Bölüm anahatları
-
Fikri mülkiyet hakları; maddi varlığa sahip olmama, cisimleştiği eşyadan farklı ve süreyle sınırlı olma gibi özellikleriyle maddi mülkiyet haklarından ayrılır. Fikri ve Sınai Mülkiyet hakları, bir işletmenin ürünleri, yöntemleri (usulleri), dokümanları, görselleri, kimlik unsurları, sanat eserleri, vb.'ne ilişkin tüm özgün tasarımları ve gizli ya da açık bilgileri (gayri maddi varlıkları) ile ilgili sahip olduğu, kullanma, ürüne dönüştürme, dağıtma, yayma, satma gibi çeşitli mahiyetteki haklarıdır.
“Marka geliştirmek” ve bu markayı başarıyla yönetebilmek günümüzde işletmeler için büyük önem kazanmıştır. Bu derste işletmelerin girişimcilik özellikleri, işletmelerin türleri, kurulma, büyüme süreçleri, sahip oldukları işletme adı, markası, buluşları gibi sınai hakları, marka değeri kaynakları üzerinde durulmaktadır.
-
Sürdürülebilir Kalkınma kavramı ilk olarak 1972 yılında Stokholm-İsveç’te düzenlenen, Birleşmiş Milletler’in Stokholm Konferansı sırasında, gelişmiş ülkelerin küresel kalkınmanın çevresel sonuçları üzerindeki kaygıları ile gelişmekte olan ülkelerin kendi ekonomik kalkınmaları için duydukları ihtiyaçları arasında bir orta yol bulma girişimi olarak gündeme gelmiştir.“Sürdürülebilir kalkınma; gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkanlarına zarar vermeden günlük ihtiyaçların temin edilmesi olarak tanımlanmaktadır.”
Neden sürdürülebilirlik?•Şirketlerin kâr elde etme amacının, toplumsal çıkarlar ile paralel olabileceği bir “kazan-kazan” ilişkisi kurulması beklenmektedir. BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 2010 yılında dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren 766 şirketin üst düzey yöneticisinin (CEO) görüşlerini temel alan araştırmasında, şirketleri sürdürülebilirlik politikalarına yönlendiren en etkili faktörler sırasıyla,•Marka değeri, güven ve itibar sağlanması,•Maliyet tasarrufu (daha düşük enerji tüketimi, azalan ham madde israfı, atık imha bedeli gibi iyileşmelerle maliyetler aşağı çekileceğinden) ile birlikte kârlılığın artması,•Nitelikli iş gücünün şirkete çekilmesi (kalifiye çalışanlar kendi kişisel değerleri ile örtüşen şirketlerde çalışmayı tercih etmekte) ve çalışanların motivasyonunun artması ve•Tüketici talepleri (Tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin neleri ihtiva ettiğine artık daha çok dikkat etmeleri) olduğu ortaya konmuştur.•Yeni iş fırsatları ve inovasyon olanakları yaratılması (yüksek enerji tasarrufu sağlayan beyaz eşyalar üretilmesi ya da hibrid otomobiller üretilmesi gibi) -
1. Girişimcinin Tanımı: Girişimci, üretim elemanlarını (doğa, emek, sermaye) sistemli ve bilinçli bir şekilde bir araya getirerek mal ve hizmet üretimini sağlayan kişidir. Girişimci toplumun gereksinim duyduğu dolayısıyla talep edilen bir malı ya da hizmeti bulup onu üretmeye girişen ve buna öncülük eder. Girişimci ile müteşebbis aynı anlamı taşımaktadır.2. Girişimcinin Özellikleri:
- Riski üzerine almak,
- Mal ve hizmet üretmek için üretim faktörlerini sağlamak,
- Mal ve hizmetleri belirli bir gereksinimi karşılama amacına yönelterek dördüncü üretim faktörünü oluşturmaktır.•İhtiyaçları görebilmek ve onları fırsata çevirebilmektir.•Yenilik ve yaratıcılık kavramları genellikle birlikte kullanılır.Yenilik ile yaratıcılık aynı şey değildir.Yaratıcılık fikir üretir ve üretilen bu fikirler yenidir.Yenilik,yaratıcılık tarafından üretilen yeni fikirlerin uygulamasıdır.O halde yenilik bir süreç,yaratıcılık ise bir yetenektir.
•Peter Drucker’a göre yenilik, zenginlik üreten kaynaklar yaratmanın ya da mevcut kaynakların zenginlik yaratma potansiyeli arttırma aracıdır.
•OECD ve AB dökümanlarında yenilik, bir fikri pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete,yeni ya da geliştirilmiş bir üretim ya da dağıtım yöntemine ya da yenir bir toplumsal hizmet yöntemine dönüştürme olarak ifade edilmektedir.
•Bilgi ile ilişkilendirilen yenilik tanımı şu şekilde yapılmıştır.Yenilik bilginin ürünlere,hizmetlere,süreçlere ve sistemlere dönüştürülmesidir. -
İŞLETMELERİN ÇEVRESİ
İşletmenin amacı belirlendikten, işletmenin iç ve dış çevresi değerlendirildikten
sonra sıra hedef pazarın seçilmesine, pazar büyüklüğünün tahmin edilerek giriş
stratejisinin belirlenmesine, pazarlama planının yapılmasına ve hedef pazarda
başarılı olunup olunmadığını anlamak için bir kontrol sisteminin kurulmasına gelmektedir.
İşletmeler ilk bölümlerde açıklandığı gibi pazar payı elde etmek, kazançlarını
artırmak, ülke içinde rekabetin yoğun olması, kapasite fazlasının olması
gibi çok farklı nedenlerle uluslararası pazarlara girme kararı alırlar. Pazar
payını, kazançları artırmak için işletmeler üç adımda bulunurlar.
1) Alternatif pazarlar belirleme,
2) Her bir pazarın maliyet fayda ve risklerini değerlendirme ve
3) Bunlardan en çok potansiyeli olanı seçmektir.
İşletmenin hangi pazarı seçeceği genellikle pazar araştırmasından sonra yapılmaktadır.
İşletme gireceği pazar ile ilgili bilgilere zor ulaşabilir ya da güncel,
güvenilir veriler bulamayabilir. Günümüzde internet ve özel araştırma şirketleri
sayesinde pazarlar ve ülkeler hakkında bilgi geçmişe göre çok daha kolay ve
hızlı bir şekilde elde edilebilmektedir. İşletmeler ülkelerin politik durumu hakkında
uzman görüşlerine başvurabilirler. Kişisel tecrübelerden, IMF, Dünya Bankası,
OECD gibi uluslararası kuruluşların raporlarından, özel çalışmalardan, ticaret birlikleri
yayınları gibi ikincil veri kaynaklarından yararlanabilirler.
Mevcut ve potansiyel pazar büyüklükleri, büyüme oranları, rekabet yoğunluğu,
yasal ve politik çevre, kültürel faktörler belirlenmelidir. İşletme hedef ülke seçimine
karar vermeden önce araştırmalar yapmalı, her ülke pazarı değerlendirilmelidir.
Zaman ve maliyet işletmelerin yatırım fırsatlarını değerlendirmelerini
engelleyebilen önemli faktörlerdir. Dünyada 200’den fazla ülke olduğuna göre
yer seçimi yapılırken öncelikle ekonomik gelişme, politik istikrar, politik risk gibi
çevre faktörleri göz önünde bulundurularak eleme yapılmalı ve aday ülkeler belirlenmelidir.
Müşterilerin satın alma gücü, tüketici tercihleri, giriş engelleri, taşıma
maliyetleri, vergiler, depolama, dağıtım maliyetleri göz önünde bulundurularak
potansiyel pazarlardan uygun olmayanların doğru bir biçimde elenmesi, yüksek
satış potansiyeli olan ülke pazarlarının seçilmesi önemlidir.
Örneğin alkol ve domuz eti satışı Müslüman ülkelerde sınırlıdır. Risk alma eğilimi
her işletmede farklı olabileceğinden, aynı sanayide çalışan işletmelerin aynı kriterleri
kullanmaları gerekmez. Mamullerin yasaklandığı ya da kısıtlama getirildiği
ülkeler elenebilir. Daha sonra değerlendirme yapılacak ülkeler belirli değişkenlere
göre ağırlıklandırılır. Bu değişkenler; pazar potansiyeli, ülkenin büyüme oranı,
belirli ürün pazarları, potansiyel rekabet yoğunluğu, politik (istikrar), yasal (kısıtlamalar, tam sahiplik izni), fi nansal faktörler (döviz kuru riski, işgücü maliyetleri, vergiler),
dağıtım altyapısı gibi faktörlerdir ve bu değişkenler dikkate alınarak daha
detaylı inceleme yapılmalıdır. Yönetim bu değişkenleri ağırlıklandırır ve aynı değişken
farklı işletmelerce farklı ağırlığa sahip olabilir. Yüksek ağırlığı olan ülke
seçilir. Kaç ülkenin değerlendirileceği hakkında bir kural yoktur. Bu işletmenin
amacına, ürünle ilgili belirli kriterlere (ürün satışları, rakipler, işletmenin satışları),
zamana, kaynaklarına bağlıdır. İşletme risk, maliyet, kontrol derecesi faktörlerini
dikkate alarak giriş stratejisini belirler. Üretim yerinin belirlenmesinde etkili olan
faktörler lokasyon teorisine göre ulaşım maliyetleri ve ticari engellerdir. Eğer ulaşım
maliyetleri çok fazla ise üretim, hedef pazar olarak seçilecek ülkede yapılır.
Bir diğer neden ise hedef ülkenin uygulamış olduğu yüksek gümrük vergileridir.
Carrefour dünyanın en büyük küresel perakendecilerinden birisidir. Karların %
33’ü ana ülke olan Fransa dışındaki satışlardan elde edilmektedir. İlk mağazasını
1960 yılında Fransa’da açmıştır. 2002 yılına gelindiğinde mağaza sayısı tüm
dünyada 5341’e, franchise birimleri ise 4064’e ulaşmıştır. Gelecekte ise yeni mağazalar
açmayı planlamaktadır. Yönetimin yapması gereken hangi ülkelerde ve
ülke içinde nerede perakende birimlerinin açılacağına karar vermektir. Yabancı
pazara hipermarketlerle 1970’lerde ilk girdiğinde komşu ülkeler olan Belçika ve
İspanya’yı tercih etmiştir. Tedarik Fransa’daki tedarikçilerden sağlandığından, iki
ülkedeki tüketicilerin yaşam tarzları Fransa ile benzer olduğundan dolayı bu girişimlerde
zorluk yaşanmamıştır. O zaman yer seçiminde değerlendirme yapılırken
önem verilen faktörlerden biri ekonomi olmuştur. 1980’lerde ise Amerika, İngiltere
pazarlarına girerken mevcut rakipler, müşteri tercihleri, yerel ihtiyaçlar dikkate
alınmıştır. İsviçre, Tayvan, Türkiye pazarlarına yerel pazarı bilen ortaklar bulunarak
girilmiştir. Carefour fi nansman dışında ortak girişimlere küresel tedarik zinciri,
mağaza yerleşim uzmanlığı katkısı sağlamıştır.34
Çok Uluslu İşletmelerin Yer Seçimi Kararları
Yerleşim yerinin belirlenmesinde etkili olan faktörler Grifi n ve Pustay’a göre ülke,
ürün, hükümet politikaları ve organizasyon ile ilgilidir. Ülke ile ilgili konular; düşük
işgücü maliyetleri, altyapı (elektrik, su, taşıma, telefon, eğitim, sağlık, diğer
servisler), ülke orjini etkisidir. Belirli ülkeler ürün pazarlamasında marka imajına
sahiptir. Japonya’nın yüksek kaliteli ürün imajına sahip olması, İtalya’nın moda
konusunda öncü olması örnek verilebilir. Pazarlamayla ilgilenen işletmeler üretim
tesislerini belirlerken ülke orjini etkisini de dikkate alırlar. Ürünle ilgili konular; ürünün
değeri, ağırlığı, gerekli teknoloji konularıdır. Demir, kömür, kimyasal, şeker,
tarım malları gibi düşük değerde ürünler taşıma maliyetlerini minimize etmek için
çok farklı yerlerde üretilebilir. Elmas gibi yüksek değerde bir ürün ise tek bir yerde
üretilebilir. Hükümet Politikaları; Hükümetin vergi, döviz kurları, enfl asyon, işyasası, ticaret konularındaki politikaları yer seçimini etkilenmektedir. Organizasyonla
ilgili konular ise iş stratejisinin (maliyet liderliği, farklılaştırma, odaklanma)
belirlenmesi, stok yönetimi politikasıdır.35
Çok uluslu işletmeler, farklı fırsatlar ve tehditler altında faaliyet göstermektedir.
