlerin bölgeye yönelen politikaları yine tarihsel derinlikte açıklanacaktır. Bu bağlamda büyük devletlerin bölge üzerindeki rekabetleri, çatışan çıkarları ve bunun bölge siyaseti ve halkaları üzerindeki sonuçları açıklanmaya çalışılacaktır. Derste Balkan siyasal coğrafyası hakkında ve etnik ve toplumsal yapıya ilişkin genel açıklamalardan sonra, 19.yy’da Osmanlı İmparatorluğu’na karşı gelişen milliyetçi hareketler ve bağımsızlık kazanma süreçleri ele alınacaktır. Derste Berlin Antlaşması’yla kurulan siyasal düzen ve bu düzenin yapı taşlarını sarsan gelişmelere özel bir yer verilecektir. Ders Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, İki Savaş Arası Dönem, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, Soğuk Savaş Sonrası Dönem siyasal gelişmelerini tarihsel bir gelişim içinde anlatmayı hedeflemektedir. Ders yüz yüze eğitim şeklinde yapılacaktır. Bu nedenle derse devam ve katılım ders hedeflerine ulaşılabilmesi için çok önemlidir.


  • Giriş: Balkan Coğrafyası, Halklar, Kültürler, Göçler, Devletler

    Balkanlar siyasal coğrafyası halkların iç içe yaşadığı, sosyal etkileşimin oldukça yoğun ve belirleyici olduğu bir coğrafya olagelmiştir. Bu durumun en önemli belirleyeni Balkanlar'ın bir geçiş coğrafyası olmasıdır. Dolayısıyla büyük kıtasal göçler Balkan coğrafyası üzerinden gerçekleşmiş ve geride önemli sosyal, etnik, dinsel sonuçlar kalmıştır. Öte yandan Balkanlar Doğu ile Batı'nın, Ortodks Dünya ile Katolikliğin, İslam ile Hristiyanlığın karşı karşıya geldiği bir sınır coğrafyası da olagelmiştir. Geçişler, sınırlar ve kesişmeler bu siyasal coğrafyayı etnik, dinsel ve dilsel bir çoğulculuk içine sokacaktır. Bölgenin tarihten gelen bir başka özelliği ise İmparatorlukların etkisidir. Balkanlar'da tarihsel olarak büyük imparatorlukların hakimiyetine tanıklık ediyoruz. İmparatorluk kültürünün etnik ve dilsel farklılıkları aşan kozmopolitanizmi de bu coğrafyanın siyasal, sosyal yapısını karmaşıklaştırmıştır. 19. Yüzyılda gelişen milliyetçi hareketler bu karmaşık sosyal dokuda büyük bir istikrarsızlık zemini yaratmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun çözülmesine neden olan milliyetçi hareketler, aynı zamanda yeni siyasal sınırların çizilme sürecini de başlatacaktır. Bu durum bölge dışı büyük devletlerin bölge üzerindeki siyasi hesaplarıyla da birleşecek ve büyük bir istikrarsızlık; siyasal, sosyal ayrışma süreci ortaya çıkacaktır. Bu bölümde konuya giriş yapmak amacıyla Baklanlardaki sosyal dokuyu tarihsel bir derinlik içinde anlamaya yönelik bilgiler verilecek ve bölgedeki halklar, etnik yapı, dil ve din grupları, bölge ve bölge dışı devletlerle olan ilişkileri de göz önünde tutlarak tanıtılacaktır.

