Şah Süleyman Devri (Devamı)

Şubat-Mart 1692 tarihinde Şah Süleyman tarafından gönderilen Kelb-i Ali Han adında Safevi elçisi, tehniye-i cülûs-ı humâyûn (yeni hükümdarın tahta geçişini tebrik) için bir nâme ile başkent İstanbul’a gelmiştir. Ayrıca Şah tarafından elçisi vasıtasıyla Padişah’a tabak, kâse, kadife, şal, atlas, kumaş, halı, yedi renkli mendil, bir adet büyük fil, kılıç, kalkan vs. kıymetli hediyeler de gönderilmiştir. Kelb-i Ali Han, “iki def‘a rikâb-ı humâyûna yüz sürüp, okur-yazar ve maârif-âşinâ ve târih-şinâs kimesne olmağla Devlet-i Aliyye’nin zurefâsiyle” görüşüp sohbet eylemiş ve kendisine bazı hediyeler (kürk, on kese akçe, at vs.) verilerek dönüşüne müsaade edilmiştir.[1]

Şah Süleyman devrinde Senendec Hâkimi Süleyman Han isyan bayrağı açmış ve Osmanlı Devleti nezdinde Safevi aleyhtarlığı yapmaya başlamıştı. Şah Süleyman bunun üzerine Sipehsalâr-ı İran Rüstem Han’ı göndermiştir. Rüstem Han öncelikle meselenin sulh yoluyla çözülmesine gayret etmişse de nasihat dinlemeyen âsi Süleyman Han harp yoluyla dize getirilmiş ve çıkan çarpışmada kendisi de katledilmiştir. Nihayetinde bölgede tekrar Safevi hâkimiyetini sağlayan Rüstem Han, Şah Süleyman’ın yanına muzaffer bir komutan edasıyla geri dönmüştür.[2]

Pâdişâh-ı Türkistan ve Mâveraünnehir Abdülaziz Han, saltanatı kardeşi Sübhan Kulu Han-ı Özbek’e devrederek Hac vazifesi için yola çıkmış ve Safevi topraklarına girmiştir. Bunu haber alan Şah Süleyman, ecdâdları zamanından gelen dostluğa binâen Horasan Hâkimi’ne emir göndererek misafir hükümdarın kıymeti mucebince ağırlanarak başkent İsfahan’a getirilmesini istemiştir. Nevruz’a rastladığı için başkentte Çehel Sütun Sarayı’nda bir süre ağırlanan Abdülaziz Han, kıymetli hediyeler verilerek gönderilmiş ve ayrıca ilgili görevlilere Safevi topraklarını terk edene kadar Han’a nezâret edilmesi emredilmiştir.[3]              

Şah Süleyman çağında Viyana muhasarası ile meşgul olduğundan Osmanlı Devleti ile sulh antlaşması yapılmıştır. Osmanlıların batıda Avusturya, Lehistan ve Venedik ile savaş halinde olması bir fırsat olarak değerlendirilmemiş ve Osmanlılara karşı herhangi bir ittifak içine girilmemiştir. Bu bağlamda Papa XI. İnnocent’in Osmanlılara karşı birlikte hareket etme teklifi de kabul görmemiştir.[4]

Şah, vaktinin çoğunu devlet işlerinden uzak haremde geçirdiğinden Hollandalıların 14 Ağustos 1684‘te Keşm Adası[5] ve Özbeklerin de Horasan istilasına kayıtsız kalmıştır. Uzun saltanatı sırasaında birçok batılı elçilik heyetini ağırlayan Şah, bir gelenek haline gelen Meşhed’deki İmam Rıza Türbesi’nin deprem sebebiyle tahrip olan altın kubbesini tamir ettirmiş ve adı geçen bölgede bir takım imar faaliyetlerinde bulunmuştur.[6] Anar, Şah Süleyman devrinde İsfahan’da Heşt Beheşt Sarayı’nın yaptırıldığını belirtmektedir.[7] Curzon da Tahran’da bir saray inşa edildiğini ve şehrin geç Safevi şahları devrinde bazen kullanıldığını (ikâmetgâh olarak) yazmaktadır.[8]    