Üretim kararlarında üretim maliyetleri (işgücü, malzeme ve diğer maliyetler), işgücü,
makine kapasitesi, stok tutma, nakliye maliyetleri, döviz kurları ve tarifeler,
vergiler gibi konularda yabancı hükümetin politikaları önemlidir.
İşletmelerin nerede üretim yapacakları ve nerede satacakları kararı önemli bir
karardır. Otelcilik, perakendecilik (Carrefour) gibi hizmet sanayilerinde yerleşim
yeri, pazar ve üretim yerinin birbiriyle bağlantısının olduğu müşterilerin yakınında
seçilir. Ülke dışında doğru üretim yerini bulmak, işletmeye uzun dönemde rekabet
üstünlüğü verir. Yöneticiler, hangi ülkede faaliyet gösterileceğine karar verirken
fırsatlar ve riskleri gösteren değişkenleri gösteren teknikler kullanarak detaylı
analiz yaparlar. Riskler karşısında fırsatları ağırlıklandırırlar.
Fırsatlar;
1) Pazarın büyüklüğü: Satış potansiyeli, GSMH, kişi başı gelir, büyüme oranı,
nüfus, yaş, cinsiyet, din gibi demografi k faktörlerdir. Yöneticiler gelirin ve servetin
nasıl dağıldığına dikkat etmelidir. Örneğin Endonezya’da kişi başı gelir düşüktür
ama milyonlarca lüks spor araba vardır.
2) Kolay faaliyet gösterilecek bir yer olması: Pazarların bütünleşmesini sağlamak
için en çok kullanılan döviz birimleriyle çalışmak, yükselen pazarlara girmek,
küresel-bölgesel ticaret anlaşmalarının avantajlarından yararlanmak gerekmektedir.
Doğrudan yabancı yatırımları çekmede, ekonomik faaliyetlerin coğrafi k kümelenmeleri
ve bunu destekleyen kurumların oluşturulması önemli bir rol oynamaktadır.
36 Yapılan ampirik çalışmalar, bölgesel bütünleşmelerin yatırımları teşvik
ettiğini ve pazar yaratarak yatırımlar üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koymaktadır.
İşletmeler yabancı bir ülkede faaliyet göstermek istediklerinde kendilerine fi ziksel
ve psikolojik olarak yakın gördükleri ülke pazarlarını tercih ederler. Carrefour’un
yöneticileri ilk uluslararası faaliyet yeri olarak coğrafi k yakınlığın olduğu Belçika
ve İspanya’yı seçmişlerdir. Amerikan işletmeleri Kanada ve İngiltere pazarına girmişlerdir.
Böylece nakliye kolayca ve ucuza gerçekleşmiş, yabancı şubeler kontrol edilebilmiştir. Uluslararası faaliyetlerde dil, kültür, yasal sistemin farklı olması
gibi nedenlerden dolayı çalışanları, müşterileri daha iyi anlamak için benzer dil ve
kültürün olduğu ülkeler tercih edilmektedir. İşletmeler için yerel kaynakları kullanabilme
kolaylığının olması önemlidir. Birçok yabancı faaliyet, yerel personel ya
da yerel ortak bulma gibi yerel kaynak kullanımını gerektirmektedir.
3) Maliyetlerin ve kaynakların uygunluğu: Küresel ekonomi, yüksek kalitede
ürünlerin düşük maliyetlerle üretilmesini talep etmektedir. İşletme mamul ya
da parçasını üretme kararı verecekse, üretimi gerçekleştireceği yerdeki işgücü,
hammadde maliyetleri, sermaye gereksinimi, emlâk maliyetleri, vergiler, üretim
yerinden pazar yerine taşıma maliyetlerini incelemelidir. Tedarikçi ve müşterilerin,
altyapının yakın yerde olması gereklidir. Bankalar, fi nans kuruluşları,
sigorta şirketleri, muhasebe şirketleri, danışmanlık şirketleri uluslararası faaliyetlerde
önemli etkileri olan kuruluşlardır. Volkswagen Golf Syncro’nun üretim
yerini Almanya’dan Slovakya’ya taşımış ve sermaye yoğun montaj hattını emek
yoğun fabrika olarak değiştirmiştir. Bunun nedeni düşük ücretler ve yüksek verimlilik
ile maliyetleri azaltmaktır. BMW ise Meksika’da Kuzey Amerika’dan daha
ucuza üretim yapacağını hesaplamasına rağmen üretime Amerika’da devam
etmiştir. Bunun nedeni Meksika yapımı arabaların aynı lüks imajı vermeyeceğinin
düşünülmesidir. Düşük maliyet ve hammadde kaynaklarından yararlanmaya
dayanan kavramlar günümüzde sınırlayıcı bulunmaktadır. İşletmeler teknoloji,
verimlilik ve yüksek nitelikte işgücünün olduğu pazarlarda iş kurmaya
yönelmektedir. Nissan Toyota ve Hitachi maliyetlerin düşük olduğu İngiltere ve
İspanya’da yatırım yaptıkları gibi, maliyetlerin yüksek olduğu Almanya’da da yatırım
yapmıştır. Bunun nedenleri; işçilerin yüksek verimliliğinden yararlanmak,
Alman üreticilerinden mal tedarik etmek ve dünyanın gelişmiş şirketlerinden
yeni teknolojileri öğrenmektir.2) Rekabet Riski: Bir işletmenin yenilikçi üstünlüğü kısa sürebilir. İlk giren işletme,
yenilikçi olma avantajını yakalar. Bununla birlikte zaman içinde rakipler
ortaya çıkacak ve rekabet artacaktır.
3) Para Riski: Yabancı bir pazara girildiğinde döviz kuru oranları, yatırılan sermaye
ve elde edilecek kazançlar her zaman düşünülen konular olmaktadır. Döviz kurunun
istikrarlı olması, ülkenin para durumunun olumlu bir göstergesidir. Likidite; ödemelerin
yapılması, malzeme alımı, beklenmeyen durumlar için gereklidir. Bazen yatırımcılar
yabancı ülkedeki tesisin tamamını ya da bir kısmını satmayı düşünebilirler. Yerel
alıcı bulabilmek, yerel sermaye piyasalarının gelişmiş olmasına bağlıdır.
4) Politik Risk: Politik risk, politik liderlerin fi kirlerinde ya da politikalarında değişiklik
olması, vatandaşlarla ilgili karışıklıklar, ev sahibi ülke ve diğerleriyle düşmanlıktan
dolayı meydana gelir. Politik durum yabancı işletmeler için daha iyi ya da
daha kötü olacak şekilde hızla değişebilir. New York’a 2001’de düzenlenen terör
saldırısından sonra yabancı işletmeler Amerika’yı daha az güvenli gördüklerinden
doğrudan yabancı yatırımlar düşmüştür. Unilever, yabancı yöneticileri güvenlik nedeniyle
Pakistan’da çalışmaya çekememiştir. Zaheer’e (1995) göre uluslararası faaliyetlerde
“yabancılık sorunu yaşama” dört faktörden kaynaklanmaktadır.
1) Yolculuk, taşıma ve uzak bölgelerle koordinasyon, takip maliyetleriyle karşılaşmaya
neden olan saat dilimi farklılıkları,
2) Politik koşulların değişebildiği ve ekonomik risklerin, döviz kurlarının olduğu
bilinmeyen bir çevre,
3) Ev sahibi ülkedeki ekonomik milliyetçilik ve yasal koşullar hakkında yetersiz bilgi,
4) Yabancı işletmelerin ev sahibi ülkede faaliyet göstermeleri konusunda ana
ülkedeki kısıtlamalar. Bu riskler ve yabancı çevre yabancı işletmelerin yönetimle
ilgili hata yapmalarını artırmaktadır.
1971’de Washington’ın Seattle kentinde kurulan Starbucks, 1987’de Chicago ve
Kanada Vancouver’de yeni kafeler açmıştır. Starbucks, 1996 yılında Japonya ve
Singapur pazarlarına, daha sonra 1998’de İngiltere ve 2001 yılında İsviçre ile kıta
Avrupası’na girmiştir. Günümüzde işletmenin 30’un üstünde ülkede 8.000’den
fazla kafesi bulunmaktadır. İşletme giridiği ülke pazarlarında gayrimenkul danışmanları
ile çalışmakta, alışveriş yerlerine yakın orta ve üst gelir seviyesinde olanların
rağbet ettiği yerlerde açılmaktadır. İlk mağazasını 1975 yılında İspanya’nın
Galicia kentinde açan Zara, öncelikle ülke içinde mağaza sayısını arttırmıştır.
Büyümek ve karlarını artırmak için ilk uluslararası pazar olarak 1988 yılında
İspanya’ya yakın olduğu için Portekiz’e, Avrupa pazarında Fransa’ya, daha sonra
ABD’de NewYork’a girmiştir. Şu anda dünyanın 70 ülkesinde 1500’den fazla zincir
mağazası bulunmaktadır. IKEA fi rması ise 1953 yılında İsveç’te kurulmuştur.
1969 yılında Danimarka, 1973’te İsviçre, 1974 yılında Almanya, 1975’de Avustralya
pazarlarına açılmıştır. Risk faktörünü azaltmak için ilk olarak komşu ülkelere
açılma tercih edilmiştir.
4) Bürokrasi: İşletmelerin yabancı ülkede faaliyet gösterme izni almaları, kendi
personellerini getirmeleri, üretim lisansı almaları ve belirli malları satmaları, vergi,
işgücü koşulları, çevresel düzenlemeler konularında hükümet kuruluşlarıyla iletişim
kısaca bürokrasi zaman alabilir. Sheraton oteli, Vietnam’daki faaliyetine bu
nedenle son vermiştir.
Riskler;
1) Risk ve belirsizlik: İşletmeler potansiyel getirileri hesaplamak için nakit akışı,
net bugünkü değer, satışların getirisi, içsel verimlilik oranı, geri ödeme süresi
gibi çeşitli fi nansal teknikler kullanırlar. Yatırımın geri dönüşü konusunda çevresel
koşullardan dolayı risk ve belirsizlik olabilir. Yabancı işletmelerin yeni çevreyi
öğrenmeleri, problemlerinin üstesinden gelebilmeleri zaman alabilir.Yerleşim Yeri Belirlenirken Ülkeleri Karşılaştırmada
Kullanılan Araçlar
Izgaralar
Potansiyel yerleşim yerleri ile ilgili bilgi topladıktan sonra, işletmelerin analiz yapmaları
gerekir. İşletme, yerleşim yeri olarak kabul edilemeyecek özelliklerinden
dolayı bazı ülkeleri en baştan elimine edebilir. Ülkelerdeki değişkenlere önem
derecelerine göre ağırlıklar verilir. Örneğin, Tablo 18’de II numaralı ülke yüksek
getiri, düşük risk; III numaralı ülke düşük getiri, düşük risk; IV numaralı ülke yüksek
getiri yüksek risk; V numaralı ülke düşük getirisi ve yüksek riski olan ülkedir.
Değişkenler ve ağırlıkları ürün ve işletmeye göre farklılıklar gösterebilir. Ülkeler
bazı değişkenlerde başarılı olup, bazılarında başarısız olabilir. Dikkate alınan
toplamda hangi ülkenin başarılı olduğudur. Izgara tekniği, daha detaylı fi zibilite
çalışması ve ek kaynaklar az olduğunda ülkeleri sıralamak için kullanılabilecek
faydalı bir tekniktir. Değişken sayısı arttırılabilir.Gelir seviyesi, nüfus, rekabet ve politik faktörler değişken olarak alınıp değerlendirilecek
olsa ve işletme bu değişkenlere sırasıyla 20, 40, 30, 10 ağırlıklarını
vermişse bunun anlamı işletme en çok nüfus, en az politik faktörlere önem veriyor
demektir. Bu durumda değerlendirmeye alınacak her ülke için gelir seviyesi, nüfus,
rekabet, politik faktörlerden oluşan değişkenlerin aldıkları puanlar ağırlıklarla
çarpılır ve çıkan rakamlar toplanarak ülkelerin toplam puanı hesaplanır. En yüksek
puanı alan, girilmesi en uygun olan ülke pazarıdır.
Ülke Çekiciliği-İşletme Gücü Matriksi
Ülkeden ülkeye bir işletmenin belirli bir ürün konusunda sahip olduğu avantaj ile
ilgilidir. Matriksin sol köşesinde yer alan işletme, ülkede yapabildiği kadar sermaye
yatırımı yapmalıdır. Bu konumda, ülkenin çekiciliği yüksektir ve işletme fırsatları
yakalayacak en iyi rekabet gücü yeteneğine sahiptir. Sağ üst köşede, ülkenin
çekiciliği yine yüksektir fakat bu kez işletmenin rekabet gücü, doğru ürüne sahip
olmadığından bu pazarlarda düşüktür. Bu pazarlarda ortak girişim oluşturabilir.