  • Milliyetçilik ve İlk İsyanlar : Sırp İsyanı ve Yunanistan’ın Bağımsızlığı

    19.yy'ın başından itibaren Osmanlı Devleti oldukça zor meselelerle karşı karşıya gelmiştir. Rusya'nın Eflak ve Boğdan üzerindeki hakimiyet mücadelesine, Sırbistan üzerinde kontrol sağlama çabaları da eklenecektir. Ayrıca Napolyon Savaşları'yla Avrupa'nın sarsıldığı bir karışık siyasi ortam söz konusudur. Napolyon'un Avusturya'yı yenmesi ve Adriatik üzerindeki kontrolü Fransa'yı Balkan meseleleri içine de çekmiştir. Sultan Selim ile yakınlaşmaya çalışan Napolyon Eflak Boğdan üzerinde de Fransa'nın etkisini artırmaya çalışmaktadır. Bu karmaşık siyasi ilişkiler ağı içinde Sırbistan'ın ilk ayaklanması Rusya'nın desteği ile başlamış ve Osmanlı Devleti'nin aleyhine hızlı bir gelişim ortaya çıkmıştır. Sırbistan ve Eflak Boğdan üzerinden yürüyen mücadele 12 yıl sürecek  Osmanlı - Rus Savaşı'na yol açacaktır. Savaş sırasında Osmanlı bir Saray darbesiyle sarsılacak ve Sultan Selim devrilecektir. Sırp isyanı Balkanlar'da Osmanlı Devleti aleyhine gelişen en ciddi milliyetçi harekettir. Bir yönüyle Rusya ile bağlantılı olarak gelişmiş, ancak öte yandan Avrupa'da yayılan milliyetçiliğin Balkanlar'a ulaşmasıyla kendi iç siyasal dinamikleriyle güç kazanmıştır. Sırp isyanı Sırbistan'ın gelecekteki siyasal kadrolarını da oluşturacaktır. Sırp isyanı, Sırbistan'ı bağımsızlığa hazırlamış ve bağımsızlık sonrası Sırbistan'ın iç siyasi dengelerini de belirleyecek bir nitelik göstermiştir. Eflak Boğdan ve Sırbistan meseleleri aynı zamanda "Doğu Sorunu"nun da ortaya çıktığını simgelemiştir. Osmanlı Devleti'nin parçalanması ve paylaşımı konusunda büyük devletler arasında yürütülen pazarlıklar anlamında Doğu Sorunu, Sırbistan'da Osmanlı Devleti'nin büyük oranda kontrolü kaybetmesiyle belirginlik kazanacaktır. Bu kapsamda ders Balkanlar'da ortaya çıkan yeni siyasal dengeyi, genel Avrupa siyasi dengesi üzerinden açıklamayı hedeflemektedir. her iki düzeyin etkileşimi ayrıca öne çıkartılacaktır. Balkan Politikası'nda Osmanlı ve Rusya'nın kronikleşen mücadelesinin anlaşılmasında bu dönem ve Sırp İsyanı özellikle önemlidir. Çar Alexander'ın Osmanlı'yı parçalamaya ve Balkanlar üzerinden İstanbul'a yönelen politikası, daha sonra Rusya'nın Balkan politikası'nın ana karakterini oluşturmaya başlayacaktır.

    Mora İsyanı ve Yunanistan'ın bağımsızlığı da Sırp İsyanı'nın bir bakıma siyasal sonucu ve Alexander'ın Balkan Politikası'nın bir parçası olarak değerlendirileblir. Fransa'nın yenilmesi ve Viyana Kongresi sonrasında, oldukça farklı bir güç dengesi içinde de aslında Osmanlı için fazla bir şeyin değişmediğini göstermesi açısından Mora İsyanı ve Yunanistan'ın bağımsızlığı deneyimi çok önemlidir. Avrupa'da yeni bir güç dengesi oluşurken ve Fransız Devrimi'nin "yıkıcı" gücü sınırlandırılmaya çalışılırken bile Rusya ve İngiltere, Napolyon sonrası Fransayı da dahil ederk Yunanistan'ın bağımısızlığı için harekete geçmiştir. Rusya'nın ile İngiltere'nin güç dengesine dayanan bu girişim, Balkanlar ve Doğu Akdeniz politikasını derinden etkilemiştir. Derste konu hem Yunan milliyetçiliği bağlamında ele alınacak, hem de büyük devletlerin politikaları üzerinden açıklanacaktır.     

