Bilindiği gibi, Oğuzlar Selçuklu ailesinin başbuğluğu altında İran'da bir devlet kurduktan sonra 1071 Malazgirt savaşını müteakip Anadolu'nun mühim bir kısmını fethederek bu ülkede yurt tuttular. Fakat bu fetih esnasında buraya Oğuzların ancak bir kısmı gelmişti. Oğuzlardan bazı kümeler İran'da yurt tutmuş oldukları gibi, onların pek mühim bir kısmı da Seyhun boylarındaki eski yurtlarında kalmıştı. 

Selçuklu hâkimiyeti Anadolu, İran ve Türkistan'ı birbirlerine çok sıkı bir şekilde bağladı. Çünkü, Türkistan'daki asıl Oğuz yurduna bitişik olan ve aynı zamanda kendi içinde de kalabalık bir Oğuz kümesi bulunan Harizm doğrudan doğruya Selçuklular tarafından idare edildiği gibi, Maveraünnehr'deki Kara-Hanlı sülâlesi de Selçukluların nüfuz ve hâkimiyetleri altında idi. Bu sebeple, Anadolu, Türkistan'ın bir uzantısı mahiyetinde olup, arada kalan İran rahatça geçilebilen bir köprü vazifesini görüyordu. 

Anadolu'ya yapılan Oğuz göçü bir buçuk asırdan fazla bir zaman dahilinde cereyan etti. Bilhassa Moğol istilâsı Oğuzların Anayurtta kalanları ile İran'da bulunanlarından pek büyük bir kısmının Anadolu'ya gelmesine sebebiyet verdi ve bu memleket Oğuz elinin ezici çoğunluğunun yurdu oldu. Moğol istilâsı ile birlikte Şark Türklerinden (bu arada Uygurlar) ve bizzat Moğollardan da mühim zümreler Anadolu'ya geldi. Sonraları Timur bunların bir kısmını Türkistan'a götürmüştür.