İşletme rekabet gücü düşük, ülke çekici değil ise yatırımı azaltabilir, lisans anlaşması
yapabilir. Yer seçiminde son kararı vermeden hedef ülke ziyaret edilmeli,
detaylı maliyet analizleri yapılmalıdır. Pazara tek mi yoksa ortakla mı girmenin
uygun olacağına karar verilmelidir.Küçük İşletmelerin Yer Seçimi Kararları
Buraya kadar genellikle büyük işletmeler için ülke seçiminde kullanılan bazı araçlar
kısaca açıklanmıştır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ise maliyetli olacağından
çok kapsamlı araştırma yapamamakta ve ikincil veri kaynaklarından
yararlanmaktadırlar. KOBİ’lerinde pazarın çekiciliğini, rekabetçi üstünlüğünü ve
ülke riskini değerlendirmeleri gerekir. Bu nedenle KOBİ’ler başlangıçta çok sayıda
ülkeyi elimine etmek için subjektif kriterler kullanırlar. Daha sonra ise pazar
büyüklüğü ve büyüme potansiyelini, rekabeti, ürün pazarıyla ilgili riski, faaliyet
gösterme maliyetlerini39, dağıtım kanallarına ve medyaya erişim kolaylığını dikkate
alırlar. Tablo 19, pazar potansiyeli göstergelerini açıklamaktadır. Ülkeler,
ekonomik göstergeler, politik risk, rekabet gibi çeşitli kriterlere göre ağırlıklandırılmakta
ve ülkeler arasında seçim buna göre yapılmaktadır.İngiliz ve İskoç mimar, mühendis ve danışmanlara göre ülkeler, yabancı ülke pazarında
rekabetin kolay-zor olmasına ve her pazardaki risk seviyesine göre altı
gruba ayrılmıştır. Ülkelerde düşük risk olsa bile çok sayıda Avrupa ülke pazarına
nüfuz etmek kolay değildir. Japonya, Güney Kore, Brezilya pazarına girmek ise
güçlü korumacılık politikalarından dolayı zor olmaktadır.Küçük bir işletme için basit ve etkili bir pazar seçme yaklaşımı Cannon ve Willis
tarafından geliştirilen “basit elimine” yöntemidir. İşletmeler ülkeleri basitçe belirli
kriterlere göre elimine etmektedir. Kriterler dört grupta açıklanmaktadır.
İşletmeyle ilgili belirli faktörler
Ekonomik değerlendirme
Pazar koşulları
Rekabeti değerlendirme
İşletmeyle ilgili belirli faktörler: Bu kriter yönetimin tercihlerini ve özelliklerini
yansıtmaktadır. Şöyle ki:
- İngilizce genel kabul gören bir dildir.
- Ülke farklı çalışma saatlerine sahip değildir.
- Ana ülke pazarına benzerdir.
Yönetimin tercihleri ile böylece bazı ülke pazarları baştan elimine edilir. Örneğin
Birleşmiş Milletlere üye 149 ülkeden İngilizce konuşulmayan ülkeler Çin, Fransa,
İspanya, Portekiz, Yunanistan, Endonezya elimine edilirken Avustralya, Kanada,Bangladeş, Amerika, Batı Almanya, Kore, Japonya, Malezya, Afrika, Hong Kong
bırakılır.
Ekonomik değerlendirme: Bu aşamada da çok sayıda ülke bulunmaktadır. Gelişmiş
ülke ekonomileri tercih ediliyorsa bu aşamada da Bangladeş, Hindistan,
Pakistan; Kore elimine edilir, Avustralya, Yeni Zelenda, İskandinavya, Singapur,
Japonya, Tayvan, Batı Almanya bırakılır.
Pazar Koşulları: İşletme pazara girişi imkansız olan ülkeleri belirli kriterlere göre
elimine eder. Örneğin tarife engelleri, ithalat kısıtlamaları, para birimin değeri gibi
faktörlere bakılır. Güçlü para biriminin olduğu Singapur, Japonya, Taywan elimine
edilebilir. Batı Almanya, Benelux, Eire, Norveç, Danimarka bırakılır.
Rekabeti Değerlendirme: Bu aşamada işletmenin diğer işletmelerle nasıl rekabet
edebileceğine yönelik olarak pazarla ilgili daha detaylı bir inceleme yapılır.
Teknik standartlar, ürünün rekabet edebilirliği, servisi gibi kriterler dikkate alınır.
Sonuçta Benelux, Batı Almanya, Norveç, Danimarka hakkında daha detaylı araştırma
yapılarak hedef pazara karar verilebilir. Bu sistem özellikle sınırlı kaynakları
olan küçük işletmeler için oluşturulmuştur. Kriterlerle ilgili bilgiler kütüphanelerden,
ticaret birliklerinden bulunabilir.
Buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi pazar büyüklüğü ve pazarın
büyüme oranı, rekabet gücü işletmeler için hayati önem taşımaktadır.Bir
ülkedeki en üst sırada nelerin ithal edildiği ve ithalatın büyüme oranları pazar fırsatları
hakkında işletmecilere bakış açısı kazandırabilir. Ülkeler ve pazarlar arasında
farklılıklar vardır. Bununla birlikte niş pazara satış yapmak isteyen küçük bir
işletmeci için ulusal pazardaki eğilimleri araştırmak uygun olmayabilir.
İşletmeler uluslararası diğer işletmelerin de benzer pazarlara girmek isteyebileceklerini
göz ardı etmemelidir. Ülke seçimi kararı zor bir karardır. İşletme başlangıçta
riskini azaltmak için kendisine yakın gördüğü ülke pazarını seçebilir. Bilgi
toplamak zaman ve para gerektirir ve çok sayıda yönetici bilgi kaynaklarının farkında
değildir. İkincil veri kaynakları, genel bir bilgi edinmek için çok yararlıdır.
Toplanan düzenli bilgi, yöneticilerin karar vermelerini ve belirsizlik alanlarını daraltır.
İşletmeler, hangi pazarlara gireceklerini belirledikten sonra, hedef pazara
girmek için kullanacakları stratejilerini belirlemelidirler. Bu stratejiler sonraki bölümlerde
açıklanmaktadır.
-
Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak işletmenin pazarına mal veya hizmet sunmaya çalışan işletmelerin faaliyetlerinin bütünüdür.
Bir sektörde işletmelerin birbirleri ile aralarındaki mücadelenin boyutu.Daha kaliteli mal ya da hizmeti, daha ucuza sunma yarışıdır. Rakip durumunda olan işletmeler işbirliği içinde de olabilir. Çıkarları gereği anlaşarak, ilerideki ünitelerde açıklanacak olan kartel, tröst, konsorsiyum ya da holding gibi birleşmelere gidilebilir. Bu birleşmeler sayesinde işletmeler arasında finansal, teknolojik, örgütsel ya da hukuki anlaşmalar gerçekleşir. -
Marka rekabetin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Aaker’a göre marka değerini oluşturan kaynaklar; marka sadakati, marka farkındalığı, algılanan kalite, marka çağrışımı, patent, ticari marka ve kanal ilişkileri gibi diğer kaynaklardan oluşmakta ve rekabet üstünlüğünün, gelecekteki kazançların temel kaynağı olarak görülmektedir.
-
Bir firmada inovasyon faaliyetlerinin başarısı, inovasyon stratejisinin firmanın kurumsal stratejisi ile bütünleşmiş olmasına bağlıdır. İnovasyon stratejisinigeliştirebilmek için
- Çalışanların ihitiyaç ve beklentilerini anlamak
- Pazarı tanımak
- Paydaşlarınızın kimler olduğunu ve beklentilerinin neler olduğunu bilmek,
- Pazarın, paydaşlarınızın ve çalışanlarınızın ihtiyaçlarını bir vizyon etrafında birleştirmek
- Bu vizyonun, herkes tarafından “paylaşılan” bir vizyon olmasını sağlamak
- Şirketin hedeflerini, misyonunu ve stratejik planını hazırlamak gerekir.
Alex Osterwalder tarafından 2008 yılında geliştirilen İş Modeli Kanvası girişimcilere, iş fikirlerini değişen koşullara göre güncelleyebilecekleri, kolayca anlayabilecekleri ve anlatabilecekleri bir ortam sunmaktadır. İş modelinin bütünsel bir görünümünü elde etmek için Alexander Osterwalder tarafından icat edilen bir araç olan İş Modeli Tuvali yenilik fikirlerinizi takım halinde tek başınıza hazırlamanıza, tartışmanıza ve geliştirmenize yardımcı olabilir. İş fikri için atılan adımları netleştirmek, hedef kitleyi belirlemek ve sunulacak değer önerileri için nelere ihtiyaç olduğunu belirlemeye karar vermek amacıyla Kanvas İş Modeli çizilebilir.
Haftalarca hazırlayacağınız iş planının içindekiler sayfasında kaybolmak yerine, her şeyi tek sayfada görüp, başlıklar arasındaki bağlantıları kurmanız zaman ve çaba anlamında kazançlı olmanızı sağlayacaktır. Koşullar değiştikce veya yeni bilgiler elde edildikçe uyarlamalar yapılacak bir model bircok girişimciye çok daha kullanışlı gelmeye başlamıştır.
-
FRANCHISING
Franchising, tanınmış, kendi alanlarında başarılı olmuş, kaliteli ürün ya da hizmet
üreten işletmelerin ürün ya da hizmetlerinin ülke içinde ya da ülke dışında ana işletmeyle
tutarlı olarak, aynı görünümdeki mağazalarda üretilmesini, dağıtılmasını
ve belirli standartlar içinde kullandırılmasını sağlayan bir pazarlama ve dağıtım
yöntemidir. Başarılı bir işletmenin bağımsız bir işletmeye ya da kişiye başarılı olmasını
sağlayan kendi sistemini kullanma hakkını verdiği bir lisans şeklidir. Franchising,
franchisor ve franchisee denilen hukuken birbirinden bağımsız iki taraf
arasında sözleşme ile yapılmaktadır. Franchisor, tanınmış ürün ya da hizmetin,
işletme sisteminin sahibidir. Franchisee ise franchise verenin ticari markasını,
hizmet markasını, know-how’unu, işletme sistemini, başarılı olmasını sağlayan iş
yöntemlerini kullanma hak ve zorunluluğunu üstlenen bağımsız bir girişimcidir.
Kendi işini kurmak mı? Franchise almak mı? İşte bu iki soruya yanıt vermeden
önce franchising sisteminin tarafl ar açısından avantajlı ve dezavantajlı yönlerinin
bilinmesi gerekmektedir. Öncelikle franchising, franchise almak isteyen için kendi
işini kurmaktan kaynaklanabilecek riskleri azaltmakta, franchise verenin ise
çok kısa sürede, yatırım harcaması yapmadan uluslararası pazarlara girmesine
imkân vermektedir. Giriş stratejisi olarak franchising’in kullanılması hızla artmaktadır.
1967 yılında uluslararası faaliyetlerine başlayan bir işletme bu sistem ile 65
ülkede faaliyet göstermektedir ve 4000’in üzerinde uluslararası satış birimi bulunmaktadır.
Uluslararasılaşma teorileri daha çok işletmelerin ihracat kararlarından,
doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapmalarına kadar olan çeşitli stratejiler üzerine
odaklanmaktadır. Geleneksel olarak işletmeler bu süreçte yabancı pazarlarda
ve kültürel uzaklık olan uzak ülkelerde işlerini yürüterek tecrübe kazandıkça
kaynak taahhütlerini artırmaktadır. Farklı iş uygulamalarını anlamak, işletmelere
güven vermektedir.
Franchising, franchisor’ın bağımsız bir girişimci ya da işletmeci olan franchisee’ye
ürünlerini dağıtması ya da franchisor’ın sistemine göre işi yürütmesi için lisans
verdiği, tarafl ar arasında sürekli bir ilişkinin kurulduğu dikey bütünleşmenin sözleşmeli şeklidir. Franchisor bu dağıtım sistemiyle franchisee’ler üzerinde dikey
kontrol sağlar. Kullandığı dikey kontrol aracı ise tarafl arı bağlayıcılığı olan sözleşmedir.
12 Franchise veren karşı tarafa sadece dokunulmaz varlıklarının kullanım
hakkını vermez. Ayrıca sürekli bir şekilde satış promosyonu, eğitim yardımı sunar.