  • Osmanlı-Rus Savaşı, Berlin Kongresi ve Balkanlarda Yeni Güç Dengesi

    Üç İmparatorlar Ligi'nin yarattığı siyasi ortamda Rusya'nın slav milliyetçiliğine dayanan Balkan politikası 1870'lerin ortalarında tekrar provokatif bir nitelik kazanmıştır. Alman Şansölyesi Otto Von Bismarc'ın büyük planı içinde Rusya harekete geçecektir. Balkanlar'da Osmanlı Devleti'nin hakimiyetini sona erdirmek için Rusya için en uygun koşulların ortaya çıktığı varsayımı ile Sırplar ve bu sefer ilk defa Bulgarlar üzerinde de Slav milliyetçiliğine dayanan bir büyük siyasi kalkışma planlanmıştır. Söz konusu planın ana ekseni Rusya ile Avusturya Macaristan'ın, Almanya'nın koordinasyonunda Balkanların geleceği konusunda uzlaşmaya varması esasına dayanmıştır. Bu uzlaşma kırılgan bir uzlaşmadır. Sonuçta kalıcı da olamayacaktır. Ancak 1875'te Hersek'te başlayan Sırp İsyanı ve hemen ertesi yıl Bulgaristan'da harekete geçen çeteciler Osmanlı Devleti'ni istikrarsızlaştırırken, Avusturya ile anlaşan Rusya Osmanlı üzerine baskısını artırmıştır. Bu kritik dönemde, bir iç darbe ile  Abdülaziz devrilir. Son derece karmaşık ve istikrarsız bir dönemde Osmanlı-Rus savaşı başlar ve Osmanlı Devleti için büyük bir mağlubiyetle sonuçlanır. Rusya Osmanlı'ya  ikili bir antlaşma olan Ayastefanos Antlaşması'nı dayatmıştır. Söz konusu antlaşma Balkanlar'da tamamen Rusya'nın kontrolünde bir büyük Bulgaristan kurulması esasına dayanmaktadır. Ayastefanos ile ortaya çıkan Bulgaristan'ın büyüklüğü ve Rusya'ya bağımlılığı bir taraftan Üç İmparatorlar Ligi'nin ruhuna, diğer taraftan Avusturya-Macaristan ile Rusya'nın Balkanlar'da bir dengeye dayanan savaş öncesi anlaşmalarına tezat teşkil etmiştir. Büyük Bulgaristan'ın Balkan bölgesel dengelerini alt üst edeceği de açıktır. Britanya da bu gelişmelerden büyük rahatsızlık duymuştur.  Berlin Kongresi söz konusu siyasi koşullar altında toplanmış ve Balkanlar'da yeni bir siyasal düzen kurmuştur. Derste Savaş öncesi ve sonrası koşullar anlatılacak, ancak Berlin Düzeni'ne özel bir yer ayrılacaktır. Berlin Düzeni tüm yönleriyle ve özellikle kurduğu yeni güç dengesi esasında ele alınacaktır.

  • Büyük Güçler ve Balkan Politikaları

    Rusya İmparatorluğu'nun Balkan politikası, Rusya'nın siyasal kimliğinin gelişiminin kırılmaları üzerinde oldukça dalgalı bir seyir izlemiştir. Pan-ortodoks eğilimler, Pan-slav eğilimler ve geleneksel ve muhafazakar batılı imparatorlar uzlaşması arasında gitgeller Rusya'nın Balkan politikasına, belirsiz, ancak Osmanlı için istikrarsılık yaratan bir nitelik kazandırmıştır. Rusya'nın bu dalgalanan politikası Bulgaristan ve Sırbistan'ın iç siysasal gelişmelerini ve Makedonya gelişmelerini de istikrarsızlaştırmıştır. I Alexander'dan itibaren II. Nicholas'ya kadar Rusya İmparatorluğu'nun Balkan politikası genel siyasi karakteri ve bölge dışı güçlerle olan ilişkileri esasında ele alınacaktır.