Karmelit rahip Pere Sanson’un raporuna dayanarak Şah Süleyman’ı tasvir eden Savory, Şah’ın uzun boylu, güçlü, mavi gözlü, siyah sakallı, nazik tavırlı ve etkileyici bir ses tonu olan bir hükümdar olduğunu belirtmektedir.[9]

Şah Süleyman, kendisini haremden uzak tutarak devlet işlerine vermeye çalışmışsa da başarılı olamamıştır. Devlet işleri onun zamanında saray kadınları ve hocaların eline kalmıştır. Harem hayatına daldığından zamanla mücadele ve muharebe ruhundan uzaklaşan Şah I. Süleyman’ın tahta geçmesinden itibaren Safevî ülkesi hızla bir anarşi ve buhran ortamına sürüklenmiştir. Hükümdarın denetiminden yoksun kalan Safevi ordusu ile sivil idaresi ise yozlaşmaya başlamış ve neticede yolsuzlukların önüne geçilemez olmuştur.[10]

R. Savory, 1685 yılına ait Karmelit rahiplerin raporlarına dayanarak; Hristiyan hükümdarların elçilerinin Safevi ülkesine gelerek Şah’tan Türklere karşı savaş ilan etmesini istediğini fakat Safevi şahları için şarap ve kadından başka kayda değer birşeyin olmadığını gözlemlediklerini söylemektedir. Ayrıca ordu teşiklâtının zayıfladığını ve güvenliğin azalmasına binâen yolcuların soyulduğunu hatta buna bazen asayişten sorumlu resmi görevlilerin de iştirak ettiğini belirtmektedir.[11]

Devlet hazinesinin de önemli ölçüde azaldığı Şah Süleyman devrinde ayrıntılı olarak anlatılacak kayda değer bir olayın yaşanmadığını söyleyen R. Matthee, İngiliz seyyah Jonas Hanway’ın Şah Süleyman devri için “aşırı tembellik, uyuşukluk ve insanlık dışı vahşet dışında kayda değer bir şey yok” ifadesini kullandığı belirtmektedir.[12] Gerçekten de bu ifadeyi doğrulayacak bir şekilde 29 Temmuz 1694 tarihinde 48 yaşında iken aşırı alkol ve cinsel sefahat sebebiyle Şah Süleyman vefat ettiğinde, Safevî ülkesi merkezi otoriteden yoksun kargaşalıklar içinde ve saldırıya açık bir halde idi. Şah Süleyman da Şah Safi ve II. Abbas gibi Kum’a defnedilmiştir.[13]

 

 

 

 



[1] Anonim Osmanlı Tarihi (1688-1704), Yayına Hazırlayan: A. Özcan, TTK, Ankara, 2000, s. 33-34.

[2] Rıza Kulu Han, a.g.e., c. 8, s. 487-488.

[3] Rıza Kulu Han, a.g.e., c. 8, s. 489.

[4] Tufan Gündüz, Kızılbaşlar Osmanlılar Safevîler, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2015, s. 133-134.

[5] Tufan Gündüz, Kızılbaşlar Osmanlılar Safevîler, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2015, s. 133.

[6] P. M. Sykes, a.g.e., s. 301-302.

[7] A. Damla Gürkan Anar, “Safevi Şahlarının Baniliği Üzerine Bir Değerlendirme”, İran Çalışmaları Dergisi, C. 1, S. 1, 2017, s. 136.

[8] George Nathaniel Curzon, Curzon’s Persia, Edited and Introduced by Peter King, Sidgwick & Jackson, London, 1986, s. 88.

[9] Roger Savory, a.g.e., s. 232.

[10] Abdurrahman Ateş, Avşarlı Nadir Şah ve Döneminde Osmanlı-İran Mücadeleleri, Doktora Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta, 2001, s. 11; Douglas E. Streusand, a.g.e., s. 161.

[11] Roger Savory, a.g.e., s. 241.

[12] Rudi Matthee, a.g.e., s. 56, 128.

[13] Yılmaz Karadeniz, a.g.e., s. 55-56; Rudi Matthee, a.g.e., s. 197; Andrew J. Newman, a.g.e., s. 104.


Last modified: Thursday, 2 November 2017, 2:18 PM