Ulusal Franchising Derneği (UFRAD)’ın tanımına göre franchising; “Ana fi rmanın
üretim veya hizmet alanında denenmiş ve başarılı olmuş ticari ve hizmet markasını,
ürünlerin dağıtım ya da hizmeti sunma hakkını belirli süre, şart ve sınırlamalarla
yasal ve fi nansal açıdan tamamen bağımsız olan bir diğer tarafa verdiği bir
pazarlama ve dağıtım yöntemidir. Diğer bir anlatımla franchising sistemi mal ya
da hizmetlerin üreticilerden tüketicilere etkin bir şekilde ulaştırılmasını sağlayan
bir dikey pazarlama sistemidir. Franchise veren standart ürün paketini, sistemini,
yönetim ve organizasyona ilişkin bilgi ve desteğini, eğitimi franchise alana sunmakta;
franchise alan ise sermaye, yerel pazar bilgisi ve idari konularda kişisel
katılımını ortaya koymaktadır. Özellikle perakendecilik sektöründe dünyada bu
sistemi uygulayan işletmelerin sayısı hızla artmaktadır. UFRAD’a göre; yapılan
araştırmalarda ABD’de oniki kişiden birisi kendi işini kurmak isterken, bu rakam
Finlandiya’da yüz kişide bir kişi, Almanya’da ise kırkbeşte bir olarak açıklanmaktadır.
Türkiye’de iki kişiden biri kendi işini kurmak istemektedir. Franchising gibi
işbirliği yaparak çalışma modeli çok yaygın değildir. Bu sistem özellikle marka
olmasını başarmış, istikrarlı satışları olan işletmeler için çok uygun olan bir sistemdir.
Ana fi rma, ürün veya hizmetle ilgili bilgi, teknoloji, işletme yönetimi, organizasyon
ve pazarlama konularında franchise alana eğitim ve uzmanlık yardımı
sağlar ve buna karşılık franchise alan, yıllık satışların belirli bir yüzdesini ve diğer
belirli ücretleri ana fi rmaya öder, ana fi rmanın standartlarını aynen koruyarak faaliyetlerini
sürdürür.13 Sistemin başarısı mal veya hizmetin markası ve adının,
kalite standardının her franchise biriminde aynı olmasına bağlıdır. Franchising
çok farklı iş alanlarında bir pazarlama ve dağıtım yöntemi olarak kullanılmaktadır.
Bunları gıda, tekstil, konfeksiyon, mobilya, mutfak, banyo, bilgisayar, büro
malzemeleri, inşaat malzemesi, spor, eğitim, emlakçılık, temizlik, araba yıkama
ve bakımı, kiralama, otopark hizmetleri, otel ve motel işletmeciliği, baskı, fotokopi,
zayıfl ama, kozmetik, kuru temizleme, otomobil kamyon kiralaması, drugstore,
lokantalar, fast food, çamaşırhane, tamir bakım hizmetleri, alet edavat, eğlence
ve turizm, güvenlik sistemleri, sağlık hizmetleri, bahçıvanlık gibi işler olarak sıralayabiliriz.
Franchising ile ilgili yapılan araştırmalara göre ise uluslararası pazarlara girmek
isteyen işletmeler bu stratejiyi;
1) Sınırlı kaynaklar,
2) Yönetsel verimlilik,3) Risk yönetimi yaklaşımları nedenleriyle kullanmaktadır.
Bu yaklaşımlardan ilkine göre başlangıç ücreti franchise alandan sağlandığından,
franchise veren işletme yatırım harcaması yapmadan farklı ülke pazarına
girebilmektedir. İkinci yaklaşıma göre işletmelerin kendi kuruluşunu açıp yönetici
atamasındansa, franchise vermesi, işletmenin sahibi olduğundan franchise alanı
daha fazla motive etmekte, franchise verilen birimler daha verimli çalışmaktadır.
Teknolojik ilerlemeler uzaktaki franchise alanların kontrolünü, tedarik, fi nansman
gibi konularda bilginin aktarılmasını kolaylaştırmıştır. Üçüncü yaklaşımda ise
franchising sistemi sayesinde coğrafi k uzaklık ve kültürel farklılıklardan dolayı
oluşabilecek riskler azaltılmaktadır. Örneğin hotel endüstrisi yüksek yatırımları
gerektirmektedir. Franchising ise çok sayıda birime sahip olmanın riskini azaltmaktadır.
Bazı hotel işletmeleri bu gibi riskleri azaltmak için yönetim anlaşmalarını
da kullanabilmektedir. Franchise veren, fi ziksel tesislere önemli yatırımlar
yapmamakta sadece yönetim uzmanlığı ve kalite kontrolü sağlamaktadır.14 Franchising
konusunda literatür, coğrafi k uzaklığın olduğu ülke pazarlarına girmek
için franchising’in tercih edildiğini göstermektedir. İşletme kendi birimini açtığında
hükümet, coğrafi k, kültürel, dil farklılıklarından dolayı çalışanları izleme maliyeti
daha yüksek olmaktadır. Çok sayıda hizmet işletmesi yabancı ülke pazarlarına
girerken bu stratejiyi kullanmaktadır.15
Franchise işine sıfırdan başlanıldığı, yeni bir iş fi krini geliştiren girişimcinin bunu
doğrudan franchise vererek yaydığı uygulamada pek görülmektedir. Franchisor
işletme sistemini, franchise ağını oluşturmadan önce bir süre boyunca ve en
azından bir örnek işletmede başarıyla yürütmüş olmalıdır.16 Franchise vermek isteyen
fi rmanın büyüklüğü, ürün çeşidi, hizmeti sunuş şekli, rekabet gücü, fi nansal
gücü, yönetim yeteneği, aracılara sağladığı hizmetler, pazarlama tecrübesi, kısaca
fi rmanın gelişmişlik düzeyi önemliyken, franchise kararının verilmesinde işin
franchise edilebilecek bir iş olup olmadığı, franchisor ve franchisee’nin özellikleri,
işin pilot satış noktalarında test edilmesi önemlidir.
Franchisingde kendi alanında tanınmış ve başarılı olmuş ana işletmenin uluslararası
standartları sürdürülür. Sadece ana işletme kabul ettiği takdirde pazarlama
karması yerel koşullara uyumlaştırılabilir. Franchising’in amacı karşılıklı güven
ve sürekli bir işbirliği ilişkisi içinde her iki tarafın birbirinden yararlanmasını sağlamaktır.
Örneğin, İtalya asıllı Benetton’un farklı ülkelerde franchisee’leri vardır.
Benetton kıyafetleri İtalya da üretirken, franchise alanlar pazar bilgisini ana organizasyona network bilgisayar ağıyla iletirler ve bulundukları pazarda yerel reklâm,
satış promosyonları yaparlar.17 Franchise alan, franchise verenin adı ve markası
altında iş yapar ve belirli politikaları, prosedürleri takip eder. Franchise alan, tanınmış
marka adı, faaliyet yöntemleri, işin öğrenilmesi için verilen eğitim, kısaca
yeni bir işletme birimi açabilmek için franchise verene işin başında başlangıç ücreti
ödemektedir. Ayrıca franchise alan, franchise verenin sürekli verdiği hizmetler,
promosyon, stok kontrolü, malzeme tedariki, yönetsel yardım ve tavsiyeleri
için satışlarının belirli bir yüzdesini royalty olarak ödemektedir.18
Franchising’in Gelişimi
A.B.D’de endüstriyel devrimle birlikte teknoloji ilerlemiş, taşımacılık ve iletişim
araçları gelişerek kütle üretimi oluşmuştur. İmalatçılar, ürünlerinin bölgesel pazarlara
dağıtımının başarılarında ana faktör olacağını anlamışlardır. Otomobil imalatçıları,
ülke çapında bir dağıtım ağı oluşturmak için gerekli sermaye miktarının
çok fazla olması ve merkezi denetimin zorluğu nedeniyle bölgesel işletmelere
dağıtım hakkını vermişlerdir. Franchise dağıtım ağını kullandıklarında bu sermayeyi
kendilerinin sağlamalarına gerek kalmamış, franchise alanlar, (satıcı fi rmalar),
franchise veren fi rmaların (otomobil imalatçıları) maliyetlerini düşürmüşlerdir.
Franchise alan, sadece kendisine verilen belirli bir bölgede satış yapma hakkı
ile aynı modeli satan diğer satışçıların rekabetinden korunmuştur. İmalatçılar,
belirli bir bölgede sınırlı sayıda bulunan franchise alanların fazla miktarda satış
yapabilmelerini bir anlamda garanti etmişlerdir. Bira imalatçılarında olduğu gibi
otomobil imalatçılarıda franchise alanların sadece kendi ürünlerini satmalarını istemişlerdir.
Ayrıca franchisee’lerin herbirinin yeterli yatırımda bulunmasını, satış
sonrası hizmet sunmasını, şirketin imajını, imalatçının standartlarını sürdürmesini
ve geliştirmesini beklemişlerdir. Otomobil imalatçıları, kendi açtıkları satış
birimlerinde de tüm bunları elde edebilirler ama franchising, gerekli sermayenin
imalatçıdan çok satıcı fi rmalar tarafından sağlanmasını sağlar. Otomobil sektöründeki
ilk franchisee 1898’de buharlı otomobil satan William E. Metzger’dir. Perakende
birimlerini açmak için sermayeye ihtiyacı olan General Motors Şirketi,
imal edilen otomobillerin satışının yapılması ve satış sonrası hizmetin sunulması
için ilk başarılı franchise sistemini 1898’de kurarak bağımsız kişilere franchisee
olma hakkını vermiştir.19 Franchise dağıtım yöntemini kullanan ikinci önemli sektör
alkolsüz içecek şişeleme endüstrisidir. 1899’larda alkolsüz içecek imalatçıları,nihai ürünün en uygun dağıtım yöntemini bulmaya çalışmışlardır. Ana fi rmanın,
yüksek oranda su içeren içecekleri merkezde imal ederek, uzaktaki bölgelere
dağıtımını yapması ekonomik olmadığından, ana fi rma, bölgesel şişeleme tesisleri
bularak günümüzde de kullanılan lisans sözleşmeleri yapmıştır. Ana fi rmada
imal edilen konsantre, yapılan sözleşmeler ile bölgesel şişeleme tesislerine verilir.
Franchisee’ler konsantre şurubu ölçüsüne göre sulandırarak nihai ürün haline
getirirler ve şişeleyerek satışını yaparlar. Franchisee’ler, depozitli şişeleri kullanarak,
ürünün dağıtımının ekonomik olmasını, franchisor ise uzaktaki bölgelere
daha az maliyetle dağıtım yapılmasını sağlar. Günümüzde oldukça tanınmış olan
Coca-Cola, Pepsi-Cola, 7-up gibi alkolsüz içecek fi rmaları ürünlerinin dağıtımlarını
franchising yöntemiyle gerçekleştirmektedir.
Franchise dağıtım yönteminin kullanıldığı üçüncü önemli sektör petrol endüstrisidir.
Otomobil satış ve dağıtımlarının hızla artmasıyla, benzin ve yağ ürünlerine
olan talep artmıştır. Petrol şirketleri 1930’larda yaşanan petrol krizi sonucu kendilerine
ait petrol ofi slerinde merkezden bölgesel rekabet fi yatları belirleyememişlerdir.
Bağımsız petrol ofi slerinin fi yat kırmaları sonucunda rekabet güçleri ve
karlılıkları azalan petrol şirketleri, bölgesel yatırımcılarla franchise sözleşmeleri
yapmışlar ve petrol ofi slerini yatırımcılara kiralamışlardır. Bölgesel franchisee’ler
koşullara göre fi yatı belirlerlerken, petrol şirketleri de kira geliri elde etmişler ve
imajlarını yeniden kuvvetlendirerek, petrol satışlarını arttırmışlardır.20
1950’li yıllarda Ray Kroc ve Mc Donalds kardeşler biraraya gelerek fast food sektöründe
tamamen benzersiz olan hızlı ve etkili bir sistem geliştirmişlerdir. Kullanılan
malzemelerin kalitesinin iyi, sunulan hizmetin hızlı olmasına önem vererek,
geliştirdikleri sistemin adını ve nasıl olması gerektiğini öğreten yöntemleri kullanma
hakkını franchise vererek satmaya başlamışlardır. Geleneksel franchising’den
farklı olarak, işletme sistemi franchising’i gıda sektöründe ilk olarak Mc Donalds
ile gelişmiştir. 1960’ların sonlarında 50 restoran, franchise sistemini doğru uygulamadıkları
için iki yıl içinde başarısız olmuştur. Bunun nedenleri, franchisee’lere
yeterli eğitim verilmemesi, yer seçiminin kötü yapılması ve franchisor’ın yönetim
desteği sağlamamasıdır. 1963’lerde dünyada başlayan ekonomik kriz ve 1974
resesyonu ABD’de gelişmekte olan franchisingi olumsuz etkilemiştir. Yüzden fazla
franchisor 1970’de ifl as etmiştir ve binlerce franchise alanı peşinde sürüklemiştir.