    Britanya İmparatorluğu ise bölge dışı bir güç olmakla birlikte, küresel hakimiyet stratejileri nedeniyle Balkan politikası ve Osmanlı Devleti'nin geleceği üzerinde çok etkili olabilmiştir. Britanya'da döneme ve bölgeye ait politika, iki önemli siyasi hareket arasında belirlenmiştir. Öncelikle Hindistan ve Sömürge siyaseti üzerinde hassasiyetle duran ve Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ani dağılmasının bu siyaset üzerinde yaratacağı olumsuz etileri öneleyen muhafazakarlar ve de milliyetçi hareketleri ve Hristiyan haklarını ilerlemecilik ve anayasacılık olarak değerlendiren, dolayısıyla Balkanlar'da milliyetçiliği destekleyen ve Osmanlı Devleti'ni yok edilmesi gereken bir doğu despotizi olarak tanımlayan Liberaller. Britanya'nın da Osmanlı Devleti'ne ve bölgeye ilişkin politikası Disraeli ve Gladstone'un şahsında sembolleşen , ancak onları çok aşan bu iki siyasi akımın mücadelesi içinde belirsizleşmiş ve istikrarsızlaşmıştır. Dolayısıyla Britanya İmpartorluğu'nu da istikrarlı bir çizgi içnde bölgede istikrarlı bir siyaset takip eden aktör olarak tanımlamak çok yanlış olacaktır. Rusya İmparatorluğu'nun, Avusturya-Macaristan ile özellikle Bosna-Hersek Krizi sonrasında tırmanan rekabetinin etkisiyle İngiliz Liberalleri ekseninde gelişen politikaları derste özellikle inceleme konusu yapılacaktır.

    1867 Ausgleich ile Avusturya önemli bir anyasal dönüşüm geçirmiştir. Çifte Monarşi olarak da adlandırılan Avusturya-Macaristan, bu dönüşüm ile iki krallık şeklinde bir imparatorluk çatısı altında yeniden tanzim edilmiştir. Prusya karşısında aldığı kesin yenilgi ve Alman devletleri üzerindeki kontrolünü kaydettikten sonra, İmparatorun şahsında birleşen Avusturya ve Macaristan esas olarak tamamen Balkanlar'a dönmüştür. İmparator Franz Joseph Bukovina, Dalmaçya, Slovenya, Bohemya, Galisya, Trieste ve Tirol'den oluşan Avusturya ile Slovakya, Transilvanya, Hırvatistan ve Slavonya'dan oluşan Macaristan'ın hakimi bir konuma gelmiştir. Avusturya-Macaristan'ın Balkanlar'a yönelmesi, kendi içindeki slav nüfusun yeni anayasal düzende yeterince temsil imkanına sahip olmamasına dayanan rahatsızlıkla birleşince İmparatorluğu slav milliyetçiliğinin, özellikle de Ortodoks Slavların hedefi haline getirecektir. Bu durum Balkanlar üzerinde Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında potansiyel bir çatışma alanı yaratacaktır. Ayrıca Macaristan içinde Transilvanya bölgesi üzerinde de Romanya ile bir temel uzlaşmazlık alanı ortaya çıkacaktır.

    Alman imparatorluğu, savaşlarla kurulduktan sonra Şansölye Bismarck'ın önceliği Balkanlar'da Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında Osmanlı toprakları üzerinde bir uzlaşmayı sağlama siyasetine dayanmaya başlamıştır. Fransa'ya karşı Rusya'nın desteğini alabilmek için Bismarc Slav milliyetçiliğini ve Balkan siyasetini kontrol altında tutmayı büyük bir öncelik olarak değerlendirmiştir. Üç İmparatorlar Ligi Bismarck'ın söz konusu denge politikasının bir sonucudur. Ancak bu denge Slav milliyetçiliğinin kontrol altında tutulması ve Avusturya-Macaristan ile Rusya'nın Balkanlar'da kontrol sağlama eğilimlerinin uzlaşma içinde ilerlemesi varsayımlarına dayandığı için, kırılgan bir denge olarak ortaya çıkacaktır. Bu derste Alman İmparatorluğunun kurulması sonrası Şansölye Bismarck'ın denge siyaseti ve Ausgleich sonrası Slavları mutsuz eden bir iç siyasal nitelik kazanan Avusturya-Macaristan'ın Balkan politikası arasındaki etkileşim anlatılmaya çalışılacaktır.

  • Balkan Devletleri: Siyasal Gelişmeler

    Berlin Antlaşması sonrasından Balkan Savaşlarına uzanan dönemde bölge devletleri Avusturya-Macaristan ve Rusya arasında nüfuz bölgelerine ayrılmıştır. Bu dönem Blkanlar'da milliyetçiliğin ve dolayısıyla Balkanlar'da revizyonist eğilimlerin yavaşlamadığı bir dönem olmuştur. İngiltere'de 1880'de Liberallerin iktidara gelmesi ve Gladstone'un başbakanlığı bölgeyi derinden etkilemiştir. Bulgaristan, önce Doğu Rumeli ve sonra Makedonya meselesi ile Balkan dengelerini alt üst ederken, Sırbistan Avusturya-Macaristan'Iın nüfuz alanından kopacaktır. Bulgarsitan ve Sırbistan'ın sonderece istikrarsız iç siyasal gelişmleri ve Balkan politkasına yansımalarıele alınacaktır. Söz konusu dönemde bu iki devletin özellikle Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında sıkışan ve değişen siyasal pozisyonları analiz edilecektir. Doğu Rumeli Meselesi, Sırp-Bulgar Savaşı ve özellikle Makedonya Sorunu bu dersin ana temalarını oluşturacaktır. Her iki krallığın da Slav milliyetçiliği ekseninde gelişen rekabeti açıklanmaya çalışılacaktır. Anayasal düzenlerinin istikrarsızlığı, darbeler ve sonuçları bu açıdan özel bir önemle irdelenecektir.

    Bu derste Yunanistan, Romanya ve Karadağ'ın iç siyasal gelişmeleri Berlin Kongresi'nden Balkan Savaşları'na kadar olan dönem itibariyle ele alınacaktır. Bu üç krallığın siyasi partileri, anayasal düzenleri, büyük devletlerle olan ilişkileri ve bölge siyasetine ilişkin tutum alışları analiz edilecektir.

  • Balkanlar’da Arnavutlar ve Arnavut Milliyetçiliği

    Arnavutlar, Osmanlı Balkan coğrafyasının çok önemli ve ilginç bir belirleyeni olmuştur. Osmanlı'nın Balkan düzeninde kritik bir ağırlık kazanmış olan Arnavutlar, oldukça geç bir döneme kadar Osmanlı Devleti'nden ayrılma yönünde harkete geçmeyeceklerdir. Berlin Kongresi öncesi ve hemen sonrası Arnavutların ve Arnavut nüfusun yaşadığı bölgelerin kaderi üzerinde endişeye kapılan Arnavutlar, yine de esas itibariyle 1908 devrimine kadar Osmanlı Devleti'ne büyük oranda bağlılıklarını korumuşlardır. Makedonya meselesinin de kilit unusuru sayılabilecek Arnavut nüfus, Makedonya bölgesinde gelişen istikrarsızlık içinde çözülen Osmanlı düzeni içerisinde kendi geleceğini belirleme yönünde bir milli harekete yönelecektir. Arnavut milliyetçiliği görece geç gelişmekle birlikte Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki varlığını en ağır biçimde yaralayan siyasi gelişme olmuştur. Bu derste Arnavutlar, Osmanlı Balkanları içindeki konumları, etnik, dini özellikleri ile birlikte incelenecektir. Arnavut milliyetçiliğinin ortaya çıkışı, gelişimi ve Balkan savaşları'na gidilen süreçte sonuçları ele alınacaktır.

  • Balkan Savaşları ve Siyasal Sonuçları

    Makedonya'da başlayan Bulgar isyanı, Balkan devletlerinin ilgisini Makedonya bölgesi üzerinde toplamıştır. Doğu Rumeli'nin çok hızlı ve ani şekilde Bulgaristan ile birleşmesi örneğinden çok rahatsız olan bölge devletleri yeni bir Bulgar oldubittissi ile karşı karşıya kalmak istememişlerdir. Büyük Bulgaristan korkusu bir yandan, diğer yandan Rusya'nın Slav milliyetçilerinin bölgede gücünün artması riski karşısında Makedonya Meselesi çok karmaşık bir siyasal süreci tetikler. Sırbistan, Yunanistan ve BUlgarsitan Makedonya üzerinde planlar içine girerler ve bölge dışı güçlerin desteğini ararlar. Makedonya, büyük bir Arnavut nüfusun yaşadığı bir bölgedir. Makedonya meselesinin derinleşmesi Arnavutların'da Kosova'dan başlayan şekilde bağımsızlık eğilimini güçlendirmiştir.