21 1975’te ekonomik krizin kalkmasıyla franchising ekonomik gelişmelerle
yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Franchise satışlarının düzenlenmesi için
geçici kanunlar yapılmıştır. Franchising dağıtım yönteminin, ilk geliştiği yıllarda
acentelik, bayilik ve tek satıcılık sözleşmesi ile hemen hemen aynı anlamlardakullanılmıştır. Benzin istasyonlarının, otobüs fi rmalarının, buzdolabı imalatçılarının
belirli şartlar ve sınırlamalarla bayilikler vermeleri franchising’in geleneksel
olarak kullanıldığı dönemin örneklerindendir ve hala günümüzde bayilik sistemleri
adıyla kullanılmaktadır. Bayilik sistemi tam olarak franchising’i anlatmaz.22
Bazı kaynaklarda bayilik sistemi, franchising’in bir türü olarak geçmekle birlikte
franchisingin bayilik olarak çevrilemeyeceği, daha gelişmiş bir sistem olduğu
görüşündeyiz. 1991’de ABD’de toplam franchise satışlarının %69.4’ü otomobil,
benzin ve alkolsüz içecek satışlarıyla gerçekleştirilmiştir. Amerika’da otomobil ve
kamyon satışları 1991’de toplam perakende satışlarının %65.7’ sidir. Bu üç sektörün
kullanıldığı franchise sisteminin ve Amerikan, İngiliz ekonomisinde franchise
perakende satışlarının payı hala önemlidir. 23
Avrupa Franchise Federasyonu’na göre fi nansal kriz franchise fi rmaları için fırsat
olarak görülmektedir. Birçok ülkede işsizliğin artmasıyla küçük birikim sahipleri,
franchise alarak girişimciliğe yönelebilmektedir. Diğer taraftan franchise alan
işletmelerden zarara uğradıkları gerekçesiyle anlaşmayı bozan işletmelerde bulunmaktadır.
Büyük alışveriş merkezlerinde yerleşen işletmeciler tüketicilerin alım
gücü düştüğünden çok fazla iş yapamamakta ve kira giderlerini ödeyemeyecek
duruma gelerek sıkıntı yaşayabilmektedir.
Franchising Türleri
Franchising anlaşmalarının çeşitli türleri bulunmaktadır. Bunlar;
Ürün ve Marka Franchise
Ürün ve marka franchise; franchise alanın, üreticinin adı ve markası altında ürünlerini
sattığı, üretici ile satıcı arasında kurulan bağımsız bir satış ilişkisidir. Pazarlanan
ürünler franchise veren fi rma tarafından üretilmeltedir. Franchise alan, ana
fi rmanın markası dışında ürün satamaz ve kendisi de üretimde bulunuyorsa ürettiği
ürünlerde üreticinin markasını kullanamaz. 18. y.y da Alman bira üreticilerinin kendi
markalarındaki biraları satmaları için birahanelerle yaptıkları sözleşmeler, Singer
Dikiş Makinaları Şirketinin makinaların satışı için bayilerle yaptığı sözleşmeler, yetkili
lastik, bilgisayar, televizyon satıcıları ürün ve marka franchisingine örnek verilebilir.
Bölgesel olarak ülkede belirli yerlerde franchising ile satış hakkının verilmesi
esasında bugünkü sistemin temelini oluşturmaktadır. 1950’lerden sonra franchising,
hemen her sektörde kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde bu dağıtım şekli
otomobil satışları (Fiat, Ford, Tofaş gibi), benzin istasyonları (Shell fi rması ile Shell bayileri arasındaki sözleşme gibi) ve alkolsüz içecek şişeleme tesislerinde (Coca-
Cola, 7-up gibi) bayilik adı altında oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Ürün ve
marka franchise bazı kaynaklarda “geleneksel” ya da “ilk jenerasyon franchising”
olarak tanımlanmış, bayilik ve distrübütörlük geleneksel ya da ilk jenerasyon franchising
başlığı altında gruplandırılmıştır. Ürün ve marka franchisinginde franchise
alan, işletmesi faaliyete geçtikten sonra franchise verene royalty ödemez.24. İşletme
Sistemi Franchising günümüzde daha sık kullanılmaktadır.
İşletme Sistemi Franchising
Bağımsız iki fi rma olan franchise veren ile franchise alan arasındaki işe giriş şeklini,
ana fi rmanın pazarlama stratejisi ve plânını, standartlarına uymayı, kalite kontrolünü
ve sürekli iki yönlü iletişimi içeren bir satış ilişkisidir. Ana fi rma, franchise
alana ticari markasını, işin nasıl yürütüleceği konusunda kendi pazarlama stratejisi
ve plânını, eğitim, standardizasyon, yer seçiminde tavsiye, yerleşim yerinin
dizaynı, muhasebe sistemi, kalite kontrol, mobilya ve renk düzeninin nasıl olması
gerektiğini verilmektedir. Karşılığında franchise alanın çalışma saatlerine, fi yat
politikasına, tedarik kaynaklarına, hizmet kalitesine önem vermesini ister. Yıllara
dayanan tecrübelerinden yararlanarak bildiklerini franchise alan yatırımcılarla
paylaşır. Franchise alanın işletmesinin dekorasyonunun, personel kıyafetlerinin,
mal ve hizmet kalitesinin ana fi rmayla aynı olmasını ister. İşletme sistemini korumak
için franchise alanın faaliyetlerini kontrol eder. Franchising’in bu kadar gelişmesinin
nedenlerinden birisi de hizmet sektörünün öneminin artmış olmasıdır.
Dönüştürme Franchising
Dönüştürme franchising, franchisinge konu olan işle aynı sektörde çalışan, varolan
bağımsız bir işin franchise birimine dönüştürülerek ana fi rmanın markası
ve adı altında yürütülmesidir. Ana fi rma bağımsız, kendi işi olan işadamını kendi
kuralları altında çalışmaya ikna ederek, franchise sistemine katar ve böylece iş
franchising sistemine dönüştürülür. Ana fi rma tecrübeli bir işadamının faaliyette
bulundukları alanı iyi tanımalarından kaynaklanan uzmanlığını, sermayesini kazanırken,
girişimci ünlü bir isim ve işletme sistemiyle reklâm, satın alma, araştırma
ve geliştirme gibi avantajlar kazanır. Bağımsız olarak kendilerine ait satış
birimlerinde işlerini yürüten tecrübeli kişilerin işlerini dönüştürerek franchise alan
olarak çalışmak istemelerinin nedenleri, ortak satın almanın ekonomik olması,
yaygın bir ticari isim adı altında reklâmın yapılması, düşük maliyetlerle hizmetlerin
sağlanmasıdır.25 Girişimci işini dönüştürürse ana fi rmanın standartlarına, veuygulama prosedürlerine uygun olarak işi yürütmeyi kabul eder ve belirli ücretler
öder. Dönüştürme franchise alanlar, daha önceden aynı alanda iş tecrübesine
sahip olduklarından, franchise verenin kontrolüne karşı koyabilirler. Bağımsız bir
işletme olarak faaliyette bulunan fakat satışlarında düşüş gözlenen işletmeler için
dönüştürme franchising uygun bir yöntemdir. Ana fi rma ile franchise anlaşması
yapan bu tür işletmeler franchise alan olarak ana fi rmanın sağladığı hizmetlerden
yararlanabilirler.26 Dönüştürme franchising’in diğer bir şekli; şirketlerin franchise
almak isteyenleri bularak kendi satış birimlerini franchise birimine dönüştürmeleridir.
Franchise verenlerin kendilerine ait satış birimlerini franchise edilmiş birimlere
çevirmeleri oranı günümüzde hızla artmaktadır. İşini bayilikten franchising
sistemine dönüştüren bir dağıtım zincirinde ortak marka veya işletme adının kullanılması,
franchise alana eğitim verilmesi, bilgi aktarılması gerekmektedir.
Ülke İçi ve Ülkeler Arası Franchising
Ülke içinde yapılan franchise anlaşmaları şehirler arasında, bölgeler arasında
yapılmaktadır. Her iki tarafta ülke içinde bulunduğundan elde edilen gelirler ülke
içinde kalmaktadır. Bir fi rma franchise vererek farklı büyüme stratejileri izleyebilir.
Öncelikle ülke içinde bir şehirde franchise vererek diğer şehirlere, sonra ülke dışında
benzer ülkelere yayılabilir. Bu strateji zincirleme coğrafi k stratejidir. Ülkeler
arası franchising ise franchise veren ve alan tarafl arın farklı ülkelerde olmasıdır.
Master Franchise
Ana fi rma, kendi ülkesi dışında bulunan girişimciye doğrudan franchise verebileceği
gibi, bir üçüncü taraf aracılığı ile dolaylı olarakta franchise verebilir. Böyle
bir durumda master franchise gündeme gelir. Ana fi rma kendi ülkesinde veya yabancı
ülkede bulunan bir girişimciyle master franchise anlaşması yapar ve belirli
bir bölgede kendi adına franchise verme hakkını girişimciye verir. Ana fi rmanın
sözleşme yaptığı franchise alan bu girişimciye “Master Franchisee”, bu özel uygulamaya
da “Master Franchise” denir. Master franchisee,
- Kendi ülkesinde ya da ülkesindeki geniş bir bölgede, ana fi rma gibi franchise
verme hakkına sahip olur,
- Kendi ülkesindeki girişimcilere franchise vererek her alt franchisee’den royalty
ve başlangıç ücreti alır ve ana fi rmaya bu bedellerin bir kısmını (yaklaşık
1/4’ünü) verir.
- Ana fi rma gibi kendi alt franchisee’lerine eğitim ve destek sağlar ve ana
fi rma tarafından belirlenen kalite standartlarına her alt franchisee’nin kendi
bölgesinde uymasından sorumlu olur.Master franchisee, yabancı bir ülkede bulunan ana fi rmadan transfer ettiği
know-how’u franchise verdiği diğer işletmelere aktarır. Herhangi bir fi rma
franchise vererek uluslararası pazarlara yayılmaya karar vermeden önce
kendi ülkesinde işletmenin faaliyetlerini, diğer rakip şirketlerle karşılaştırmalı,
ne durumda olduğunu gözden geçirmelidir. Franchise verenin hakim
olduğu pazardaki durumu, dünyanın başka bir yerinde gereken uzmanlığı
sağlayabilme yeterliliği, master franchise verebilmesi için önemlidir.27 İşletme
sistemi franchisingini kendi ülkelerinde başarıyla uygulayan fi rmalar,
standardize edilmiş paketleriyle uluslararası alana yayılmak için öncelikle
kendi pazarlarına en yakın ve benzer olan pazarları seçerler ve ürün, fi -
yat, yerleşim düzeni, promosyon gibi pazarlama karmalarında küçük düzeltmeler
yaparlar. Yapılan bir araştırmaya göre franchise alanların % 65’i
ürün, yerleşim, fi yat, promosyon gibi pazarlama stratejilerinde değişiklik
yapmazken, geriye kalan 35’i sadece belirli değişiklikler yapmıştır. Aynı
araştırmada franchise verenlerin % 61’inin Amerika dışında yayılmadan
önce 5 yıl franchising tecrübesine sahip oldukları bulunmuştur.28 ABD’de
pazarın doyması sonucu ABD’li fi rmalar global pazarlar aramaya başlamış
ve az gelişmiş ülkelerin pazarlarına yönelmişlerdir.
Master franchise vermenin avantajlarını aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1) Franchise vermek isteyen bir fi rma hükümet düzenlemelerinin kısıtlamalar
getirdiği, politik ve ekonomik riskin büyük olduğu pazarlara master franchise
vererek girme imkanı sağlar.
2) Master franchisee, kendi bölgesindeki pazar hakkında ana fi rmadan daha
fazla pazar bilgisine sahiptir. Ana fi rmanın hedef ülkedeki yönetim yükünü
azaltır, franchise verdiği alt franchisee’lerinden daha çok tecrübeli ve bilgili
olan master franchisee, ana fi rmanın işini kolaylaştırır.
3) Ana fi rma yayılmak için yeterli kaynağa sahip değilse, master franchisee
ile yabancı bir ülkenin pazarına girme fırsatı bulur.