    Balkan devletlerinin arasındaki rekabet Balkan Savaşları'na doğru gidilirken bir uzlaşma sürecine evrilir. Liberal Hükümetin kontrolündeki İngiltere ve onunla yakınlaşan Rusya'nın Balkanlar üzerinde yeni bir uzlaşmayı planladığı bu döndemde özellikle Sırbistan ve Bulgaristan'ın toprak paylaşımı konusunda aralarındaki meseleleri çözmesi zaman almıştır. Yine de uzlaşma tam sağlanamadan savaş başlayacaktır ve bu durum İkinci Balkan Savaşı'nı da tetikleyecektir.

    Derste Makedonya üzerinde Balkan devletlerinin toprak talepleri, görüşmeler, savaşın başlaması ve gelişimi, İkinci Balkan Savaşı ve sonuçları ele alınacaktır. 

  • I.Dünya Savaşı’nda Balkanlar

    II. Wilhelm'le birlikte Almanya'nın Rusya'ya karşı politikasının değişmesi, Bismarck'ın Üç İmparatorlar Ligi aracılığıyla Balkanlar'da tesis ettiği dengeyi tamamen bozmuştur. Rusya bir yandan Fransa ile 1892'den sonra bir ittifak antlaşması yaparak Avrupa güç dengesi içerindeki konumunu değiştirirken, Balkanlar'da da İngiltere'ye yakınlaşmaya başlayacaktır. İngiltere'de 1905'te Liberal Parti'nin tekrar iktidara gelmesi Balkan milliyetçileri için önemli bir destek sağlayacaktır. 1907 yılında Rusya ve İngiltere arasında bir konvansiyon yapılmış ve 1908 Reval görüşmesiyle Rusya Balkanlar'da İngiltere'nin tam desteğini sağlamıştır. Rusya bir yandan Bulgaristan ile ilişkilerini Makedonya krizi içerisinde güçlü tutmaya çalışırken, diğer yandan 1903 yılında Sırbistan'da gerçekleşen askeri darbenin sağladığı uygun koşullardan da yararlanmıştır.Rusya II. Wilhelm'in mesafeli politikası karşısında bölgesel ve Avrupa ittifak ilişkilerini bir bakıma yeniden tnzim ederek Balkanlar'daki konumunu güçlendirmiştir. Bu durum Avusturya-Macaristan'ın Balkanlar'da yanlızlaşması ve Bosna-Hersek'te Sırp milliyetçiliği karşısında zorlanması sonucunu doğuracaktır. 1908'de Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhakı Balkan krizini daha da derinleştirecektir. Balkan savaşları başladığında Rusya ve İngiltere birlikte hareket etmektedir ve karşısında görece zayıf bir Avusturya-Macaristan söz konusudur. İtalya'da Balkan politikasına dahil olma çabasındadır ve Arnavutluk üzerinde Avusturya-Macaristan ile rekabet içerisindedir. İkinci Balkan Savaşı Bulgaristan'ın revizyonist bir politikaya yönelmesi, Sırbistan ve Yunanistan ile ilişkilerinin bozulması sonucunu doğuracaktır. 

    Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand'ın Sırbistan askeri istihbaratıyla irtibatlı bir milliyetçi örgüt tarafından Saraybosna'da düzenlenen suikast sonucu öldürülmesi Balkan gelişmelerini tamamen kontrolden çıkartacaktır. Önce Avusturya-Macaristan Sırbistan arasında başlayan gerginlik hızla Almanya ve Rusya arasında bir tırmanmaya dönüşecek ve buradan Fransa ve İngiltere'ye sıçrayacaktır. Bismarck'ın Almanya'nın siyasi birliğini korumak üzere geliştirdiği gizli askeri ittifaklar sistemi, Wilhelm ile Avrupa'da bri büyük kamplaşmaya yol açmıştır. Bu durum bölgesel bir meselenin hızla Dünya Savaşı'na doğru tırmanması sonucunu doğuracaktır.

    Birinci Dünya Savaşı, Balkanlar'da Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan'ın; Rusya, Sırbistan, Romanya ve Yunanistan ile savaşına sahne olacaktır. Birinci Dünya Savaşı dengeleri önce Bolşevik Devrimi ile sonra ABD'nin savaşa katılmasıyla tamamen değişecektir. Savaş bittiğinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun sona erdirilmesi Balkanlar siyasal coğrafyasını tümüyle değiştirecektir. 

  • İki Savaş Arası Dönem ve İkinci Dünya Savaşı’nda Balkanlar

    Avusturya-Macaristan'ın savaş sonunda dağılmasıyla Balkanlar'da Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı kurulmuştur. Sırbistan Kralı Alexander kral olarak kalmış ve Karadağ'da kral'ın çekilmesi sağlanarak buna dahil olmuştur. Hırvat-Sırp çekişmesi ile istikrarsızlaşan krallık Yugoslavya Krallığı'na dönüşecek ancak itikrara kavuşamayacaktır. Bulgaristan Krallığı ise savaşın ana kaybedeni olduğu için bölgede revizyonist bir dış politi takip edecektir. Romanya ve Yunanistan savaş sonrası elde ettikleri büyük toprak kaznımlarını korumak için statükocu bir dış politika benimseyecektir. Bölgede İtalya'nın Arnavutluk üzerinden varlığı ve yayılmacı eğilimleri söz konusudur. Bu dengeler içerisinde Küçük Antant ve Balkan Antantı iki savaş arası dönemin Balkanlar'daki önemli gelişmeleridir.

    İkinci Dünya Savaşı başladığında Almanya Sovyetler'le ilişkilerinin bozulmasına kadar bölgeden uzak durmuştur. Almanya Sovyetler'e karşı harekete yönelince önce İtalya sonra Almanya tüm Balkanları kontrol altına alacak, Sovyetler'e saldırısı başarısızlıkla sonuçlanınca da bölge Yunanistan hariç Sovyetler Birliği'nin kontrolüne girecektir. 

  • Soğuk Savaş’ta Balkan Siyaseti

    İkinci Dünya Savaşı biterken, Sovyetler Birliği Balkanlar'da askeri kontrol sağlamış ve Yunanistan hariç bölgede Komünist Partiler'in iktidara gelmesi ve tek parti rejimlerine geçilmesi siyasetini takip etmiştir. O1989 yılına kadar devam eden süreç içinde Balkanlar bölgesi Sovyetlr Birliği ve Doğu Bloku'nun kontrolü altında kalmıştır. Buna karşılık Yugoslavya'da Tito ve Sosyalist rejim ve Arnavutluk'ta Enver Hoca ve Sosyalizmi Sovyetler Birliği ile mesafeli kalmayı başarmıştır. Derste Soğuk Savş dönemi Balkan politkası ele alınacaktır.

  • Soğuk Savaş Sonrası Dönem: Yugoslav İç Savaşı

    Yugoslavya, tarihsel gerçeklere direnen bir idealist proje olarak, güney Slavları hatta bir balkan federasyonu projesi olarak düşünülmüş ve tartışılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla kurulan Sırp-Hırvat Sloven Krallığı bu idealizme zemin oluşturacaktır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Tito'nun liderliğinde ortaya çıkan sosyalist Yugoslavya bir yönüyle bu idealizme yaklaşmış, ancak kırılgan dengeler içerisinde Tito'nun kişisel liderliğine bağlı şekilde ayakta kalabilmiiştir. Tito'nun ölümü ile Yugoslavya, başta Kosova sorunu olmak üzere, Hırvat milliyetçiliği ve Sırpların hakimiyet iddiasına dayanan gerginliklere sahne olmuştur. Slovenya ve Hırvatistan'ın bağımsızlık ilanı Sırbistan'la savaşa yol açmış ve devamında Bosna-Hersek'in bağımıszlık ilanıyla çok kanlı ve uzun bir Bosna iç savaşına bölge sahne olmuştur. Bunlar içinde Makedonya bir savaş yaşamadan bağımsız olmayı başarmış, ancak içerisindeki Arnavut azınlıkla ilintili gerginlik burayı da istikrarsızlaştırmıştır. Yugoslavya'da parçalanmaya giden süreçte ilk gelişmelerin yaşandığı Kosova en son büyük bir savaş yaşayarak ayrılacaktır. Kosova savaşı 1998-1999 yıllarında NATO'nun doğrudan Sırbistan'a askeri müdahalesine neden olacaktır. Kosova Savaşı sırasında Avrupa Birliği ile ABD'nin farklılaşan politikaları da ortaya çıkmış ve Atlantik ittifakını da etkilemiştir. Bu ayrılmalardan sonra Sırbistan-Karadağ bir süre daha devam etmiş, ancak Karadağ da 2006 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Yugoslavya'nın parçalanması bu şekilde tamamlanmış ve tarihsel bölge ve devletler tekrar siyasal bağımsız varlıklar olarak Balkan siyaset sahnesinde yer almışlardır. Yugoslavya'nın dağılma süreci bir yönüyle tarihsel hafızanın güncel siyasi gelişmeleri belirlemedeki etkisini ortaya koymuş, diğer yandan Balkanlar'ın gelecek için de istikrarsızlık unsurlarıyla çevrelenmiş olduğunu göstermiştir.