Master franchise’ın dezavantajları ise şunlardır:
1) Ana fi rmanın gelirlerinin daha az olması,
2) Ana fi rmanın amaçlarına uygun master franchisee’yi bulup eğitmenin zor
olması,
3) Master franchisee üzerindeki kontrolün kaybedilebilmesi, gevşek standartların
uygulanabilmesi,
4) Master franchisee’nin işi tam olarak öğrendikten sonra franchise’ı bırakması
gibi risklerin sözkonusu olmasıdır.Franchising’in Franchise Alan Açısından Avantajları
Başarılı olmuş bir işletme sisteminin elde edilmesi sağlanmaktadır. Ana fi rmayı
adından, markasından, işaret, logo, renkler ya da yerleşim düzeninden tanıyan
müşteriler ülke dışındaki bir franchise biriminde sunulan mal ya da hizmetin ana
fi rma ile tutarlı olacağına güvenirler ve franchise alan fi rmayı tercih ederler.
İş başarısızlıklarının % 90’ından fazlası yetersiz yönetimden kaynaklanmaktadır.
Bunun farkında olan işletmeler, franchise verdikleri kişilere birimlerini açmadan
önce ve daha sonra yönetsel eğitim programları verirler ve böylelikle iş tecrübesizliği
önlenir. Franchise veren, franchise alana malzeme tedarik eder, muhasebe,
genel yönetim, pazarlama konularında destek ve eğitim verir.
Yeni bir iş kurmaya göre daha az nakit gerektirmektedir.
Standardize edilmiş bir reklâm pazarlama programı sunulmaktadır. Franchise
alan, bölgesel ve ülke çapında yapılan reklâmların ve tutundurmanın her ikisinden
de yararlanır.
Franchise alan, masraf yapmadan ve zaman kaybetmeden ana işletmenin sürdürdüğü
araştırma ve geliştirmelerden yararlanmakta, güncel gelişmelere ayak
uydurmaktadır.
Franchise veren büyük miktarlarda malzeme satın aldığından, franchise alan
miktar indirimlerinden yararlanma imkanı bulmaktadır.
Franchise alan, kendi bölgesinde başkalarının faaliyette bulunmalarını engelleyen
kanuni maddelerin sözleşmede bulunmasıyla, diğer franchise alanların rekabetine
karşı korunmaktadır.
Sistemde yer alan diğer franchise alanların tecrübelerinden yararlanma imkanı
bulunmaktadır, böylelikle risk ve işletmecilik sorunları azaltılmaktadır.
Franchising’in Franchise Veren Açısından Avantajları
Yabancı ülke pazarlarına girmek için gerekli sermaye kaynağı, bu sistemde franchise
alan tarafından sağlanmış olmaktadır. Aydınlatma, havalandırma, ısıtma,
bina, inşaat gibi genel giderleri, personel, kira ve idare giderleri, pazarlama maliyetleri
azaltılmaktadır. Franchise alan, sisteme giriş ücreti ödeyerek ve yıllık satışlar
üzerinden belli bir yüzdeyi ana fi rmaya vererek gerekli yatırım sermayesini
sağlanmaktadır. Böylece ana fi rma, franchise alan yatırımcıdan aldığı sermayeyi
kendi işini geliştirmek için kullanmakta ve marka adı, işletme sistemi kısa sürede
yabancı ülkede yayılmış olmaktadır.30 Mamul veya hizmetlerinin daha geniş bir
alanda pazarlanması sağlanmaktadır.Franchise veren, franchise alana yetki devrettiğinden çok fazla yönetim problemleriyle
karşılaşmaz ve günlük faaliyetlere müdahale etmez. Kendi ilgi alanlarına göre
franchise alarak işin başına geldiklerinden ve hukuken bağımsız olduklarından dolayı
motive edilmiş franchisee’ler yöneticiye göre daha istekli çalışmaktadır.
Kotalar, hükümet düzenlemeleri, vergiler gibi engellerin olduğu ülkelerin pazarlarına
girmede tercih edilen bir yöntemdir ve politik risk azaltılır. İşletme, master
franchise vererek yabancı bir pazara daha kolay girebilir.
Franchise veren, düzenli gelir elde etmektedir (royalty geliri). Sözleşmeye konulabilen
belirli girdilerin kendisinden veya kendi belirlediği üçüncü kişilerden alınması
şartına göre geliri daha fazla olabilir.
Franchise alan işletmeler, ürün veya hizmetler taklit edilmeden önce satış yaptıklarından
taklit önlenmiş olmaktadır.31
Franchising’in Franchise Alan Açısından Dezavantajları
Franchising sistemine katılmak için ödenmesi gereken başlangıç maliyetleri yüksektir.
Her franchise biriminde sunulan mamul veya hizmette standardizasyonun ve tutarlılığın
sağlanması gereği, franchise verenin belirlediği yerlerden tedarik sağlanmaktadır.
Franchise alan, kendi bölgesel tedarikçisinden daha ucuza satın alabileceği
malzemeleri ana fi rmanın belirlediği yerlerden satın almak zorundadır.
Franchise alan, sisteme giriş ücretinden başka sürekli olarak, aylık satışların belirli
bir yüzdesini yani royalty bedelini (% 1-% 11) ana fi rmaya ödemek zorundadır.
Bir süre sonra bu ödemeler rahatsız edici olabilmektedir.
Franchise alan hukuken bağımsız bir işletme olsa bile, ana fi rma tarafından sürekli
denetlenerek kontrol edilmektedir. Franchise sözleşmesine göre birçok prosedürü
takip etmesi gereken franchise alanın bağımsızlığının bir kısmını kaybetmektedir.
Tüm ürün çeşitlerinin yapılışı, franchise zincirindeki her işletmede aynı
olmak zorunda olduğundan, franchise alan ana işletmeden izin almadan hiçbir
değişiklik yapamamaktadır.
Sözleşmenin uzun ve karmaşık olması franchise alanın sözleşmeyi tam olarak
anlamasını zorlaştırmaktadır. Sözleşmelerde boşlukların olması halinde sistem
franchise verenin lehine işleyebilir. Örneğin, sözleşmede franchise alan için bölge
koruması ilkesi yer almazsa, franchise veren franchise alanın işinin yakınlarında
bir yerde yeni bir franchise verebilmektedir.
Franchise alanlardan herhangi birinin, ana işletmenin sonradan itibar kaybetmesi,
franchise alanın işini kötü etkiler ve müşterilerini kaybetmesine neden olur.Franchise alan yeterli eğitim verilmemesi, eğitilmiş personel bulamama gibi zorluklarla
karşılaşabilir.
Franchising’in Franchise Veren Açısından Dezavantajları
Franchise alan, düzenli olarak satış bildirimi yapmayıp, zamanında royalty ödemeyebilir.
Kar paylaşılmaktadır.
Yasal boşukların olduğu ülkelerde kontrolün kaybedilmesi riski söz konusu olabilir.
Franchise alanın yanlış seçilmesi standartların bozulmasına ve müşteriye karşı
zayıf bir imajın yaratılmasına neden olarak ana fi rmanın itibarını zedeler. Standartlara
uyulmama sorunu ortaya çıkabilir.
Rakip yaratılması riski vardır. Franchise alanın sözleşme bittikten sonra belirli
bir süre, aynı sektörde faaliyet göstermeyeceği şartı sözleşmede belirtilmelidir.
Franchise anlaşmalarının süresinin hükümet tarafından kısıtlanması riski vardır.
Özellikle yabancı ülkeye ürünü ihraç edemediğinde ya da üretici olarak yatırım
yapmak istemediğinde işletme, üretim sürecini franchise alana franchising sözleşmesi
ile verebilir. Üretimi sermaye yatırımını gerektiren, teknik ve yönetsel yetenekleri
gerektiren fi ziksel ürünlerin imalatında ve reklâm, muhasebe, bankacılık,
sigorta, yönetim danışmanlığı gibi hizmet ürünlerinde franchising kullanılabilir.
Yabancı bir pazara nüfuz etmek isteyen işletme, riski düşük olduğundan dolayı
franchising stratejisini seçebilir. Pazarda tecrübe kazandıktan sonra ise işini ortak
girişim ya da doğrudan yatırıma dönüştürebilir. Tabi bu dönüşüm eğer hedef
pazarda daha fazla kar elde edilecekse olmaktadır. Franchise veren 85 Amerikan
fi rması üzerinde yapılan bir araştırmaya göre %68’inin yabancı franchisee,
%15’inin yerel yatırımcılarla oluşturulmuş ortak girişim ve %17’sinin franchise verenin
kendi doğrudan yatırımı olduğu belirlenmiştir.32
Franchise Verenin Yükümlülükleri
1- Franchise alan, franchise verenin başarılı olmuş işletme sisteminin imajına
sahip olmak için sözleşme yapar. Müşterilerin gözünde ana fi rma ile franchise
verdiği zincir işletmelerin imajının aynı olması için ana fi rma, marka,
işletme adı, mal veya hizmeti tanıtıcı işaretlerini, üretim, pazarlama ve işletme
ile ilgili sırlarını kısaca işletme sistemini franchise alana kullandırmalıdır.
Tanınmış bir marka adı hiç bilinmeyen bir isme göre daha yüksek
satışlar sağlar.2- Franchise veren, franchise alana danışmanlık, eğitim, uzmanlık yardımı
sağlamalı ve desteklemelidir. Ayrıca, franchise alanı ve personelini eğiterek
franchise biriminin kurulması aşamasında (dizaynı, dekorasyon ve
donanımı) ve sonrasında pazar araştırması yapmakla, mali, teknık yardım,
işletme ve yönetim yardımı yapmakla, reklâm ve promosyonlarda franchise
alanın işletmesine yer vermekle yükümlüdür.33
3- Ana fi rma, franchise alana belirli bir bölgede faaliyette bulunma hakkı verir
ve bu bölge içerisinde başka biriyle franchise anlaşması yapamaz. Ana
fi rmanın franchise alanın bölgesinde ve diğer franchise alanların bölgelerinde
faaliyet göstermeyeceği, bölge korunması sözleşmede hükümlerle
belirtilmelidir.
Franchise Verenin Hakları
- Franchise alanın uygulamasını denetleme,
- Franchise alanın muhasebe kayıtlarını inceleme
- Franchise alanın iş yerini kontrol etme,
- Belirli dönemlerde franchisee’den raporlar ve bilgiler talep etmek,
- Franchise alana sözleşme süresince ve sözleşme sona erdikten sonra belirli
bir süre için rekabet yasağı getirme,
- Franchise verene ait know-how ve ticari sırların saklı tutulması zorunluluğu
- Franchise konusu olan marka, isim, know-how ve diğer belirleyici maddi
ve gayrimaddi hakların sahibi olmak veya bunları başkalarına kullandırma
hakkını verebilmek için malikin lisans ve onayına sahip olmak,
- Franchise alana eğitim hizmetleri ve sözleşmenin süresince teknik veya
ticari yardım hizmetlerinde bulunmak, sürekli destek vermek.
Franchise Alanın Yükümlülükleri
1- Franchise alan, sözleşmede belirtilen belirli bir satış hacmine ulaşmalıdır.
Franchise veren, belirli bir satış hacmine ulaşmak için gerekli gayreti
göstermeyen franchise alana ifa davası açarak sözleşmede kararlaştırılan
belirli miktardaki malın kendisinden veya belirlediği üçüncü bir
kişiden satın alınmasını ve bedelinin ödenmesini isteyebilir. Ya da sözleşmeyi
iptal edebilir. Bununla birlikte franchise alan, mal ve hizmetlerin
satışını, kendi adına ve hesabına destekler ama sürümü artırma borcu
altına girmez.2- Franchise alan, kendisine sunulan sistemi kullanarak üretim, pazarlama,
işletme sistemindeki fi kri ve sınai değerlerden, know-how’dan yararlanmalıdır.
Elde ettiği ticari sırları saklamalı, franchise verenin markasını kendi
bölgesinde kullanmaya çalışanlar olursa bunu haber vermelidir. Sistemin
özelliğini sürdürmesi açısından bu önemlidir.34
3- Franchise alan, sistemin içerdiği ve ana fi rmanın sözleşmede belirttiği
şartlara uymalıdır. Ürünlerin ve hizmetin başarılı standart kalitesini sürdürmelidir.
Franchise veren sistemi korumak amacıyla franchise alanın
bu yükümlüğe uyup uymadığını denetler. Franchise alan ve personeli
franchise verenin sağladığı eğitim programlarına, kurslara katılmalıdır.
Bu eğitimler sınıfta ve uygulamalı olarak birkaç günden birkaç haftaya
sürebilir.