  • Soğuk Savaş Sonrası Dönem: Post-sosyalist Dönüşüm

    Sopuk Savaş Sovyetler Birliği'nde Varşova Paktı devletlerine yönelik politikanın değişmesiyle yeni evreye girmiştir. 1985'ten itibaren başlayan süreçte Sovyetler Birliği'nin kontrolünde olan rejimler değişim süreci içine girmiştir. Bu değişim Romanya dışında görece yumuşak bir şekilde gerçekleşmiştir. 1989 yılında Varşova Paktı üyesi devletlerde çok partili sisteme geçilmeye başlanmıştır. Bu dönüşüm bir yandan da serbest piyasa ekonomisine geçiştir. Balkanlar'da bu geçiş Yugoslavya'nın iç savaşa sürüklenmesi ve Arnavutluk'ta devletin çökmesiyle çok daha sancılıdır. Romanya'da da dönüşüm Çavuşesku'nun karısıyla birlikte kurşuna dizilmesiyle kanlı bir hal almıştır.

    Avrupa Birliği ve NATO bu dönüşümü genişleme politikasıyla yönetmek istemiştir. Ortaya çıkan istikrarsızlığı kontrol altına almak ve Sovyetler Birliği'nin bıraktığı boşluğun doldurulması için NATO ve Avrupa Birliği hızlı bir genişleme planlamıştır. Bu genişlemede NATO, bölge devletlerinden Slovenya, Hırvatistan, Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya'yı üye olarak alırken Avrupa Birliği de Romanya, Bulgaristan, Slovenya ve Hırvatistan'ı üye olarak kabul etmiştir.

    Soğuk Savaş sonarsı dönemde Bosna-Hersek çok krılgan bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. İçinde Sırp federe devleti ve Boşnaklarala Hırvatların federe devleti bulanan Bosna-hersek Federasyonu Sırp milliyetçiliğinin tehdidi altındadır. Kradağ'da da Sırp milliyetçilerinin yarattığı bir iç gerginlik mevcuttur. Kosova'da da, Kosova'nın kuzeynde bulunan Sırp nüfus ve genel olarak Sırbistan'ın Kosova'yı tanımamasından kaynaklanan bir gerginlik mevcuttur. Kosova'nın Arnavutluk ile birleşme potansiyali meseleye Arnavutluğu da dahil etmektedir. Makedonya ise içindeki Arnavut azınlık nedeniyle bir iç gerginlik yaşamaktadır ve Kosova ile Arnavutluğa yayılabilecek bir potansiyal çatışma mevcuttur. Bulgaristan Makedonya kimliğini, Makedonların Bulgar olduğu iddiasıyla redderken, Yunanistan Tarihi olarak Makedon kimliğinin Helen olduğu iddiasıyla Makedonya devletinin adına karşı çıkmaktadır.

    Derste Balkanlar'ın Soğuk savaş sonrası, tarihe dayanan bu son derece karöaşık sorunları ele alınacak ve geleceğe ilişkin öngörüler yapılacaktır.