4- Franchise alan, franchise verenin sistemini kullanması ve sağladığı destekten
yararlanması karşılığında belirli bir ücret ödemekle yükümlüdür. Bu
ücretler işe başlamak için ödenen bir başlangıç ücreti ve genellikle yıllık
brüt satışlar üzerinden ödenen belirli bir yüzdedir. Ayrıca franchise alanın
teminat gösterme, iş yerini sigorta ettirme gibi borçları vardır.
5- Franchise alan sözleşme devam ettiği sürece ve sözleşme bittikten sonra
belirli bir süre franchise veren fi rma ile rekabet etmeme yükümlülüğü altındadır.
Sözleşme süresince franchise alan ana fi rmanın ürünü dışında
benzer ürünleri satamaz ve benzer bir sistem kurarak taklit edemez. Diğer
franchise alanların bölgelerine girerek rekabet edemez. Sözleşme süresince
franchisee, franchisor’ın ürünü dışında benzer ürünleri satamaz ve
benzer bir sistem kurarak taklit edemez. Rekabet yasağı, 1994’te yürürlüğe
giren Kartel Kanunuyla rekabeti kısıtlayan birtakım hükümleri yasaklamıştır
Franchise veren işletmeler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre; franchise veren
işletmelerin %97’si tüm franchise alanlara aynı standart franchise sözleşmesini
teklif etmiştir. %44’ü sözleşmeyi ya kabul etmelerini ya da sözleşme yapmamalarını
önermiştir. Araştırma sonucunda franchise alanların, franchise sözleşmelerinin
aynı olmasını tercih ettikleri ve franchise alanlardan istenen franchise ve
royalty ücretlerinin, franchise birimini oluşturma maliyetlerine ve pazarda oluşan
talebe göre değiştiği görülmüştür.Franchise Alanın Hakları
- Franchise alan taraf, bu sisteme girmeden önce malın piyasada tanınmış
bir markaya sahip olmasını, denenmiş ve başarılı olmuş olmasına, yakın
bölgede başka birine franchise verilmemesine dikkat etmelidir. Franchise
alanın hakları;
- Franchise verenin sahip olduğu know-how’ı ve buna bağlı ticari sırları kullanma,
- Markayı kullanma,
- Belirli bir bölgede satış hakkına sahip olma,
- Franchise verenden sürekli destek ve hizmet almadır.
Franchising Organizasyonu ve Franchise Edilebilen İşin Özellikleri
Franchise veren yabancı bir ülkeye doğrudan franchise almak isteyen girişimcilerle
anlaşma yaparak ya da master franchise vererek girebilir. Alt franchise
alanlar master franchise’a royalty öder. Mc Donalds Japonya pazarına uzaktan
faaliyetleri kontrol etmek zor ve maliyetli olacağından master franchise ile girmiştir.
Franchise verenin markası yerel halk tarafından yeterince tanınmıyorsa,
yatırım yapması zor olur. İnsanlar bildikleri, tanıdıkları, kalite garantisi müşterileri
çeken franchise birimine yatırım yapmak ister. Bunun dışında franchise veren
açısından uygun tedarikçileri bulmak zor ve pahalı olabilir. Örneğin McDonalds
Tayland’da tedarik konusunda patates üretimini geliştirmek için çiftçilere yardım
etmiştir. Franchising’de mamul ve hizmet standardizasyonu, promosyonun tanınırlığı
ve maliyet kontrolü önemlidir. Bu başarı faktörlerinin transfer edilmesi zordur.
Ev sahibi ülkenin farklı koşulları düzenleme yapmayı gerektirebilir. Örneğin
Japonya’da McDonalds’ın telafuz edilmesi zor olduğundan “MaKudonaldo” denilmektedir.
Almanya’da biraya, Türkiye’de ayrana talep olduğundan bu mamullerin
satışları yapılmaktadır. McDonalds’ın 1930’lardan günümüze kadar başarısını
sürdürmesinde etkili olan işletme sistemini oluşturan Ray Kroc’a göre bu başarıda;
“Birinci derecede işi yürütecek olan işletmeciler (franchise alanlar), ikinci
derecede kaliteli malzeme sağlayacak tedarikçiler ve en son ana şirket önemlidir.
Öncelikle franchise alan kazanmalıdır ki ana fi rma kazansın.”36
Franchise edilecek işin bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu özellikler
şunlardır:37
1- Büyüklük ve Dayanıklılık: İş gelecekte başarıyı düşündürecek kadar uzun
süredir işlerlikte mi? Cazip bir yatırım olarak iyi bir gelir seviyesine ulaştıracak
kadar büyük mü?2- Verimlilik: Para getirici bir iş mi?, Sürekli mi?
3- Öğrenilebilirlik: Franchise alanlar, franchise verenin yaptığı gibi başarılı
olan yöntemi yani işi başarıya götürecek olan yöntemi öğrenebilirler mi?
4- Sistematize Edilebilirlik: İşe ait günlük işlemler analiz edilip müracaat el
kitabında tanımlanabilir mi? Franchise alanlar bunları uygulamadan aynı
sonucu olabilir mi?
5- Pazarlanabilirlik: İş etkin bir şekilde yayılabilir ve franchise almak isteyenlere
satılabilir mi?
6- Transfer Edilebilirlik: Ülke içinde ve ülke dışında herhangi bir farklı Pazar
ortamına uyum sağlanabilir mi?
7- Orjinallik: Ürünün rakiplerinden farklı olmasını sağlayan özellikleri var mı?
8- Bütçelenebilirlik: Franchise alan başlangıçtaki yatırımını yaptıktan ve royalty
ödedikten sonra yeterli kar elde edebilir mi? Franchise veren için verimli
olan bir işin franchise alan içinde verimli olacağı her zaman söylenemez.
Bunun için franchise alan kiralama, dekorasyon, makine ve ekipman
vb. başlangıç yatırımından sonra kâr elde edebiliyor mu dikkat etmelidir.
9- İşin franchise olarak daha önceden verilmiş ve başarılı olmuş olması:
Her büyük ve kapsamlı iş franchise edilemeyeceği gibi, küçük olmasına rağmen
bazı işlerde franchise edilebilmektedir.
Franchise veren işletme girdiği her pazarda aynı standart pazarlama karmasını
(mal, fi yat, dağıtım, tutundurma) kullanmaktadır. Coca-Cola’nın tüm dünyada
aynı ürünü satması, aynı reklâmları kullanması, McDonalds’ın açıldığı her
ülkede mağaza düzeninde, personel kıyafetlerinde, menüde standardizasyona
önem vermesi gibi. Standardizasyon, franchise zinciriyle oluşturulan itibarın sürdürülmesinde
önemlidir. Bu nedenle ana fi rma bütün birimlerde standardizasyonun
sağlanması için sıkı bir şekilde kalite kontrolünü sürdürmektedir. Örneğin;
Coca-Cola şirketi, franchise alan olarak seçtiği şişeleme tesislerinde sık sık numunelerin
kimyasal olarak değerlendirilmelerini, kalite kontrolünün yapılmasını
istemektedir. Franchise veren fi rma, franchise verdiği yatırımcılara kullandıkları
malzemeyi ve ürün tedarikini sağlamaktadır, uzun süreli olarak belirli kalite ve
miktarda ürünleri sağlayacak tedarikçileri belirlemektedir. Tedarik kaynaklarının
sık değişmesi franchise verenin araştırma maliyetlerini arttırır ve bu da kalite
standartlarının düzensiz değişmesine neden olabilir. Franchisingin uygulanabilmesi
için seçilen endüstrinin buna uygun olması gerekir. Ülke dışında çok başarılı
olan bir fi rma yerel pazarın özelliklerini iyi araştırmazsa, yerel özelliklerin hakim
olduğu alanlarda başarısız olabilir. Temizlik, oto kiralama, emlâkçılık, tanıtım,
kozmetik, ilaç sanayi, mobil telefon, bilgisayar, inşaat, yapı gibi hizmet sektörlerinde, giyim sektöründe, mağaza sektöründe standartlaşma sağlanabileceğinden
franchising verilebilir. Tüm tüketicilerin aynı satın alma davranışında bulunmaları
mümkün olmasa da bazı ürünlerde dünya pazarlarında homojenleşmeye
gidilmektedir. Elektrik, ekipman ve cihazları, sinema, müzik, sigorta, sigara, diş
macunu gibi ürünlerde standartlaşma sağlanabilir. Hizmet sektörünün hızla gelişmesiyle
insanlar günümüzde en iyi, kaliteli, güvenilir hizmete ulaşmayı isterler.
Marka adı, mal özellikleri, ambalajlama, etiketleme, standartlaştırılması daha kolay
unsurlardır. Gerçekleştirilen süreçler, yöntemler, markalar, işaretler, patent ya
da ticari markalarla korunmalıdır. 1995’te Türkiye’de çıkan markalar kanununa
göre artık hizmetlerin de markası vardır.38 Böylece hizmetin taklidi önlenecek,
hizmet sektöründe franchise verilmesi artacaktır. Franchising sisteminde standardize
görünüşün sağlanması müşterilerde tutarlı bir imajın yaratılması açısından
önemlidir. Kentucky Fried Chicken’ın çatısının kırmızı ve beyaz çizgili olması,
Pizza Hut’ın kırmızı çatısı müşterilerin bu fi rmaların ürünlerini tanımalarını sağlayan
belirli imajlardır. İş için gerekli teçhizat ve ekipman aynı fi yatla temin edilebilmeli,
franchise alanın yerleşim düzeni, iç dekorayonunun dizaynı, renk düzeninin
seçimi farklı yerlerde de aynı şekilde uygulanabilmelidir. İş, rakiplerinkinden ayırt
edilebilecek ama kolayca taklit edilemeyecek özellikte olmalıdır. Ticari markalar
ve hizmet markaları işin adını, logoları korumalıdır. Başarılı olan bir iş rakipleri
kolayca pazara çeker. Bazı işlerde farklılaşma yaratmak zordur. Baskı, fotokopı
işlerinde kalite ve hızmet farkının yaratılmasının zor olması gibi. Bu da kâr marjını
azaltan fi yat rekabetiyle sonuçlanır. Franchising’de fi yat standardizasyonunun
sağlanması önemlidir. Coğrafi k pazarların farklı yapılarda olmasından ve kanuni
engellerden dolayı fi yat kontrolünün sağlanması zordur. Yerleşim yerinin değeri,
ücret oranları, vergiler, masrafl ar ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Sıkı fi yat
politikaları belirlenirse franchise alanlar, kendi bölgelerinde rekabet edemeyerek
zor durumda kalırlar. Franchise veren fi rma, franchise alanın fi yatı belirlemesine
izin vermelidir. Fiyat stratejileri ve kontrolü sözleşmedeki şartlara bağlıdır. Eğer
anlaşma royaltylerin satışlar üzerinden ödenmesine imkân veriyorsa, franchise
veren fi rma, satışların artması için franchise alanların düşük fi yatlar belirlemelerine
dikkat eder. Bu özellikle franchise verenin temel kazançları franchise alanlara
malzeme satışından sağlanıyorsa olur. Satışların artmasıyla franchise alanların
ana fi rmadan daha çok malzeme almaları gerekecektir. Bununla birlikte yüksek
kâr elde edilmek istendiğinde, yüksek fiyatlar belirlenir.
-
Bir FM hakkı sahibinin (lisans veren/licensor) bu hakka konu varlığını, belirtilen kurallar dahilinde, bir başkası (lisans alan/licensee) tarafından kullanabileceğini düzenleyen anlaşmadır.
-
Bir işletmenin pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirmek için şubesi var ama üretim faaliyetlerini yapacak birimi yoksa, üretim faaliyetlerini gerçekleştirmek için üretim sözleşmesi yapabilir. Üretim sözleşmesi, lisanslama ile doğrudan yatırımın karışımıdır diyebiliriz. Üretim sözleşmesinde yabancı bir işletme, bağımsız yerel bir işletmeyle belirli özellikteki ürünlerinin belirli bir süre üretimi için sözleşme yapar. Bu stratejiyle ana işletmenin dış pazarda bir üretim tesisi kurması gerekmemektedir. Compaq, Texas Instruments gibi bilgisayar donanım imalatçıları, düşük maliyet elde etmek için üretimi düzenli olarak Güney Asya’daki şirketlere resmi bir sözleşme ile yaptırırlar.[1] Üretici ile yapılan sözleşme, süresi dolduğunda yenilenmeyebilmesi nedeniyle politik riskin olduğu ülke pazarlarına uygun bir giriş yöntemi olmaktadır. Üretimi yerel işletme yaptığı için, ana işletme yönetim problemlerinden de kaçınmış olur. Fason üretim anlaşmaları olarak ta bilinen sözleşmeli üretim, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Büyük işletmeler, teknoloji sağlar ve küçük işletmeler gerçekleştirdikleri üretim ile kendilerini geliştirme ya da aldıkları teknolojiyi de geliştirme imkânı bulur ve zaman içinde uzmanlaşır. Fason üretim anlaşmaları dikey nitelikte anlaşmalardır. Bu stratejinin uygulanabilmesi için üretimi gerçekleştirecek olan işletmenin ürünü küresel standartlarda üretebilme yeteneğine sahip olması gerekir. Bu yöntem özellikle mobilya gibi ürünlerin taşınması ekonomik olmadığında ya da ihracatı imkansızlaştıran ithalat kısıtlamaları olduğunda kullanılmaktadır. Üretimi kısıtlamak üreticinin sorumluluğundadır. Sonradan ürünler satış, promosyon ve dağıtım gibi pazarlama sorumlukları olduğu varsayılan uluslararası işletmeye teslim edilir. Kısaca uluslararası bir işletme, kendi üretim tesisini kurmadan yerel işletmenin üretim kapasitesini kiralamaktadır.
Üretim Sözleşmesi ile Lisanslamanın Farklılığı
Üretim sözleşmesi yasal olarak lisanslamadan farklıdır. Yerel üretici uluslararası işletmenin siparişlerine dayanarak üretim yapar ama uluslararası işletme yerel üreticiye siparişlerin ötesinde bir söz vermez. Orta Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde üretim sözleşmeleri yapılmaktadır.[2] Üretimdeki know-how transferi lisans vermeye göre daha zordur. İşletme, bağımsız yerel üreticinin ürününü bu ülkede ya da başka bir yerde pazarlar. Uluslararası işletme yerel üreticiyle lisanslama-teknik yardım anlaşması yaparak teknolojisini, teknik yardımı transfer eder.
Üretim Sözleşmesinin Avantajları ve Dezavantajları
1) Uluslararası işletme az bir finans ve yönetim kaynağıyla, taşıma, depolama, stoklama maliyetleri, gümrük vergileri olmadan hedef ülkeye hızlı bir şekilde girebilir, pazarlama ve satış sonrası hizmetleri kontrol edebilir. Uluslararası işletmenin girdiği pazardaki işgücü maliyetleri ana ülkedekinden daha düşüktür. Kuruluş yatırımı maliyetlerinden kurtulunur.
2) Yerel pazarda istihdam imkanı sağladığından işletmenin itibarı artar.
3) Yerel üretici yerel kültürü ve işgücünü daha iyi tanıdığından ürünün imalatı istenildiği şekilde olur.
4) Yüksek tarifelerle koruma, düşük hacimde pazar potansiyeli olduğunda, hedef pazar yatırım yapmak için çok küçük olduğunda bu strateji kullanılmaktadır. Yerel olarak üretilmiş olması satışları destekler, “yerli üretim” olarak kabul görür ve milliyetçilik akımlarından olumsuz etkilenme olmaz. İstihdam imkanı sağlanır, ev sahibi ülkede ekonominin canlanması sağlanır.
5) Araştırma geliştirme, pazarlama ve satışı üretimi yaptıran işletme yapar.
6) Üretim yaptıran işletme iş, sosyal güvenlik hukuku gibi sorunlarla karşılaşmamış olur. Çok uluslu işletmelerin az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde çocuk işçi çalıştırması yönünde getirilen eleştiriler bu nedenledir.
7) Üretimi yaptıran işletme için esneklik söz konusudur. İstediği kalite ve standartta üretim yapılmazsa üreticiyi değiştirebilir.
8) Üretimi yapan yerel işletmeye üretime ilişkin teknik eğitim verilmesi gerekebilir. Uluslar arası işletmenin, yerel işletmenin üretim maliyetleri üzerinde kaliteyi sağlamak amacıyla sürekli kontrolü olmalıdır.
9) Yerel üretici kullanılması karı azaltmaktadır.
10) Uygun bir yerel üreticinin bulunması zordur, bulunsa da istenen kalitede ve miktarda üretimin yapılması zor olabilmektedir. Ayrıca gelecekte rakip yaratılması riski söz konusudur.[3]
Denizaşırı ülkelerdeki üreticiler için Filipinler ya da Çin’deki tekstilcilerin jean üretmelerini örnek verebiliriz. Aromco gibi eneji şirketleri, yönetim kapasitesini geliştirmek üzere petrol alanları olan Orta Asya’daki ülkelere teknoloji ve tecrübelerini götürmektedirler. Dünyada yeni önemli pazarların ortaya çıkması, işletmelere yeni iş fırsatları sağlamıştır. Gelişmekte olan ülkelerde üretim esastır ve sanayilerinde teknoloji düşük, işgücü yoğundur. Ekonomilerin gelişmesiyle birlikte üretim esas olan sanayi yapıları, daha teknoloji yoğun sanayi üretimine kayar. Bu aşamada gelişmiş ülkelerle üretim alt sözleşmeleri yapılır. Daha ileri aşamada ise üretimin esas olduğu sanayi, bankacılık ve finansal hizmetler gibi saf hizmetlerin olduğu sanayiye kayar. İsviçre ve Kuzey Avrupa sanayisi gelişmiş ülkelere örnek verilebilir. Uzak Doğu, Latin Amerika ve Doğu Avrupa ülkeleri üretimin esas olduğu, Batı Avrupa ve Amerika ise teknolojinin esas olduğu ülkelerdir. Ülkelerin sanayi yapıları, gelişmişlik düzeyleri yeni iş fırsatlarının ortaya çıkmasını sağlar. Önemli işgücü, hammadde kaynaklarına ve geniş pazarlara sahip olan gelişmekte olan ülkelerinin teknoloji, know how, pazarlama kaynaklarına ve yönetim uzmanlıklarına gereksinimleri vardır. Ortak girişim ise bu kaynakları elde etmek ve ülkelerin ekonomik gelişmesini sağlamalarında bir strateji olarak kullanılabilmektedir.
-
İki ya da daha fazla ana işletmenin oluşturduğu, ana işletmelerden en azından birinin kumanda merkezinin, ortak girişimin faaliyet gösterdiği ülkenin dışında yer aldığı, yasal olarak ayrı bir kişiliği bulunan, ana işletmeleri temsil eden yeni bir işletmedir. Şirket birleşmeleri (merger) ya da satın almalardan (acqusition) farklıdır.
Yabancı işletmelerin Türkiye'de ortak girişim oluşturmalarını 18 faktörün etkilediği belirlenmiştir. Bu faktörler;
Pazar büyüklüğü,
Kârın ana ülkeye transfer edilebilmesi,
Türk ekonomisinin gelişme oranı,
Doğrudan yabancı yatırımlara yönelik Türk hükümetinin düzenlemeleri, Nitelikli yerel personel,
Sanayideki rekabet seviyesi,
Müşterilerin satın alma güçleri,
Ekonomik istikrar,
Altyapı,
Politik istikrar,
Düşük maliyette girdi tedariki,
Coğrafik yakınlık,
İyi kalitede girdilerin elde edilmesi,
Komşu pazarlara girebilme,
Uluslararası taşımacılık maliyetleri,
Vergi üstünlüğü elde etme,
Teşvikler,
Sendikalaşma derecesi olarak belirlenmiştir (Tatoğlu ve Glaister , 1998).
-
•Mevcut bir işletmenin, ev sahibi ülkede bulunan bir işletmenin tamamını ya da bir kısmını satın almasıdır. Satınalmalarda iki taraf bulunmaktadır: Alıcı ve hedef şirket.•Örneğin Çin işletmesi olan Lenova şirketi, 2005 yılında Amerika pazarında rekabet edebilmek için IBM'in Kişisel Bilgisayar Bölümünü satın almış ve şirketi bilgisayar teknolojileri alanında rekabet eden ve dünyanın üçüncü en büyük bilgi-işlem firması haline getirmiştir. IBM’in marka adını kullanma hakkını elde etmiştir. Lenova’nın amacı Amerika pazarında kendi markasını tanıtmaktır. Perakende şirketi olan Wall Mart’ın uluslararası alanda büyümesinin % 40’ı, satın alma stratejisinden kaynaklanmaktadır. Almanya ve İngiltere pazarlarına yerel işletmeleri satın alarak girmiştir. Yabancı işletmelerin satınalınması, yabancı pazarlara girmenin en pratik yöntemidir. Satın alınan işletme, satın alan işletme içinde eritilmektedir. Satın alan, aldığı işletmenin fabrikaları, çalışanları, teknolojisi, marka adı, dağıtım ağları üzerinde kontrol elde eder.•Satınalma işlemi varlıkların satın alınması (acquistion of asset) veya hisselerin satın alınması (acquistion of stock) şeklinde gerçekleşebilir.•Hisselerin satın alınmasında; bir işletme diğer bir işletmenin ortaklık haklarının tümünü veya kontrolü sağlayan şekilde bir kısmını satın alır. Bu durumda satınalan ana işletmeyle satınalınan işletme arasında bir ana şirket-bağlı şirket ilişkisi ortaya çıkabilir.•Azınlık hisselerin satın alınması, hukuken bir satınalma faaliyeti oluştursa bile, işletme ve stratejik yönetim literatüründe bu olay, bir işletme satınalması olarak düşünülemez.
-
Bilgi çağını yaşadığımız günümüzde rakip sayısındaki artış, iletişim ve bilişim teknolojilerindeki yenilikler vb. gelişmelere paralel olarak yönetim tarzları da değişmekte ve bilgiyi esas alan yönetimler ön plana çıkmaktadır. Günümüzde en güçlü şirketler, en büyük maddi ve finansal varlıklara sahip şirketler değil, entellektüel sermayelerini güçlendirebilen ve bu sermayeyi en etkin ve en etken şekilde yönetebilen ve kullanabilen şirketlerdir.Entelektüel Sermaye, gayri maddi kaynakların rekabet üstünlüğü oluşturmanın temel kaynağı olduğu düşüncesine dayanır.Entelektüel sermaye; örgütte yer alan ve avantaj sağlama özelliğine sahip olan ve gelecekte fayda üretecek nitelikte olan tüm gayri maddi kaynaklardır. (Türlü şekillerde kullanılarak kar sağlayan tüm soyut kaynaklar)Beşeri Sermaye: Bu ilk sınıf, bir organizasyondaki insan ile ilgili herşeye karşılık gelir; bunlar, çalışanlar, çalışanların sahip oldukları bilgi, becerileri, tecrübeleri ve davranışları, birbirlerini dinleme ve birbirlerinin yeteneklerini geliştirme kabiliyetleridir.Örgütsel Sermaye: İkinci sınıf, “elle tutulur” soyut varlıklara karşılık gelir. İşlenmiş bilgi, prosedürler, süreçler, şerefiye, patentler, marka, teknik bilgi, ve kültür gibi çalışanlar organizasyonu terk ettiklerinde (iş bıraktıklarında, vs) geride kalan değerler.İlişkisel Sermaye: Üçüncü sınıf, müşteriler, tedarikçiler ve hisse sahipleriyle ilişkilere karşılık gelir. Müşteri birikiminin değeri temel olarak organizasyonun prestijini korumaktaki başarısıyla belirlenir.Derste işelenen konular;1. Entelektüel sermayenin tanımlanması,2. Entelektüel sermaye politikasının geliştirilmesi,3. Entelektüel sermayenin denetlenmesi,4. Entelektüel sermaye bilgi tabanının dosyalanması ve saklanması,5. Entelektüel sermayenin korunması,6. Entelektüel sermayenin geliştirilmesi ve yenilenmesi, değer yaratımı içerisinde kullanılabilmesi7. Entelektüel sermayenin yazılı hale getirilmesi, raporunun çıkarılabilmesi
-
E ticaretin farklı kurumlar tarafından tanımları yapılmıştır. WTO - Mal ve hizmetlerin üretim, reklam, satış ve dağıtımlarının telekomünikasyon ağları üzerinden yapılmasıdır. OECD - Sayısallaştırılmış yazılı metin, ses ve görüntünün işlenmesi ve iletilmesine dayanan kişileri ve kurumları ilgilendiren tüm ticari işlemlerdir.UN - CEFACT - İş, yönetim ve tüketim faaliyetlerinin yürütülmesi için yapılanmış ve yapılanmamış iş bilgilerinin, üreticiler, tüketiciler ve kamu kurumları ile diğer organizasyonlar arasında elektronik araçlar (Elektronik posta ve mesajlar, elektronik bülten panoları, WWW teknolojisi, akıllı kartlar, elektronik fon transferi, elektronik veri değişimi vb.) üzerinden paylaşılmasıdır.
